Login Form

Istatistikler

Gebruikers
209
Artikelen
1694
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
934544

2017 LEUSDEN DERSLERİ 5

BEŞİNCİ DERS

10 Mart 2017 Cuma

BELÂ ve SABIR

 

Kişinin başına gelenlerin sebeplerini ve kaynaklarını anlatmaya devam ediyoruz.

 

-Kişinin başına gelen Allah’tan olabilir

İnsan bazen kendi iradesi olmadan bazıi şeylerle karşılaşır. Bazı şeylerden mahrum kalır, bazı sıkıntılara uğrayabilir.

Allah (cc) kullarının nimetle denediği gibi zorluklarla da denebilir. Burada kişinin hiç bir dahli yoktur.

Bu gerçeği bilen mü’min isyan etmez, esef etmez, ah vah etmez. Bilir ki Allah’ın kendisi için takdir ettiğinde mutlaka bir hayır vardır.

İlâhi belâ ve musibetlere sabreden şükretmiş olur, şükreden kulluk yapmış olur, kulluk yapan imanının gereğini yapmış olur.

İmanın gereğini yapmak da mutluluktur, huzurdur.

Allah (cc) kuluna bir sıkıntı, yük, musibet, zorluk, daha doğrusu kulun hoşlanmadığı bir şey verdiği zaman onu mutlaka sevap, günahlarına keffaret, daha çok sevap olarak ona geri öder.

Tabir caizse Allah kuluna borçlu kalmaz.

Hastalık, felaket, kaza, afetler, ihtiyarlık, elden ayaktan düşmek, özürlü/engelli olmak, fakir düşmek, kuraklık ve bundan dolayı kıtlık, Allah yolunda çekilen zorluklar birer musibet mi? Evet.

İnsan bunlarla karşılaşır mı? Evet.

Bunlardan dolayı stres olabilir mi? Evet.

O zaman soru şu: Bunları nasıl okuyacağız, nasıl değerlendireceğiz?

 

1-Hayatın bir imtihan olduğunu akıldan çıkarmamak

Öncelikli adım imtihanı anlamaya çalışmak, bir anlam vermektir.

Bu musibet nereden ve neden başıma geldi? Bunda benim rolüm ne, başkalarının rolü var mı, yoksa Allah’tan mı geldi?

Kimse bir zorlukla, nahoş bir durumla karşılaştığı zaman bundan hoşlanmaz. Herkes kendince her şeyi en iyi şekilde yapmaya çalışır ama yine de problemle karşılaşır ve karşılaştığını hak etmediğini düşünür.

Unutmamak gerekir ki zorluklar, sorunlar, hastalıklar, felâketler vb. hayatın bir parçası. Müslüman böyle bir durumla karşılaştığı zaman bütün benliği ile bunun kendisi için bir deneme olduğunu, bunu kendi lehine ve aleyhine çevirebileceğini anlar.

Burada kişinin seçimi sonuç açısından önemli. Kişi seçimine ve yaptığına göre ya iyi bir sonuçla, ya da kötü sonuçla karşılaşacağını bilmeli.

Hayat ve ölüm, doğma ve yaşama birer sınamadır.

اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ ﴿2﴾

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk 67/2)

 

Kur’an, insanın imandaki samimiyetini denemek için hayır ve şerr ile imtihan olunduğunu haber veriyor.

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًۜ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ﴿35﴾  

“Biz sizi bir imtihan olarak hayır fitnesiyle de şer fitnesiyle de deniyoruz. Ve eninde sonunda Bize döneceksiniz.” (Enbiyâ 21/35. Ayrıca bakınız: Tâhâ 20/131.Teğabûn 64/15-16. Enfal 8/27-28. Hûd 11/7 Kehf 18/7. Mâide 5/48. En’am 6/165

Kur’an, insanların sürekli olarak ‘fitne’ ile denendiklerini açıklıyor:

الٓمٓ۠ ﴿1﴾ اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ ﴿2﴾ وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ ﴿3﴾

“İnsanlar, (yalnızca) ‘İman ettik’ diyerek, fitneye uğratılmadan (denenmeden) bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınamadan geçirdik (fitneye uğrattık); Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.” (Ankebût 29/2-3)

Kalbe düşen vesveseden tutun, karşılaşılan her türlü nimet ve zorluk, hayatın geçici güzellikleri ve musibetler, iyi günler ve kötü günler, bize sunulanlar ve elimizde iken geri alınanlar, elem ve kederler birer fitnedir (denemedir).

İnsandaki aşırı istekler, nefis ve hırs her zaman insanı fitneye düşürebilir.

Kişi bazen eşiyle, çocuğuyla, kardeşiyle, akrabasıyla, komşusuyla, dindaşı ile, iş arkadaşıyla denenebilir. Onlardan kaynaklanan hoşlanmadığı şeyleri görebilir, duyabilir karşılaşabilir.

Allah (cc) yolunda çalışmak, emredildiği gibi kulluk yapmak, bütün bir hayatı Allah için ve âhiret hedefi doğrultusunda yaşamak, dünya hayatının cazibesine kapılamamak birer denemedir.

Aklı başında bir müslüman bu duygu ve zaafların kaşısında ne yapacak?

Bunların esiri mi olacak, yoksa şeriate uygun bir şekilde onları hayr ve ma’ruf yolunda mı kullanacak?

Bu pozisyonlarda şuurlu müslüman imtihan edildiğini unutmamalı, bu imtihandan başarılı çıkmanın yollarını aramalı. Bu denemeleri başaranlara müjdeler olsun.

Bütün bunların imtihan sebebi olduğunu unutup; bunların belâ ve musibet, hayatı kendisine zindan etmek üzere başına çöreklenen olumsuzluklar olduğunu düşünen şüphesiz bunalır, canı sıkılır, öfkelenir, başkalarına daha çok kızar, strese girer.

Müslümanlar hayatın bir imtihan olduğuna inanırlar. Onlar bilirler ki, bu gibi imtihanlara sabredenlere Allah katında müjdeler ve mükâfatlar vardır.

Allah (st) bu şekilde imtihan ettiği kullarına, çektikleri her bir sıkıntıya, karşılaştıkları her bir musibete, her bir hastalığa karşılık sevap verir. Hatalarına keffaret sayıp onları affeder. Zorluklarını kolaylığa, zahmetlerini rahmete çevirir. Sabrederlerse kendi katındaki derecesini yükseltir.

Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz.” “Herkesin ameline göre dereceleri vardır. (Bu da) Allah’ın on­lara yaptıklarının karşılığını tastamam vermesi içindir. Aslâ kendi­lerine haksızlık yapılmaz.” (En’am 6/83 Ayrıca bkz: En’am/132. Yûsuf 12/76. Ahkaf,46/19)

Hadislerde hastalıklara ve musibetlere sabretmenin müslümana ecir ve iyi sonuç kazandıracağı söyleniyor.

Ebu Hureyra (ra) şöyle anlattı: “Her kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür” (Nisâ 4/123) âyeti nâzil olunca bu  müslümanlara çok ağır geldi. Bunun üzerine Allah Rasûlü şöyle buyurdu:, "İşlerde orta bir yol tutunuz, daima doğru olanı arayınız. Müslümanın başına gelen her musibette bir keffaret vardır. Hatta meydana gelen bir sıyrıkta, yahut batan bir dikende bile.” (Müslim, el-Birr/14 (52) no: 6569)

Esved şöyle dedi: Aişe (r.anha) Mina'da bulunduğu sırada yanına Kureyş ten bazı gençler girdi. Gençler güler halde idiler. Aişe: -Sizleri güldüren nedir? diye sordu. Gençler: -Fulan kimse çadırın ipi üzerine düşüp kapandı. Boynunun yahut gözünün gitmesine az kaldı dediler. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi. -Sizler (böyle bir musibete) gülmeyiniz. Çünkü ben Rasûllullah’tan işittim, O şöyle buyurdu:

«Kendisine bir diken yahut ondan daha küçük bir şey batınlan hiçbir müslüman yoktur ki, bir dikene mukabil onun lehine bir derece yazılmasın ve yine bu bir dikene mukabil kendisinden bir günah) silinmesin». (Müslim, el-Birr/14-46 no: 6561)

 Müslümana fenalık, hastalık, keder, hüzün, eza, iç sıkıntısı arız olsa, hatta vücuduna bir diken batsa, şüphesiz Allah (cc) musibetlerden biri sebebiyle o müslümanın suçlarını ve günahlarını örter.

Ebu Saîd (ra) ve Ebu Hureyre (ra) Rasûlüllah’ı (sav) şöyle derken işitmişler: “Mümin bir kimsenin başına bir sızı, bir meşakkat, bir hastalık, bir hüzün, hatta kendisini üzen bir keder gelirse bundan dolayı o kimsenin günahlarından (hatalarından) bazısı örtülür.” (Müslim, el-Birr/14 (52) no: 6568. Buhârî, Merdâ/1 no: 5641, 5642. Tirmizî, Cenâiz/1 no: 966. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/303, 335, 3/4, 18, 24,48,61,81)

Hz. Aişe (r.aha) Allah Rasûlü'nü (a.s.) şöyle buyururken işittiğini söylemiş: “Kendisine bir diken yahut ondan büyük bir şey batan hiç bir müslüman yoktur ki onun sebebiyle kendisine bir derece verilmesin ve bir günahı silinmesin.” (Müslim, el-Birr/14 (47-51) no: 6662-6567)

 

-Kur’an’da imtihan

Kur’an deneme, sınav, sınamak anlamında üç kavram kullanıyor: İmtihan, fitne, belâ.

a-İmtihan:

“Me-ha-ne” fiili sözlükte; sınamak, denemek demektir. Başka manaları da var ama konumuz açısından bu iki anlamı alıyoruz.

‘ibtilâ’ (denemek) kelimesi ile aynı manadadır.

İnfial babından “im-te-ha-ne”; birini sınamak, denemek, imtihan etmek, zorluğa (mihnete) düşmek, bir şeyin hakikatini anlamak için düşünüp taşınmak demektir. 

Aynı kökten gelen ‘mıhnet’; şiddet, sıkıntı, meşekkat, belâ, deneme demektir.

İmtihan iki âyette fiil olarak geçiyor

﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ﴿3﴾

“Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ (Allah’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.” (Hucurât 48/3)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَٓاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِهِنَّۚ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِۜ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّۜ وَاٰتُوهُمْ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۜ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقُواۜ ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ﴿10﴾

“Ey inananlar! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihan edin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkârcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkârcılara helâl değildir...” (Mümtehane 60/10)

İnsanların denenmesi bazen imtihan kavramı ile anlaılır.

 

b-Fitne;

b1-Fitne nedir?

‘Fitne’ kelimesinin aslı ‘fe-te-ne” fiili; sözlükte, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin saflığını anlamak için onları ateşte eritmek demektir.

Fitne kavram olarak, deneme ve imtihan, sınama, maddi ve manevi sıkıntı, üzüntü, belâ ve felaketle imtihan etme gibi anlamlara gelir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 559)

“Fitne, çok anlamlılığın en çarpıcı örneklerinden biridir. Fitne kelimesi türevleriyle birlikte 60 yerde kullanılır. Deneme, sınav, mazeret, musibet, skandal, cinnet, işkence ve baskı, iç savaş, savaş, öldürme, günah, saptırma, nifak, küfür, şirk. Bu anlamlar tasnife tabi turulursa, kavramın bireysel ve toplumsal, maddî ve manevî, ahlâki ve akidevî tüm alanlarda kullanıldığı görülür.” (İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 1/342)

Fitne, Allah’tan (cc), ya da kullardan kaynaklanan sıkıntı, musibet, katl (savaş, öldürme), azap vb. hoş görülmeyen fiillerdir.

Bunlar Allah’tan sadır olmuşsa bir hikmete dayanır. İnsanlardan kaynaklanırsa bunun tersi olur. Bundan dolayı Allah (cc) böyle bir fitneden insanları men etmektedir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 559)

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْۜ كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ ﴿191﴾

“Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı (fitne), adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kâfirlerin cezası böyledir.” (Bekara 2/191)

“Fitne burada inanca yönelik her türlü baskı ve zulmü ifade eder. Zira baskı ve işkence altında kalan ölümü temenni eder, ölümün temenni edildiği şey ise ölümden beterdir.” (İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an 1/48)

 

b2-Olumlu anlamıyla fitne;

‘Fitne’ kelimesinin sözlük anlamından anlaşıldığı kadarıyla o, iyiyi kötüden, arı olanı kirli olandan, doğruyu yalancıdan ayıran bir metodtur.

İnsanlar arasında suç, kötülük, kirlilik arttıkça onların karşılaşacağı fitne de çok olacaktır.

Fitne bu anlamda toplumun kirlerini arıtan, temizleyen bir temizleyici gibidir. Nitekim içinde zorlukları, sıkıntı ve meşekkatleri barındıran savaş da bir fitnedir. Savaş bazen, insanların hatalarını, pisliklerini kendi önlerine koyar.

İnanç uğruna belâ ve sıkıntılara uğrama anlamındaki fitne, olumsuz bir anlam taşımamaktadır.

Bu gibi sıkıntılar inanan kişiyi kararlı kılar, iradesini güçlendirir, ahlâkını arındırır. Böyle bir fitne kişiyi ve toplumu dinî yönden geliştirir, onların hatalarını gösterdiği gibi, din uğruna sabırlarını da ortaya koyar. Böylece Allah’ın vereceği karşılığı almalarına zemin hazırlar.

Bu bağlamda ‘fitne’ ile ‘belâ’, yaklaşık aynı anlamdadır.

Zira her ikisinde de insana erişen bir sıkıntı, darlık, zorluk manası vardır. Ne ki ‘fitne’nin kapsamı biraz daha geniştir.

‘Belâ’ yalnızca Allah’tan geldiği halde, ‘fitne’ hem Allah’tan hem de kullardan gelebilir, insan kendisini fitneye düşürdüğü gibi, başkalarını da fitneye uğratabilir.

‘Fitne’ kelimesinde azap, zorluk ve kötülük yönü daha fazladır.

‘Fitne’ öncelikli olarak bir sınav yolu olduğuna göre, hem ni’met sebebiyle, hem de nıkmet’ten dolayı olabilir.

İnsan, karşılaştığı bütün değerlerle imtihana tabi tutulabilir. (Enbiyâ 21/35) 

Demek ki ‘fitne’, yani imtihan bir hikmete bağlı olarak bazen Allah’tan gelir, bazen de kulların bir hatası sebebiyle meydana gelir.

Böyle olunca da ‘fitne’, bizzat o fitneyi meydana getiren için bir uyarı, bir düzelme veya aklını başına alma imkanıdır.

 

b3-Allah’a nisbetle fitne;

Allah’ın (cc) fitne vermesi O’na ait bir hikmete dayanır ve insanın tekâmülüne sebep olur.  İnsanlar zaman zaman fitneye uğratılırlar, yani denemeye tabi tutulurlar.

Kur’an’ın haber verdiğine göre Rabbimiz tarafından peygamberler denendiler. Müslümanlar ve diğerleri de zaman zaman sınandılar ve sınanıyorlar.

 

1-Peygamberlerin denenmesi

Mesela; hz. Süleyman’ı (as) (Sâd 38/34)i hz. Musa (as)  (Tâhâ 20/40. A’raf 7/155) denediler.

Şeytanın peygamberlerin davetine ve hedeflerine gölge düşürme çabası da onlar için bir iman sınavıdır. (Hacc 22/52-53) Buradaki deneme “fitne” kelimesiyle anlatılıyor.

 

2-Müslümanların denenmesi

Müslümanlar için sadece iman etmek yeterli değildir. İmanın kökleşmesi ve sağlamlaşması için mü’minler çeşitli denemelerden geçirilirler.

Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.” (Ankebût 29/2-3. Ayrıca bkz: Enfal 8/17. Âli İmran 3/152, 154. Ahzab 33/11) Her iki âyette de fitnenin fiil hali kullanılıyor.

Ayrıca inkâr edenlerin müslümanlara karşı tavırları bir fitnedir. Böylece müslümanların İslâm’a bağlılıkları denenmiş olur. 

وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِۜ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ اَتَصْبِرُونَۚ وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يرًا۟ ﴿20﴾

“Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.” (Furkan 25/20. Ayrıca bkz: Mümtehine 60/5)

Mü’min, tıpkı madenin deneme kazanında kaynatılması gibi, azapla karşı karşıya getirilir. Böylece samimi müslümanla gevşek müslüman ortaya çıkar. Bu konuda Kur’an şöyle buyuruyor:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِۜ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْۜ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا ف۪ي صُدُورِ الْعَالَم۪ينَ ﴿10﴾

“İnsanlardan öylesi vardır ki, ‘Allah’a iman ettik’ der; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah’ın azabıyla bir tutar. Ama Rabbin’den ‘bir yardım ve zafer’ gelirse, andolsun; ‘biz gerçekten sizlerle birlikteydik’ demektedirler. Oysa Allah, âlemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir?” (Ankebût 29/10)

Allah’ın azabı şüphesiz insanlardan gelecek fitnelerden daha büyüktür.

Mü’minler sürekli bir biçimde bu tür fitnelerle karşılaşacaklar. Bu denemeyi başaranlar, imanlarında samimi olanlar sonsuz mükâfatı kazanacaklar.

Kur’an, mü’minlerin bu şekilde denemeye tabi tutulduklarını haber veriyor.

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ ﴿214﴾

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bekara 2/214)

 

3-İnsanların ve toplulukların denenmesi

Bazı kavimlere elçiler gönderilmesi onlar için ilâhî imtihan sebebidir. Mesela, Sâlih’in (as), kavmi deve ile denenmişti. (Neml 27/47. Kamer 54/27)

Kur’an insanlar birbirlerina karşı tutumları açısından imtihan edildiklerini söylüyor.

  وَكَذٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَاۜ اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِالشَّاكِر۪ينَ ﴿53﴾

“Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?” (En’am 6/53. Ayrıca bkz: Furkan 25/20)

Allah (cc), insanların kimine nimetler, kimine sıkıntı ve darlık vermek suretiyle birbirlerine karşı nasıl tutum takınacakları hususunda onları deniyor. (Heyet, Kur’an Yolu, 2/327)

Her toplum bir başkası için, her insan bir başka kimse için, onun durumunun ve tercihlerinin ortaya çıkması açısından bir fitne aracı olabilir.

Furkan 20. âyet; yalnızca peygamberler değil; her insanın toplumsal varlığı ile diğer kimseler için, onların ahlâkî tercih ve kavrayışlarının ortaya çıkmasını sağlayan bir deneme aracı olduğuna işaret etmektedir. (Esed, M. Kur’an Mesajı, 2/730)

 

4-Ni’met veya külfetle deneme

Fitne, gerçek olanı sahte olandan, iyi olanı kötü olandan, kirliyi temiz olandan ayırmak olduğuna göre, hayatın akışında olumlu ve olumsuz tarafları ortaya çıkabilir.

Fitne, musibetlere taşı tavrını, reaksiyonunu, seviyesini ve kalitesini ortaya koyar.

Kur’an’ın işaret ettiği gibi insan bazen risk taşıyan, mal, mülk, evlat ve sağlık gibi ni’metlerle, bazen de yokluk, hastalık, şeytan ve düşman saldırısı gibi şeylerle denemeye uğratılır.

 وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ ﴿155﴾ 

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bekara 2/155)

Dünya hayatının süsü sahibi için deneme sebebidir.

  وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى ﴿131﴾

“Onlardan bazı zümrelere kendilerine denemek (fitneye uğratmak) için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.” (Tâhâ 20/131)

İnsan imandaki samimiyetini denemek için hayır ve şerr ile imtihan edilir.

Şu âyeti tekrar hatırlayalım. Burada belâ ve fitne kelimeleri birlikte kullanılıyor.

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًۜ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ﴿35﴾  

“Biz sizi bir imtihan olarak hayır fitnesiyle de şer fitnesiyle de deniyoruz. Ve eninde sonunda Bize döneceksiniz.” (Enbiyâ 21/35)

Mal ve evlat insan için bir fitnedir, deneme aracıdır.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿27﴾ وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟ ﴿28﴾

 “Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.

Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır.” (Enfal 8/27-28. Ayrıca bkz: Teğabûn 64/15-16)

Bol rızık ve öteki nimetler (Zümer 39/49),  başa gelen üzüntü ve kederler  (Tâhâ 20/40),   karşılaşılan belâ ve musibetler de (Hacc 22/11) birer fitnedir, denemedir.   

Başkaları insanlardan bazılarına Allah’tan gelen rızık, ilim, kabiliyet, başarı, şeref ve ikram gibi  iyiliklerin sebebini bilmek mümkün olmayabilir. 

Bu gibi şeyler muhatap için bela’dır

Allah (cc) doğru yola giren kimseler için rızkı bollaştırır. Bunun sebebi de onların sükredip şükretmeyeceklerini, takva sahibi olup olmayacaklarını denemektir.

وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقًاۙ ﴿16﴾ لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًاۙ ﴿17﴾

“Yine de ki: “Bana şöyle de vahyedildi: ‘Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.” (Cinn 72/16-17)

Hayat, tekâmül yolunda ilerlemek ise fitnelerin peşpeşe sıralanması doğaldır.

 

c-Belâ

1-Belâ nedir?

‘Belâ’nın aslı “be-li-ye” fiili sözlükte elbise veya kumaş eskidi demektir. Buradan hareketle yolculuk yapan kişi için; “yolculuk onu yordu, yıprattı, bitkin hale getirdi” denir.

Bir şeyi denemek, test etmek manasına da gelir. Yani denemeden sonra bir şeyin yıprandığı, eskidiği bununla ifade edilir. (Yûnus 10/30)  

Denenmek veya bir sınamaya uğramak insanı yıprattığından, bitkin hale getirdiğinden dolayı ‘belâ’ kelimesiyle ifade edilmektedir.

“İnfial babı”ndan gelen “ibtilâ”; imtihan etmek, denemek, sınamak demektir.

Türkçede kullanılan “müptelâolmak” belâya/ibtilâ’ya uğramak demektir.

Belâ veya ibtilâ denildiği zaman bununla bir kimsenin iyi veya kötü yönlerinin ortaya çıkması kasdedilir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 79)

Kur’an’da daha çok denemek, sınamak, imtihan etmek anlamlarında kullanılmaktadır.

Dinin emirleri bir bakıma ‘belâ’dır yani, sınamadır. Çünkü bazı dinî emirler insan bedenine zorluk verir, insanların iyilerini ve kötülerini ortaya koyar.

Şükredenler veya nankörlük edenler bununla belli olur. Zorluklara kim sabredecek, nimetlerin değerini ve sahibini kim bilecek?

 

2-İnsan denenmek için yaratılmıştır

İnsanların denenmesi Kur’an’da fitne kelimesiyle anlatıldığı gibi, bela kelimesiyle de anlatılıyor.

Yalnız unutmamak gerekir ki ‘belâ’ Allah’tan, ‘fitne’ hem Allah’tan hem de kullardan gelebilir, insan kendisini fitneye düşürdüğü gibi, başkalarını da fitneye uğratabilir.

Buna göre insanlara verilen nimetler bir deneme amacına yönelik olduğu bir de belâ kelimesiyle haber verliyor.

Karmaşık bir sudan yaratılan insan Allah (cc) tarafından devamlı denenmektedir. Hayata gelişin amacı da budur.

هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـًٔا مَذْكُورًا ﴿1﴾ اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعًا بَص۪يرًا ﴿2﴾

“Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.” (İnsan 76/2)

Yeryüzünde süs ve geçimlik olarak yaratılan her şeyin yaratılış sebebi; hangi insanın daha güzel amel işleyeceğini, daha güzel davranışta bulunacağını denemek içindir.

اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا ﴿7﴾

“Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık.” (Kehf 18/7. Ayrıca bkz: Hûd 11/7)

Hayat ve ölüm bir sınama zamanıdır.

اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ ﴿2﴾

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk 67/2)

Allah (cc) bütün insanları onlara verdiği nimet, kabiliyet ve imkanlarla denemektedir. (En’am 6/165) Ancak herkesin deneme araçları farklı olabilir.

Allah (cc)’ın insanlar ve toplumlar için bir takım yasaklar ve sınırlar koyması, bazı hükümleri bildirmesi de bir imtihandır.

Bakalım kim bu hükümlere uyacak?

Mesela, Cumartesi yasağı ile imtihan edilen İsrailoğulları gibi. (A’raf 7/163)

Allah (cc) dileseydi insanlar aynı dine inanan tek bir ümmet olurlardı. İslâmdan başka din olmazdı. Ancak Allah (cc), insanlara gönderdiği Peygamberlerle ve ilâhî hükümlerle onları denemek istemektedir. (Mâide 5/48)

İnsanlar arasında yetenek, bilgi, mal ve makam yönünden var olan farklılıkların sebebi de yine ilâhî sınavın bir gereğidir. Allah (cc) şu âyette insanlara verdiği ile onları ibtilâ ettiği haber veriyor.

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ سَر۪يعُ الْعِقَابِۘ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿165﴾

“O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (En’am 6/165)

Kişi ve toplumların zaman zaman gelen sıkıntı, musibet, zorluklar  ve darlıkların sebebi onların akıllarını başlarına almalarını, yanlış yolda olanların düzelmelerini ve isyan içerisinde olanların Allah’a itaate dönmelerini sağlamaktır.

 

3-Peygamberlerin belâya uğratılması

Kur’an peygamberlerin denenmesini bir de “belâ ve ibtilâ” kelimeleriyle anlatıyor.

İnsanlar arasında en fazla denemeye (belâ’ya) peygamberler uğratıldılar. Allah yolunda hiç kimsenin dayanamayacağı eziyet ve sıkıntılarla karşılaştılar. Azgın düşmanlarla, anlamaz ve inatçı topluluklarla, hasetçi kişilerle yıllarca uğraşmak zorunda kaldılar. 

  1. Musa (as) ve kavmi (İsrailoğulları); Firavunun baskı ve zulmüyle denenmişti. Firavun, zulmünü, baskısını ve sömürüsünü onların erkeklerini ve çocuklarını öldürmeye kadar götürmüştü. Şüphesiz bu ve Hz. Musa (as)’nın onu tanrılık davasından ve bu zulümlerden vazgeçirme mücadelesi bir deneme idi.

وَاِذْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِۚ يُقَتِّلُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟ ﴿141﴾

“Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.” (A’raf 7/141. Ayrıca bkz: İbrahim 14/6)

Hz. İbrahim (as) bir takım kelimelerle denenmişti ve o da onları bir bir başarıyla tamamlamıştı. Bunun üzerine Allah (cc) onu bütün insanlığa imam (önder) yapmıştı.

وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِم۪ينَ ﴿124﴾

“Hani Rabbi, İbrahim’i bir takım denemelerden geçirmişti. O da bunları tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim’e ): ‘Seni şüphesiz insanlara imam (önder, kılavuz, nur) kılacağım’ demişti. (İbrahim); ‘Ya soyumdan olanlar ?’ deyince (Allah): ‘Zalimler benim ahdime erişemezler’ demişti.” (Bekara 2/124)

Bilindiği gibi İbrahim (as) ateşe atılmak, oğlunu kurban etmek, Kâbe’yi yapmak gibi sınamalardan geçirilmişti.

 

5-Mü’minlerin ibtilâ edilmesi

Kur’an müslümanların denenmesini “belâ” kelimesiyle de anlatıyor.

Allah (cc) bütün müslümanları, onların arasında kendi yolunda sabırla cihad edenleri (kendi yolunda çalışıp-gayret edenleri) bilip ortaya çıkarıncaya kadar onları denemeye tabi tutacaktır.

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّٰى نَعْلَمَ الْمُجَاهِد۪ينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِر۪ينَۙ وَنَبْلُوَ۬ا اَخْبَارَكُمْ ﴿31﴾

“Andolsun, içinizden, cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumunuzu ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.” (Muhammed 47/31)

Müslümanların kafirlerin fitnesi sebebiyle savaş ile karşılaşmaları da bir deneme sebebidir. (Enfal 8/17)

 Allah yolunda çalışmanın, yalnızca kuru bir iddia ile değil; bizzat pratik faaliyetlerle olması gerekiyor.

Mü’minler bazen zorluklar, felaket, çile ve sıkıntılarla karşılaşabilirler.

Vahye inanmayanlardan incitici sözler işitebilirler.

Bazen hakları ellerinden alınır, bazen alay edilebilirler.

Kimi zaman ambargoya uğratılırlar, kendilerine yüz verilmeyebilir.

Hatta işkenceye uğrayabilirler.

Malları, rahatları ve hatta canları bile gidebilir. Bütün bunlar da onlar için şer gibidir, mutsuzluk sebebidir.

Bazen de Allah (cc) müminlere hayır yönünden nice şeyler nasib eder. Onlara dünyalıklar, imkanlar, rahatlıklar ve zaferler verebilir.

Bunların hepsinin sebebi ‘belâ’dır-ibtilâ’dır, yani denemedir. Yukarıda geçtiği gibi.

Mü’minlere emanet olarak verilen mallar ve canlar da birer deneme aracıdır. İnsan malı nerede kazanıp nereye harcamaktadır? Kendisine emanet edilen hayatı neyin uğrunda geçirmektedir?

  كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ﴿185﴾

لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ ﴿186﴾

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.

Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.” (Âli İmran 3/185-186)

Allah (cc) müslümanlara da sıkıntı, musibet ve zorluklar verebilir, onları sabırla deneyebilir. Onlar eğer başlarına gelen belâlara sabrederlerse daha çok sevap kazanırlar, Allah katında dereceleri yükselir. (Bekara 2/155-156)

Kur’an, nimet verilerek denemeye tabi tutulan insanların yanlış tutumunu şu şekilde haber veriyor:

فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَكْرَمَنِۜ ﴿15﴾ وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَهَانَنِۚ ﴿16﴾

“Fakat insan, ne zaman onun Rabbi kendisini bir denemeden geçirse, ona bir ikramda bulunsa, onu nimetlere koysa; ‘Rabbim bana ikramda bulundu’ der. Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, hemen der ki: ‘Rabbim bana ihanette bulundu’.” (Fecr 89/15-16)  

Mü’min insan, nimetin azlığının veya çokluğunun bir deneme olduğunun şuurundadır. Bu yüzden nimet bol olduğu zaman şımarmaz, malı ile kibirlenip yoldan çıkmaz. Nimet az olduğu zaman da Allah’a şikâyette bulunmaz.

O nankör değil, sükredici olmaya çalışır. Bilir ki, gecici olan dünya hayatı bir imtihan yurdudur. Bu hayatının devamını sağlayan her şey de bir sınama-imtihan aracıdır.

Bu sınavın hikmetini anlayanlar ve gereğini yapanlar kazanacaklardır.

 

6-İlâhi belâlar ve fitnelerin maksadı

ya bir uyarıdır,

ya denemedir,

ya keffarettir,

ya kaliteyi ortaya çıkarandır,

ya da daha çok sevap kazanma sebebidir.

 

7-Belalara sabır mutluluk ilişkisi (hz. Eyyub örneği)

Kur’an’da kıssa var. Ama Kur’an hikâye anlatmıyor.

Kur’an, kıssalarını canlı, haraketli, aktif ve uyarıcı bir tarzda sunmaktadır. Onun kıssaları tarihte olmuş bitmiş hikayeler gibi değildir.

Belki olaylar peygamberlerin hayatında olmuştur ama, onların arka planındaki ibretler, dersler, hükümler ve imanı artırıcı mesajlar sürekli diri kalmaktadır.

Kıssalar sürekli bir şekilde kişiyi Rabbi ile, kendisi ile, hayat ve ölüm ile, mükâfat ve ceza ile, nimetler ile ve bu nimetlere teşekkür ahlakı ile, iyi ve kötü ile, belâ ve sabır ile yüzyüze getirmektedir.

Kur’an kıssaları adeta yürüyen, devam eden tarih sahneleri, kul ile Allah arasındaki fıtrî ilişkinin seyir defteridirler.

İnsan bu canlı tabloda kendini, hayatın yaratılış gerçeğini bulur, itaatin yüceliğini, isyanın seviyesizliğini, yeryüzünde bozgunculuğa kalkışanların şirretliklerini bulur.

İnsan onlarda saadetin ve şekâvetin (bedbahtlığın) açık gerçekleşmiş halini görür.

Kur’an, insanları somut hedeflere, yaratılış gayesine ve fıtrata çağırıyor. Peygamber kıssaları bunun gerçekleşmiş şeklidir.

Bu kıssalar, Kur’an’ın hedefinin hayali, onun davetinin boş bir çağrı olmadığını gösterir. Çünkü onların yaptıkları ile Kur’an’ın daveti temelde birdir.  

Mü’minler peygamberlerin hayatında Allah’a teslim olmanın, bağlılığın ve aşkın, O’nun uğrunda çaba harcamanın ve fedakârlığın nasıl olacağını görürler.

Kişiliğini vahyin ölçüleriyle kuran, kendisine verilenlerden razı olan tipleri görürler. Allah’ın huzurunda kulun takınabileceği en üstün edep örneğini onlarda bulurlar.

Doğruluğun, dürüstlüğün, ihlasın, temizliğin, şükrün, takvanın, sabrın, teslimiyetin, tevazunun, vakarın, cömertliğin, azmin, iyi ahlâkın en güzel sembolü onlardı.

Eyyûb kıssası da böyledir.

Bu kıssa Eyyûb’un başına gelenlere “ah ah, vah vah etme”, ya da “helâl olsun adama ne de sabırlı imiş” demek için anlatılmıyor.

Özellikle sabredan ve şükreden bir kul nasıl olur, Allah’tan gelene nasıl teslim olunur, Allah’tan ve O’nun hükmüne nasıl razı olunur, onu öğretiyor.

Musibetlere sabredenlerin nasıl mutlu olabileceğini,  Allah’tan gelenlere razı olanların nasıl sekineye ulaşabildiğini onda görüyoruz.

Kur’an’da Eyyûb ismi dört âyette geçiyor.

İki âyet diğer bazı peygamberlerle birlikte onu ve bütün peygamberlere verilen bazı üstünlükleri söz konusu ediyor. Peygamberler tek bir kafilenin seçkin fertleridir. Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve O’nun torunları, İsâ, Yûnus, Hârun, Süleyman, Dâvûd, Mûsâ (a.s) ve diğerleri…

Hz. Eyyûb da onlardan biridir. (Nisâ 4/163. En’am 6/84)

İki âyet de ondan ve destansı teslimiyet ve sabrından söz ediyor:

Sad Sûresinde hz. Davûd (as) ve onun oğlu hz. Süleyman’a verilen farklı nimetler sıradıktan ve onların durumunu anlatıldıktan sonra Hz. Eyyûb’un (as) zorluk ve bedensel azap karşısındaki yüce sabrı övülmekte, arkasından da diğer peygamberlerden, onların üstün kişiliklerinden, Allah’a bağlılıklarından örnekler verilmektedir.

وَاذْكُرْ عَبْدَنَٓا اَيُّوبَۢ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍۜ ﴿41﴾ اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ ﴿42﴾

وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ﴿43﴾ وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِه۪ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًاۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ﴿44﴾

“(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.

Biz de ona, “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su” dedik.

Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik.

Şöyle dedik: “Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.”Gerçekten biz Eyyûb’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.” (Sâd 38/41-44)

Enbiyâ sûresinde de Süleyman (as) kıssasından hemen sonra Sâd Sûresinde olduğu gibi Hz. Eyyûb ve O’nun dillere destan sabrı söz konusu edilmektedir.

وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ ﴿83﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ ﴿84﴾

“Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti.

Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik

Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere

ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.” (Enbiyâ 21/83-84)

Hz. Eyyûb’un derdinin boyutlarını bilmiyoruz. Ama “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” dediğine göre derdi, yani uğradığı belâ büyüktü.

 

-Eyyûb’un sabrı

Bütün peygamberlerde en üstün ahlâk ve kişilik örnekleri vardır. Ancak bazı peygamberlerin kimi özellikleri, diğerlerine göre biraz daha fazla öne çıkmaktadır.

Söz gelişi, bütün peygamberler cömerttir. Ancak Kur’an, hz. İbrahim’in cömertliğini biraz daha ön plana çıkartıp övmektedir.

Bütün peygamberler günahsız olmalarına rağmen sürekli Allah’a sığınırlar, O’na tevbe ederlerdi. Ama Kur’an hz. Adem’in Cennetteki hatasından dolayı yaptığı tevbeyi övmekte ve tevbesinin kabul edildiğini bildirmektedir.

Allah’ın bütün peygamberleri adil idiler. Verdikleri kararlar isabetli, adalet ölçülerine uygundu. Bütün Peygamberler ilim sahibi idi. Hepsi de Allah’tan vahy yoluyla insanların sahip olamadığı ilmi almışlardı. Ancak Kur’an Hz. Davud ile oğlu Hz. Süleyman’ın ilimlerini ve hükmetmedeki adaletli kararlarını övmektedir.

Bütün peygamberler iffetli ve dürüst idiler. Ama Kur’an Yusuf’un (as) iffetini ve dürüstlüğünü daha fazla ön plana çıkarıyor.

Bütün peygamberler Allah (cc) yolunda, davetlerini yaparken karşılaştıkları zorluklara karşı sabırlı idiler. Ama Eyyûb’un (as) sabrı biraz daha fazla dikkat çekmektedir.

Kur’an, Eyyûb’un (as) bu tavrından övgüyle söz etmektedir.

Son peygamber Muhammed (sav) ise peygamberlere ait özelliklerin pek çoğuna sahipti .

Şimdi sabrın ne olduğunu kısaca açıklayalım.

-Sabır ne demektir?

‘Sabır’, sözlükte, darlıkta kendini tutma demektir.

‘Sabır’, aklın ve şeriatın gerektirdiği durumlarda nefsi hapsetme, kendine hakim olmadır. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, 403)

‘Sabır’, genel bir kavramdır. Yalnızca acılara ve felâketlere dayanma, katlanma değildir.

Sözgelimi, musibet ve felâket zamanında dayanmak, tahammül göstermek sabırdır. Bunun zıddı; acelecilik ve dayanıksızlıktır.

Zorluğuna rağmen Allah yolunda çaba göstermek (cihad) sabırdır. Bunun zıddı; korkaklık ve İslam uğrunda çaba göstermekten fïrardır.

Zevk vermesine rağmen günah işlemeye direnmek sabırdır, bunun zıddı nefsine yenilmektir.

Hakka bağlanmak, hakkı savunmak, hak üzere hareket etmek, hakta sebat etmek sabırdır. Bunun zıddı savrulmaktır, hevâya yenilmektir.

Güçlüğüne rağmen eşyayı ait olduğu yere koymak sabırdır, bunun tersi zulümdür.

Sâlih amel işlemeye devam etmek ve karşılığında Allah’ın takdirini beklemek sabırdır, tersi ise takdire razı olmamak, kabalıktır.

Allah’ın emirlerini yerine getirmek, nefsin hoş gördüğü ama aklın ve dinin hoş görmediği şeylerden kaçınmak sabırla olabilir.

İslâmî davet, islâmî faaliyetler, Allah yolunda infak, bu uğurda sıkıntılara dayanma ancak sabırla olur. Allah yolunda çalışan mü’minler bu uğurda sabırlı olurlar ve sabrın şartlarını yerine getirirlerse; Allah (cc) onları destekleyecektir.

بَلٰٓىۙ اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُسَوِّم۪ينَ ﴿125﴾

“Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.” (Âli İmran 3/125 Ayrıca bkz: Âli İmran 3/186. A’raf 7/137. Nahl 16/96)

Her ne şekilde olursa olsun, başına Allah’ın takdiriyle bir belâ gelen , yani ibtilaya uğrayan bir mü’min hz. Eyyûb’u kendisine örnek alarak sabretmeli, şükretmeli, Allah’ın kendisi için uygun gördüğünden razı olmalı.

Zira böyle yapmak hem imandır, hem sekinedir, hem mutluluktur, hem de böyle yapanlar kazanırlar.

Mikdad İbnu'l-Esved (ra) anlatıyor:  “Resûlullah (sav) buyurdu ki: “Bahtiyar, fitneden kaçınan kimse ile belâlarla karşılaşınca sabreden kimsedir. Ne mutlu ona!” (Ebu Davûd, Fiten/2 no: 4263)

 

Hüseyin K. Ece