Sözlükte ve kavram olarak nasihat, Kur'an'da nasihat, olumsuz nasihat, nasuh tevbe, nasihat hadisi hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
22.10.2024 – 18 Rebiu’l-âhir 1446 Zaandam
22.Eksik veya Yanlış Bilinen Kavramlardan; NASİHAT
YA DA KUR'ANDA NASİHAT KAVRAMI
-Sözlükte nasihat
Nasihat kelimesi çok anlamlı bir kelime olup onu Türkçe’de bir anlam ile açıklamak yetersizdir.[1]
‘Nasihat’, ‘ne-sa-ha’ kökünden türemiştir. Bu da sözlükte “bir şey saf, hâlis olmak, kötülük ve bozukluktan uzak bulunmak, iyi niyet sahibi olmak ve başkasının iyiliğini istemek” demektir.
‘Ne-sa-ha’ fiilinde iki anlam öne çıkmaktadır:
Birisi ya hâlis ve saf olmak, ya da hâlis yapmak. “Nesahtü lehu’l-vüdde-On karşı sevgimi hâlis (saf), samimi yaptım” şeklinde söylenilir.
Diğeri de söküğü dikmek, yırtığı yamamak sûretiyle onarıp düzeltmek anlamı... Nitekim elbisenin dikişine ‘nesahatü's-sevb’ denilir.[2]
Bu iki anlam arasında bir ilişki kurularak kendisine nasihat edilen kimsenin hayrını ve iyiliğini yürekten istemek manasına ulaşılmıştır.
Aynı kökten gelen ve onun özne (fâil) ismi olan ‘nâsih’ diken (dikici), nasihat eden, başkasının iyiliğini isteyen demektir.
‘Nasûh’ ise; bu fiilin ya ihlaslı olmak ve hâlis yapmak manasından, ya da muhkem (sağlam) kılmak anlamından gelir.[3]
İçinde aldatma duygusu olmayan, kalbi hâlis kimselere “nâsih veya nasûh” denmiştir. Nitekim Kur’an’da içten, ihlaslı ve samimi olan tevbeye ‘tevbe-i nasûh’ denir.
Hâlis ve temiz olan her şey için ‘ne-sa-ha’ fiili kullanılır. Dil bilgini Esmâî göre ‘nâsıh’ balın ve başka şeylerin hâlis oluşunu anlatır. ‘Nâsıhu’l-asel; balın hâlis, saf olması demektir.
Yine aynı kökten gelen ‘nush’, bir kimsenin düzelmesini sağlayan sözü veya fiili araştırmak, bir şeyi saflaştırmak (yabancı maddelerden ayırmak), samimi olmak anlamlarına gelir.
- Kavram olarak nasihat
‘nush-nasihat’; öğüt ve akıl verme, yol gösterme demektir.
Başka bir deyişle ‘nush’; kişinin arkadaşının faydasına bir fiile, ya da söz söylemeye yönelmesi demektir.
Ya da ameli bozan şeylerden onu arındırmaktır, yani bir ameli ihlasla yapmaktır.
‘Nush’u biraz daha açacak olursak; insanları iyiye ve güzele sevketmek için yapılan güzel konuşma, va’az, öğüt, tavsiye, ihtar ve ibret verici ders ve ifadeler demektir. Türkçe’ye de bu anlamı geçmiştir.[4]
Şair Ziya Paşa 'nush'u bir şiirinde şöyle kullanıyor:
“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”
‘Ne-sa-ha’ kökünden gelen ‘nasîhat’ masdarı genel olarak;
başkasının hata ve kusurunu gidermek için gösterilen çaba gösterme, iyiliği teşvik, kötülükten sakındırmak üzere verilen öğüt,
faydalı veya zararlı konularda kişiyi aydınlatma
ve bu yönde gösterilen gayret mânalarında kullanılmaktadır.[5]
Kısaca ‘nasihat’ içinde iyilik bulunan şeye çağırma, içinde bozukluk bulunan şeyden de sakındırmaktır.[6]
Bu da “emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker”e benzer ve islami davetin bir parçasıdır. İnsanları Allah’a ve O’na kulluk yapmaya davet eden, bir anlamda onlara ‘nasihat’ ediyor demektir.
‘Nesaha’ fiilinin, arı-duru olma manası dikkate alındığında ‘nush’, iyi niyetle muhatabın iyiliğini isteyerek eksiklikleri düzeltip ıslah etmek (tıpkı elbisenin söküğünü dikmek gibi), öğüt, vaaz vermek mânâsına gelir ki nasihat, o verilen öğüdün ismidir.[7]
‘Nasihat’, insanları doğru yola, faydalı olan şeylere davet, zararlı olanlardan kaçınmaya, Yaratıcı önünde samimi olmaya bir çağrı, samimimiyetle başkasının iyiliğini isteme, başkasının da niyetinin ve işlerinin arı-duru olmasına bir teşviktir.
- Kur’an’da nasihat
‘Nush ve nasihat’ kelimelerinin kökü olan ‘ne-sa-ha’, Kur’an’da on iki âyette önüç defa isim ve fiil şeklinde geçmektedir.
Ancak ‘nasihat’ şeklinde Kur’an’da yer almamaktadır.
Hadislerde ise hem ‘ne-sa-ha’ fiili ve ‘nasihat’ kelimesinin türevleri sıkça kullanılmış.
Peygamberler, görevli olarak geldikleri toplumlara ‘nasihat’ etmişlerdi.
Buradaki nasihatin, onların iyiliğini istemek, onları hayra teşvik etmek, günahlardan arındırıp samimi bir kalple Allah’a yönelmelerini istemek manasında kullanıldığı açıktır.
Kur’an peygamberlerin bu görevini anlatırken ya ‘ne-sa-ha’ fiilini, ya da “ben sizin için bir nasihat ediciyim (nâsih)” kalıbı kullanıyor.
Mesela Nûh (as) kavmine şöyle diyordu:
أُبَلِّغُكُمۡ رِسَٰلَٰتِ رَبِّي وَأَنصَحُ لَكُمۡ وَأَعۡلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ ٦٢
“Size Rabbimin risaletini (peygamberliği) tebliğ ediyorum. (Ayrıca) size nasihat ediyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah’tan biliyorum.” (A’raf 7/62)
Kendilerine ‘nasihat’ edip Hakka davet ettiği hâlde yüz çevirdikleri için cezalandırılan kavmine Şuayb (as) da benzeri şeyleri söylüyordu.
فَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَٰقَوۡمِ لَقَدۡ أَبۡلَغۡتُكُمۡ رِسَٰلَٰتِ رَبِّي وَنَصَحۡتُ لَكُمۡۖ فَكَيۡفَ ءَاسَىٰ عَلَىٰ قَوۡمٖ كَٰفِرِينَ ٩٣ (A’raf 7/93)
Sâlih’in (as) durumu da bundan farklı değildi. Allah (cc) Semûd kavmine onu peygamber olarak gönderdi. Onlar Sâlih’i dinlemedikleri gibi, ona ve onun davetine karşı kibirlendiler, meydan okudular.
Bunun üzerine Sâlih (cc) onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi:
فَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَٰقَوۡمِ لَقَدۡ أَبۡلَغۡتُكُمۡ رِسَالَةَ رَبِّي وَنَصَحۡتُ لَكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُحِبُّونَ ٱلنَّٰصِحِينَ ٧٩
“Ey kavmim, andolsun, size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size nasihat ettim (nasahtu).
Ama siz nasihat edenleri (nâsihûn) sevmiyorsunuz.” (A’raf 7/79)
Yine Hûd (as) da benzer şeyleri söylüyor ve kavmi için bir ‘güvenilir nasihatçı-öğüt verici’ olduğunu belirtiyordu. Burada da ‘nesaha’ fiilinin özne ismi (âil) kullanılıyor. O kavmine şöyle diyordu:
أُبَلِّغُكُمۡ رِسَٰلَٰتِ رَبِّي وَأَنَا۠ لَكُمۡ نَاصِحٌ أَمِينٌ ٦٨
“Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm (nâsih’im).” (A’raf 7/68)
Bazı insanlar kendi iyiliklerini isteyenleri bilmezler ve iyiliklerini takdir etmezler. Böyleri iyiliklere karşı nankörlük yapmayı marifet sayarlar.
Hûd (as) azmış bir kavme kendi nasihatının fayda vermeyeceğini söylüyor.
وَلَا يَنفَعُكُمۡ نُصۡحِيٓ إِنۡ أَرَدتُّ أَنۡ أَنصَحَ لَكُمۡ إِن كَانَ ٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يُغۡوِيَكُمۡۚ هُوَ رَبُّكُمۡ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ٣٤
“Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek (insahu) istesem de, öğüdüm (nushî) size fayda vermez. (Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve (nihayet) O'na döndürüleceksiniz." (Hûd 11/34)
Bu âyette hem ‘ne-sa-ha’ fiil, hem de nush (nasihat) kelimesi kullanılmış.
Şu âyetlerde ‘nasihat’ın, birinin iyiliğini istemek manasında geçtiğini görüyoruz. Birine öğüt ve akıl vermek, yol göstermek, yanlışına işaret etmek, doğru olana teşvik etmek, hatasını önlemeye çalışmak da onun hakkında iyilik ve hayr istemektir.
Yûsuf’un kardeşleri onu yanlarında götürmek isterlerken babalarına şöyle dediler:
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأۡمَ۬نَّا عَلَىٰ يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُۥ لَنَٰصِحُونَ ١١
“... "Ey babamız! Sana ne oluyor da Yûsuf hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz (nâsihun).” (Yûsuf 12/11)
Burada ‘ne-sa-ha’ fiilinin özne ismi olan nâsih’in kullanıldığını görüyoruz. Bu da nasihat eden, iyiliğini isteyen, onun lehinde olumlu düşünen demektir.
Bu örneği bir de Musa (as) ile ilgili bir pasajda görüyoruz. Musa’(as) kazara bir kiptînin ölümüne sebep olmuştu. Onun cezalandırılmak istenmesini duyan saraydaki iyi niyetli ve merhametli bir görevli durumu ona anlatıp buradan uzaklaşmasını öğütledi ve
وَجَآءَ رَجُلٞ مِّنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ ٱلۡمَلَأَ يَأۡتَمِرُونَ بِكَ لِيَقۡتُلُوكَ فَٱخۡرُجۡ إِنِّي لَكَ مِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ ٢٠
“Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim” dedi.” (Kasas 28/20)
Buradaki nâsih’ın birinin iyiliğini istemek manasında olduğu açıktır.
‘Nasihat’, bir âyette iyiliğini istemek anlamıyla birlikte bakımını üstlenmek, ilgilenmek, iyi davranmak anlamında geçiyor.
Bebekken suya bırakılan ve bulunup Firavun sarayına getirilen Musa ile ilgili Rabbimiz şöyle diyor:
وَحَرَّمۡنَا عَلَيۡهِ ٱلۡمَرَاضِعَ مِن قَبۡلُ فَقَالَتۡ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰٓ أَهۡلِ بَيۡتٖ يَكۡفُلُونَهُۥ لَكُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ نَٰصِحُونَ ١٢
“(Ablası) Size, onun bakımını namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak (nâsihun) bir aile göstereyim mi? demesinden önce ona başka sütü haram kıldık.” (Kasas 28/12)
- Olumsuz anlamıyla nasihat
Yol gösterme, akıl verme, iyiliği isteme anlamındaki ‘nasihat’ bazen yanlışa, günaha, isyana yönelik olabilir.
Kendi yaptıklarını doğru zanneden, inandığı bâtıl’ı en doğru yol kabul eden, hatta Allah’ın emrine aykırı davranmayı iyilik sanan nice kötüler, başkalarına bu anlamda ‘nasihat’ ederler, onları kendi yanlışlarına ve hatalarına davet ederler.
Nitekim şeytan Âdem (as) ile eşini Cennet’teki yasak meyveden yeme konusunda kandırdı ve sonra da;
وَقَاسَمَهُمَآ إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ ٢١
“Ben sizin için bir nasihatçıyım-öğüt verenlerdenim” diye yemin etti.” (A’raf 7/20-21)
- Nasûh tevbe
‘Nasûh’ ‘ne-sa-ha’ fiilinin mübalağali özne ismidir. (Sabûr-çok sabreden, şekûr-çok şükreden kalıbına benzer).
Nasûh; çok saf, hâlis, samimi, ihlaslı, sağlam dikiş demektir.
Kur’an’da hâlis tevbenin bir sıfatı olarak kullanılmaktadır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ تُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ تَوۡبَةٗ نَّصُوحًا عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَيُدۡخِلَكُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ يَوۡمَ لَا يُخۡزِي ٱللَّهُ ٱلنَّبِيَّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥۖ نُورُهُمۡ يَسۡعَىٰ بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَبِأَيۡمَٰنِهِمۡ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَتۡمِمۡ لَنَا نُورَنَا وَٱغۡفِرۡ لَنَآۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ٨
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar...” (Tahrim 66/8)
Nasûh, tevbenin sıfatı olarak hâlis, ciddi, temiz bir tevbe veya insanın dinini ve ahlâkını çok iyi ıslah edecek te'sirli bir tevbe anlamındadır.
‘Nesaha’nın sağlam dikmek anlamını esas alacak olursak ‘nasûh’ kelimesinin içten ve gönülden yapılan samimi tevbelere sıfat olmasının sebebi, günahlarla yırtılan dinin tevbe ile yeniden dikilmesinin kasdedildiği söylenebilir.[8]
‘Nasûh tevbe’; hâlis, katışıksız manası taşıdığı gibi, düzeltici ve onarıcı anlamına da gelir. Âyetteki ifade tevbenin tam manasıyla pişman olma ve pişman olduğu o işe bir daha dönmeme azmini içermesi gerektiğini göstermektedir.[9]
‘Nasûh’, tevbe edenlerin sıfatıdır. Onlar tevbe ile nefislerini arı-duru yaparlar. Bu nefsi arındırma, çirkin bir fiili çirkin olduğu için terketme, yaptığı yanlıştan pişmanlık duymadır. Aynı hataya sütün memeye dönmediği gibi dönmemeye azmetmektir.[10]
- Nasihat samimi olmaktır
Özürlü, hasta veya savaş masraflarını karşılayacak maddî güçten yoksun olanları savaşa katılmaktan muaf tutan bir âyette bunların Allah ve Rasûl’ü için nasihat faaliyetinde bulunmaları hâlinde sorumlu tutulmayacakları ifade edilmektedir.
Allah’a ve Rasûlü’ne öğüt vermek söz konusu olmayacağına göre, bu âyette nasihat Türkçe’deki öğüt ve akıl verme anlamında değil,
fiilin sözlük manasındaki samimi olma, iman sözüne sâdık kalma, ya da amellerinde ihlaslı davranma, verilen söze bağlı kalma demektir.
لَّيۡسَ عَلَى ٱلضُّعَفَآءِ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرۡضَىٰ وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُواْ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦۚ مَا عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِينَ مِن سَبِيلٖۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٩١
“Zayıflar, hastalar, infak edecek bir şey bulamayan yoksul kimseler için, Allah’a ve Rasûlüne karşı samimi oldukları sürece (izâ nesehû) bir sorumluluk yoktur...” (Tevbe 9/91)
Bu gibi müslümanların Allah yolunda infak etmekten muaf tutulmaları, Allah ve Rasûlü’ne sâdık kalmaları veya bu yolda öğütte bulunmaları şartına bağlanmıştır.
Bundan maksat fitne ve bozgunculuk etmeden yalan haberler yaymadan durmaları, imkan nisbetinden savaşa katılanların ailelerine destek ve yardımcı olmak gibi hayırlı çabalar içinde olmalarıdır.[11]
Bir şeyin nush bulması onun hâlis, arı-duru, aldatmadan/kandırmadan uzak olması demektir.
Bir kimsenin diğerine nush ile söz söylemesi (nasihat etmesi) ona karşı samimi olması, onun iyiliğini istemesi demektir.
Eğer bu ‘nush-nasihat’ Allah’a ve Peygambere karşı söz konusu ise burada samimiyet ve ihlas kasdediliyor demektir.
Bu noktada “Din nasihattır” hadisi hatırlanmalıdır.
- Din nasihattır (en-dinu’n-nasiha)
Nasihat kelimesinin muhteva zenginliğini bir hadiste buluyoruz.
Ne var ki hadiste dinin kendisi ile tanımlandığı ‘nasihat’ kavramının anlam kaymasına uğraması veya anlamlarından sadece bir tanesinin öne çıkarılması ve bu şekliyle dilimize çevrilmesi dinin dörtte birine denk olduğu kabul edilen bu hadisin yanlış anlaşılmasına yol açmıştır.[12]
Bazı rivâyetlere göre Peygamber (sav) bunun önemini vurgulamak için üç defa tekrar ederek; “Din nasihattır” dedi. Sahabeler; “Kime (yahut kim için) diye sordular. O da “Allah’a, Kitabına, Rasûlüne, müslümanların (meşru) idarecilerine ve bütün müslümanlara” dedi.”[13]
Ebû Hâtim el-Büstî, “Din nasihattir” hadisini zikrettikten sonra, Peygamber’in (sav) müslümanlarla biatlaşırken namaz kılıp zekât vermeleri yanında diğer müslümanlara karşı dürüst ve samimi davranmaları hususunda onlardan söz aldığına[14] dikkat çekmiş,
herkesin insanlara iyi niyetle yaklaşmasının bir görev olduğunu belirtmiş ve bu anlamda nasihati bir dostluk şartı olarak değerlendirmiştir.”[15]
Cerir b. Abdillah şöyle demiştir: “Rasûllah’a vardım ve sana İslâm üzere biat etmeye geldim dedim. O da benim ellerimi tuttu ve her müslüman için nasihat sözü aldı. Ve sonra her kim insanlara merhamet etmezse Allah da ona merhamet etmez dedi.”[16]
Peygamber’in (sav) Cerir’den aldığı söz Müslümanlara öğüt verme sözü değil, saflarına katıldığı Müslümanlara karşı samimi olup, ikiyüzlü bir nifak içinde olmama sözüdür.
Bir hadiste müslümanın müslüman üzerinde hakları sayılırken bunların arasında gıyabında ona karşı samimiyeti elden bırakmamak olduğu söyleniyor.[17]
Ebu Umâme’nin rivâyet ettiğine göre Peygamber (sav) eşine karşı samim olan kadınları da övmüştür.[18]
Makil b. Yesar şu hadisi naklediyor “Allah herhangi bir kulunu bir topluma idareci yapar da o idareci halkını samimiyetle kuşatmazsa Cennetin kokusunu bile duyamayacaktır.”[19]
Buna benzer hadislere nasihat/nush samimiyet, ihlaslı olmak, bağlılık ve sadâkat gibi manalarda kullanılıyor.
Bu hadislerde nasihat/nush kelimesi öğüt ve tavsiye anlamında değil.[20]
İslâm bilginleri bu hadisteki ‘nasihat’ın şu anlamlara gelebileceğini söylemişlerdir:
1-Allah için nasihat: O’na inanmak (dini ona hâlis kılmak), O’na şirk koşmamak, bütün üstün (kemâl) sıfatların O’na ait olduğunu kabul etmek, noksan sıfatlardan O’nu tenzih/tesbih etmek, O’na her konuda itaat etmek, O’nun nimetlerine şükretmek, şehâdet sözüne sâdık olmak, imanda ve ibadette ihlaslı ve samimi olmak.
2-Rasûlüllah için nasihat: O’nun peygamberliğini doğrulamak, getirdiği şeylere iman etmek, ona sadâkatle bağlı olmak, emir ve yasaklarına uymak, Sünnetini izlemek, O’nun davetini yaymak, onun ahlâkıyla ahlâklanmak ve bütün bu konularda samimi olmak.
3-Allah’ın kitabı için nasihat: Onun ilâhî kitap olduğunu kabul etmek, ona yaklaşımda samimi olmak, onu anlayarak okumak, hükümleriyle amel etmek, onu başkalarına ulaştırmak, insanları onun ahlâkına davet etmek.
4-Müslüman yöneticiler için nasihat: Onlara karşı gelmemek, hak olan işlerde onlara yardım etmek, yanlışlarını güzel bir yolla düzeltmeye çalışmak.
5-Müslümanlar için nasihat: Din ve dünya işlerinde onlara yol göstermek, onların hakkını korumak, ayıplarını örtmek, yardımda bulunmak, onlara karşı dürüst ve samimi olmaktır.
-Sonuç
Ebu Süleyman el-Hattabî demiştir ki: “Âyet ve hadislerde geçen nasihat, kendisi için yapılan ve samimiyet gösterilen kimse için hayır düşünüldüğünü ifade eden bir kelimedir. Nasihata tek bir mana vermek, doğru ve mümkün değildir.”[21]
[1] İbnu Manzur, Lisânu’l-Arab, 2/268-269. Görmez, Prof. M. Hz. Peygamber’in Bir Hadis-i Şerifinde Din Tanımı, Diyanet Aylık Dergi, Şubat 2014, Sayı 278
[2] Elmalılı, H. Y. Hak Dili Kur’an Dili (sad.), 8/164
[3] Isfehânî, R. el-Müfredât, Kahraman Yay. İstanbul 1986, s: 753
[4] Çağrıcı M. TDV İslam Ansiklopedisi, 32/408
[5] İbni Manzur, Lisânü’l-Arab, 14/268. Çağrıcı, M. TDV İslâm Ansiklopedisi, 32/408
[6] Cürcânî, M. ibnu Ali. et-Ta’rifât, s: 237
[7] Elmalılı, H. Y. Hak Dili Kur’an Dili, 8/164
[8] Görmez, Prof. M. Hz. Peygamber’in Bir Hadis-i Şerifinde Din Tanımı, Diyanet Aylık Dergi, şubat 2014, sayı 278
[9] Heyet, Kur’an Yolu, DİB, 5/335
[10] Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 12/158-159. Zamahşerî, Ö. ibnu Muhammed, el-Keşşaf, 4/556
[11] Heyet Kur’an Yolu, DİB, 3/75
[12] Görmez, Prof. M. Hz. Peygamber’in Bir Hadis-i Şerifinde Din Tanımı, Diyanet Aylık Dergi, şubat 2014, sayı 278
[13] Müslim, İman/95 no: 55. Ebu Dâvûd, Edeb/67 no: 4944. Darimî, Rikak/41 no: 2757. Buharî, İman/43. Nesâî, Bey’at/31
[14] Buhârî, Îmân/42 no: 57-58. Müslim, Îmân/97, 99 no: 199, 201
[15] Çağrıcı M. TDV İslâm Ansiklopedisi, 32/408-409
[16] A. ibnu Hanbel, Müsned, 4/358. Bir benzeri: A. ibnu Hanbel, Müsned 4/360, 364, 365
[17] A. ibnu Hanbel, Müsned, 1/89. 2/32. Nesaî, Cenaiz/52 no: 1940
[18] İbn Mâce, Nikah/596 no: 1857
[19] Buhârî, Ahkâm/8 no: 7150
[20] Görmez, Prof. M. Hz. Peygamber’in Bir Hadis-i Şerifinde Din Tanımı, Diyanet Aylık Dergi, Şubat 2014, sayı 278
[21] Abdulhalık, A. Hucciyyetü’s Sünne, s: 71-72