Kur'an'da tevbe kavramı, önemli bir ibadet olarak tevbe ve tevbenin merhaleleri, törenle tevbe almanın yanlışlığı hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
25 Şubat 2025 – 26 Şa’ban 1446
Zaandam
30. Yanlış veya eksik bilinen kavramlardan: TEVBE
Kur’an’da günahları terketmek, günahtan dolayı bağışlanma istemekle ilgili üçü kavlî,
biri fiilî olmak üzere dört tane kavram kullanılıyor.
Bunlara “tevbe ibadeti”nin merhaleleri (aşamaları) diyebiliriz.
Bunlar aynı zamanda samimi (nâsuh) tevbenin gerçekleşmesi için birbirine bağlı dört aşamadır. Sırasıyla şöyle:
1.Nedâmet, 2.Tevbe, 3.İnâbe, 4.İstiğfar
TEVBE İBADETİNDE MERHALELER
1.Nedâmet, pişman olmayı, yapılan hatanın farkında olmayı ifade eder.
Bunun fail ismi olan ‘nâdim’ beş âyette, nedâmet (pişmanlık) şeklinde iki âyette geçiyor. (Mü’minûn 23/ 40. Şuarâ 26/157. Hucurât 49/6. Yûnûs 10/54. Sebe’ 34/33. Mâide 5/31, 52)
Mü’min, kendisine haram veya mekruh olarak yasaklanan bir fiili yaptığı, ya da emredilen bir şeyi yerine getirmediği zaman, öncelikle bunun bir hata olduğunu anlamalıdır. Bu hatasından/günahından dolayı pişman olmalı (nedâmet duymalı).
En azından kendi kendine bunun bir günah, Allah’a karşı saygısızlık olduğunu itiraf etmeli.
Bir hadis rivâyetine göre günahtan duyulan pişmanlık tevbe gibidir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/376, 423, 433)
2.Tevbe.
Tevbe kelimesi Kur’an’da, fiil, masdar, tekil ve çoğul olarak seksensekiz yerde geçmektedir.
Din dilinde tevbe; 1.günahı çirkin görerek bundan pişmanlık duymak,
2.günahı terketmek,
2.tekrar günaha dönmemeye azmetmek,
4.mümkün olduğu kadar ibadeti çoğaltarak Allah’a dönmek demektir.
Bu dört şart bir araya geldiği zaman tevbe gerçekleşir. (R. Isfehânî, el-Müfredât, s: 101)
‘Tevbenin’ şeriat dilindeki bir başka tarifi; kulun günahını itiraf edip
ve ondan pişmanlık duyup bir daha yapmamaya karar vermesidir.
Tevbe; “dinde yerilmiş davranışları/fiilleri terkedip övgüye lâyık olanlara yönelme” biçiminde tanımlanır.
Tevbe; günahtan veya hatadan geri dönmek, onları terketmek demektir. Bir başka deyişle, günah işlemekten vazgeçmek, itaat etmeye yönelmektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 2/244)
Bu, özür dilemenin bütün yönlerini kapsar. Zira özür dilemekte üç
önemli unsur vardır. Özür dileyen, “ben yapmadım” diyebilir.
ya da “şu şu sebepten dolayı yaptım” diyebilir.
veya “ Evet, hata yaptım/günah işledim, ama onu temamen terkediyorum” der.
İşte bu sonuncusu tevbedir.
Tevbe; kime karşı hata yaptığının farkında olmaktır.
‘Tevbe’ fiil olarak, kula nisbet edildiği zaman, geçici olan günah hâlini
terkedip düzgün hâle (salah hâline) dönmek,
Allah’a nisbet edildiği zaman ise, geçici olan gazap (kızgınlık) hâlinden asıl olan rahmet, af ve mağfiret (bağışlama) hâline dönmek, ceza vermekten vazgeçmek demektir.
Kul hata ettikten, dinen günah kazandırıcı bir şey yaptıktan sonra pişman olur, hatasını anlar ve Rabbine döner, O’ndan bağışlanma diler. Allah (cc) onun bu şekilde kendisine dönmesini kabul eder.
‘Tâib’, tevbe eden demektir. ‘Tevvâb’; tevbeleri çok çok kabul eden anlamındadır. Allah’ın isimlerinden biri ‘et-Tevvâb’dır.
Kur’an’da tevbe fiili insanlar için kullanıldığı zaman tek başına, Allah (cc) için kullanıldığı zaman ‘ala’ edatı ile kullanılmaktadır.
Böylece “Allah kuluna tevbe etme gücü verdi, kul da tevbe etti” anlamı ortaya çıkar.
Şu âyette aynı anlamı bulmak mümkün:
ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡ لِيَتُوبُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ ١١٨
“… Sonra Allah tevbe etsinler diye onları tevbe etmeye muvaffak (başarılı) kıld. Şüphesiz Allah tevbeleri çok kabul edendir, sonsuz merhametlidir.” (Tevbe 9/118)
Tevbe, kulun isyandan itaata, farzları yerine getirmeye, haramları terke dönmesi, emredileni yaparak, yasaklananı terkederek Allah’a bir yönelmesidir.
Tevbe, yalnızca yapılan bir hatadan pişmanlık duyup, Allah’tan af dileme değil, aynı zamanda sürekli dua ve istiğfar ederek temizlenme (tezkiye) gayretidir. Allah’a müracaat ve O’na dönme edebidir.
Bu bakımdan Kur’an mü’minlere ‘hep beraber tevbe edin’ (Nûr 24/31) diyerek, bu yönelişi haber veriyor.
Bir hatadan veya bir günahtan vazgeçme, pişman olma anlamında tevbe çok önemli olmakla beraber asıl önemli olan kulun yerine getirmediği dinî emirlerden dolayı yaptığı tevbedir.
Çünkü insanın kalbinin ve bedeninin bir takım görevleri vardır. Allah (cc) insana o görevleri yerine getirmesini emretmiştir. Ancak insanlar ya câhilliklerinden, ya sapıklıktan, ya da Hakka karşı inatçı olmalarından dolayı bu emirleri yerine getirmezler.
Tevbenin büyüğü, bu türlü inatçılığı ve gafleti terkedip Allah’a itaat etmeye dönmedir.
Tevbe, günahların kötülüğünü anlayıp Allah'a yönelmek, bağışlanma dilemektir. Tevbe, işlenilen günah sebebiyle uğratılacak azaptan kurtuluş vesilesidir.
Tevbe aynı zamanda bir müjdedir. Allah tevbe edenleri övüyor. (Bkz: Tevbe 9/112)
- Tevbe etmek Allah’ın emridir
وَتُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ٣١
“… Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nûr 24/31)
Allah tevbe edenleri övmektedir. (Tahrim 66/5)
Allah (cc), tevbe eden, iman eden ve iyi işler yapanlara daha büyük iyilikler verir. (Furkan 25/70)
إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلۡمُتَطَهِّرِينَ ٢٢٢
“Hiç şüphesiz Allah, çok tevbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.” (Bekara 2/222)
وَأَنِ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِ يُمَتِّعۡكُم مَّتَٰعًا حَسَنًا إِلَىٰٓ أَجَلٖ مُّسَمّٗى وَيُؤۡتِ كُلَّ ذِي فَضۡلٖ فَضۡلَهُۥۖ وَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٖ كَبِيرٍ ٣
“... Ve Rabbinizden mağfiret/bağışlanma dileyin (istiğfâr edin), sonra O’na tevbe edin...” (Hûd 11/3)
- Tevbe etmeyenler zalimdir
Tevbe, kurtuluş umuduyla Allah’a yönelmek, O’ndan kurtuluş ümit etmektir.
Tevbe etmemek ise zâlim olmak, nefse zulmetmektir. Tevbe etmemek, imandan sonra fısktır (fâsıklıktır), yani Allah’ın yolundan ayrılmaktır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَسۡخَرۡ قَوۡمٞ مِّن قَوۡمٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُونُواْ خَيۡرٗا مِّنۡهُمۡ وَلَا نِسَآءٞ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيۡرٗا مِّنۡهُنَّۖ وَلَا تَلۡمِزُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ وَلَا تَنَابَزُواْ بِٱلۡأَلۡقَٰبِۖ بِئۡسَ ٱلِٱسۡمُ ٱلۡفُسُوقُ بَعۡدَ ٱلۡإِيمَٰنِۚ وَمَن لَّمۡ يَتُبۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ١١
“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın.
İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır!
Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Hucurât 49/11)
Tevbe, insanın kendine zulmetmesinden sonra, durumunu fark edip o hatadan vazgeçmesi, kurtulması, yani kendisini düzeltmesinin adıdır.
فَمَن تَابَ مِنۢ بَعۡدِ ظُلۡمِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٌ ٣٩
“Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Mâide 5/39)
Kim Allah’ın emrine karşı gelirse o kendi nefsine karşı zulüm işlemiş, zalim olmuş olur. Nitekim Âdem ile eşi Cennnete işledikleri hata sebebiyle bu anlamda dua ettiler.
Günahkâr kimseler buna rağmen tevbe etmezlerse, günahları terkedip bağışlanma istemezlerse, zalim olarak kalmaya devam ederler.
- Allah tevbeleri çok kabul edendir
غَافِرِ ٱلذَّنۢبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوۡبِ شَدِيدِ ٱلۡعِقَابِ ذِي ٱلطَّوۡلِۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ إِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ٣
“Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah tarafından indirilmiştir.” (Mü’min 40/2)
Onbir âyette Allah’ın et-Tevvâb-tevbeleri çok kabul eden olduğu vurgulanıyor. Bunların dokuz tanesinin er-Rahîm ismiyle gelmesi de dikkat çekici. Bu O’nun çok merhametli oluşundan dolayı kullarının pişmanlıklarına değer verdiğini, özürlerini dikkate aldığını, bağışlanma isteklerini kabul ettiğini haber vermektedir.
Kullarına her zaman rahmetiyle muamele eden Allah (cc) şüphesiz ki onların af istemelerini karşılıksız bırakmaz.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡتُمُونَ مَآ أَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلۡهُدَىٰ مِنۢ بَعۡدِ مَا بَيَّنَّٰهُ لِلنَّاسِ فِي ٱلۡكِتَٰبِ أُوْلَٰٓئِكَ يَلۡعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلۡعَنُهُمُ ٱللَّٰعِنُونَ ١٥٩
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَبَيَّنُواْ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَتُوبُ عَلَيۡهِمۡ وَأَنَا ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ ١٦٠
“Ancak, tevbe edenler, kendilerini düzeltenler ve (tebliğ edilen) hakikati duyuranlar bunun dışındadır: Onların tevbesini kabul edeceğim; zira yalnız Benim tevbeleri çok kabul eden ve sonsuz merhametli olan.” (Bekara 2/160. Ayrıca bakz: Bekara 2/37, 54, 128. Nisâ 4/16, 64. Tevbe 9/104, 118. Hucurât 49/12)
Kur’an ayrıca iki âyette bağışlayıcı (el-Ğâfir), doksanbir âyette çok bağışlayıcı (el-Ğafûr), altı âyette çok çok bağışlayıcı (el-Ğaffâr) olduğunu da vurguluyor.
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلٗا صَٰلِحٗا فَأُوْلَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمۡ حَسَنَٰتٖۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ٧٠
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَٰلِحٗا فَإِنَّهُۥ يَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابٗا ٧١
“Ancak, tevbe ve iman edip sâlih amel işleyenler başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
Kim tevbe edip sâlih amel işlerse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” (Furkan 25/70-71)
İslâmda tevbe sadece Allah’a yapılır.
وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَٰحِشَةً أَوۡ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ ذَكَرُواْ ٱللَّهَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ لِذُنُوبِهِمۡ وَمَن يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمۡ يُصِرُّواْ عَلَىٰ مَا فَعَلُواْ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ ١٣٥
“…Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki!?” (Âl-i İmran 3/135)
وَهُوَ ٱلَّذِي يَقۡبَلُ ٱلتَّوۡبَةَ عَنۡ عِبَادِهِۦ وَيَعۡفُواْ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعۡلَمُ مَا تَفۡعَلُونَ ٢٥
“Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilen O’dur (sadece Allah’dır).” (Şûrâ 42/25)
Tevbede asıl olan, tevbenin direkt olarak Allah’a, aracısız olarak yapılması, içten gelen bir nedametle, O’na yönelerek hatadan dönüş sözü verilmesidir.
Bilindiği gibi İslâma iman etmek kendinden önceki bütün hataları siler. Allah’a şirk koşan müşrikler, yeniden iman ederlerse geçmiş günahları bağışlanır.
Rabbimiz, mu’minlere tevbe ve af konusunda da genişlik veriyor. (Zümer 39/53)
Bu bağışlamanın şartı da şüphesiz ki tevbedir, günahtan vaz geçmektir, hatada ısrar etmemektir.
Zaten takva sahibi mü’minler, bir hayasızlık yaptıkları (günah işledikleri) zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen tevbe ederler, günahta bile bile ısrarcı olmazlar. (Bkz: Âl-i İmran 3/135)
- Kabul edilebilecek tevbe
İslâma göre günahsız olanlar yalnızca peygamberlerdir. Günahsız toplum ve kişi düşünülemez. Çünkü kişi ‘beşer’ olması dolayısıyla her an nefsinin isteklerine ve şeytana aldanabilir.
Önemli olan, günahı işledikten sonra, günahta ısrar etmemek, günahı savunmamak ve hemen vaz geçmektir.
İnsan hata yapabilir. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor:
“Âdemoğlunun hepsi hata edici, günah işleyicidir. Ancak, hata işleyenlerin en hayırlısı, tevbe edip Allah’tan affını dileyendir.” (Tirmizî, Kıyâmet/50 no: 2501. İbni Mâce, Zühd/30 no: 4251)
Tevbenin kabul edilebilir olması için samimiyetle, pişmanlıkla, bir daha geri dönmeme niyetiyle olmalı. Kur’an buna ‘nâsuh’ tevbesi demektedir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ تُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ تَوۡبَةٗ نَّصُوحًا عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَيُدۡخِلَكُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ ٨
“Ey iman edenler ! Allah’a nâsuh (kesin) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah, sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar…” (Tahrim 66/8)
‘Nâsuh’, sözlükte, bir söküğü dikme, halis ve saf olma anlamlarına gelir. Buradan hareketle ‘nâsuh tevbe’, samimi, temiz ve insanın günah işleyerek zedelediği dini hayatını etkili bir biçimde tamir edecek ibadettir.
Kur’an, mü’minlere sürekli tevbe etmelerini, Allah’a istiğfarda bulunmalarını söylüyor. Onlar inkârcılar gibi değillerdir.
Tevbe edenler aynı zamanda günahın zararını, tevbenin faziletini bilen insanlardır. (Zümer 39/9)
Buna göre tevbenin kabulündeki ilk şart o tevbenin ‘nâsuh’ olmasıdır. Nasuh tevbe içtendir, samimidir, saf ve arı durudur. Onda gösteriş ve ümitsizlik yoktur.
إِنَّمَا ٱلتَّوۡبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةٖ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٖ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمٗا ١٧
وَلَيۡسَتِ ٱلتَّوۡبَةُ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلۡمَوۡتُ قَالَ إِنِّي تُبۡتُ ٱلۡـَٰٔنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمۡ كُفَّارٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمٗا ١٨
“Allah’ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de
sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca ‘ben şimdi tevbe ettim’ diyen ve kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azab hazırladık.” (Nisâ 4/17-18)
- Tevbe önemli bir ibadet ve zikirdir
Allah (cc) kullarına tevbe etmelerini, hatalarından vazgeçmelerini, bir günaha düşerlerse, yalnızca kendisinden bağışlanma istemelerini emrediyor. (Bkz: Hûd 11/1-3, 47, 52. Zümer 39/53-55. Nûr 24/8. Tevbe 9/117-118, v.d.)
Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor:
“Ey insanlar, Allah’a tevbe edin! Muhakkak ki ben (de en azından) günde yüz defa tevbe ederim.” (Müslim, Zikir ve Dua/12 no: 2702. İbni Mâce, Edeb/57 no: 3816)
İslâma göre ‘tevbe’ başlı başına bir ibadettir. Bu ibadette hem günah ve hatalardan vaz geçme, hem kulluk görevini yeniden yerine getirmeye dönüş, hem de Allah’a yakınlaşma ve zikir vardır.
Bir inkârcı müslüman olduğu zaman, bir müşrik şirki terkedip İslâmın iman ilkelerini kabul ettiği zaman tevbe etmiş sayılır. Onların tevbeleri iman etmeleridir.
Demek ki tevbe ya inkârdan, ya günahtan, ya da Allah’ın emrini yerine getirememekten dolayı yapılır.
Müslüman, günahından ihlaslı bir şekilde tevbe ederse bu tevbesi kabul edilebilir, günahın verdiği zarardan kurtulabilir. İşte buna “nasuh tevbe” denir.
Tevbenin zıddı inat, kibir ve hatada bile bile ısrardır. Bunlar da şeytanın ve şeytan karakterindeki insanların özellikleridir.
Âdem'le şeytanın farkı tevbede ortaya çıkmaktadır. O yüzden Âdem gibi olmak, yani adam olmak, şeytanlaşmamak için, bir hata yapmış olsak hemen tevbe çeşmesiyle arınmamız temel şarttır.
Bilindiği gibi, Allah’ın secde emrini dinlemeyen İblis, yaptığı hatayı savundu, isyanından dolayı pişman olmadı, tevbe etmedi. Bu yüzden de ebediyyen kovulmuşlardan oldu. Günahta ısrar ve kibirlenmek tevbenin önünde engeldir.
Âdem (as) ve eşi ise, işledikleri günahtan dolayı pişman oldular, Allah’a tevbe ettiler ve tevbeleri kabul edildi. (Bekara 2/37)
Tevbenin bir başlangıcı bir de sonu vardır. Tevbenin başlangıcı günahı Allah’a yönelmek (En’am 6/153. Şûrâ 42/52-53), sonu ise âhirette karşılığı görmektir. (Furkan 25/71)
Allah (cc) kullarını terketmez, onlar sırf tevbe etsinler diye onları bazı şeylerle dener. (Tevbe 9/126)
Allah (cc) üç peygamberin ve üç sahbenin tevbesini örnek olarak veriyor:
1.Âdem’in,
قَالَا رَبَّنَا ظَلَمۡنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمۡ تَغۡفِرۡ لَنَا وَتَرۡحَمۡنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٢٣
“(Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A’raf 7/23)
2.Yûnus’un,
وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَٰضِبٗا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقۡدِرَ عَلَيۡهِ فَنَادَىٰ فِي ٱلظُّلُمَٰتِ أَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبۡحَٰنَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٨٧
“Zünnûn’u da hatırla.Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı.
Derken karanlıklar içinde; “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.” (Enbiyâ 28/87)
3.Musa’nın,
قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي فَٱغۡفِرۡ لِي فَغَفَرَ لَهُۥٓۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ١٦
“Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla dedi, Allah da onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan ancak O'dur.” (Kasas 28/16)
4.Üç sahabenin: Kaab b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. Rebî‘nin...
وَعَلَى ٱلثَّلَٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُواْ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَرۡضُ بِمَا رَحُبَتۡ وَضَاقَتۡ عَلَيۡهِمۡ أَنفُسُهُمۡ وَظَنُّوٓاْ أَن لَّا مَلۡجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيۡهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡ لِيَتُوبُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ ١١٨
“Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti.[264] Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.” (Tevbe 9/118)
-Tevbe törenle mi yapılır?
Tevbe, sadece Allah’a yapılır; tevbeleri kabul edip günahları bağışlayabilecek ancak Allah’tır. Tevbe, hıristiyanlıkta olduğu gibi, bir din büyüğünün karşısında günahları itiraf edip günah çıkartmaya benzemez.
Üstadların veya din büyüğü sayılanların yanına gidip onların önünde “tevbe alma”, onun da “tevbe verme” diye yapılan uygulamanın Kur’an ve Sünnette yeri olmadığı açıktır.
Tevbeleri alan da, kabul edecek olan da sadece Allah'tır.
Tevbe günahı terketmek olduğuna göre bunun törenle olması, birinin huzurunda olması imkansızdır. Tevbe almak diye bir ifade hem saçmadır, hem de uydurma bir iddiadır.
Hata kime karşı yapılmışsa ondan özür dilenir. Bu hata günahsa mü’min içtenlikte yaptığından pişman olur, günahı terkeder, sonra affı için Allah dua (istiğfar) eder.
Bu da Allah ile insan arasındadır. Kulların bu araya girmesi mümkün değildir. O araya birilerini sokmaya çalışanlar, “tevbe aldıklarını” (!) zannedenler;
1.Allah’ın uzakta olduğuna inanırlar,
2.Allah’tan ümit keserler, zira Allah’ı takdir edemiyorlar,
3.Kendileri gibi sıradan insanlara olağanüstü sıfatlar yakıştırırlar,
4.Tevbe ibadetini Kur’an’dan değil, bir gelenekten alıyorlar.
5.”Tevbe vermeye” (!) kalkışanlar ise hadlerini aşarlar. Zira onların böyle bir yetkisi yok. Çünkü bu, “kardeşim rabbinize tevbe eder misin” tarzında bir tavsiyesinden uzak, acayip bir törene benziyor.
Dikkat ediniz; üç hatalı sahabe Peygamber’in huzurunda törenle tevbe etmediler, ama Allah’a tevbe ettiler...
Bu uygulamayı yapan mekanın, cemaatın, tarikatın –her kimse- yanlış yolda olduklarının, İslâmı eksik anladıklarının, doğru yoldan ayrıldıklarının, tevbe gibi güzelim ve Allah ile kul arasında olması gereken bir ibadeti, insanları devşirmek/avlamak için kullandıklarının isbatı budur. Başka fikir ve uygulamalarına bakmaya artık gerek yoktur. (neûzü billah)
-Tevbenin üçüncü merhalesi: İnâbe
-Tevbenin dördüncü ve son merhalesi: İstiğfar
Bunlar ayrı bir ders olarak işlenecek...