Kur'an'da ideal iyilik anlamıyla birr, aynı kökten gelen berr, teberru, beriyye, birr sahibi anlamıyla berra ve birr ayetleri hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
07.10.2024 – 14 Rabiu’l-ahir 1447
Zaandam
13. Ders: KUR’AN’DA BİRR KAVRAMI
-Birr ve Türevleri
‘Birr’in aslı ‘berrâ’ fiilidir. Bu da sözlükte; bir şey düzelmek, yeminine sâdık olmak, itaat etmek, bol ihsan ve iyilik etmek, rabbe itaat etmek demektir.[1]
Bunun merhamet etmek, sıla yapmak anlamına da geldiği söylenmiş.
Bu fiilden gelen ‘berr’; denizin (bahr’in) karşıtı olarak kara, kıta demektir. Bundaki genişleme, bollaşma anlamından hareketle hayır işlemede genişlik, bol hayır işlemek anlamına ulaşılmış.
‘Berr’, sıfatı hem Allah (cc) için hem de itaatkâr kullar için kullanılır.
‘Berr’ sıfatı insanlar için kullanılırsa; berre el-abdu rabbehu-kul Rabbine itaatinde genişledi, bol ve geniş şekilde itaat etti denir. (Isfehânî, R. el-Müfredât, 53. İbni Manzur, Lisânu’l-arab, 2-58-60)
‘Berr’, tam anlamıyla iyilik ve hayır sahibi, çok itaatkâr, sâdık, yani sözünde duran, iyi insan demektir.
Kur’an, “berr-itaatkâr, iyilik sever” sıfatını iki âyette hz. İsa ve hz. Yahya (as) hakkında kullanıyor:
وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِيًّاۙ
“Katımızdan ona (Hz. Yahya’ya) bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (saflık) da verdik. O çok takva sahibi birisiydi.
Ana- babasına itaatkârdı (berr idi) ve isyan eden bir zorba değildi.” (Meryem 19/14-15)
Hz. İsa (as) da
وَبَرًّا بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّارًا شَقِيًّا
“berr-itaatkâr, annesine iyilik eden” birisiydi. (Meryem 19/32)
‘Berr’ sıfatı Allah (cc) için kullanıldığı zaman manası: Kullarına karşı şefkatli, onlara ihsan eden, iyilikleri bütün yaratıklara yaygın olan demektir.
‘el-Berr’, Allah’ın güzel isimlerinden biridir.[2]
Allah (cc) el-Berr’dir, kullarına çok şefkatli ve kerem ve lütuf sahibidir. Onların günahlarına (eğer tevbe etmezlerse) bir karşılık verir. Buna karşın onların iyiliklerine, hayırlı amellerine kat kat sevap verir.
اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟
“(Cennetlikler) Hiç şüphesiz, biz bundan önce O’na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği ve ihsanı bol, rahmeti bol (el-Berr) olandır” (Tûr 52/28)
Aynı kökten gelen ‘teberrû’; fiil olarak iyi olma, iyilik yapma anlamındadır.
‘Teberru’ Türkçe’de; her hangi bir dernek, cemiyet, yardım kurumu ve kişiye yapılan yardımlara verilen addır.
Aynı kökten gelen ‘mebrûr‘; makbul, şüpheli olmayan, şartlarına uygun olarak yerine getirilmiş, günah ve isyan karıştırılmamış, sonrası öncesinden daha iyi, ayrıca ihlas ve samimiyetle yalnızca Allah için yapılmış, ecri bol kabul olacağı ümit edilen hac demektir.
Peygamber (sav) bir soru üzerine mebrûr haccı en faziletli ibadetler arasında saydı.[3]
“Mebrûr haccın mükâfatı ancak cennettir.“[4]
Yine aynı kökten gelen “beriyye“ ise, yaratıkların en hayırlısı en iyisi demektir. Bir âyette yer alıyor.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ
“İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.“ (Beyyine 98/7)
-Kur’an’da berra-birr sahibi olma fiili
Berra fiili iki âyette geçiyor. Birincisi;
وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
“ALLAH adına yaptığınız yeminler, iyilik etmeye (berra-birr sahibi olmaya), Allah'a karşı sorumluluk bilincine ve insanlar arasında barışın geliştirilmesine engel teşkil etmesin. Zira Allah, her şeyi duyan, her şeyi bilendir.” (Bakara 2/224)
Bakara 2/226. âyette görülebileceği gibi bu emir, öncelikle boşanma konusundaki yeminlerle ilgilidir, ama yine de genel bir muhteva taşır.[5]
Kişi, insanların faydasına bir iyilik, bir ıslah söz konusu olduğu zaman “ben yeminliyim, onu bozamam“ deyip, güya dindarlık taslamamalı.
Bunun iki anlamı vardır: 1) Kişinin olumlu bir işi yapmamak üzerine yemin etmesi doğru değildir.
2) Kişinin, yaptığı bu tür yemine uymamalı, iyilik, sorumluluk ve ıslah söz konusu olduğunda gereğini yapmalı.[6]
Peygamber (sav) de şöyle buyurdu:
“Bir konuda yemin eder, sonra başkasını hayırlı görürsen, yeminini boz, keffâretini ver ve hayırlı gördüğüne yönel.“[7]
“Günaha yemin edenin yemini, yemin değildir. Akraba ile ilişkiyi kesmeye yemin edenin yemini de yemin değildir.“[8]
“Eğer bir kimse (şu şu şeyleri yapacağı veya yapmaktan vazgeçeceğine dair) kuvvetli bir yeminde bulunur ama sonra başka türlü davranmanın daha doğru bir yol olacağını anlarsa, bırakın daha doğru olanı yapsın ve bırakın yeminini bozsun ve sonra onun keffaretini versin.” [9]
Bir âyette de gereksiz yere yapılan yeminlerin keffaretini vermek şartıyla bozulabileceğine işaret ediliyor:
“Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve keffâret ödemeyi) size meşru kılmıştır...“ (Tahrim 66/2. Ayrıca bkz: Mâide 5/89)
“Üç türlü yemin vardır: Yalan yere yemin (ğamus),
gereksiz yere yemin (lağv),
mübahı yasak kılan yemin.
Buradaki üçüncüsüne girer. Keffâratin sebebi yeminin Allah adına olması. Zira Allah adına yeminin bir bedeli vardır.“[10]
Arapça'da yeminine uyan hakkında, ‘berre fi yeminih-yeminine sâdık kaldı, berra fi kavlihi-sözünü yerine getirdi", "berra'l-abdu Rabbehu-Kul Rabbine geniş bir şekilde itaat etti" denilir.
Zira sevap Allah'tan, itaat de kuldan gelir.[11]
“Berra“ fiilini geçtiği ikinci âyet;
لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ
“Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten (birr sahibi olmaktan-teberrû), onlara âdil davranmayı yasaklamaz. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.“ (Mümtehine 60:8)
Burada iyilik etmemeyi belirleyici olan bir kimsenin iman etmemesi değil; İslâmla ve onları yurtlarından çıkmaya mecbur bırakacak denli müslümanlarla savaşmasıdır.
Yoksa müslümanlar için din ayrılığı, onlara iyi davranmaya, yardım etmeye, insanî ilişkilerde bulunmaya engel değildir.
Bilindiği gibi İslâmda “düşmanlık ancak zalime karşıdır“. (Bakara 2/193)
Bu âyet sahâbelerle Mekke müşriklerinin ilişkilerinin son derece gergin olduğu sırada inmiştir. Buna rağmen iyiliği (birr’i), insafı, rahmeti ve âdaleti tavsiye etmesi dikkat çekici...
-Birr; iyiliğin zirvesi
Hatırlayalım; “berr“in (karanın) genişliğinden hareketle "birr"e, hayır işinde ve iyi olmada genişlik, ya da bol hayır işlemek, ihsan etme anlamına ulaşıldı.[12]
Demek ki ‘birr’, hayır işinde ve hayırlı işlerde genişlik demektir.
“Birr”; sadâkat, yani sözünde durmak, doğruluk, doğru sözlülük anlamında da kullanılır.
Zira doğruluk da genişlik gösterilmesi bol bol yapılması gereken hayırlı bir ameldir
Birr; takva sahiplerinin Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle ortaya koydukları davranışlardır.
Birr, sıdk (doğruluk) ve itaattir. Birr’i; ibadet, iyilik, salah (iyi hâl) veya hayr diye açıklamak güzeldir. Zira bu kelime, iyilik hakkında söylenenlerin tümünü kapsar.
Bazıları; “Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça...” (Âli İmran 3/92) âyetinden hareketle birr, kişiyi Allah’a yaklaşıtıran her şeydir demişler.
Birr, dünyanın ve âhiretin hayrıdır.
Dünyadaki hayr; Allah’ın bir kula hidâyeti, nimeti, hayırlı işleri kolaylaştırması;
âhiret hayrı ise hesaptan kurtuluş ve nimeti hiç bitmeyecek olan Cennettir.[13]
Birr, bütün taat sayılan, yani Allah’a saygı ifade eden davranışlar ve insanı Allah’a yaklaştıran hayırlı işleri içerisine alan bir kelimedir. Allah'ın rızasına uygun bütün sözler ve amellerdir şeklinde de açıklanmış.[14]
Birr, bağlamına göre vurgusu değişen bir kavramdır:
Kuldan Allah’a “sınırsız kulluk ve taat” (Tûr 52/28),
el-Berr olarak Allah’tan kula “sınırsız lütuf ve kerem, rahmet ve mağfiret” vurgusunu taşır.
Birr, Kur’an’da inanç (Bekara 2/177),
eylem (Mümtahıne 60/8),
ahlâk (Meryem 19/32) ve doğru davranış alanlarında ideal olanı ifade için kullanılır.[15]
Geniş anlamıyla ‘birr’, her türlü hayır ve iyilik işinde genişlik, ihsan, itaat, doğruluk, bol bol iyilik demektir.
Buna ideal iyilik de diyebiliriz. İdeal iyilik, ya da iyilikte zirve...
Kur’an “birr”i tarif ederken onun sınırını oldukça geniş tutuyor.
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِر۪ينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَح۪ينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
“Yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz ‘birr-iyilik’ değildir. Ama birr, Allah’a , Âhiret Günü’ne, Meleklere, Kitab’a ve Peygamberlere iman eden,
ona olan sevgisine rağmen, malı yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere veren,
namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren
ve söz verdiklerinde (ahidleştiklerinde) sözlerinde duranlar ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenler (in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve takva sahibi olanlar da bunlardır.” (Bekara 2/177)
Kur’an, ‘birr’in inanç (imanın beş şartı) ve amelleri (namaz, zekât, sabır ve merhamet), en bazı ahlâkî ilkeleri sıralayarak açıklıyor. Ya da birr iki türlüdür; biri itikatla biri amelle ilgilidir.
Görüldüğü gibi Kur’an, ‘birr’in inanç ve amel boyutlarını, en önemli ilkeleri sıralayarak açıklıyor. Bu bağlamda birr, bütün iman, ibadet ve ahlâka ait iyi huyları kapsayacak genişlikte bir kavramdır.
Peygamber'e "birr nedir?” diye sorulduğu zaman bu âyeti okumuş. Çünkü bu âyet hem inanç esaslarını hem de farz ve nafile ibadetleri kapsamaktadır.[16]
Bu âyetin devamında bu hasletleri ancak dürüst ve takvâ sahibi olan kişilerin kazanabileceği açıklanıyor.
“Birr” ve “Allah’a karşı saygılı olma” demek olan takvâ arasındaki bu yakınlık Kur’an‘da başka yerlerde söz konusu edilmektedir. (bkz: Bekara 2/189. Mâide 5/2)
Birr, takva sahibi mü’minlerin bir özelliğidir. Bizzat takva değil takvalı olma hâlidir diyebiliriz.
*Kur’an, müşriklerin bir yanlış davranışına da dikkat çekerek, bunun birr olmadığını vurguluyor.
Câhiliye döneminde müşrikler hacc için ihrama girdikleri zaman ağaç gölgeliğinde oturmazlar, evlerine girmezlerdi. Bir ihtiyaçtan dolayı evlerine veya çadırlarına girmek isterlerse, çadıra, arkalarından açtıkları deliklerden, evlere de ya arka pencereden ya bacalarından girerlerdi.
Kur’an böyle bir davranışın faydasız bir şey olduğunu asla “birr” olamayacağını vurguluyor:
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“…Birr (ideal iyilik) evlere arkalarından gelmeniz değildir. Ancak birr (iyilik) takva sahiplerinin tutumudur. Evlere kapılarından girin. Allah’tan korkup-çekinin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Bekara 2/189)
Evlere veya çadırlara arkadan girmenin nesi birr (iyilik) olabilir ki?
Takva sahibi kimseler hayır üzerinde olurlar, infak ederler (muhtaçlara yardım ederler), sürekli iyilikte bulunurlar.
Hem Allah’a (cc) itaat ederler, hem de insanlara bir fayda sağlarlar. Dolasıyla onların tutumu birr’in da kendisidir.
(Bu âyette ayrıca bir kinâye (dolaylı anlatım) de bulunmaktadır. Yani; söze ve işe tersinden, fayda vermeyecek tarafından başlamayın!)
Hadislere göre birr; insan vicdanını huzura kavuşturan, ruh dünyasını aydınlatan ve geliştiren her türlü iyilik ve güzelliklerdir.
Nevvâs ibni Sem’an (ra) anlattı: “Rasûlüllah’a (sav) iyilik (birr) ve günah hakkında sordum. Bana şu cevabı verdi:
“İyilik (birr), güzel ahlâktır. Günah da içini rahatsız eden ve başkasının duymasından korktuğun şeydir.” (Müslim, Birr/15. Tirmizî, Zühd/52)
Vâbisa b. Ma'bed dedi ki: Rasûlullah’ı (sav) ziyarete gittiğimde şöyle dedi: “Birr hakkında soru sormaya mı geldin?” Ben: Evet dedim, şöyle buyurdu:
“Sen vicdanına sor. İyilik (el-birr), kalbi huzura kavuşturan ve içine sinen şeydir. Kötülük ise, insanlar sana fetva verseler (onaylasalar) bile gönlü(nü) huzursuz eden ve içinde bir şüphe bırakan şeydir.”[17]
Birr, bütün taat sayılan, yani Allah’a saygı ifade eden davranışlar ve insanı Allah’a yaklaştıran hayırlı işleri içerisine alan bir kelimedir.
Bakara 2/177de “...işte sâdık (doğru) olanlar bunlardır” cümlesinden hareketle birr’i, ‘doğruluk’ diye anlayanlar da olmuştur. Halbuki ‘sıdk-doğruluk’ birr değil, birr sahibi olmanın bir sonucudur.
Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:
“Sıdk (doğruluk) insanı birr’e (Allah’ı razı edecek iyiliğe ) götürür, birr de mü’mini Cennete götürür.
Kişi, doğruyu söyler ve doğruyu arar da Allah (cc) katında doğru sözlü diye kaydedilir. Yalan da kişiyi sınırı aşmaya götürür. Haddi aşmak da (kişiyi) ateşe götürür.
Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah katında yalancı diye kaydedilir” (Buhârî, Edeb/69 no:6094. Müslim, Birr/29 (103-105/2607) no: 6637-6639. no: 2607. Ebû Dâvûd, Edeb-no: 1989. Tirmizî, Birr/46 no: 1971. Muvatta. Kelâm/16)
[1] İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 2/58
[2] Tirmizî, Deavât/82 no: 3507. İbni Mâce, Dua/10 no: 3861
[3] Buhârî, Cihad/1 no: 2782, Hacc/4 no: 1519, Bir benzeri: Hac/102 no: 1688. Müslim, İman/36 (135) no: 248. Tirmizî, F. Cihad/22 no: 1658. Darimî, Menâsik/8, Salat/24
[4] Buhârî, Umre/1 no: 1773. Müslim, Hac/79 (437) no: 3289. Tirmizî, Hac/2 no: 810. Nesâî, Hac/3 no: 2623-2624, 5 no: 2630, 6 no: 2631-2632. İbn Mâce, Menâsik/3 no: 2888
[5] Esed, M. Kur’an Mesajı, 1/66
[6] İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı K Ur’an, 1/76
[7] Buhârî, Eyman/1 no: 6621
[8] Ebu Dâvud, Talak/7 no: 2191
[9] Buhârî, Ahkâm/5, 6. Müslim, Eyman/2 (11-17) no: 4271-4277
[10] İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı K Ur’an, 2/1144
[11] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 53
[12] İbni Manzur, Lisânu'l-Arab, 2/58-59. El-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 53
[13] İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 2/58-59. Mefâtîĥu’l-Ğayb, 5/37’den Toksarı, A. TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/205
[14] Taberî, İbni Cerir. Câmiu'l-Beyân, 1/297
[15] İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 1/20
[16] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 53
[17] Ahmed Bin Hanbel, 4/182, 194, 227, 228. Dârimî, Büyu’/1-2