Günah'ın ne olduğu, günahla ilgili temel prensipler, günahtan sonra tevbe ve istiğfarın gerekliliği ve tevbenin aşamaları hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
14 Ekim 2025 – 21 Rabiu’l-âhir 1447
Zaandam
78.KUR’AN’DA GÜNAH GERÇEĞİ
Günah nedir?
Kur’an’da ‘cünâh’ şeklinde geçen bu kelime, ‘günah’ olayını anlatan kavramlardan yalnızca bir tanesidir. Türkçe’de genel manada kullanılır.
‘Cünâh’ kelimesi Kur’an’da “lâ cünâha-bir günah yoktur”, veya “leyse cünâha- bir sakınca yoktur, günah olmaz, günah işlenmiş olmaz” şeklinde yirmibeş defa geçmekte, hataların bir kısmını, mahzurlu davranışları ifade etmektedir.
Türkçe’de kullandığımız ‘günah’ İslâmda; Allah’ın emrine karşı gelme, yasaklarını bilerek çiğneme, İslâmın ilkelerinden sapma, ihmal etme ve karşı gelme gibi hatalı fiilleri hepsini tanımlayan genel bir isimdir.
Günah hem yapılan yanlışlığın adı, hem de bu yanlış amellerin hakkında kazanılan, Allah’ın vereceği karşılık, ya da insanın hatasının sonunda yüklendiği vebâldir.
Kişi sâlih amelle sevap, fâsit/sûi amelle (kötü işlerle) günah kazanır.
Buna sevap işler veya günah işler de deriz.
Günah olan şey cezayı gerektiren ameldir. Allah’ın/İslâmın emir ve yasaklarına, yani hükümlerine/ölçülerine aykırı söz ve davranışların din açısından değeridir, karşılığıdır.
İslâmda iman edenin yerine getirmesi gereken bazı görevleri olduğu gibi yapmaması, uzak durması gereken yasaklar var.
Günah kendisine takvası ve fücuru ilham edilen, bir özellik olarak bünyesine yerleştirilen insanın (Şems 91/7-8) yanılması, unutması, dengesizliği, sapması; bir anlamda Yaratıcının çizdiği çizginin dışına çıkması, İlâhî kuralları ihlâl etmesidir.
İnsanın yapısı gereği hak olanı veya bâtıl olanı da seçme hürriyeti vardır. Sevap işler de yapabilir, günaha da düşebilir.
Buna göre günah; Din’in yapılmasını emrettikleri yapılmadığı, yapılmamasını istediği şeyler yapıldığı zaman ortaya çıkan sonuçtur.
Devletler koydukları kanunlara riayet etmeyenlere ceza keser, ilâhi nizam ise ilâhi kanunlara uymayanlara günahı ceza olarak, yani yapılan amelin karşılığı olarak öngörür.
-Günahla ilgili şu gerçekleri tesbit edebiliriz:
1.Herkes kendi yaptığından sorumludur.
Kişi kendi hür iradesi, özgür seçimi ile isteyerek yaptığı işlerden elbette sorumludur. Kur’an’da sorumluluk ve ceza açısından günâhlar kebâîr (büyük) ve sağîr (küçük) diye iki kısma ayrılır.
(Bunu 05.06.2023 tarihinde 47. Derste KUR’AN’DA LEMEM ve KEBÂİR KAVRAMLARI başlığı altında işlemişiz)
2.Günah işlemek insanın fıtratında vardır.
Aslında insan fıtrat üzere dünyaya gelir. Ancak daha sonradan yetişme ortamına ve aldığı eğitime göre başka dinlere de veya dünya görüşlerine de inanabilir, müslüman da olabilir.
Bazıları Vahye uyup iyi insan olabilir, kimileri de hevâsına ve şeytana uyarak azgın, haddi aşan bir bağî, bir zalim hâline de gelebilir, kötü insan olabilir.
3.İnsan, beşer olarak yaratılmıştır.
Beşer şaşar, hata pabilir, yanılabilir.
Ancak insanın sorumlu olabilmesi için özgür olması gerekiyor. İnsanın itaat etme, Allah’a kulluk yapma görevi olduğu gibi, itaat etmeme, günah işleme hürriyeti de vardır.
İyinin ve kötünün anlaşılması için, her ikisinin de ortada olması gerekiyor. İyi ve güzel, bazen kendilerinin karşıtı olan kötü ve çirkinle tanınabilir.
4.İnsanın kalitesi denemeyle ortaya çıkar
İtaatin yüceliği, değeri; itaatsizliğin çirkinliği ve zararlarıyla daha iyi bilinir. İnsanlar itaat veya isyan noktasında serbest olmasalardı; Din göndermenin, o dine inanmanın, sorumluluğun ve faziletin bir değeri olmazdı.
İnsan; iyi olanlar ile yanlış olanların, Hakk olanla bâtıl olanın, itaat ile isyanın, Cennet’i seçme ile Cehennem’i seçmenin karşısındadır. Sonucuna katlanmak şartıyla dilediğini seçebilir.
5.İnsanı Yaratan, onu böyle bir özgürlükle başbaşa bırakmıştır ama onun yalnızca kendine kulluk yapmasını, kendi gönderdiği Dine inanmasını ve kendisine karşı isyan etmemesini de istemiştir.
Çünkü insanın yaratılıp yeryüzüne gönderilmesinin sebebi yalnızca Allah’a kulluk yapıp yapmama noktasında denenmesidir.
اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ
“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk 67/2)
Doğumdan ecele kadar bir tekâmül yolculuğunda olan insan; bu tekâmül seyrinde güçlüklerle, sınamalarla, mücadele şartlarıyla, nimetlerle, zafer ve yenilgilerle, hüsran ve başarılarla karşılaşır.
6.Mü’minler de günah işleyebilir
İman ettiği hâlde Rabbinin emirlerini yerine getirmeyen ya da yasaklanan bir şeyi yapanlar olabilir. Ancak onların bu günahı, bir karşı gelme, bir isyan, bir inkâr, bir kibir, bir tuğyan, bir meydan okuma değildir. Teslim olduktan sonra unutma, yanılma, ihmal etme veya nefse ve şeytana geçici olarak kanmadır.
Günah işleme bu tekâmül seyrinde inanan kişinin hem deneme sebebidir, hem de imanını güçlendiren bir şeydir.
Çünkü inanan kimse, ihmalinden veya yanılgıdan dolayı yaptığı hatayı ve suçu terkeder, Rabbine sığınır.
Günahlar onun için bir hatırlatmadır, bir yenilenmedir, bilinçlenme aracıdır, sebebidir.
Şöyle bir hadis rivâyeti var:
“…Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah (cc) sizi toptan yok eder, günah işleyip tevbe eden bir topluluk yaratır, onlar istiğfar edince (af dileyince) Allah (cc) onları affederdi.” (Tirmizî, Cennet/2 no: 2526)
Burada günaha teşvik değil, insanın beşer olması dolayısıyla günah işleyebileceği gerçeğine bir işaret var.
Hadis aynı zamanda mü’minleri günah işledikten sonra tevbe etmeye, istiğfarda bulunmaya davet ediyor, Allah’ın tevbeleri kabul edeceğini haber veriyor.
Demek ki bir insan için günah işlemekten çok günahtan vazgeçmemek, tevbe etmemek ciddi bir durumdur.
7.Günahtan vazgeçenler (tevbe edenler) değerlidir.
Günaha düşmemeye çalışmak asıl maksattır.
Bununla birlikte günaha düştükten sonra hemen tevbe edip bağışlanma dileyen Allah katında değerlidir.
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ
“… Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.” (Bekara 2/222)
وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ
“O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” (Şûrâ 42/25)
8.İslâm’ın ‘günah’ konusunda kendine özgü prensipleri var.
Günah, yalnızca Allah’a karşı işlenen bir suçun karşılığıdır.
Hangi eylemin günah olduğunu O belirlediği gibi, hangi suçun ne kadar günah kazandırdığını da O belirler ve bilir.
Bazı kişilerin rastgele, bilgisizce, kolaylıkla “o günahtır, bu günahtır” demesi haddi aşmaktır.
İnsan ya da toplum haklarını zedeleyen günahlar da, Allah’ın hükmüne aykırı olduğu için O’na karşı işlenmiş gibidir.
Bu haklarla ilgili günah işleyenlere hem dinî, hem de hukukî ceza gerekir. Zarar vermişlerse zarar ödetilir.
Haklarına tecavüz edilenlerden hak helâlliği -eğer mümkünse tabi- istenmesi gerekir.
9.İslâma göre affedilmeyecek bir günah yoktur.
“Allah’ın affı (mağfireti) kulun işlediği günahlardan büyüktür” denilmiş.
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْمًا عَظ۪يمًا
“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar.
Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” (Nisâ 4/48)
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.
Şüphesiz ki O, sınırsız bağışlayan, çok merhamet edendir.“ (Zümer 39/53)
“Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez” gibi ifadeler, müşriklerin tevbe edip müslüman olmamaları durumda söz konusudur. Şirk ve küfürden vazgeçip iman edenleri Allah (cc) elbette affeder. Takip eden âyette genel bir müjde olduğunu görüyoruz.
Bazı ibadetler, işlenen bir takım hatalar, küçük günahlar için keffârettir, onların affolunmasına sebeptir.
Ebu Hureyre’nin (ra) anlattığına göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi:
“Beş vakit namaz ve cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazan’a keffârettirler. Büyük günah (kebâir) işlenmedikçe aralarındaki (küçük) günahları affettirirler.” (Müslim, Tahâret/14 no: 233. Tirmizî, Salat/160 no: 214)
10.Günahların hepsi zararlıdır
Günahların bir kısmı aslında insana hem dinî cezayı, hem de bedenî veya toplumsal cezaları kazandırır.
Günahların kişisel, toplumsal, psikolojik, sosyolojik ve hatta ekolojik zararları vardır. Günah işleme anlayışı; insanı çevreleyen her yerde kaosa, huzursuzluğa, felaketlere sebep olur.
Kişi günahı işlemekle kendine zarar verdiği gibi, günahın cinsine göre başkalarına da zarar verebilir.
İçki içmek kişiye zararlıdır ama sarhoş bir toplumun sağlıklı olduğunu kimse iddia edemez.
Zinanın zührevi hastalıklara yol açtığı, insan neslini bozduğui
insan, hayvan ve tabiat haklarına saldırının,
açgözlülüğün, mal hırsının doğal dengeye zarar verdiği, dünyayı yaşanmaz hâle getirdiği açıktır.
11.İslâma göre “eşyada asıl olan husus mübahlık-helâl olma” durumudur.
Dinen bir şey kesin delillerle haram kılınmamışsa o helâldir. Haram ve sakıncalı şeyler bir nevi az ve istisnaidir.
Üstelik İslâma göre insanlara bir şeyin ‘helâl’ veya ‘haram’ olmasının kararını Allah verir, insanlar değil. Hiç kimse kendi kafasından ‘şu helâldır, bu haramdır’ deme hakkına sahip olamaz. Allahımız bunu yasaklıyor:
وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ
“Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak «Bu helâldir, şu da haramdır» demeyin, çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.” (Nahl 16/116)
Zararlı olan şeyleri bilip yasaklayan, ya da bazı şeyleri serbest yapan, insanlardan daha büyük bir makam olmalı. O da insanları yaratan Allah’tır.
Bizim insan olarak görevimiz kafamızın estiği gibi, bilgisizce “o helâl, bu haram” demek değil; Allah’ın (cc) koyduğu kurallara uymaktır.
Kur’an kendilerine göre helâl ve haram hükmü koyanları kınıyor.
قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ
“De ki: Allah’ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helâl, bir kısmını da haram bulmanıza ne dersiniz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?” (Yûnus 10/59)
Haramı helâl saymak, ya da günah olan bir şeyi caiz görmek ciddi bir hatadır
Allah’ın ve Peygamberimizin koyduğu haram ölçülerini kabul etmemek, beğenmemek, haram işleri korkusuzca yapmak müslümana yakışan bir tavır değidir. (Tevbe 9/29)
Helâli haram yapmak, ya da günah olmayan bir şeye günahtır demek de hatadır. İslâmın haram kıldığı bir şeyi helâl saymak da öyle...
Ancak İslâmın helâl kıldığı şeyleri insanlara haram yapmaya kalkışmak bundan daha büyük bir hatadır.
Allah’ın kulları için helâl kıldığı bir şeyi kimse haram kılamaz, onu insanlara yasaklayamaz. Bunu yapanlar azgınlaşmış demektir.
قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
“De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?
De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyâmet gününde müminlerindir.
İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.” (A’raf 7/32)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ
“Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın.
Allah sınırı aşanları sevmez. (Mâide 5/87)
12.”Beraat-i zimmet asıldır’
İnsan, suçlu olduğu isbat edilinceye kadar suçsuzluğu temel prensiptir. Suçlu veya günahkâr olmak istisnadır.
Bu durum sabit olmadan insanların başkaları hakkında “o suçludur, o günahkârdır” demeleri önyargı olduğu gibi, haksızlıktır, vebâldir.
13.Fesat insanların günahlarının sonucudur
İnsanın nefsinde, ailesinde, yaşadığı ortamda ve dünyanın genelinde bir bozukluk, huzursuzluk, bir fesat varsa; bunun sebebi insanların hatalarıdır, işledikleri günahlardır.
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
“İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.” (Rûm 30/41)
Allah’ın koyduğu hükümler, çizdiği sınırlar (hududullah) işte bütün bu birimlerdeki huzuru sağlama amacına yöneliktir.
14.Günahlar, ilâhî bereketi azaltır
Dahası insandaki iyi duyguları köreltir, çirkinlikleri artırır, hakları ihlâl eder, rezilliklere ve yıkımlara sebep olur, mü’min kalpleri karartır.
Günahlar, insanları korkuya, şüpheciliğe, dengesizliğe, doymazlığa, utanmazlığa sürükler.
15.Günah olayında ihmal ile inkâr farkını unutmamak gerekir.
Bir insan mü’min olarak günahın haramlığını kabul ederek onu işlerse, tevbe ettiği zaman affedilmesi umulur.
Ancak bir kimse müslümanım dediği hâlde Kur’an’daki açık bir haramı inkâr ederek; “kabul etmiyorum, işime gelmiyor’”. “haram da neymiş”, “niye haram olmuş ki,” “size haram ama bakınız bana helâl” diyerek yaparsa bu iman açısından tehlikeli olur.
Böyle bir kimse çok amel işlese bile inkârı sebebiyle azabı hak eder. Çünkü bir bütün olan Allah’ın Dininin bir parçasını aklınca beğenmiyor, inkâr ediyor.
İnkâr ile, inandıktan sonra hatalı davranma ayrıdır.
16.Mü’min hatasını anlar ve tevbe eder
İmanlı kimse hatasını anlar, Allah’ın karşısında boyun büker ve affına sığınır. İnkârcı ise işlediği günahı savunur, günah konusunda korkusu olmaz.
Mü’min, günahın açık olanından da gizli olanından da kaçınır, ihmalinden dolayı da günaha düşerse hemen Rabbine sığınır ve tevbe eder.
وَالَّذ۪ينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْۖ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُۖ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
“Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler.
Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki!
Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.” (Âli İmran 3/135)
Günah ile ilgili müslümanın yapması gereken şeyler sırasıyla; pişman olmak, tevbe etmek, mağfiret dilemek için Allah’a yönelmek, hak sahiplerinin hakkını ödemek olmalı.
1.Nedâmet, pişman olmayı, yapılan hatanın farkında olmayı ifade eder.
Mü’min, kendisine haram veya mekruh olarak yasaklanan bir fiili yaptığı, ya da emredilen bir şeyi yerine getirmediği zaman, öncelikle bunun bir hata olduğunu anlamalıdır. Bu hatasından/günahından dolayı pişman olmalı (nedâmet duymalı).
2.Tevbe; 1.günahı çirkin görerek bundan pişmanlık duymak, 2.günahı terketmek, 2.tekrar günaha dönmemeye azmetmektir.
‘Tevbenin’ şeriat dilindeki bir başka tarifi; kulun günahını itiraf edip ve ondan pişmanlık duyup bir daha yapmamaya karar vermesidir.
Tevbe; kime karşı hata yaptığının farkında olmaktır.
‘Tevbe’ fiil olarak, kula nisbet edildiği zaman, geçici olan
günah hâlini terkedip düzgün hâle (salah hâline) dönmek,
Allah’a nisbet edildiği zaman ise, geçici olan gazap (kızgınlık) hâlinden asıl olan rahmet, af ve mağfiret (bağışlama) hâline dönmek, ceza vermekten vazgeçmek demektir.
وَتُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ٣١
“… Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nûr 24/31)
فَمَن تَابَ مِنۢ بَعۡدِ ظُلۡمِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٌ ٣٩
“Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Mâide 5/39)
ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡ لِيَتُوبُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ ١١٨
“… Sonra Allah tevbe etsinler diye onları tevbe etmeye muvaffak (başarılı) kıld. Şüphesiz Allah tevbeleri çok kabul edendir, sonsuz merhametlidir.” (Tevbe 9/118)
3.‘İnâbe’, kelimesi de ‘tevbe’ kelimesine yakın bir anlam taşır ve geri dönmek, yönelmek, bir hususta birini diğerinin yerine geçirmek, yerini tutmak demektir.
Kavram olarak inabe; Allah’a rücu’ etmek (dönmek) demektir.
Ya da pişmanlık duyup ihlasla günahlardan sonra tövbe etmek, kalbi şüphelerin karanlıklarından nûra çıkarmaktır.
İnâbe sadece tevbe gibi hatadan, günahtan geriye dönüş değil; her halükârda samimi (muhlis) bir niyetle Allah’a yönelmeyi anlatır.
Gafletten zikre, isyandan itaate, hatadan sâlih amele, nankörlükten şükre, yalandan hakikate, Allah’ın razı olmadıklarından razı olduklarına, yanlış işlerden/kötü ahlâktan güzel ahlâka vs. dönmek, yönelmek gibi...
Allah’a yönelmek zaten O’nun emridir
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ﴿53﴾ وَاَن۪يبُٓوا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ﴿54﴾
“De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Azap size gelmeden önce Rabbinize yönelin (dönün) ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.” (Zümer 39/53-54)
Kur’an mü’minlere şöyle demelerini tavsiye ediyor:
رَّبَّنَا عَلَيۡكَ تَوَكَّلۡنَا وَإِلَيۡكَ أَنَبۡنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ ٤ ...
“... Ey Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik, zira bütün yollar Sana çıkar.” (Mümtahıne 60/4. Bir benzeri; Şûrâ 42/10)
4.İstiğfar; Tevbenin son şartı veya merhalesi, istiğfardır.
İstiğfar, söz, kalp ve fiille Allah’tan günahlarını örtmesini ve bağışlamasını (mağfiret) istemedir. (Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 543)
Tevbe ve istiğfar kalbin ihlasla Allah’a yönelişidir.
‘Mağfiret’ de bağışlama demektir.
İstiğfar, hem yapılan hatadan dönmek, hem de Allah’ın büyüklüğüne yeniden teslim olmaktır.
Kişi, hata yaptığı hâlde umursamaz, aldırmaz, hatta yaptığı hatanın iyi bir şey olduğunu düşünür de, affetmesi için Allah’a yönelmezse; bu tavır Allah’a karşı bir kibirdir.
Günahlarına bu şekilde tevbe istiğfar edenlerin bağışlanacağı umulur.
فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّارًاۙ ﴿10﴾
“(Nuh); Rabbinizden bağışlanma dileyin, doğrusu O çok bağışlayandır (Ğafûr’dur) dedim.” (Nûh 71/10. Ayrıca bkz: Hûd 11/90)
İnsanların günûhlarını temamen gören ve bilen yalnızca Allah’tır.
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡحَيِّ ٱلَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِهِۦۚ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًا ٥٨
“Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et. O’nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et.
Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!” (Furkan 25/58)
Tevbeleri kabul edecek olan da, affedecek olan da sadece Allah'tır.
... وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُۖ ...﴿135﴾
“…Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki!?” (Âl-i İmran 3/135)
وَهُوَ ٱلَّذِي يَقۡبَلُ ٱلتَّوۡبَةَ عَنۡ عِبَادِهِۦ وَيَعۡفُواْ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعۡلَمُ مَا تَفۡعَلُونَ ٢٥
“O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” (Şûrâ 42/25)
Öyleyse mü’minler günâhlarını sadece Allah’a itiraf ederler ve yalnızca O’ndan bağışlanma dilerler. Öyleyse tevbe insanlara veya törenle, illa da bir mekanda ve belli günlerde yapılmaz.
İstiğfar da Allah’ın emridir.
وَٱسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١٠٦
“Allah’tan mağfiret/bağışlanma dile (istiğfâr et);
Gerçekten Allah, Ğafûrdur (sonsuz bağışlayıcıdır), Rahîmdir/ziyadesiyle merhamet edendir.” (Nisâ 4/106. Bir benzeri: Müzemmil 73/20)
قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٞ مِّثۡلُكُمۡ يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهٞ وَٰحِدٞ فَٱسۡتَقِيمُوٓاْ إِلَيۡهِ وَٱسۡتَغۡفِرُوهُۗ وَوَيۡلٞ لِّلۡمُشۡرِكِينَ ٦
“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!” (Fussilet 41/6)
وَٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِۚ إِنَّ رَبِّي رَحِيمٞ وَدُودٞ ٩٠
“(Şuayba) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.” (Hûd 11/90)
(Günah kavramıyla ilgili bakılabilir: Hüseyin K. Ece, İslâmın Temel Kavramları, s: 216-222