Birru'l-valideyn-anne babaya iyilik, ukuku'l-valideyn-anne babaya kötülük etmek, birr'in sosyal hayata yansıması, Kur'an'ın ebrar dedikleri hakkında bir online ders.

Hüseyin K. Ece

21.10.2024 – 29 Cemaziye’l-evvvel 1447

Zaandam

14. Ders: BİRRU’L-VÂLİDEYN ve KUR’AN’IN EBRAR DEDİKLERİ

-Birru’l-vâlideyn

Hadis ve fıkıh kitaplarında ‘birru’l-vâlideyn’ başlıklı bölümler vardır.  

Bu başlık altında, ana-babaya itaat etme, onlara ihsanda geniş olma, engin gönüllü olma, onlara bol bol iyilikte bulunma görevleri anlatılır.

Bunun tersi “ukuku’l-vâlideyn-anne babaya âsi, itaatsiz, iyilik yapmaktan uzak olmak”tır.

Allah (cc) şöyle buyurdu:

وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ لَا تَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَۜ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ

Hani bir vakitler İsrâiloğulları'ndan şöylece mîsâk (kesin bir söz) almıştık: ALLÂH'dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çâresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekâtı vereceksiniz...“ (Bekara 2/83)

 ۞ وَٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُشۡرِكُواْ بِهِۦ شَيۡـٔٗاۖ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنٗا وَبِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱلۡجَارِ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡجَارِ ٱلۡجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلۡجَنۢبِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخۡتَالٗا فَخُورًا ٣٦

Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.“ (Nisâ 4/36)
۞ وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنًاۚ إِمَّا يَبۡلُغَنَّ عِندَكَ ٱلۡكِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوۡ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفّٖ وَلَا تَنۡهَرۡهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوۡلٗا كَرِيمٗا ٢٣

Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibâdet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veyâ her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.“ (İsrâ 17/23)

Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ana karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır.

Nihâyet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama ihsân ettiğin ni'metlerine şükretmemi ve senin hoşnûd olacağın sâlih amel işlememi ilhâm et. Benim neslimden gelenleri de sâlih kimseler kıl. Doğrusu ben tevbe edip Sana yöneldim. Ve ben gerçekten müslümanlardanım." (Ahkaf 46/17. Ayrıca bkz: Lukman 31/14. Ankebût 29/8)

“Hiçbir evlât, babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp âzâd ederse, babalık hakkını (ancak o zaman) ödemiş olur.” (Müslim, İtk, 25; Ebû Dâvûd, Edeb, 119-120; Tirmizî, Birr, 8/1906)

“Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun!” (Müslim, Birr/9, 10)

Ebû Hüreyre (ra) şöyle anlatı: “Bir şahıs, Rasûlullah’a (sav) gelerek:

«–Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir?» diye sordu. Rasûlullah:

«–Annen!» buyurdu. O sahâbî:

«–Ondan sonra kimdir?» diye sordu. Rasûlullah

«–Annen!» buyurdu. Sahâbî tekrar:

«–Ondan sonra kim gelir?» diye sordu. Allah Rasûlü yine:

«–Annen!» buyurdu. Sahâbî tekrar:

«–Sonra kim gelir?» diye sorunca Rasûlullah bu sefer:

«–Baban!» cevâbını verdi.” (Buhârî, Edeb/2. Müslim, Birr/1)

Abdullah bin Mesut (ra) şöyle demiştir: Rasûlüllah’a:

«–Allâh’ın en çok beğendiği amel (ibadet) hangisidir?» diye sordum.

«–Vaktinde kılınan namazdır.» diye cevap verdi.

«–Sonra hangi ibâdet gelir?» dedim.

«–Anne ve babaya iyilik ve itaat etmek.» buyurdu.

«–Daha sonra hangisi gelir?» diye sordum.

«–Allah yolunda cihâd etmek.» buyurdu.” (Buhârî, Mevâkît/5, Cihâd/1.  Müslim, Îmân/137-139)

Bir sahâbî, Rasûlullah’a gelerek:

“–Hicret ve cihâd etmek üzere Sana bey’at ediyorum. Bunların sevâbını Allah’tan dilerim” dedi. Rasûlullah:

“–Anne ve babandan hayatta olan var mı?” diye sordu. O zât:

“–Evet, her ikisi de hayatta.” dedi. Resûlullah:

“–Allah’tan sevap kazanmak istiyorsun değil mi?” diye sordu. Sahâbî:

“–Evet.” deyince Allah Resûlü:

“–(O hâlde) ana ve babanın yanına dön. Onlara iyi bak!” buyurdu. (Buhârî, Cihâd/138, Edeb/3. Müslim, Birr/6)

 

-Sosyal hayata yönelik olarak birr

Birr, sosyal hayatın işlemesi, insanlar arasındaki kaynaşma (ülfetin) konusunda son derece önemli bir ahlâk kuralıdır.

Kişi başkalarına yardım ettikçe, onlara güzel davrandıkça; aralarında kavga, anlaşmazlık ve düşmanlık yerine, dostluk, barış ve ülfet olur.

Bu da “sıla“ ve “ma’ruf“ olarak iki şekilde ortaya çıkar. Sıla, “karşılık gözetmeksizin, ilgilenme ve yardımda bulunmak”,

ma‘ruf ise “söz ve davranışla insanların iyilik ve mutluluğu, dirlik ve düzenliği için çalışmak” demektir.[1]

Birr; sosyal hayata iki şekilde yansır:

Birincisi, insanlara karşılıksız mal yardımında bulunmak ile,

İkincisi; söz ve davranışlarla insanların iyilikleri ve mutlulukları, dirlik ve düzenliği için çalışmaktır.

Mü’minler, sevdikleri şeylerden Allah yolunda harcadıkça birr ahlâkını kazanırlar.

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ

“Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla birr’e (ideal iyiliğe) erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (Âli İmran 3/92)

Yardımlaşmanın ana hedefi de; iyilikleri, güzellikleri, sosyal barışı yaygınlaştırmak, günah ve kötülükleri azaltmaktır.

Allah (cc) bunu iman edenlere bir kulluk görevi olarak yüklüyor:

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ

"... İyilik (el-birr) ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın…” (Mâide 6/2)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

“Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın.

İyilik (el-birr) ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.“ (Mücâdile 58/9)

Şüphesiz yardımlaşma, infak ve ikram etme, iyilikte bulunma, ilgilenme, paylaşma ve benzeri güzellikler imanın kazanımlarıdır. Bunlar her toplumun, neredeyse her insanın ihtiyacıdır.

Yardımlaşmanın çoğaldığı evler ve toplumlar daha sağlıklı, daha barış içindedir.

Görüldüğü gibi birr, toplumda ekonomik ve sosyal düzeni zorlama olmaksızın sağlayıcı, insanlar arasındaki dostluğu ve barışı koruyan, insanı erdemli (faziletli) yapan çok önemli bir ahlâktır.

Bununla birlikte mü'minler birr ahlâkını önce kendileri kuşanırlar, Kur'an'ın tanımladığı ve müjdelediği ebrârdan olurlar, sonra da başkalarına bunu örnek olarak ulaştırırlar.

Toplumda birr ahlâkının yaygınlaşması için çaba gösterirler. Bu konuda hata yapan İsrailoğulları gibi davranmazlar.

Kur’an mü’minlere, birr’i başkalarına tavsiye edip de kendilerini unutan, birr’i yerine getirmeyen İsrailoğulları gibi olmayın demektedir.

اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi (birr’i mi) emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?” (Bekara 2/44)

“Birr”, bol bol iyilik etmek, hayır işlerinde geniş olmak anlamına geldiği gibi, aynı zamanda fail (özne) ismidir ve “iyilikte bulunan” demektir.

İmam Maverdî’ye göre birr ve takva birbirini tamamlayan ahlâki faziletlerdir. Bu yüzden yanyana gelirler.

Birr, insanlara iyilik yapmaktan ve onlara karşı iyi olmaktan doğar ve kişiye onların sevgi ve memnuniyetini kazandırır.

Allah’a karşı sorumluluk duygusundan kaynaklanan takva ise Allah’ın sevgi ve rızasını kazandırır. Her iki sevgi de kişiye mutluluk verir.

Bazı kaynaklarda birr “ihsanın en ileri derecesi” şeklinde açıklanmıştır.[2] 

İdeal iyilik olan birrin kapsadığı güzel hasletlerin din dilinde “ma’ruf” diye nitelenenler davranışlar olduğu görülüyor. Zira Din mar’uf olanı emreder, müslümanlardan onları başkalarına da ulaştırmalarını ister.

Bu açıdan birr veya ma’ruf diye nitelenerek övülen davranışlar her ne kadar kişinin kendisiyle, kendi takvasıyla alakalı olsa da bir bölümünün sonucu başkalarına yöneliktir.

Mü’minler, çok iyilikte bulunarak, takvada çok geniş olarak ‘birr’in bizzat kendisi hâline gelirler. Tıpkı sâlih amel işleyerek imanıyla özdeşleşen müslümana ‘iman’ veya ‘sâlih’ denilmesi gibi...

Takva sahibi kimseler hayır üzerinde olurlar, infak ederler (muhtaçlara yardım ederler), sürekli iyilikte bulunurlar. Hem Allah’a (c) itaat ederler, hem de insanlara bir fayda sağlarlar.

Dolasıyla onların tutumu birr’dir.

İyilik ve takvada ileri geçen, bol bol ihsanda dulunan, akrabalarına ve diğer insanlara bol bol iyilik eden, iyi davranan kimseler artık ‘birr’in bizzat kendisi olurlar. Böyle kimselere Kur’an ‘ebrâr’ demektedir.

-Kur’an’ın ebrâr dediği mü‘minler

Birr sahiplerine (ebrâr’a), çok ihsan edenlere, iyilik yapmakta çok geniş olanlara, itaatinde ve sözünde sâdık (samimi) olanlara, görevini iyi yapanlara ‘berra‘ fiilinden "el-bârr" denir.

Bu failin (öznenin) çoğulu "el-ebrâr", “ber”rin çoğulu ise berara’dir.

Berara ebrârdan daha beliğ (hoş söyleyişli) olduğu için meleklere tahsis edilmiş.

كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ

 فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ 

ف۪ي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ

مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ

بِاَيْد۪ي سَفَرَةٍۙ

كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ

“Hayır! Şüphesiz bu âyetler birer öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır. O, şerefli (değerli) yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.” (Abese 80/11-16)

Kur'an iyi müslümanlara muhsin, sâlih, râşid, muttaki dediği gibi ebrâr da diyor.

Bu iyi insanlar için övücü bir sıfat olduğu gibi, insanların iyi ve daha iyi olması için bir teşviktir.

Kur’an bu sürekli iyilik yapanlara, imanlarında ve davranışlarında doğru olanlara müjdeler veriyor.

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍۚ

“İyiler (ebrâr) muhakkak cennettedir...” (İnfitâr 82/13-14)

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍۙ عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّع۪يمِۚ يُسْقَوْنَ مِنْ رَح۪يقٍ مَخْتُومٍۙ خِتَامُهُ مِسْكٌۜ وَف۪ي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَۜ  

“Şüphesiz iyi kimseler (ebrâr), Naîm cennetindedirler. Koltuklar üzerinde, (etrafı) seyrederler. Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün. Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir. Yarışanlar, işte bunlar için yarışsınlar.(Mutaffifîn 83/22-25)

Onlar için altlarından ırmaklar akar cennetler var. Ancak Allah’ın katında bulunan mükâfatlar onlar için daha hayırlıdır.

لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ

“Fakat rablerine karşı gelmekten sakınanlara, Allah katından bir ikram olarak, altından ırmaklar akan cennetler vardır; orada temelli kalacaklardır. Allah katındaki mükâfat iyi kimseler (ebrâr) için daha hayırlıdır.” (Âli İmran 3/198)

‘Ebrâr’ olanlar, yani iyilik yapanlar veya imanlarında ve davranışlarında doğru olanlar, sürekli güzel davranış gösterenler Cennet’te nimet içerisindedirler.

اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًاۚ

Ebrâr ise, kâfûr katılmış bir kadehten (Cennet şarabı) içerler.“ (İnsan 76/5)

Onların amel defterleri de değerlidir.

كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَف۪ي عِلِّيّ۪ينَۜ

Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin (ebrâr’ın) kitabı “İlliyyûn”dadır.“ (Mutaffifin 83/18)

 Onların amelleri değerli olduğu için, Allah (cc) onların kitaplarını da yükseltmiş, onları değerli kılmıştır.

Mü’minler iyidir, iyi olmalıdır. Kur’an’ın “ebrâr” dedikleri mü’minlerin daha iyileridir diyebiliriz.

Nitekim yukarıdaki âyette birr ahlâkı olarak sayılan muhtaçlara infak, zekât vermek, akraba ile ilgilenmek, yetime el atmak, sözünde durmak, takvanın gereği güzel ahlâka sahip olmak, hadiste geçtiği gibi doğru sözlü olmak; başkalarına yönelik amellerdir.

Ebrâr olan mü’minler kendileri için istediklerini başkaları için de isterler, kendi yaşadıkları güzellikleri ve tattıkları nimetleri başkalarına da ulaştırırlar. Kendi mutluluklarını başkalarının mutlu olmasında ararlar.

Şu ayetteki müjdeyi tekrar hatırlayalım:

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ

“İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.“ (Beyyine 98/7)

Rabbim bizi ‘hayru’l-beriyye’den eylesin.

Kur’an mü’minlere şöyle dua etmelerini istiyor:

رَبَّنَٓا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَاد۪ي لِلْا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ

“Rabbimiz! Biz, “Rabbimize iman edin” diye imana davet eden bir davetçiyi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de ebrar (Allah’ı razı edecek iyilik sahipleriyle) ile birlikte öldür.” (Âli İmran 3/193)

 

[1] Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ Ve’d-Dîn S. 184’den Toksarı, A. TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/205

[2] Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ Ve’d-Dîn S. 184’den Toksarı, A. TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/205