Kur'an'da günah olayını farklı boyutlarıyla anlatan ism ve zenb kavramları, bunların ilgili oldukları eylemlerler ve kişiler hakkında bir online ders

Hüseyin K. Ece

28 Ekim 2025 – 05 Cemaziye’l-ahir 1447

Zaandam

79.GÜNAHI ANLATAN BAZI KURAN  KAVRAMLARI

 

-Giriş

Kur’an günah olgusunu 20den fazla kelime ile ya ifade ediyor, ya da işaret ediyor.

Bunlar ayrı kelimeler ve bazılarının arasında anlam yakınlığı olsa da, her biri başka bir yanlışa, kötülüğe, hataya, isyana, yoldan çıkmaya, suç çeşidine, hatanın farklı bir boyutuna işaret ederler.

Ancak hepsinin ortak noktası; nefsin hevâsına, şeytana, karanlık ve kötü (şer) işlere yenik düşmeyi, sıkıntıyı ve ızdırabı, toplumsal huzursuzluk ve kaosu, çirkin ve bayağı davranışları, dengeyi bozmayı ve haddi aşmayı ifade etmeleridir.

Günahla ilgili olarak âyet ve hadislerde yer alan kavramlar  şöyle gruplandırılabilir:

a-Hukukî suçları, yanlış ve çirkin fiilleri anlatan kavramlar: Cürm, sû’ (seyyie), hatâ (hatîe), fuhş/fahşâ, hubs/habis...

b-Haksızlık ve haddi aşma anlamında kullanılan kavramlar: Zulüm, israf, tuğyân, şatat, şikak, şekâvet, isyan...

c-Sonuç itibariyle günah olup sapma ve bozulmayı ifade eden kavramlar: İsm, zenb, fesat, münker, fısk, fücûr, ğayy, cenef, nekb, fısk, vizr, rics...

Bunlardan bir kaç tanesini bu derste söz konusu edelim:

1-İsm:

Kişiyi sevaptan alıkoyan, geri bıraktıran ve yapılmasıyla hayr’dan uzaklaştıran kötü ameldir. (Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 10) 

Cünahın tam benzeridir.

“Seyyie ile aynı kökten olup “kötülük veya haksızlık etme, bir işi kötü yapma” anlamına gelen “isâet”, fıkıhta şer‘an tasvip edilmeyen eylemlerden söz edilirken kullanılan genel bir kavramdır.” (Çağrıcı, M. TDV İslâm Ansiklopedisi; 37/79)

Vâbisa İbni Ma’bed (ra) şöyle dedi: Rasûlüllah’ın (as) huzuruna varmıştım. Bana:

- “İyiliğin (el-birr’in) ne olduğunu sormaya mı geldin?” dedi.

- Evet, dedim. O zaman şunları söyledi:

- “Kalbine danış. İyilik (el-birr), nefsin uygun gördüğü ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir.

Günah (ism) ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice nice fetvâlar verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” (Ahmed b. Hanbel, 4/227-228. Dârimî, Büyû’/2)

Bunun bir benzeri de şöyle:

Nevvâs İbni Sem’ân’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu:

“İyilik (el-birr) güzel ahlâktan ibarettir. Günah (ism) ise kalbini tırmalayıp durduğu hâlde insanların bilmesini istemediğin şeydir.” (Müslim, Birr/14, 15 no: 2553. Ayrıca bkz. Tirmizî, Zühd/52)

İsm ve türevleri Kur’an’da 48 defa geçiyor.

Kur’an, başkasının malını haksız yere yemeyi (Bekara 2/188),

İçki ve kumarı (hem de büyük ism) (Bekara 2/219)

İffetli kadınlara iftira atmayı (Nûr 24/37),

Başkaları hakkında olumsuz zan beslemeyi (Hucurât 49/12),

Boşanan eşlerden mehri geri almayı (Nisâ 4/20),

Allah’a ortak koşarak O’na iftira etmeyi (Nisâ 4/48, 50),

İşlediği günahı başkasının sırtına yıkmaya çalışmayı (Nisâ 4/112),

Yalancı şâhitlik etmeyi (Mâide 5/107),

Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlar iftira ile eziyet etmeyi (Ahzâb 33/58)

ve benzeri hataları ‘ism’ diye nitelendirmekte ve haram saymaktadır.

Haram kılınan leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanın etinden zaruret miktarı yemeği ‘ism’ saymıyor. (Bekara 2/173. Mâide 5/3)

İsm’in öznesi (fâili) ‘esîm (7 âyette) ve âsim (2 âyette) geçiyor. Bu da küfürde veya günah işlemekte ısrar eden günahkâr demektir.

فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعۡ مِنۡهُمۡ ءَاثِمًا أَوۡ كَفُورٗا ٢٤

“Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip) sabret; onlardan hiçbir günahkâra (âsim’e), yahut hiç bir nanköre boyun eğme.” (İnsan 76/24. Ayrıca bkz: Bekara 2/283)

Allah (cc) küfürde ve günahta  ısrar eden hiç kimseyi (keffârin esîm’i) sevmez. (Bekara 2/276) 

Şeytanlar günaha, iftiraya düşkün kimselerin (effâkin esîm) üzerine inerler, onlar da onlara kulak verirler. (Şu’arâ 26/222-223) Ve bunlara veyl olsun. (Câsiye 45/7)

 Esîm olanların Cehennemde yiyecekleri zakkum ağacıdır. (Duhan 44/44)

Kötü insan tipinin bazı özellikleri: Bir çok hatasının yanında hayrı engelleyen ve saldırgan ve günaha dalan (mu’tedin esîm) kimse... (Kalem 68/12)

Âhireti ancak ilâhi hükümleri çiğneyen ve günaha dalan kimseler (mu’tedin esîm) yalanlar.(Mutaffifîn 83/12)

Allah (cc) hainliği huy edinmiş günahkâr (havvânen esîm’i) sevmez. (Nisâ 4/107)

Allah (cc) ism (günah işleme) ve düşmanlıkta birbirlerine yardım edenleri kınıyor.

O (cc) Vaktiyle israiloğullarından birbirinin kanını dökmeyeceklerine, birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına dair söz almıştı.

“Bu mîsakı kabul eden sizler, (tersine) birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor, kötülük (ism) ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz (sırt sırta veriyorsunuz)…”  (Bekara 2/85),

Müslümanların hangi konularda yardımlaşmaları gerektiğini açıklıyor:

...  وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ٢

“İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.” (Mâide 5/2. Mücadele 58/8-9)

Ama bazıları bunun tersini yaparlar:

وَتَرَىٰ كَثِيرٗا مِّنۡهُمۡ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِ وَأَكۡلِهِمُ ٱلسُّحۡتَۚ لَبِئۡسَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٦٢

“Onlardan birçoğunun günah (ism), düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını (koştuklarını) görürsün. Yaptıkları ne kadar kötüdür!” (Mâide 5/62)

Haksız yere büyüklük taslamaları bazılarını ism’e (günah işlemeye) sürükler.

وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتۡهُ ٱلۡعِزَّةُ بِٱلۡإِثۡمِۚ فَحَسۡبُهُۥ جَهَنَّمُۖ وَلَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ ٢٠٦

“Böylesine (ifsat ediciye); “Allah'tan kork” denilince gurur kendisini günaha (ism’e) sevkeder. Ona cehennem yeter. O ne kötü yerdir!” (Bekara 2/206)

İnkâr edenlere mühlet verilmesinin elbette bir sebebi var:

“İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını (ism’lerini) arttırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Âli İmran 3/178)

Allah (cc) gayr-i müslimlerin, özellikle münafıkların bitâne (sırdaş) edilmesini yasaklıyor. Zira onlar müslümanlara öfke (ğayz) duyarlar. (Âli İmran 3/118-119)

Arkasından da şöyle buyuruyor:

“Size bir iyilik (hasene) dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük (seyyie) gelse, ona sevinirler.

Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.” (Âli İmran 3/120)

İsm’in açıktan veya gizli işlenmesi günah olması açısından farketmez:

 وَذَرُواْ ظَٰهِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَبَاطِنَهُۥٓۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡسِبُونَ ٱلۡإِثۡمَ سَيُجۡزَوۡنَ بِمَا كَانُواْ يَقۡتَرِفُونَ ١٢٠

“Günahın (ism) açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir.” (En’am 6/120)

“De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri , günahı (ism’i) ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” (A’raf 7/33)

‘İsm’ diye nitelenen günahlardan sakınmak Allah (cc) katında daha hayırlı ve daha süreklidir. (Şûrâ 42/36-37)

Herkesin günahı (ism) kendisinedir.

وَمَن يَكۡسِبۡ إِثۡمٗا فَإِنَّمَا يَكۡسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمٗا ١١١

“Kim bir hata ve günah (ism) kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah her şeyi bilicidir, büyük hikmet sahibidir.” (Nisâ 4/111)

Büyük günahlardan kaçınanların küçük günahları (lemem) affedilir.

ٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ هُوَ أَعۡلَمُ بِكُمۡ إِذۡ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَإِذۡ أَنتُمۡ أَجِنَّةٞ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡۖ فَلَا تُزَكُّوٓاْ أَنفُسَكُمۡۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ ٣٢

“Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan (ism’den) ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır…” (Necm 53/32)

Umara b. Şebîb es-Sebâiyyi Rasûlüllah’ın şöyle dediğini nakletti: “Kim akşam namazından sonra on defa; “Lâ ilâhe illahu vahdehu lâ şerike leh, lehu’l-mülkü ve lehu’l-hamdu, yuhyi ve yümit ve hüve alâ külli şey’în kadîr” derse Allah (cc) onu sabaha kadar şeytandan korur, ona on hasene yazar, on seyyiâtı (hatasını) siler. Bu on mü’min köle azat etmeye denktir.” (Tirmizî, Deavât/97 no: 3534 hasen-garib kaydıyla)  

 

2-Zenb-zünûb:

Sözlükte kuyruk anlamına gelen ‘zeneb’ kelimesinden türemiştir.

Hoş olmayan sonuçlar doğuran bütün fiiller hakkında kullanılır ki, meydana getirdiği sonuca göre değerlendirilen işler demektir.

Buna göre kişinin yaptığı iş, sonuç itibariyle ona vebâl yüklüyorsa, ceza almasına sebep oluyorsa o iş ‘zenb’tir.

‘Zenb’, insanın Allah'ın rızasını kazanmasını engelleyen, isyan etmek, Allah'a itaat etmemek demektir (Cürcânî, S. et-Ta'rifât, s. 9, 107, I51).

Kur’an’da tekil ve çoğul (zünûb) olarak 32 defa kulların işlediği günah, suç ve vebâl karşılığı olarak geçmektedir. Mesela;

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذَنُوبٗا مِّثۡلَ ذَنُوبِ أَصۡحَٰبِهِمۡ فَلَا يَسۡتَعۡجِلُونِ ٥٩

“Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına (zenb) benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.” (Zâriyât 51/59)

Allah (cc) kendisini günahı affedici olarak vasıflandırıyor.

غَافِرِ ٱلذَّنۢبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوۡبِ شَدِيدِ ٱلۡعِقَابِ ذِي ٱلطَّوۡلِۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ إِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ٣

“Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, günahı (zenb’i) bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah tarafından indirilmiştir. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O'nadır.” (Mü’min 40/3)

Rabbimiz çocuk katillerini uyarıyor:

وَإِذَا ٱلۡمَوۡءُۥدَةُ سُئِلَتۡ ٨

بِأَيِّ ذَنۢبٖ قُتِلَتۡ ٩

“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah (zenb) sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda…” (Tekvîr 81/8-9)

Allah (cc) Rasûlüllah’a istiğfar etmesini söylüyor. Tabi bize de:

فَٱصۡبِرۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لِذَنۢبِكَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِبۡكَٰرِ ٥٥

“Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vâdi gerçektir. Günahının (zenb’in) bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbîh et.” (Mü’min 40/55. Bir benzeri: Muhammed 47/19)

Rasûlüllah’a apaçık fetih verilmesinin bir sebebi de şu:

لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكَ وَيَهۡدِيَكَ صِرَٰطٗا مُّسۡتَقِيمٗا ٢

“Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir.” (Fetih 48/2)

Son Saat ve kıyâmet gerçekleşirken;

فَيَوۡمَئِذٖ لَّا يُسۡـَٔلُ عَن ذَنۢبِهِۦٓ إِنسٞ وَلَا جَآنّٞ ٣٩

“İşte o gün insana da cine de günahı (zenb’i) sorulmaz.” (Rahmân 55/39)

Cehennemlikler günahlarını itiraf edecekler:

فَٱعۡتَرَفُواْ بِذَنۢبِهِمۡ فَسُحۡقٗا لِّأَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ ١١

“Böylece günahlarını (zenb’lerini) itiraf ederler. Alevli ateşin arkadaşları rahmetten uzak olsun!” (Mülk 67/11)

‘Zenb’ yedi âyette çoğul olarak ‘zünûbeküm-sizin günahlarınız’ şeklinde geçiyor.

قُلۡ إِن كُنتُمۡ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِي يُحۡبِبۡكُمُ ٱللَّهُ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٣١

“De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı (zünûbeküm) bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Âl-i İmrân 3/31)

Takvalı davranmak, güzel ve doğru konuşmak Allah’ın emridir. Sonuçta;

يُصۡلِحۡ لَكُمۡ أَعۡمَٰلَكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدۡ فَازَ فَوۡزًا عَظِيمًا ٧١

“(Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı (zünûbeküm) bağışlar. Kim Allah ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzâb 33/71)

Mü’minleri azaptan kurtracak ilâhi hüküm: İmandan sonra Allah yolunda yoğun çalışma (cihad) yapmalarıdır. İşte o  takdirde;

يَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡ وَيُدۡخِلۡكُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةٗ فِي جَنَّٰتِ عَدۡنٖۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ١٢

“O, sizin günahlarınızı (zünûbeküm) bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.” (Saff 61/12)

Nuh (as) kavmine şöyle dedi:

“Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin.

Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.” (Nûh 71/3-4. Ayrıca bkz: İbrahim 14/10. Mâide 5/18. Ahkâf 46/31)

*Kur’an muttakilerin günah işledikleri zaman ne yapmaları gerektiğini öğretiyor:

وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَٰحِشَةً أَوۡ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ ذَكَرُواْ ٱللَّهَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ لِذُنُوبِهِمۡ وَمَن يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمۡ يُصِرُّواْ عَلَىٰ مَا فَعَلُواْ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ ١٣٥

“Yine onlar (muttakiler) ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından (zenb’lerine) dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler.

Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmran 3/135)

Ve müjde:

۞ قُلۡ يَٰعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ أَسۡرَفُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ لَا تَقۡنَطُواْ مِن رَّحۡمَةِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًاۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٥٣

“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer 39/53)

Zenb kelimesinin geçtiği iki hadis:

Ebû Mûsâ Abdullah el-Eş’arî’den rivâyet edildiğine göre Nebi (as) şöyle buyurdu:

Mü’min, günahlarını hayâlinde öylesine büyütür ki, sanki kendisi bir dağın eteğinde oturuyormuş da dağ üzerine çökecekmiş zanneder. Günaha düşkün kimse ise günahlarını, burnunun üstüne konan bir sinek gibi görür.” (Buhârî, Daavât/4)

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَال: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : ‘التَّوْبَةُ مِنْ الذَّنْبِ أَنْ يَتُوبَ مِنْهُ ثُمَّ لَا يَعُودَ فِيه.

Abdullah (b. Mes’ûd) (ra) tarafından nakledildiğine göre, Allah Rasûlü (sas) şöyle buyurdu:

"Günahtan tevbe etmek, günahı terk edip bir daha ona dönmemektir." (Ahmed ibn Hanbel, 1/ 446 no: 4264)

  : ‘التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لاَذَنْبَلَهُ.

Ebû Ubeyde b. Abdullah’ın (ra), babasından (Abdullah b. Mes’ûd’dan) (ra) naklettiğine göre, Allah Rasûlü (sas) şöyle buyurmuştur: "Günahından tevbe eden kimse, günahsız kimse gibidir." (İbni Mâce, Zühd/30 no: 4250)

 

3-Vizr:

Bunun aslı ‘vezera’ fiili; bir şeyi yüklenmek, Ağır yük yüklenmek, günah işlemek.

Vezeru, sığınak. (Kıyâmet 11)

Vezir; sorumlu, yük yüklenen, yardımcı.

Vizru (çoğulu; evzara); ağırlık, yük. Günah da bu kelime ile ifade edilir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: ) Mesela;

وَوَضَعۡنَا عَنكَ وِزۡرَكَ ٢

“Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?” (İnşirâh 94/2)

قَالُواْ مَآ أَخۡلَفۡنَا مَوۡعِدَكَ بِمَلۡكِنَا وَلَٰكِنَّا حُمِّلۡنَآ أَوۡزَارٗا مِّن زِينَةِ ٱلۡقَوۡمِ فَقَذَفۡنَٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلۡقَى ٱلسَّامِرِيُّ ٨٧

“Dediler ki: Biz sana olan vâdimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır'lıların) zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş , sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı.” (Tâ-Hâ 20/87)

Vezera fiili Kur’an’da türevleriyle birlikte 25 defa geçiyor.

Vizr’in öznesi (faili) vâzira…

Kur’an, suçun şahsiliği gibi evrensel bir prensibi ‘vizr’ kelimesiyle ifade ediyor:

قُلۡ أَغَيۡرَ ٱللَّهِ أَبۡغِي رَبّٗا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيۡءٖۚ وَلَا تَكۡسِبُ كُلُّ نَفۡسٍ إِلَّا عَلَيۡهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٞ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرۡجِعُكُمۡ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ ١٦٤

“….Her nefis kendi aleyhine yaptığını kazanır. Hiç kimse bir başkasının ‘vizr’ini (yükünü-günahını) yüklenmez…” (En’am 6/164)

“Kim hidâyet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiç bir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.” (İsrâ 17/15. Fatır35/18. Zümer 39/7. Necm 53/38)

Fakat nasıl ki iyi bir çığır açmak, sevap işlemesine sebep olmak insana sevap kazandırırsa; günaha sebep olmak, günahın işlenmesine zemin hazırlamak, kötü (münker) bir gelenek başlatmak, kişiye günah kazandırdığı gibi, o günahı işleyenlerin günahlarında bir eksilme olmadan o işi başlatana ilave bir ‘vizr’ kazandırır.

“Onlara: Rabbiniz ne indirdi” denildiği zaman; “öncekilerin masallarını” derler. Kıyâmet gününde kendi günahlarını (evzâr’ını) tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür!” (Nahl 16/25)

 “Allah’ın huzuruna çıkmayı yalan sayanlar gerçekten ziyana uğramışlardır. Nihayet kendilerine kıyâmet vakti ansızın gelip çatınca, onlar günahlarını (evzarehum) sırtlarına yüklenmiş bir halde diyecekler ki: “Dünyada iyi amelleri terk etmemizden dolayı vah hâlimize!” Dikkat edin, yüklendikleri (yezirûn) vebâl ne ağır.” (En’âm 6/31)

مَّنۡ أَعۡرَضَ عَنۡهُ فَإِنَّهُۥ يَحۡمِلُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وِزۡرًا ١٠٠

“Kim ondan (zikirden) yüz çevirirse, şüphesiz ki kıyâmet gününde o, ağır bir günah yükünü (vizran) yüklenecektir.” (Tâ-Hâ 20/100)