Kur'an'da en güzel, güzelin en güzeli anlamında, Allah'ın isimlerini ve bazı olguları nitelemesi açısında el-Hüsnâ kavramı hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
09 Aralık 2025 – 18 Cemâziye’l-âhir 1447
Zaandam
81. DERS: GÜZELİN EN GÜZELİ
Kur'an'da 'güzel' anlamında kullanılan kelimelerden bir tanesi de 'hasene', 'husn' ve 'hüsnâ'dır.
Bu derste 'el-hüsnâ' kelimesini ele almak, Kur'an'da hangi anlamlarda kullanıldığına işaret etmek ve özellikle de Leyl sûresinde iki kullanışa dikkat çekmek istiyoruz.
'Hüsnâ' kelimesi, 'hasene' kelimesinden türemiştir.
'Hasene' fiilinin bütün güzellikleri ve rağbet edilen şeyleri fade ettiğini hatırlayalım.
'Hüsnâ', fü'lâ ölçüsünde 'en güzel' demek olur ve maddi güzellikler için değil daha çok oluşlar, aklî, kalbî ve şer'î güzellikler hakkında kullanılır.
'Hüsnâ'yı Türkçeye “en güzel, daha güzel, güzelin en güzeli, nihâi güzellik” diye çevirmek mümkün...
Kur'an, onyedi âyette 'el-hüsnâ' kelimesini kullanıyor.
Dikkat çekici olan şu ki bütün bu kullanışlarda 'el-' harf-i tarif/belirlilik takısı ile geliyor.
Buradan hareketle özel ve üstün bir güzelliğe, belirliği bir hoşluğa, belirli iyiliği dikkat çekiliyor denilebilir.
Güzelliğin kaynağı asıl Güzel olan Allah'tır. Öyleyse insanın kavuştuğu güzellik, ya da içindeki güzellik veya estetik duygusu kendinden değil, onu Yaratan'dan ona bir bağış ve bir lütuftur.
En üstün niteliklere en mükemmel sıfatlara (Esmâullahi'l-Hüsnâ'ya) sahip olan Güzeller Güzeli Allah (cc) kendi Güzel olan isimlerinin tecellileri olarak bazı şeyleri kullarına verir; bazı şeyleri güzel gösterir, güzellik yeteneği verir, hak edenlere de en güzel sonuçları ödül olarak bağışlar.
Abdullah b. Mes’ûd’dan nakledildiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete giremez.” Bu söz üzerine bir adam, “İnsan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!” deyince Rasûlullah; “Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakikati inkâr etmek ve insanları küçümsemektir” dedi. (Müslim, Îmân/147 no: 265)
"Allah Güzeldir, güzelliği sever" hükmünce Rabbimiz kullarına güzelliği ve güzel olan şeyleri öğretir, o güzel olan şeyleri, işleri aşkla yapan kullarına en güzel karşılığı verir. (Yûnus 10/26 aşağıda gelecek)
Bununla onları hem kalbî anlamda güzel duygulara, hem dünyevî anlamda güzelliğin, rahatın, huzurun zirvesine ulaştırır. Sonunda da güzelliğin şahikası olan Cennete kavuşturur.
-Allah’ın isimlerini niteleyen el-hüsnâ
Kur'an'daki 'el-Hüsnâ'dan dört tanesi Allah'ın isimlerini nitelemek üzere 'esmâu'l-hüsnâ' formunda geliyor.
قُلِ ٱدۡعُواْ ٱللَّهَ أَوِ ٱدۡعُواْ ٱلرَّحۡمَٰنَۖ أَيّٗا مَّا تَدۡعُواْ فَلَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَلَا تَجۡهَرۡ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتۡ بِهَا وَٱبۡتَغِ بَيۡنَ ذَٰلِكَ سَبِيلٗا ١١٠
"De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler (esmâu'l-hüsnâ) O'na aittir..." (İsrâ 17/110)
هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡخَٰلِقُ ٱلۡبَارِئُ ٱلۡمُصَوِّرُۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ٢٤
“O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. En Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Haşr 59/24)
وَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُوا الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اَسْمَٓائِه۪ۜ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.” (A'raf 7/180. Ayrıca bkz: Tâhâ 20/8)
-el-Hüsnâ’nın Kur’an’daki giğer kullanımlarını şöylece sıralamak mümkün:
1-Allah'ın va'di olarak el-hüsnâ:
Allah (cc) kendi yolunda üstün bir gayretle çalışan, bu uğurda yorgunluk ve bıkkınllık nedir bilmeyen, bunu yaparken de sağa sola bakmayan ve sadece Rabbinin rızasını gözeten samimi mü'minler en güzel karşılığı hazırlamıştır.
لَّا يَسۡتَوِي ٱلۡقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ غَيۡرُ أُوْلِي ٱلضَّرَرِ وَٱلۡمُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ دَرَجَةٗۚ وَكُلّٗا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ أَجۡرًا عَظِيمٗا ٩٥
"... Allah bütün mü'minlere nihâi güzellikler (el-hüsnâ) vaad etmesine rağmen, yolunda üstün gayret harcayanları yerinde sayanlara nisbeten muhteşem bir ödül vaadiyle üstün tutmuştur." (Nisâ 4/95)
إِنَّ ٱلَّذِينَ سَبَقَتۡ لَهُم مِّنَّا ٱلۡحُسۡنَىٰٓ أُوْلَٰٓئِكَ عَنۡهَا مُبۡعَدُونَ ١٠١
"Ne var ki, katımızdan kendilerine iyilik-güzellik (el-hüsnâ) ihsan ettiğimiz kimselere gelince: işte onlar (cehennemden) uzak tutulacaklardır." (Enbiyâ 21/101. Bir benzeri: Hadid 57/10)
2-Güzel bir gelecek sözü olarak el-hüsnâ:
Musa'ya (as) tabi olup Hak daveti kabul eden, bu uğurda sıkıntılara katlanan, Firavun'un zulümlerini göğüsleyen ve bütün zorluklara sabreden müslümanlara henüz Hz. Musa hayatta iken güzel bir gelecek vaad etmişti.
وَأَوۡرَثۡنَا ٱلۡقَوۡمَ ٱلَّذِينَ كَانُواْ يُسۡتَضۡعَفُونَ مَشَٰرِقَ ٱلۡأَرۡضِ وَمَغَٰرِبَهَا ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَاۖ وَتَمَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ ٱلۡحُسۡنَىٰ عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ بِمَا صَبَرُواْۖ وَدَمَّرۡنَا مَا كَانَ يَصۡنَعُ فِرۡعَوۡنُ وَقَوۡمُهُۥ وَمَا كَانُواْ يَعۡرِشُونَ ١٣٧
"Ve Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel güzel (bir gelecek) vaadi, onların sabırlarına karşılık (işte böyle) gerçekleşti. Firavun ve âvânesişnin yapıp yücelttikleri kibir uygarlığını tarihe gömdük." (A'raf 7/137)
3-Daha güzeli olarak el-hüsnâ:
İlk İslâm toplumunu ifsat etmek, müslümanların arasına fitne sokmak üzere güyâ mescid yapmaya kalkanlar her ne kadar “Bizim maksadımız daha güzelini ortaya koymaktı“ deseler de, sonuçta başvurdukları metod yıkıcı, ifsad edici, girdikleri yol yanlış idi.
Nitekim dünyayı fesada verenler de bizim maksadımız ıslahtır diyebilirler. (Bakara 2/11)
وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مَسۡجِدٗا ضِرَارٗا وَكُفۡرٗا وَتَفۡرِيقَۢا بَيۡنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَإِرۡصَادٗا لِّمَنۡ حَارَبَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ مِن قَبۡلُۚ وَلَيَحۡلِفُنَّ إِنۡ أَرَدۡنَآ إِلَّا ٱلۡحُسۡنَىٰۖ وَٱللَّهُ يَشۡهَدُ إِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ ١٠٧
"Ayrıca zarar vermek, inkârda direnmek, inananlar arasına ayrılık sokmak ve öteden beri Allah ve O'nun Elçisi'ne savaş açan kimseler adına gözetleme yapmak amacıyla ibadethane inşa edenler var.
Üstelik onlar; "Amacımız daha güzelini (el-hüsnâ) ortaya koymaktır" diye ısrarla yemin ederler ama Allah şâhittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar." (Tevbe 2/107)
4-Güzel bir karşılık olarak el-hüsnâ:
Güzel davrananlara karşılık olarak daha güzeli var. Hiç kimse yaptığının boşa gittiğini düşünmesin.
Kim güzel davranışlarda bulunursa, güzel hareket ederse, yani sâlih amel işlerse, mükâfatını daha da güzeliyle, daha da fazlasıyla olacaktır.
هَلۡ جَزَآءُ ٱلۡإِحۡسَٰنِ إِلَّا ٱلۡإِحۡسَٰنُ ٦٠
"İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?" (Rahmân 55/60.
إِنۡ أَحۡسَنتُمۡ أَحۡسَنتُمۡ لِأَنفُسِكُمۡۖ وَإِنۡ أَسَأۡتُمۡ فَلَهَاۚ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ ٱلۡأٓخِرَةِ لِيَسُـُٔواْ وُجُوهَكُمۡ وَلِيَدۡخُلُواْ ٱلۡمَسۡجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٖ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوۡاْ تَتۡبِيرًا ٧
"Eğer iyilikte sebat ederseniz, iyiliği yalnızca kendiniz için yapmış olursunuz;..." (İsrâ 17/7)
۞ لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ ٱلۡحُسۡنَىٰ وَزِيَادَةٞۖ وَلَا يَرۡهَقُ وُجُوهَهُمۡ قَتَرٞ وَلَا ذِلَّةٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٢٦
"Güzel yapanlara daha güzeli, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerinde ne toz toprak bulaşığı olur ne de aşağılanmışlık izi. İşte bunlar cennetlik kullardır, kendileri orada sonsuza kadar kalıcıdırlar." (Yûnus 10/26)
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔواْ بِمَا عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ بِٱلۡحُسۡنَى ٣١
“Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandırması için (böyle)dir.” (Necm 53/31)
5-Güzel bir biçim olarak el-hüsnâ:
Bazı kimseler Rablerinden gelen her türlü çağrıya;
"Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk! İsteyerek kabul ettim. İnandım ve teslim oldum" diyerek en güzel karşılığı verirler.
“Senden gelen hoş sefa geldi“ derler.
لِلَّذِينَ ٱسۡتَجَابُواْ لِرَبِّهِمُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَٱلَّذِينَ لَمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَهُۥ لَوۡ أَنَّ لَهُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعٗا وَمِثۡلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفۡتَدَوۡاْ بِهِۦٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ سُوٓءُ ٱلۡحِسَابِ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ ١٨
"Rablerinin çağrısına güzel (el-hüsnâ) bir biçimde karşılık verenler..." (Ra'd 13/18)
6-En güzel sonuç anlamıyla el-hüsnâ:
Herkes kendi üzerinde olduğu yolu doğru yol, peşine gittiği inanacın en isabetli, yaptığı hareketlerin de en sağlam olduğunu zanneder.
Arkasından da güzel olan şeyleri sadece kendilerini layık görürler. Böylece avunur durular.
وَيَجۡعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكۡرَهُونَۚ وَتَصِفُ أَلۡسِنَتُهُمُ ٱلۡكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ لَا جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ ٱلنَّارَ وَأَنَّهُم مُّفۡرَطُونَ ٦٢
"Hem kendilerinin hoşlanmadığu şeyi Allah'a layık görürler, hem de en güzel (el-hüsnâ) akıbete kendileri layıkmış gibi yalan beyanda bulunan dilleriyle kendilerini aldatırlar..." (Nahl 16/62)
7-Bilinen güzellik olarak el-hüsnâ:
Kimileri makam, malı ve serveti kendilerini elde ettiği bir güzellik zannederler. Bütün bunların bir deneme aracı olduğunu düşünmezler. Kendilerine bu gerçek hatırlatıldığı zaman da öfkelenirler, güçlerini ve pazularını gösterirler.
Böyleleri hakkı olanların hakkını vermedikleri gibi, ölümden sonra bir hayatın geleceğini de kabul etmezler.
Âhiret hayatını hatırlatanlara alaylı bir şekilde şöyle derler:
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَٰهُ رَحۡمَةٗ مِّنَّا مِنۢ بَعۡدِ ضَرَّآءَ مَسَّتۡهُ لَيَقُولَنَّ هَٰذَا لِي وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةٗ وَلَئِن رُّجِعۡتُ إِلَىٰ رَبِّيٓ إِنَّ لِي عِندَهُۥ لَلۡحُسۡنَىٰۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِمَا عَمِلُواْ وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنۡ عَذَابٍ غَلِيظٖ ٥٠
"Hayat bu yaşadığımızdır, şayet dediğiniz gibi ölümden sonra diriliş olursa" "... bir ihtimal, beni Allah'ın katında malum güzelliklerin (el-hüsnâ'nın) beklediğinden kesinlikle eminim..." derler. (Fussilet 41/50)
8-Nihâî güzellik anlamıyla el-Hüsnâ:
فَأَمَّا مَنۡ أَعۡطَىٰ وَٱتَّقَىٰ ٥
وَصَدَّقَ بِٱلۡحُسۡنَىٰ ٦
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلۡيُسۡرَىٰ ٧
وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسۡتَغۡنَىٰ ٨
وَكَذَّبَ بِٱلۡحُسۡنَىٰ ٩
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلۡعُسۡرَىٰ ١٠
"Sözgelimi; kim (Allah için) karşılıksız verir ve takva bilinciyle hareket ederse; ve el-hüsnâ’yı tasdik ederse inanırsa; işte ona, rahatlık ve mutluluğun zirvesine götüren yolu kolaylaştırırız.
Sözgelimi; kim de cimrilik yapar ve kendi kendine yettiğini zanneder; en Güzel'i yalanlarsa; işte ona da , zorluk olanı kolaylaştırırız." (Leyl 72/5-10)
Daha güzeliyle ödüllendirileceğine veya En Güzel olan Allah'ı tasdik ederse…
Daha güzeliyle ödüllendirileceğine veya En Güzel olan Allah'ı yalanlarsa (tekzib ederse)…
Burada iki defa geçen 'el-Hüsnâ' farklı şekillerde anlaşılmıştır. Bir kaç örnek verelim:
'el-Hüsnâ'yı doğrulamak, yani yaptığı bağışların, ettiği iyiliklerin yerine Allah tarafından başkalarının verileceğini doğrulamak, ya da Allah'ın kendisine mükâfat vereceğine dair sözünü tasdik etmek şeklinde anlaşılmıştır.
Kimileri el-hüsnâ'yı Tevhid kelimesi, namaz, zekât ve oruç gibi ibadet olarak anlamışlardır. (Şevkânî, Fethu'l-Kadîr, s: 1910)
Kimileri, "Kim el-Hüsnâ'yı tasdik ederse", yani iman veya güzel hasletle, ya da İslâm milletine tabi olmakla (Zamahşerî, el-Keşşâf, 4/750) malından cimrilik etmeden, gönülden ihtiyaç sahiplerine verirse, ona güzelliğin, başarının yolları kolay kılınır diye açıklıyorlar.
"Kim el-Hüsnâ'yı doğrularsa" "zamandan ve sosyal şartlardan bağımsız ahlakî değerlere ve dolayısıyla, "ahlakî vecîbe" olarak tanımlanabilecek olanın mutlak geçerliliğine" inanırsa... Şeklinde anlaşılabilir. (M. Esed, Meâl 3/1276)
Burada "haslet-i hüsnâ" en güzel haslet; iman ve ihsan hasleti, veya "Kelime-i hüsnâ",
en güzel kelime: Kelime-i tevhid,
yahut bir hakkı gösteren kelime, ahsen-i kavil yani en güzel söz olan tevhid kelimesi, Kur'ân; hüsnâ (en güzel) âyetleri öncelikle dahil olur.
Veya 'millet-i hüsnâ' en güzel din ve millet, islam milleti,
veya Mesube-i hüsnâ: daha güzel karşılık, yahut en güzel sevap ve mükâfat, Cennet diye birkaç şekilde tefsir edilmiştir. (Elmalılı, 9/258)
Pek çok meâl 'el-hüsnâ'yı 'en güzel' şeklinde Türkçe'ye aktarmışlar.
Übey ibni Kâ'b'dan gelen bir rivâyete göre demiş ki: Peygamber'e (sav) el-hüsnâ'dan sordum. Buyurdu ki; "el-Hüsnâ cennettir." (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 3/648)
Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
“Kulların sabaha eriştiği ve iki meleğin inerek onlardan birisinin: Allahım infak edene, infak ettiğinin yerini tutacak ihsanda bulun; diğerinin: Allahım cimrilik yapanın da mal varlığını telef et' demedikleri hiç bir gün yoktur." (Buhârî, Zekât/27. Müslim, Zekât/57 no: 1010)
"'el-hüsnâ' kelimesi bu bağlamda inanç, ibadet, muamelât ve ahlâk ilkeleriyle İslâm inanç ve uygulamalarının tümünü ifade eder.
Leyl yedinci âyette geçen ve Allah'ın cömert kulu için kolaylaştıracağı bildirilen rahatlık ve mutluluk yolunu ifade etmek üzere 'en kolay' anlamına gelen 'yüsrâ' kelimesi kullanılmıştır.
Bu kelime daha fazla iyilik yapama özelliği, erdemi' olarak da açıklanmıştır.
Buna göre insan iyilik yapmaya çalıştıkça Allah da onda iyilik iradesini güçlendirir, iyilik yollarını kolaylaştırır ve cömertlik denilen güzel haslet onun kişiliğinin ayrılmaz bir özelliği haline gelir." (Heyet, Kur'an Yolu, 5/573)
Tasadduk, Allah rızası gerekli yerlere için bir şeyler vermek; bir güzelin bir güzelliği En Güzel adına başka güzellerle paylaşmasıdır.
Mü'min imanla güzel olur, helâl mal da güzeldir ve güzelliktir.
Mü'min En Güzel'den emânet aldığı bu güzelliği yine O'nun adına diğer güzel insanlarla paylaşır. Bunun karşılığında da en nihâî güzelliğin yolları ona kolaylaşır.
Öyle ki bu gibi kimseler Allah yolunda zekât, sadaka, teberru, nafaka gibi yollarla cömertce harcama yaparlar.
Öncelikle açık ve gizli şirkten sakınırlar. Rablerine karşı açık ve gizli edepsizlikten, kabalıktan ve hatadan yüz çevirirler. Rablerini Kitap ve Elçi ile gönderdiği her şeyi tereddütsüz kabul ederler.
YUkarıda geçtiği gibi:
۞ لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ ٱلۡحُسۡنَىٰ وَزِيَادَةٞۖ وَلَا يَرۡهَقُ وُجُوهَهُمۡ قَتَرٞ وَلَا ذِلَّةٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٢٦
""Güzel yapanlara daha güzeli, bir de fazlası vardır…” (Yûnus 10/26)
ذَٰلِكَ ٱلَّذِي يُبَشِّرُ ٱللَّهُ عِبَادَهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِۗ قُل لَّآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ أَجۡرًا إِلَّا ٱلۡمَوَدَّةَ فِي ٱلۡقُرۡبَىٰۗ وَمَن يَقۡتَرِفۡ حَسَنَةٗ نَّزِدۡ لَهُۥ فِيهَا حُسۡنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ شَكُورٌ ٢٣
"… Kim çalışır bir güzellik kazanırsa ona daha fazla bir güzellik veririz..." (Şûrâ 42/23. Bir benzeri, 53 Necm/31)
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ١٢٠
"… Allah güzel amel işleyenlerin ecrini zayi etmez." (Tevbe 9/120)
وَسَنَزِيدُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٥٨
"… İyilik edenlerin ecrini daha da artıracağız." (Bekara 2/58)
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَلَنَجۡزِيَنَّهُمۡ أَحۡسَنَ ٱلَّذِي كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٧
"Elbette kendilerine yaptıklarının daha güzelini veririz." (Ankebut 29/7) gibi âyetlerle vaad ve beyan olunduğu üzere ihsan eden, Allah'ı görüyor gibi sadâkat ve samimiyetle güzellik yapanlara yaptıkları iyi işlerin ilerde artırılarak daha güzeliyle karşılığı, daha fazlasıyla ecir ve mükâfatı verileceği, sonunda en güzel akıbete, güzel bir son ile sonraki hayatta Cennet ve cemâle erdirileceği haber veriliyor. (Elmalılı, 9/258)
Cömertler için kolaylaştırılan şey; kendi kendi yettiğini zannedip cimrileşen kimseler için zorlaştırılır.
Zira böyleleri Allah ve Rasûlünün davetini reddedip heva ve hevesine uyarlar. Allah (cc) böylelerinden hidâyetini çeker.
Bu sebepten kendi başına kalan kul helâl haram demeden nefsânî arzularını tatmine çalışır. Kötülük yapmak, günâh işlemek ona kolay, ama sâlih amel işlemek ise zor gelir.
Onun iç dünyası bu yanlış tercihe alışmış, bir anlamda günahın ve kötülüklerin tiryakisi olmuştur.