Kur'an'da malaya'niye benzeyen abes, lağv (boş söz), la'b (oyun), lehv (oyalayan), lehve'l-hadis (oylayan söz), kavlu'z-zur (yalan söz) hakkında bir online ders

Hüseyin K. Ece

16 Aralık 2025 – 25  Cemâziye’l-âhir 1447

Zaandam

17. Ders: MÂLÂYA’Nİ’YE BENZEYEN YANLIŞLAR

Önce şu rivayete bakalım:

Sa’d ibni Ubâde hastalanmıştı. Peygamber (sav), Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebi Vakkâs ve Abdullah b. Mes’ûd ile birlikte onu ziyarete gittiler. Rasûlüllah (sav) Sa’d’ın yanına girdiğinde onu ailesi tarafından dikkatlice etrafı sarılmış hâlde buldu. Peygamber:

-“Yoksa Sa’d öldü mü?” diye sordu.

-“Hayır Ya Rasûlüllah! Ölmedi” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber ağladı. Onun ağladığını görünce orada olanlar da ağlamaya başladılar. Peygamber (sav).

-“İşitmediniz mi Allah gözyaşı ile, iç üzüntüsü ile insana azap etmez.” Ve eliyle dilini işaret ederek: “İşte bunun yüzünden (ya) azap eder, yahut merhamet eder...” (Buhârî, Cenâiz/44)

Kur’ân’da mâlâyâni tabiri geç­memekle birlikte abes (boş, amaçsız, ge­reksiz iş) (Mü'minûn 23/115),

lağv (boş ve mânâsız söz) (Mü'minûn 23/3. Kasas 28/55. Fussilet 41/26),

lehv ve la'b (oyalayıcı şey ve oyun) kelimeleri mâlâyâni’ye yakın anlamlarda kullanılmıştır.

1-Abes

Abes; Kişinin kendi işine oyun karıştırmasıdır. Uygun bir amacı olmayan şey.

Türkçe’de; İşe yaramayan, boş, faydasız.

Türkçe’de “Abesle iştiğal”, “abes bulmak”, ”söz abes kaçmak” gibi deyimler var.

Hukuk terimi olarak; Akla ve gerçeğe aykırı, gereksiz, yersiz, boş şey, saçma, anlamsız.

اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ

 “Siz her yüksek yere bir alâmet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?” (Şu’arâ 26/128)

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn 23/115)
      
Müslüman abes yere yaratılmadığını bildiğine göre abes işlerle, sözlerle meşgul olmaması gerektiğiniği de bilmeli.

 

2-Lağv (faydası söz)

‘Lâğv’ sözlükte serçe kuşunun ötmesine denir. Buradan hareketle faydasız söz konuşmak, sözde hata edip bâtıl söz söylemek manasında kullanılmaktadır. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 682)

Bunda her hangi bir maksat yoktur. Gelişigüzel ağızdan çıkar. Serçe kuşu gibi cik cik demekten öte bir anlam taşımaz. Buna göre her yalan ve çirkin söz, manasız ve faydasız, boş ve düşük söz lağv’dır.

‘Lağv’ bu anlamıyla ‘mâlâya’ni’ye benzemektedir.

‘Lağv’,  ahlâki bir kavram olarak, müslümanların uzak durması gereken, boş, lüzumsuz ve zararlı işler ve sözlerdir.

İlgtinçtir, Kur’an Vahyin sesini bastırmak isteyenlerin çabalarını, ona karşı yapabilecekleri gürültüyü lağv’in fiil hâli ile anlatıyor.

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ

 “İnkâr edenler: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü (lağv) yapın. Umulur ki bastırırsınız” dediler.” (Fussilet 41/26)

Kur’an cennetliklerin orada lağv işitmeyeceklerini haber veriyor.

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًاۚ

“Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.” (Nebe’ 78/35)

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًاۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

Orada boş söz işitmezler, kendilerine yalnız esenlikler dilenir. Orada, sabah akşam rızıkları hazırdır.” (Meryem 19/62)

لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ

“O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar; (dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır, yüce bir cennettedirler. Orada boş bir söz işitmezler.” (Ğâşiye 88/9-11. Ayrıca bkz: Vâkıa 56/25. Tûr 52/23)

Bu âyetler aynı zamanda müslümanlara ‘lağv’den uzak kalmalısınız’ mesajı vermektedir.

Zaten lağv’den yüz çevirmek gerçek müslümanların özelliğidir.

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ

 “Onlar (o mü’minler) ki, boş ve yararsız şeylerden (lağv’den) yüz çevirirler.” (Mü’minûn 23/3)

وَاِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ اَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۘ سَلَامٌ عَلَيْكُمْۘ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِل۪ينَ

 “Onlar, boş söz (lağv) işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selâm olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz, derler.” (Kasas 28/55)

وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً

 “(O kullar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş sözler (lağv) ile karşılaştıkları zaman  vakar ile (oradan) geçip giderler.” (Furkan 25/72)

Müslümanlar, sulu şakalardan, seviyesiz güldürülerden ve sözlerden, sapma sapan konuşmalardan, müstehcen ifadelerden, küfür/sövme ve çirkin sözlerden, şer mekanlarında ve yalancılarla birlikte bulunmaktan uzak dururlar.

Zira müslümana ciddiyet, vakar, olgunluk (kemal) ve efendilik yakışır.

3-La’b

La’b; oyun demektir, ama her türlü oyun...

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَكُمْ هُزُواً وَلَعِباً مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ اَوْلِيَٓاءَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Allah'tan korkun; eğer müminler iseniz.” (Mâide 5/57)

وَاِذَا نَادَيْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ اتَّخَذُوهَا هُزُواً وَلَعِباًۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ

“Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır.” (Mâide 5/58)

وَذَرِ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَعِباً وَلَهْواً وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِه۪ٓ اَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْۗ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيٌّ وَلَا شَف۪يعٌۚ وَاِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُواۚ لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ۟

“Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felâkete dûçar olmaması için Kur'an ile nasihat et. O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.” (En’âm 6/70)

الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْواً وَلَعِباً وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

“O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz.” (A’râf 7/51)

-Dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. 4 âyette geçiyor.

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَ لَعِبٌ ۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebût 29/ 64)

اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًاۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

"Bilin ki, dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. (Bu) tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekicilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur.

Âhirette ise (ya) çetin bir azap; (ya da) Allah'tan mağfiret ve rıza vardır.

Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçinmedir." (Hadîd 57/20)

Burada dünya hayatının geçiciliği (faniliği) anlatılıyor.

Allah (cc) şöyle diyor: “Ey insanlar biliniz ki dünya hayatı sizin için peşin bir şeydir. Kendisinden biraz faydalandığınız oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Süsüyle ziynetlendiğiniz, birbirinize karşı övündüğünüz geçici, değersiz bir meta’dır.” (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/684)

Dünya hayatı yerden çıkıp yükselen, güzelleşen, ziynet gibi olan, ama sonunda çer çöpe dönen bitkiye benzer. Çiftçilerin, bahçıvanların hoşuna giden bu güzellikler nasıl sararıp solarsa, dünya hayatı da bütün zenginliğine, cazibesine, süsüne rağmen geçicidir. İnsan ömrü de böyle değil midir? Bebek doğar, çocuk olur, delikanlı olur, anne babayı sevindirir. Sonra olgun yaşa varır, güç kazanır, belki makam ve servet sahibi olur, belki bunlarla başkalarına hükmetmeye yeltenir. Ama sonunda yaşlanır, kuvvetten düşer, ya da hastalanır, çer çöpe dönüşür. Kurur gider. İşte hiç bitmeyecek zannedilen dünya hayatı da böyledir. (Ateş, S. Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 9/272)

Âhiret açısından bakıldığı zaman dünya hayatının önemsiz ve değersiz olduğu anlaşılır. Bu bakımdan o çocuk oyununa, oyalanmaya benzetiliyor.

Âyette dünya hayatının bazı özellikleri vurgulanıyor.

Birincisi; dünya hayatının bir oyun (la’b) olmasıdır. Bu da daha çok çocukların işidir. Çocuklar yorulunca, ya da büyüğünce oyunu bırakırlar.

İkincisi; eğlence, oyalayandır (lehv’dir). Bu da daha çok gençlerin işidir. İnsanı bir müddet oyalar, sonra terkeder.

Üçüncüsü; ziynettir. Bu da süse düşkünlerin işidir. Ziynetin bir amacı da çirkini güzelleştirmektir. Yıkılmakta olan binayı onarmak, eksik olan şeyi tamamlamaktır. Akıllı insan bütün bir ömrünü ziynet takınmakla, süslenmekle geçirmez.

Dördüncüsü; insanların kendi aralarında bazı şeylerle övünmeleridir. İnsanlar mal ve servetle, güç ve yetenekle, nesep (ırk) ve çocukla, makam ve ünvanla, lüks ve eldeki imkanla övünür dururlar. Ama bütün bunlar da fânidir.

Beşincisi; mal, servet, soy sop, evlat yarışıdır. Bütün bir ömür bu çoğaltma yarışı ile geçer (Bak: Tekâsür Sûresi). Ama bu da geçicidir ve sonu hüsranla biter. (Ateş, S. Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 9/274)

 

4-Lehv

‘Lehv’ kelimesinin kökü olan ‘lehâ’; sözlükte, bir şeyle oynamak, bir şeyden pek hoşlanarak onunla avunup durmak anlamına gelir.

‘Lehv’; insanı faydalı ve önemli şeylerden meşgul eden şeydir. ‘Şununla oyalandım’, yani ‘onunla eğlenerek meşgul oldum’ şeklinde söylenilir. (el-Isfehâní, R. el-Müfredât, s: 688)

Bir başka deyişle ‘lehv’; eğlence demektir. Kendisinden insanın zevk alıp eğlendiği, ama bitip sona eren şeydir. (Cürcânî, Kitabu’t-Tarifât, s: 196)

اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ

حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ

“Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.” (Tekâsür 102/1-2)

Bu anlama tekrar bakalım: Kendisiyle eğlenilen, zevk alınan ama sonunda bitip tükenen şeylere ‘lehv’ denir. İnsanı bir müddet oyalayan, eğlendiren ve onu asıl görevini yapmaktan alıkoyan bütün uğraşılar; boş ve amaçsız hedefler bu kelime ile ifade edilmektedir. 

Dünya hayatının geçiciliğinin bu sözcük ile anlatılması ayrıca dikkat çekmektedir. Dünya hayatı çeşitli açılardan insana zevk vermekte, onu eğlendirmekte, onu oyalandırmaktadır. Ancak dünyalık bütün bu zevkler ve eğlenceler, bütün takılmalar bitmeye mahkûmdur.

اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ

 “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Siz iman eder ve Allah’a itaatsizlikten sakınırsanız O da hak ettiğiniz karşılığı verecek, sizden servetinizi de istemeyecektir.” (Muhammed 47/36)

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَلَلدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?” (En’âm 6/32. Ayrıca bkz: Ankebût 29/64. Hadîd 57/20)

Bazıları dünyalıklara ve eğlence türü şeylere daha çok düşkündür. Onların peşinde koşmakla, onlarla oyalanmakla bir ömrü bitirebilirler. Hatta bunlar sebebiyle asıl insanlık görevini unutur, oyun ve eğlenmeyi hayatının en önemli meselesi hâline getirebilirler.

Müslüman dünya hayatını bir imtihan, âhiretin tarlası ve ebedi mutluluğu kazanma yeri olarak bilir. Bundan dolayı hayatı Kur’an’ın lehv (geçici zevk) ve la’b (oyun) tarzında değerlendirmez. Kendisine ve başkalarına hiç bir faydası olmayan şeylerle meşgul olma yerine; iyiliklerin, güzelliklerin, her şeyde kaliteli ve değerli, dinen meşru olanın peşine düşer.

4-Lehve’l-hadis (oyalayıcı söz)

Kalıp olarak ‘lehve’l-hadis’; sözlük anlamıyla ‘söz eğlencesi’ demektir. Yani duyanı etkileyen, önemli şeylerden oyalayan, kendi havasına çeken, çevresindeki başka şeylere karşı duyarsız hâle getiren söz demektir.

Sözlük anlamı yönünden bunun pek olumsuz bir yanı yoktur. İnsan; etkileyici, cezbeden, ruha hoş gelen seslerden, nağmeli, sanatlı sözlerden etkilenir. Ruhu bu gibi şeylerden tad alabilir.

Ancak Kur’an ‘lehve’l hadîs’i tümüyle olumsuz anlamda kullanıyor. Çünkü burada kasdedilen ‘boş ve amaçsız söz’ insanı Allah’tan ve O’nu hatırlamaktan uzaklaştıran söz ve uğraşılardır.

‘Lehve’l-hadis’; istek ve tutkuları kışkırtan, azdıran, kişiyi oyalayan, boş, gereksiz, faydasız sözlerdir/lâflardır, faaliyetlerdir. Bu gibi sözler ve uğraşılar kişiyi daha önemli işlerinden alıkoyabilir, oyalayabilir, dikkatini başka şeylere çekebilir, kafasını karıştırabilir.

Bunlar, dedi kodu olduğu gibi; saçma sapan konuşmalar, sulu ve pespâye şakalar, boş güldürüler (komediler), gevezelikler, saçma sapan anlatımlar, müzikler, sapık fikirler, şovlar, magazinler, aşırı eğlenceler, çirkin ve abes oyunlar olabilir.

Yani kısaca hadiste geçen ‘mâlâya’ni’ türünden şeyler olabilir.

Lehve’l-hadis olayının, insanları inanmaktan, Allah’a ibadet etmekten alıkoyan, onları boş şeylerle oyalayan bir tuzak olduğunu, bu âyetin iniş sebebiyle ilgili anlatılan bir olay ortaya koyuyor.

Mekkeli zengin müşriklerden Nadr b. Hâris, ticaret için Irak’ta acemlerin, Hire halkının masallarını ve onların aralarında dolaşan rivâyetleri derlemeyi başarıp geri dönmüş. (el-Ferrâ, İ. b. Ziyad. Meâni’l Kur’an, 2/326)

Sonra da onları Kur’an’ı dinlemeye gidenlerin yolları üzerine oturup, onlara bu masal ve efsaneleri anlatır, dikkatlerini anlattığı şeylere çekerek onları uyutmaya ve Kur’an’a yönelmelerinin önüne geçmeye çalışırmış. 

Aynı adam, bir kimsenin Peygamberimizin etkisine girdiğini duyunca, satın aldığı şarkıcı bir cariyeyi ona musallat eder; “ona yedir, içir ve şarkılarınla onu oyala ki başka tarafa ilgisi kalmasın” dermiş. (İbni Hişam, es-Siyeru’n-Nebi, 1/299-300. en-Nisâbûrî, Esbab’ün-Nüzûl, s: 259-260)

Kur’an şöyle diyor:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْرًاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ

“İnsanlardan öyleleri vardır ki,  bilgisizce (insanları)  Allah’ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için ‘eğlence-boş ve amaçsız (lehve’l-hadis türünden) sözleri satın alır. İşte onlara küçük düşürücü bir azab vardır.

Ona âyetlerimiz okunduğu zaman sanki onları hiç işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak (arkasını) döner. Onu acı bir azap ile müjdele.” (Lukman 31/6-7)

Ȃyette geçen ‘lehve’l-hadis’ ifadesi, belli bir kişiyi kasdetmeyip bir zihniyet tarzını göstermekte, dolayısıyla da genel bir muhtevaya sahiptir.

İnsanlardan bazıları boş sözlere/oyalayıcı eğlencelere/boş ve amaçsız işlere müşteri olurlar. Ya da hak olan şeylere muğalata yaparlar, olumsuz propagandalara baş vururlar, lâf cambazlıklarını yöntem olarak kullanırlar.

Ancak bunlar gerçek bilgiden yoksun câhillerdir.

Böyle yapanların bazılarının amacı insanları Allah’ın yolundan saptırmak, kendileri gibi günahlara daldırmaktır. Kendileri sapıklıkta olduğu gibi, başkalarını da aynı çizgide görmek isterler.

Onlara ibadet, ölüm, âhiret, ebedî hayat gibi âyetler hatırlatıldığı zaman burun kıvırırlar, sırtlarını dönüp giderler.

Bunlar kibirli, gururlu, kendilerini bir şey zanneden aldanmışlardır.

Günümüzde müzik ve şarkıcılara olan sevdayı, müzik hollerindeki ayılıp bayılmaları, tv.lerdeki seviyesiz proğramların hastası olmaları, futbolla sarhoş olan kitlelerin akıl tutulmasını, çağdaş zevklerin ve tutkuların teslim aldığı kafaları bu örnekten yola çıkarak değerlendirmek gerekir.

 

5-Kavlu’z-zûr

Kavl söz demektir.

Zevr; meyletmek kelimesinden gelen zûr; doğru sözden meyletme olduğu için yalana da zûr denmiş.

Buna göre ‘kavlu’z-zûr’, yalan söz, doğru olmaktan kaykılmış, doğruluktan sapmış söz demek olur.

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌۨ افْتَرٰيهُ وَاَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ اٰخَرُونَۚۛ فَقَدْ جَٓاؤُ۫ ظُلْمًا وَزُورًاۚۛ

 “İnkâr edenler, “Bu Kur’an, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler.

Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular.” (Furkân 25/4)

وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً

“(O kullar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (Furkân 25/72)

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ ۙ

“Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı.

O hâlde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.” (Hac 22/30)
اَلَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَٓائِهِمْ مَا هُنَّ اُمَّهَاتِهِمْۜ اِنْ اُمَّهَاتُهُمْ اِلَّا الّٰٓـ۪ٔي وَلَدْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

 “İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır.

Şüphesiz onlar (zıhar yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” (Mücâdele 58/2)

 

6-Mâlâya’niden kurtulmak

Böylesine zararlı olan her türlü mâlâya’niden kurtulmak veya en azından azaltmak mümkün müdür?

Evet. Özellikle aşağıdaki noktalara dikkat ederek.

-Ağızdan çıkanlardan da hesap vereceğimizi akıldan çıkarmamak.

-Boş sözlerin kişinin seviyesini düşüreceğini, itibar ve saygınlığını azaltacağını unutmamak.

-Faydalı, (müslüman için) din’e aykırı olmayan bir işlerle/faaliyetlerle meşgul olarak. Boş kalan kişiye nefsi ve şeytan yular takar ve istediği yere sürükler.

-Bol bol kitap okumak. Siz buna ilim tahsilini de ekleyebilirsiniz. Ama televizyona ve telefona az bakmak. Kitap okumak kafayı genişletir, öteye taşır, güne takılmaktan korur. Çok televizyon seyretmek, telefon ve internet bağımlılığı kafayı küçültür, burada durmaya, güncel olayların etrafında takılıp kalmaya sebep olur.

-Kur’an okumak ve Kur’an’a kulak vermek. Çünkü Kur’an mâlâya’nin müslümanlara yakışmadığı muhtelif ifadelerle haber veriyor.

-Bu dünyada lağv veya mâlâya’niden uzak kalanlar bunun mükâfatını Cennet’te boş söz işitmemek üzere görecekler.

-Ölümü, âhireti ve son hesabı sürekli hatırlamak. Hayatın geçici olduğunu sürekli akılda tutmak.

Herkesin yaptığı ve söylediği günün birinde karşısına gelecek ve hesabını verecek.

-Her şeyin bir emânet olduğunu unutmamak. Beden emânet olduğu gibi, azalarımızla yaptığımız eylemler de emânettir. Emâneti korumak gevenilir insan ahlâkıdır.

-Bol bol Allah’ı zikretmek. Allah’ı çeşitli ibadetlerle, dua ve tesbihle hatırda tutmak, unutmamak. Zira zikir uyanık ve dikkatli olmayı öğretir. Zihni boş işlere, lüzumsuz hayâller dalmaktan korur.

-Kötü, ahlâksız, mâlâya’niyle meşgul olan kimselerle arkadaşlık yapmamak. Bu gibi olduğu yerlerden, sohbetlerden  mümkün olduğu kadar uzak kalmak.