Keffaret kelimesinin küfr kökünden olduğu ve günahı örtmek anlamında olduğu, Allah'ın bazı günahları örtmesi yani affetmesi, Kur'an'da keffaret çeşitleri, hadislerde keffaret konusunda bir online ders
-Keffâret Nedir?
Keffâret kefere, ‘kefra-küfr’ fiilinden gelir. Bu da; bir şeyi örtmek demektir.
Buna bir şeyi gizlemek, görmemezlikten gelmek manaları da verilmiş.
Arapçada geceye kâfir de denir. Bu da onun kişileri örtme özelliğinden dolayıdır.
Çiftçiye de kâfir denir. Onun tohumu toprağa atıp örtmesinden, gizlemesinden doayıdır.
Akaidde imanın zıddı küfr; Allah’tan gelen hakikatin üstünü örtüp, yok saymak, inkâr etmek demektir.
Kâfir de bu inkâr işini yapandır. Hak veya hakikat ortada, var, mevcut, ama kâfir onun üstünü örter, sonra da yok der.
Küfrün en büyüğü Allah’ı, O’nun gönderdiği İslâmı ve son Elçiyi inkâr etmektir.
Kâfir Kur’an’da nankörlük eden anlamında da kullanılır. Mesela;
هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ
“Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfündendir, dedi. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir.” (Neml 27/40)
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ
“O hâlde beni anın, ben de sizi anayım; bana şükredin de nankörlük etmeyin.” (Bekara 2/152)
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ
“Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin! (Şuarâ 26/19)
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
“Ve hatırlayın ki Rabbiniz size şöyle bildirmişti: Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrâhîm 14/7)
Mü’mini zıddı olarak mutlak anlamda kullanılan kâfir kavramı ise, Allah’ın birliğini veya Peygamberliği veya Şerîatı ya da her üçünü inkâr eden kişi anlamında kullanılır. Kimi zaman, Şerîatı çiğneyen ve Ona karşılık Allah’a yapması gereken şükrü terk eden kişinin bu işini tanımlamada da كَفَرَ fiili kullanılır.
وَلاَ تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ
“O’nu, inkâr edenlerin ilki siz olmayın.” (Bekara 2/41). Bu âyette geçen كَافِرٍ kafir kelimesi, inkâr eden ve gizleyen demektir. Bu âyette vurgulanan nokta şudur: Kâfirliğe önderlik yapmayın ki, insanlar size uymasınlar.
مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ
وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِأَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ
“Kim kâfir olursa küfrü kendi aleyhinedir.”
“Kim de sâlih bir amel işlerse, kendi nefisleri için hazırlık yapmış olurlar.” (Rûm 30/44-45)
Şu âyette de buna işaret etmektedir:
وَأَكْثَرُهُمُ اْلكَافِرُونَ
“Onların çoğu ise kâfirdir.” (Nahl 16/83)
وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ اْلفَاسِقُونَ
Kim de bundan sonra kâfir olursa, onlar fasıkların ta kendileridir (Nûr 24/55) âyetinde geçen kâfirlik eden ise, Hakkı gizleyendir.
Bu kökten gelen küfrân; nankörlük yapmak,
küfrân-ı nimet; nimeti ve nimetin sahibini inkâr etmek, şükretmemektir.
‘Küfrân’ nimetle ilgili, ‘küfr’ ise; din ile ilgili kullanılır.
Bu kökten gelen keffâret; günah ve hataları örtücü, telâfi edici kurban, sadaka, oruç gibi davranışları ifade eder.
-Kur’an’da tekfîr ve keffâret
Yine bu kökten gelen ‘keffera-tekfîr’ ise, bir şeyi, hiçbir şey yapılmamış gibi örtmek, kapatmaktır, kötülüğü örtmektir.
Bunun aslının da, kâfirlik ve nankörlüğü bertafar etmek olduğunu söylemek de doğrudur. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s. 653)
Akaidte tekfîr; bir kimseyi kâfirlikle suçlamak, küfre nisbet etmektir.
Tekfîr’in diğer bir anlamı, günahlarını örttü, affetti. Kur’an’da bu anlamda Allah’a nisbetle ve an harf-i cer ile pek çok âyette geçiyor.
Kur’an’da genel bir anlatımla, işlenen günahların ve yapılan kötülüklerin Allah hakkına taalluk eden kısmının tövbe, iyi davranışlar, iman ve sâlih amelle bağışlanıp örtüleceği sıkça tekrarlanır ve müminlerin de böyle dua etmesi öğütlenir. (Âl-i İmrân 3/193, 195. Nisâ 4/31. Mâide 5/12, 65. A‘râf 7/153. Enfâl 8/29. Hûd 11/114. Teğabun 64/9)
Bu çeşit âyetlerde kullanılan “tekfîr” kalıbının dinî terminolojideki kefâret kavramıyla hem kök hem anlam birliği vardır.
Mesela;
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آَمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ
“Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardık.” (Mâide 5/65)
إِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَرِيمًا
“Eğer siz, yasaklandığınız büyük günâhlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi güzel bir makama koyarız.” (Nisâ 4/31)
لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ
“Onların günâhlarını elbette örteceğim.” (Âl-i İmrân 3/195)
لِيُكَفِّرَ اللَّهُ عَنْهُمْ أَسْوَأَ الَّذِي عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ أَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ
“Çünkü Allah, onların önceden yaptıkları amelin en kötüsünü bile örtüp, işlemekte bulundukları güzel amellerin en güzeline göre mükâfâtlarını verecektir.” (Zümer 39/35)
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ
“İman edip salih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene inananların günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.” (Muhammed 47/2)
فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ ثَوَاباً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ
“Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler;
andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah; karşılığın güzeli O'nun katındadır.” (Âl-i İmrân 3/195)
وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَق۪يباًۜ وَقَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مَعَكُمْۜ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُل۪ي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ
“Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (infak ederseniz)
andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.” (Mâide 5/12)
اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً
“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisâ 4/31)
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ
“İman edip sâlih amel işleyenlerin (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.” (Ankebût 29/7)
اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَۚ وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ وَ يُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
“Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır.
Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” (Bekara 2/271)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ
“Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.” (Enfâl 8/29)
لِيُكَفِّرَ اللّٰهُ عَنْهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ
“Böylece Allah, onların (imanda sâdık olanların) geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükâfatlarını verecektir.” (Zümer 39/35)
لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزاً عَظ۪يماًۙ
“(Bütün bu lütuflar) mü’min erkeklerle mü’min kadınları, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyması, onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.” (Fetih 48/5)
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ
“Mahşer vaktinde sizi toplayacağı gün, işte o zarar günüdür. (Ancak) kim Allah'a inanır ve yararlı iş yaparsa, Allah onun kötülüklerini örter, onu (ve benzerlerini), içinde ebedî kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Teğabun 64/9)
ذٰلِكَ اَمْرُ اللّٰهِ اَنْزَلَهُٓ اِلَيْكُمْۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُعْظِمْ لَـهُٓ اَجْراً
“İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını arttırır.” (Talâk 65/5)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter.
Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, «Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin» derler.” (Tahrîm 66/8)
رَبَّنَٓا اِنَّـنَا سَمِعْنَا مُنَادِياً يُنَاد۪ي لِلْا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَ كَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّـنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ
“Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, «Rabbinize inanın!» diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamber'i, Kur'an'ı) işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizi iyilerle vefat ettir.” (Âl-i İmrân 32/193)
-Kavram olarak keffâret
Hatırlayalım, ‘keffâret’, günahı örten şey, günahı kapatan iyilik demektir.
Kavram olarak keffâret; bir yanlıştan ve bir zorunluluktan dolayı işlenen bir günahın bağışlanması için yapılan bir ibadettir.
Keffâret; günah ve hataları örtücü, telâfi edici kurban, sadaka, oruç gibi davranışları ifade etmektedir.
“Fıkıhta kefâret; dinin belirli yasaklarını ihlâl eden kimsenin hem ceza, hem de Allah’tan mağfiret dilemek maksadıyla yükümlü tutulduğu malî veya bedenî nitelikli ibadetlerin genel adıdır.” (Katar, M. TDV İslam Ansiklopedisi😉
‘Keffâret’, ceza ve ibadet arasında gerçekleşir. Yani, bir günaha karşılık yapılması, dince verilen bir cezanın ödenmesidir. Bu ceza aynı zamanda ibadet cinsinden bir şeydir ve yapıldığı zaman ibadet edilmiş olur.
‘Keffâret’, bir anlamda Allah’ın kulu affetmesi için yine Allah tarafından tayin edilen bir araçtır veya bir sebeptir.
Öyleyse ‘keffâret’, yapılan hatanın bedelini dünyada ibadet cinsinden bir şeyle ödemektir.
Keffâreti hakkıyla yerine getirenin, bu ceza-ibadet sebebiyle bağışlanacağı ümit edilir.
Şüphesiz ki günahları bağışlayan yalnızca Allah’tır. Bu da temamen kişi ile Rabbi arasındadır. Mü’min bunu takva bilinci ile yerine getirir.
B-Kur’an’da Olan Keffâret Çeşitleri
Kur’an’da kefâret kelimesi üç âyette dört defa geçmekte olup bunlardan kısastan söz eden âyette, yapılan bağışlamanın ya da malî fedakârlığın işlenen günah için kefâret olacağı bildirilir (Mâide 5/45).
Diğer âyetlerde bilerek yapılan yeminin (Mâide 5/89) ve ihramda iken avlanma yasağını ihlâlin cezası açıklanır (Mâide 5/95).
Ancak Kur’an’da kefâret kavramına atıf bundan ibaret olmayıp hacda tıraş olmak, hatâen adam öldürmek ve zıhâr yemini gibi belirli kural ve hak ihlâlleri hâlinde de kefâret kelimesi kullanılmaksızın bu mahiyette bazı yükümlülükler getirilir. (Bekara 2/196. Nisâ 4/92. Mücâdile 58/2-4)
Kur’an-ı Kerim’de beş çeşit suçun keffâreti geçmektedir:
1-Katillik Keffâreti
Bir müslüman diğerini hata sonucu öldürürse, ölenin yakınlarına önce diyet (kan parası) vermesi gerekir.
Sonra da bir köle azat etmesi yahut iki ay peşpeşe oruç tutması gerekir.
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَـًٔاۚ وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُواۜ فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۜ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ وَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِۘ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِۜ
وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا
“Yanlışlıkla olması dışında, bir müminin bir mü’mini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mü’mini öldüren kimsenin mü’min bir köle âzat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir; ancak ölünün ailesi diyeti bağışlarsa o başka.
Öldürülen, mü’min olmakla birlikte size düşman olan bir topluluktan ise mü’min bir köle âzat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine teslim edilecek bir diyet vermek ve mü’min bir köleyi âzat etmek gerekir.
Bunları bulamayan kimsenin Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilmektedir, hikmet sahibidir.” (Nisâ 4/92)
2-Zihar Keffâreti
Zihar, bir kimsenin karısının vücudunun tamamını veya bir kısmını evlenmesi kendisine haram olan yakınlarının vücuduna benzetmesi demektir. Meselâ karısına, “sen bana anam gibisin” demek gibi.
Câhiliyye arapları ziharı ve ilâ’yı boşanma yöntemi olarak kullanırlardı. Bu da kadınlar aleyhine bir sonuç verirdi, haksızlığa sebep olurdu.
Bu hatayı yapan ya köle azat etmeli, ya iki ay peşpeşe oruç tutmalı, ya da altmış fakiri sabahlı akşamlı doyurmalı. Bunları yapmadıkça hanımı kendisine helâl olmaz.
اَلَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَٓائِهِمْ مَا هُنَّ اُمَّهَاتِهِمْۜ اِنْ اُمَّهَاتُهُمْ اِلَّا الّٰٓـ۪ٔي وَلَدْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌe
وَالَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَٓاسَّاۜ ذٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِه۪ۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَٓاسَّاۚ فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتّ۪ينَ مِسْك۪ينًاۜ ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
“İçinizden karılarına zıhâr yapanların karıları asla onların anaları değildir. Onların anaları sadece, kendilerini doğuran kadınlardır. Gerçek şu ki, onlar çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah affedicidir, bağışlayıcıdır.
Karılarına zıhâr yapıp da sonra dediklerinden dönenlerin, onlarla temas etmeden önce bir köle âzat etmeleri gerekir. Size öğütlenen işte budur. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.
Buna imkân bulamayan, temastan önce peş peşe iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur. Bu, Allah’a ve Rasûlüne imanınızı göstermeniz içindir. İşte bunlar Allah’ın koyduğu kurallarıdır. Kâfirleri elem veren bir azap beklemektedir.” (Mücâdile 58/2-4)
3-Hac ve Umre İçin İhrama Girenin Keffâreti
Hacc için ihrama giren, ihramlı olduğu müddetçe avlanamaz. Avlanırsa, avladığı hayvana denk bir kurban kesmesi gerekir. Bunu bulamazsa o kurban kadar fakir doyurur, bunu da yapamazsa, doyuracağı fakir sayısı kadar gün oruç tutar.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ
اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًاۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
“Ey iman edenler! İhramda iken av hayvanlarını öldürmeyin. Sizden kim böyle bir hayvanı kasten öldürürse öldürdüğüne denk bir evcil hayvanı ceza olarak öder. Bunu -Kâbe’ye ulaştırılacak bir kurbanlık olmak üzere- aranızdan adalet sahibi iki kişi takdir eder. Yahut o kişi, yoksulları doyurarak veya ona denk olacak kadar oruç tutarak bir kefâret öder ki böylece yaptığı fiilin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim bunu yeniden işlerse Allah onun cezasını verir. Allah suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.
Kendinize ve yolculara geçimlik olmak üzere sularda avlanmak ve onu yemek size helâl kılındı. Kara avı ise ihramda bulunduğunuz sürece size haram kılındı. Toplanıp huzuruna varacağınız Allah’tan korkun.” (Mâide 5/95-96)
4-İhramlının Tıraş Keffâreti
İhramlı saç ve sakal tıraşı olamaz. Güzel koku sürünemez, dikişli elbise giyemez, canlı öldüremez.
Bunlardan birini yaparsa; ya bir kurban keser, ya bir kaç fakiri doyurur, ya da üç gün Mekke’de, yedi gün da memleketine döndükten sonra olmak üzere on gün oruç tutar.
وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ
كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟
“Haccı ve umreyi Allah için eksiksiz yerine getirin; engellenirseniz kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, mahalline ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Fakat içinizden biri hasta ise veya başından bir rahatsızlığı varsa (tıraşını olup) oruç veya sadaka yahut kurban olarak bir fidye ödesin.
Güvenlikte olduğunuzda hacdan önce umre yapan kişi, gücünün elverdiği türden bir kurban kessin.
Bulamayan ise hac sırasında üç gün, döndükten sonra da yedi gün yani tam on gün oruç tutmalıdır. Bu, ailesi Mescid-i Harâm civarında oturmayanlar içindir. Allah’ın buyruğuna saygılı olun ve bilin ki Allah’ın cezalandırması çok şiddetlidir.” (Bekara 2/196)
5-Yemin Keffâreti
Allah adına yemin edip te yeminini bozan kimsenin ödeyeceği keffârettir. Bu da on fakiri sabahlı akşamlı doyurmak, yahut onları yeterince giydirmek, yahut bir köle azat etmek, bunlara gücü yetmiyorsa üç gün peşpeşe oruç tutmaktır.
Aişe (r.anhâ) şöyle anlattı: "Şu âyet insanların kullandığı "Vallahi hayır!", "Billahi evet!" gibi sözler sebebiyle nâzil oldu…” sonra âyeti okudu. (Buhâri, Eymân/14. Muvatta, Eymân/9. Ebû Dâvûd, Eymân/28 no: 3254)
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُٓوا اَيْمَانَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Allah sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden ötürü sorumlu tutmaz, fakat bilerek ettiğiniz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğinizin ortalama seviyesinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek ya da bir köle âzat etmektir. Buna imkânı olmayan ise üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğinizde (bozarsanız) yeminlerinizin kefâreti işte budur.
Yeminlerinize bağlı kalın. Allah âyetlerini sizin için bu şekilde açıklıyor ki şükredesiniz.” (Mâide 5/89. Kütüb-ü Sitte, 17/235-242)
Ebu Hureyre Rasûlüllah’ın şöyle dediğini nakletti:
"Sizden kim yemin eder ve yemininde: "Lât ve Uzza'ya kasem olsun!" derse hemen "Lailâhe illallah!" desin. Kim de arkadaşına: "Gel seninle kumar oynayalım" derse hemen (birşeyler) tasadduk etsin!" (Buhâri, Eymân/5, Edeb/74, İsti'zân/52. Müslim, Eymân/5 no: 1647. Ebû Dâvûd, Eymân/4 no: 3247. Tirmizi, Nüzûr/17 no: 1545. Nesâî, Eymân/11)
Ebu Hureyre Rasûlullah’ın (sav) şöyle dediğini anlattı:
"Kim bir şey hususunda yemin eder, sonra da hilafını daha hayırlı görürse, derhal kefâret vererek yemininden vazgeçsin ve yemin ettiği husustan daha hayırlı olanı yapsın." (Müslim, Eymân/12 no: 1650. Muvatta, Eymân/11. Tirmizî, Eymân/6 no: 1530)
Ebu Musa’nın (ra) Rasûlullah’ın (sav) şöyle dediğini naklaetti:
"Ben, Allah'a yemin ederek söylüyorum: İnşaallah, herhangi bir şeye yemin edince, yeminimin aksini yapmayı daha hayırlı görecek olsam, yeminimin kefaretini verir, hayırlı gördüğüm şeyi yaparım." (Buhârî, Eymân/14. Müslim, Eymân/10 no: 1649. Ebû Dâvûd, Eymân/17 no: 3276. Nesâî, Eymân/15, Sayd/33)
Aişe (r.anhâ) şöyle anlattı: "Babam Ebu Bekr Rabbimiz yemin kefaretini indirinceye kadar yaptığı yeminlerinde hiç hânis olmadı. Âyet inince dedi ki: "Artık; bir yemin edip, sonra aksini yapmanın daha hayırlı olduğunu görecek olsam derhal daha hayırlı gördüğüm hususu yapar, yeminim için de kefâret öderim." (Buhârî, Eymân/1)
Adakta ve ilâ’da (Bekara 2/226. Kişinin hanımını kendisine yasaklaması) bulunma da belli durumlarda yemin kefâretini gerektirir.
B-Kur’an’da Olmayan Keffâret
1-Oruç Keffâreti
Bu keffâret Kur’an’da yer almamaktadır.
Ebu Hureyre (ra) şöyle nakletti: "Biz bir defa Nebi’nin (sav) huzurunda otururken bir adam geldi ve
-"Ey Allah'ın Elçisi, helak oldum" diye halinden yakındı. Peygamber:
-"Seni helak eden ne dir?" dedi. O kimse,
-"Ramazanda oruçlu iken eşime yaklaştım" dedi. Bunun üzerine Peygamber;
-"Bir köle azat edebilir misin?" buyurdu. Adam;
-"Hayır'' dedi.
-"İki ay ara vermeden oruç tutabilir misin?" sorusuna da
-"Hayır'' dedi. Hz. Peygamber,
-"O halde, altmış yoksulu dayurabilir misin?" dedi.
-"Buna da güç yetiremem ya Rasûlellah!" karşılığını verdi. Bu arada Peygamber'e içerisinde hurm dolu büyük bir sepet getirildi. Rasulüllah;
-"O soruyu soran nerede?" buyurdu. O zat;
-"Benim" (diyerek ayağa kalktı). Rasûlüllah;
-"Al bunu tasadduk et" buyurdu. O kişi;
-"Benden daha fakirine mi? Seni hakikat üzere gönderen Allah'a yemin ederim ki, siyah taşlı şu Medine şehrinin içinde benden/benim ailemden daha muhtaç kimse yoktur” dedi.
Rasûlüllah yan dişleri görülünceye kadar güldü ve;"
-“Haydi bunu al ve ailene yedir" buyurdu. (Müslim, Sıyam/81 no: 1111. Ebû Dâvûd, Savm/37 no: 2390. Muvatta, Sıyam/28 (Tenviru’l Havâlik, 1/277). Buhârî, Savm/29, 31, Hibe/20, Nafakât/13, Edeb/68, 95, K. Eyman/3-4, Hudud/26. Tirmizî, Savm/28 no: 724. Ebu Davud, Savm/37 no: 2390-2393)
Müctehid âlimler, bu hadisten yola çıkarak, Ramazan orucunu bile bile bozan kimsenin de keffâret ödemesi gerektiği hükmünü vermişlerdir.
2-Hadislerde Keffâret
Değişik yönleriyle keffâret konusuna temas eden hadisler çoktur. Bu hadislerde Kur’an’da ana hatlarıyla açıklanan kefâretlerin ayrıntısı verildiği gibi Ramazan orucunu mazeretsiz bozma başta olmak üzere birtakım dinî yasak ihlâlleri için de ihlâlin ağırlığına göre kefâret olarak ibadet türünden bazı yükümlülükler getirilmiştir.
Hadislerde keffâret kelimesinin işlenen günah ve kötülükleri örten, kişinin Allah katında affedilmesine vesile olan her türlü olumlu davranışı kuşatan geniş bir kapsamı da vardır.
Hz. Âişe’den nakledildiğine göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Müslüman’ın başına gelen her musibet, hatta batan bir diken bile, onun günahlarına keffâret olur.” (Müslim, Birr/49-51 no: 2572, 52 no: 2573)
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde beş vakit namaz, iki cuma namazı ve iki Ramazan, aralarında işlenen günahlara kefarettir.” (Müslim, Tahâret/16)
İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Günahın keffâreti, pişmanlıktır.” (Ahmed ibni Hanbel, 1/289)
Huzeyfe’nin (ra) dediğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: “Kişi ailesiyle, malıyla ve komşusuyla imtihan edilir. (Bu konuda yaptığı hatalara) namaz, oruç ve sadaka keffâret olur.” (Buhârî, Sıyam3/ no: 1895)
Bunun bir başka varyantı: Kişinin imtihanı ailesi, malı, çocuğu ve komşusundadır. Namaz, oruç, sadaka, emr-i bi’l-ma’ruf, nehy-i ani’l-münker (bu konuda) keffârettir. (Buhârî, Mevâkıt/4 noÇ 525)
Ebu Hureyrenin naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi: “Bir umreden diğeri ikisi arasında işlenen (küçük günahlara) keffârettir. Hacc-ı mebrurun karşılığı da ancak Cennettir.” (Buhârî, Umre/1 no: 1773. Müslim, Hac/437 no: 1343)
Osman b. Affan’ın (ra) nakletiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi: “Kim Allah’ın emrettiği gibi abdesti tamam eder, beş vakit emredilen namazları eda ederse bu onun, bunların arasında yaptıklarına keffâret olur.” (Müslim, Tahâret/11 no: 231)
Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi: “Beş vakit namaz, bir cumadan diğeri, büyük günah işlemedikçe keffâret olur.” (Müslim, Tahâret/14-15 no: 233)
Yine Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi: “Beş vakit namaz, bir cumadan diğeri, bir Ramazandan diğeri büyük günah işlemedikçe keffâret olur.” (Müslim, Tahâret/16 no: 233)
Muâviye İbnu'l-Hakem es-Sülemî anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelip: "Bir cariyem var, çoban olarak çalıştırıyor, koyunlarımı otlatıyordum. Yakınlarda bir koyunumu yitirdi. Ne oldu? diye sorunca, kurt kaptı dedi. Koyunun kaybolmasına üzüldüm. İnsanlığım icabı câriyenin suratına bir tokat vurdum. Bu davranışımın keffâreti olarak bir köle azad etmeyi adadım. Onu âzad edebilir miyim?" diye sordum. Hz. Peygamber (as) cariyeye:
-"Allah nerede?" diye sordu O:
-"Göktedir" deyince,
-"Pekâlâ ben kimim? dedi. Cariye:
-"Sen Allah'ın Rasûlüsün" cevabını verince Peygamber bana yönelerek:
-"Bunu âzad et, zira mü'minedir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid/33 no: 537. Muvatta, Itk/8. Nesâî, Sehv/20. Ebû Dâvûd, Eymân/19 no: 3282)
Bazı hadislerde, kusurlu davranışları telâfi edici tedbirlerin veya unutulan namazın hatırlandığında kılınmasının keffâret olarak adlandırılması da bunların yapılan hatayı örtücü olumlu bir davranış olduğuna işaret eder (Buhârî, Salât/37, Mevâḳīt/37; Müslim, Mesâcid/55-56, 314) M. Katar https://islamansiklopedisi.org.tr/kefaret
-Meclis keffâreti
Ebû Hüreyre’nin (ra) rivâyet ettiğine göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Kim bir mecliste oturur ve orada bir sürü faydasız ve mânasız sözlerle vakit öldürür de o meclisten kalkmadan önce,
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَ أَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke: Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim, derse, o mecliste yapmış olduğu hataları bağışlanır.” (Tirmizî, Daavât/39)
Ebû Berze (ra) şöyle dedi: Rasûlullah (sav) meclisten kalkmak istediğinde, son söz olarak şöyle dua ederdi:
“Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke”: “ Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim.” Bunun üzerine bir adam:
–“Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz ki sen, daha önce söylemediğin bir söz söylüyorsun” dedi. Rasûlüllah:
-“Bu söylediğim sözler, mecliste işlenen hata ve kusurlara keffârettir” dedi. (Ebû Dâvûd, Edeb/27)
-Sonuç
Keffâret konusu, dinî bir kurala aykırı davranma toplum ve kul hakkına ilişkin sonuçlarını değil Allah hakkına ilişkin uhrevî sonuçlarını telâfiye, işlenen günahın Allah tarafından affedilmesini istemeye yönelik bir imkân ve yükümlülüktür. Dolaysıyla mahiyeti itibariyle dinin ibadetler alanına giren ve taabbüdî nitelik taşıyan (dinin ancak naklî delille bilinebilen) hükümleri arasında yer alır.
Bunlar da hem keffâreti gerektiren davranışların neler olduğu, hem de kefâretin nasıl ve ne şekilde yerine getirileceği hususunu birlikte kapsarlar.
Bunun için de fıkıh literatüründe ayrıntılı biçimde ele alınan kefâret konusunun ana malzemesini ayet ve hadislerdir. Müctehidler bunları değerlendirerek ve yorumlayarak katkı sağlamışlar. M. Katar https://islamansiklopedisi.org.tr/kefaret
Buna göre hangisi olursa olsun keffâret; müslüman için ağır bir ceza değil, onun işlediği bir günaha karşılık gönüllü olarak yerine getirilen bir bedeldir ve yine ibadet cinsinden bir şeydir. Bu cezayı yerine getirmek elbette samimi her müslümanın kendine aittir. Bunda dışarıdan bir zorlama olmaz.
İslâm, müslümanın hata yapabileceğini kabul ediyor ve hatasını tevbe ile gidermesini tavsiye ediyor. Hatalarını ve günahlarını örtebilecek iyilikler yapmaya teşvik ediyor. Keffâret ibadet cinsinden bir yaptırımdır. Bununla mü’min hatasını düzeltebilir, günahı en aza inebilir. Keffâret hem bir pişmanlık ve tevbedir, hem de kulun hatasını anlayıp Allaha sığınma isteğidir.
Bu bir anlamda kulun günah işledikten sonra onda takva bilincini yeniden işlerlik kazandırmasıdır.
-Meclis keffâreti duası
Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke.