Günahın diğer adı olarak seyyie, Kur'an'da seyyie ve seyyiat, seyyie-hasenet ikilisi ile ilgili vurgular hakkında bir online ders

Hüseyin K. Ece

06 Ocak 2026 –  17 Recep 1447

Zaandam

      

-Seyyie/seyyiât  

Kur’an’da günahı anlatan kavramlardan biri de seyyie’dir. Ancak bu kelime sadece günah anlamına gelmez. Şöyleki:

Seyyie’nin aslı olan ‘sâe’ fiili, hoşlanılmayan bir şeyin olmas, bir şeyin kötü olması, ya da kişinin başına kötü bir hâl gelmei, bir kimsenin başkasına bir kemlik yapması demektir.

Bunun masdarı ‘sû’u veya sev’e’ sözlükte; dünya ve âhirete ait olarak insanı üzüp kederlendiren her türlü durumdur, hoşlanılmayan şeydir, kederdir.

Bu keder bedenî olabildiği gibi psikolojik te olabilir.

Buradan türeyen ‘seyyie’, Kur’an’da ‘günah’, ayıp ve kusur olayını geniş bir biçimde ifade etmektedir.

‘Seyyie’ ve bunun aslı olan sû’u kelimeleri bir taraftan olumsuz, istenmeyen ve hoşlanılmayan durumları anlatır,

bir taraftan da bir insanın Allah’ın emrine karşı gelerek işlediği kötü fiili ifade ederler. 

Demek ki seyyie ya dinin ve aklın, ya da insan yaratılışının çirkin gördüğü şeylerdir.

Hatırlayalım, ‘seyyie’, Kur’an’da ‘hasene’nin karşıtı olarak geçmektedir.

Hasene her türlü güzelliği, iyi hâli, hoşa giden şeyleri,

‘seyyie ise; her türlü çirkinliği, kötü hâli ve itaatsizliği anlatır.[1]

Bazı âyetlerde her iki kelime beraber geçiyor. (Aşağıda gelecek. En’am 6/160. Kasas 28/84 gibi)

Seyyie’nin çoğulu seyyiât, hasene’nin çoğulu hasenât... 

Seyyie’nin geldiği ‘sâe’ fiili ve bunun türevleri Kur’an’da 150den fazla yerde geçmektedir. Hepsinde de kötü, kötülük, yanlışlık, isabetsizlik, hata vurgusu var.

Bunun 23 tanesi seyyie, 36 altı tanesi de seyyiât olarak yer alıyor. Bir kaç örnek:

 

1.Seyyi’e;

بَلَىٰۚ مَن كَسَبَ سَيِّئَةٗ وَأَحَٰطَتۡ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٨١

“Hayır! Kim bir kötülük eder de (seyyie işler de) kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bekara 2/81)

وَإِذَآ أَذَقۡنَا ٱلنَّاسَ رَحۡمَةٗ فَرِحُواْ بِهَاۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ إِذَا هُمۡ يَقۡنَطُونَ ٣٦

“İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık (seyyie) gelse hemen ümitsizliğe düşüverirler.” (Rûm 30/36)

Bazı âyetlerde seyyie ilâhi azap anlamında geçiyor.

Kur’an müşriklerin kötülüğü, yani Allah’ın onlara vadettiği cezayı acele istediklerini şöyle anlatıyor:

 “(Müşrikler) senden iyilikten (hasene’den) önce kötülüğü (seyyie) çabucak istiyorlar. Halbuki onlardan önce ibret alınacak nice azap örnekleri gelip geçmiştir.

Doğrusu insanlar kötülük ettikleri hâlde Rabbin onlar için mağfiret sahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.” (Ra’d 13/6)

Semûd kavmi de hz. Sâlih’ten bunun gibi iyilikten (hasene’den) önce kötülüğün (seyyie’nin, yani azabın) acele gelmesini istiyorlardı. (Neml 27/46)

 

2.Seyyiât;

أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَسۡبِقُونَاۚ سَآءَ مَا يَحۡكُمُونَ ٤

“Yoksa kötülükleri (seyyiât) yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!” (Ankebut 29/4)

أَفَأَمِنَ ٱلَّذِينَ مَكَرُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَخۡسِفَ ٱللَّهُ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضَ أَوۡ يَأۡتِيَهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَشۡعُرُونَ ٤٥

أَوۡ يَأۡخُذَهُمۡ فِي تَقَلُّبِهِمۡ فَمَا هُم بِمُعۡجِزِينَ ٤٦

“Kötülük (seyyiât) tuzakları kuranlar, Allah'ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden

veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular?” (Nahl 16/45-46)

وَٱلَّذِينَ عَمِلُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ثُمَّ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِهَا وَءَامَنُوٓاْ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعۡدِهَا لَغَفُورٞ رَّحِيمٞ ١٥٣

“Kötülükler (seyyiât) yaptıktan sonra ardından tevbe edip de iman edenlere gelince, şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra, Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir.” (A’raf 7/153)

وَهُوَ ٱلَّذِي يَقۡبَلُ ٱلتَّوۡبَةَ عَنۡ عِبَادِهِۦ وَيَعۡفُواْ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعۡلَمُ مَا تَفۡعَلُونَ ٢٥

“O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri (seyyiat’ı) bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” (Şûrâ 42/25)

-Seyyie ile ilgili

Seyyie; hem yapılan işlerin çirkin, zararlı, akla ve dine uygun olmayışını, her türlü çirkinliği ve kötülüğü ifade eder, hem de günah işlemenin sonunda mü’min alacağı karşılığın, vebâlin adı, aynı zamanda inkâr edenlerin âhirette karşılaşacakları, ama kendi kazandıkları bir sonuçtur.

Böyleleri orada dünya malının hepsini veya bir o kadarını da vermek istese de o ‘seyyie’yi (kötülüğü), yani hak ettiği karşılığı kendisinden savamayacaktır.

“... Onların kazandıkları kötülükler (seyyiât’ları) (o gün) açığa çıkmış, alaya aldıkları şey, kendilerini sarmıştır.  (Zümer 39/47-48)

1-Seyyie’nin karşılığı (cezası) bire birdir.

مَنۡ عَمِلَ سَيِّئَةٗ فَلَا يُجۡزَىٰٓ إِلَّا مِثۡلَهَاۖ وَمَنۡ عَمِلَ صَٰلِحٗا مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنٞ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ يُرۡزَقُونَ فِيهَا بِغَيۡرِ حِسَابٖ ٤٠

“Kim bir kötülük (seyyie)  işlerse, onun kadar ceza görür.

Kim de kadın veya erkek, mümin olarak faydalı bir iş yaparsa (sâlih amel işlerse) işte onlar, Cennete girecekler, orada onlara hesapsız rızık verilecektir.” (Mü’min 40/40)

وَٱلَّذِينَ كَسَبُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ جَزَآءُ سَيِّئَةِۭ بِمِثۡلِهَا وَتَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةٞۖ مَّا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنۡ عَاصِمٖۖ كَأَنَّمَآ أُغۡشِيَتۡ وُجُوهُهُمۡ قِطَعٗا مِّنَ ٱلَّيۡلِ مُظۡلِمًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٢٧

“Kötülük (seyyiât) yapanlara gelince, kötülüğün cezası misli iledir. Onları zillet kaplayacaktır. Onları Allah’a karşı koruyacak hiç kimse yoktur….” (Yûnus 10/27)

مَن جَآءَ بِٱلۡحَسَنَةِ فَلَهُۥ عَشۡرُ أَمۡثَالِهَاۖ وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَلَا يُجۡزَىٰٓ إِلَّا مِثۡلَهَا وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ١٦٠

“Kim bir hasene (iyilik) yaparsa, ona o yaptığının on misli sevap vardır. Kim bir seyyie (kötülük) yaparsa, sadece onun dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.” (En’am 6/160)

مَن جَآءَ بِٱلۡحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيۡرٞ مِّنۡهَاۖ وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَلَا يُجۡزَى ٱلَّذِينَ عَمِلُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ إِلَّا مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٨٤

“Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.” (Kasas 28/84)

2-Yanlış yola gidenler belki dönerler diye Allah (cc) insanları “hasenât-iyilik ve seyyiat-kötülük” ile imtihan eder.

وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْاَرْضِ اُمَمًاۚ مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذٰلِكَۘ

 وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler (hasenât) ve kötülükler (seyyiât) ile sınadık.” (A’raf, 7/168)

3-Yanlıştan dönüp tevbe edenlerin durumu ise oldukça farklıdır.

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ

 حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا

“Ancak tövbe edip de inanan ve sâlih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini (seyyiât’ı) iyiliklere (hasenât’a) çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Furkan 25/70)

4-Hasenât seyyiâtı giderir.

Hûd sûresinde vakit namazlarına dair bir emirden sonra, herhangi bir belirleme olmaksızın iyiliklerin (hasenât) kötülüklere (seyyiâta) keffaret olacağını söyleniyor.

 وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ طَرَفَيِ ٱلنَّهَارِ وَزُلَفٗا مِّنَ ٱلَّيۡلِۚ إِنَّ ٱلۡحَسَنَٰتِ يُذۡهِبۡنَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ ذَٰلِكَ ذِكۡرَىٰ لِلذَّٰكِرِينَ ١١٤

“Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl.

Çünkü iyilikler (hasenât) kötülükleri (seyyiât’ı) giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.” (Hûd 11/114)

Buna benzer bir hadis de şöyle:

Ebu Zerr’in (ra) naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi:

اِتَّقِ اللهَ حَيْثُمَا كُنْتَ، وأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا، وخَالقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

“Nerede olursan ol! Allah’tan kork! Yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki, bu onu yok etsin! İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran!”  (Tirmizî, Birr/55 no: 2053)

5.Kötülüklerin (seyyiât’ın) vebâli, sorumluluğu yapanlara aittir.

فَأَصَابَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواْۚ وَٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡ هَٰٓؤُلَآءِ سَيُصِيبُهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواْ وَمَا هُم بِمُعۡجِزِينَ ٥١

“Bunun için yaptıkları kötülüklerin (seyyiât’ın) vebâli onları yakaladı. Bunlardan da zulmedenlerin işledikleri kötülükler, başlarına gelecektir. Bu hususta Allah'ı âciz bırakamazlar.“ (Zümer 39/51)

6.Seyyie’nin kaynağı veya sebebi insanın kendi iradesiyle kötü olan şeyleri seçmesidir.

مَّآ أَصَابَكَ مِنۡ حَسَنَةٖ فَمِنَ ٱللَّهِۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٖ فَمِن نَّفۡسِكَۚ وَأَرۡسَلۡنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولٗاۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدٗا ٧٩

“Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük (seyyie) ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şâhit olarak da Allah yeter.“ (Nisâ 4/79)

7-Seyyieye aracı olmak hatadır.

Kur’an; iyi ve meşrû bir iş için yapılan aracılğı “güzel şefâat” (şefâaten hasene), kötü ve gayri meşrû iş için yapılan aracılığı ise “çirkin/günah şefâat” (şefâaten seyyie) olarak nitelendiriliyor. 

Şefâat sözlükte; birinin faydasına olacak şekilde ona aracı ve destek olmak, yardım etmek, öncülük yapmaktır. 

Bir âyette geçtiğine göre haseneye veya seyyieye aracılık edenin bundan bir nasibi olur.

مَّن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةً حَسَنَةٗ يَكُن لَّهُۥ نَصِيبٞ مِّنۡهَاۖ وَمَن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةٗ سَيِّئَةٗ يَكُن لَّهُۥ كِفۡلٞ مِّنۡهَاۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ مُّقِيتٗا ٨٥

            “Kim güzel (hasene) bir şefâatte bulunursa (güzel bir şeye aracı olursa), ondan kendisine bir hisse vardır.

Kim de kötü (seyyie) bir şefâatte bulunursa (kötü bir işe aracılık) yaparsa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah (cc) her şeyin üzerinde koruyucudur.” (Nisâ 4/85)  

Ya da daha hayırlısı ile karşılık verilir.

مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ اٰمِنُونَ

“Kim iyilikle (ilâhî huzura) gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve onlar o gün korkudan emin olurlar.” (Neml 27/89. Bir benzeri: Kasas 28/84)

Buradaki ‘şefâat’ hayır olsun, şer olsun, insanların bir yola girmesine aracı veya yardımcı olmaktır.

“Hasene olan şefâat”, insanların iyiliği, faydası için,  onlardan zararı uzaklaştırmaya, kötülükleri önlemeye, onlara yardımcı olmaya çalışmaktır.

Ebu Musa (ra) şöyle anlattı: “Peygamber (sav), bir ihtiyacının giderilmesini isteyen birisi gelince arkadaşlarına döner ve; “şefâat edin, ecir kazanın. Allah da Rasûlünün diliyle dilediğine hükmetsin” derdi.”  (Müslim, Birr/145 no: 2627. Ebû Dâvûd, Edeb/no: 5131. Buhârî, Edeb/37. Tirmizî, İlim/14 no: 2672. Nesâî, Zekât/65)

“Seyyie olan şefaat” ise, insanların kötü yollara gitmeleri, kötülük yapmaları için çalışmak, sapıtmaları için yardımcı olmak, yani onların zararına aracı olmaktır.

8-Rabbimiz kötülüklerin iyiliklerle giderilmesini tavsiye ediyor.

وَلَا تَسۡتَوِي ٱلۡحَسَنَةُ وَلَا ٱلسَّيِّئَةُۚ ٱدۡفَعۡ بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ فَإِذَا ٱلَّذِي بَيۡنَكَ وَبَيۡنَهُۥ عَدَٰوَةٞ كَأَنَّهُۥ وَلِيٌّ حَمِيمٞ ٣٤

İyilikle (hasene) kötülük (seyyie) bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet 41/34)

 

[1] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 170