Adaletin sadece resmilerin görevi olmadığı, İslamın Allah'a saygı, yaratılmaşlara adalet ve merhamet olduğu, adaletin sözlük anlamı ve türevleri hakkında bir online ders.

Hüseyin K. Ece

13 Ocak 2026 – 24 Recep 1447

Zaandam

 

Giriş

Bu derste adaletin anlamını, ibadet olarak adaleti, Allah’a, topluma ve kişiye nisbetle adalet kavramını incelemeye çalışacağız.

Devletin imanı sayılabilecek resmi adalete yer vermeyeceğiz.

Burada herhangi bir devletin nasıl adeletli olması gerektiği gibi teorik bilgi değil, bir müslüman olarak adalet ibadetini yerine getirmektir.

Zaten adaletin sadece devletin ve yetkililerin görevi olarak anlamak, adaleti anlamamaktır, ya da eksik anlamaktır. Halbuk, adaletli olmak bir ibadettir ve her müslümanı ilgilendirir.

Biraz sonra geleceği gibi adalet ahlâkı, adaletle davranmak her müslümana emredilen ve hayatın her alanında uygulama sahasi olan imanî bir görevdir.

İslâm nedir diye sorulsa şöyle cevap vermek mümkündür: “İslâm kısaca, Allah’a hürmet mahlukâta şefkattir.”

Bu; Allah’a, hak ettiği kadar saygı, O’nun yarattıklarına da merhamet göster, adaletle davranmaktır. Rab olarak O’nu tanımak, O’na gereği gibi kulluk yapmak, O’nun koyduğu sınırlara dikkat etmek, her işde O’nun rızasını gözetmek ve sadece O’na şükretmek Allah’a hürmetin sonucudur.

İnsanın Allah’a yönelik kulluk görevi ibadet, kullara yönelik görevi adalet ve merhamettir.

Bunu şöyle de ifade edebiliriz:

“İnsan, ebedi mutluluk menziline iki kanatla uçar: Bunlar, tevhid ve adalet kanatlarıdır.

Tevhid kanadı, insandan Allah’a uzanır ve insan-Hâlık ilişkisini temsil eder. Adalet kanadı, insandan insana uzanır ve insan-mahlûk ilişkisini temsil eder.

Tevhid ve adalet arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu, tıpkı iman ile sâlih amel arasındaki bağ gibidir. Tevhid, mü’mince duruşun akidedeki karşılığıdır. Adalet, mü’mince duruşun ameldeki, davranışlardaki karşılığıdır.

Şöyle de diyebiliriz: Tevhid akidede adalet, adalet muamelede tevhid, tevhid imanın mihveri, adalet amelin mihveri, tevhid imanın istikameti, adalet davranışın istikametidir.” (M. Îslâmoğlu, Kur’ani Hayat, sayı: 23 sayfa 3)

Tekrar edelim: İbadet insan ile Rabbi arasındadır. Adalet ise insan ile diğer insanlar arasındadır.

İnsanın kendine, eşine, ailesine, çevresine, insanlık ailesine karşı ölçülü ve hakkaniyetle davranması adalettir. Bu görev de Allah’a karşı görevden daha az önemli değildir.

Kul ile Allah arasındaki ilişki olan ibadet -bir anlamda- kimseyi ilgilendirmez, Kimse bilemez, takdir edip ölçemez.

Ama insanları bir kimsenin ahlâkı, yani davranışları, diğerleriyle muamelesi ilgilendirir. İnsanlara nasıl davranıyorsun? Senin elinden ve dilinden insanlar ne görüyor?

Kişinin en başta kendine sahip olması, kendine zarar verecek davranışlardan kaçınması Allah’a saygı; diğer insanların haklarına saygı göstermesi, emrine verilen eşyaları yerli yerinde kullanması ve onlara haksızlık etmemesi de yaratıklara şefkattir.

İman, insana hem Allah’ın hem de yaratılmışların haklarına saygıyı öğretir.

Yaratılmışların haklarını gözetme ahlâkının kaynağı da insandaki takva, merhamet ve adalet duygusudur.

Rahman ve Rahîm olan bir Allah’a iman eden ve her işine “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” başlayan bir kimse, bu iki önemli ismin kendi üzerindeki tecellilerini pratik hayatta insaf, merhamet, acıma, şefkat, ilgi, değer verme, ihsan, iyilik ve adalet olarak gösterir.

Sonuncuya muamelât da denilebilirdi. Nitekim fıkıh kitaplarında İslâmın muamelât bölümünden bahsedilir. Yani insanlararası her türlü ilişkiyi, düzenleyen hem hukukî, hem ahlakî İslâmî kurallar.

Burada onun yerine adaletin konulması, bütün muamelelerin, bütün ilişkilerin insaf ve merhamet çerçevesinde olması gerektiğine işarettir. Önce adalet kavramının sözlük manasınıa bakalım. Sonra ibadet olarak adaleti, arkasından da adaletin bir ahlâk olarak fertlere ve topluma yansımasını inceleyelm.

-Sözlükte adalet:

‘Adalet’ kelimesini kökü ‘a-de-le’ fiilidir.

Bu da düzeltmek, eğri bir yoldan doğru bir yola yönelmek, eşit ve muâdil olmak, dengede tutmak, dengelemek, tartmak gibi anlamlara gelir. (Isfehânî, el-Müfredât, s: 487. İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 10/61) Bunun masdarı ‘adl’; eşitlik, eşdeğerlilik, bir şeyin bir başka şeye eşit ve eşdeğer olma halini” ifade eder. İki kefesinde eşit ağırlıkta yük olan heybeye ‘adlâni denir.

Kelime Kur’an’da bu anlamıyla yer alır:

وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ تَنفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ

"Öyle bir günden korkun ki, o gün kimse başkası için bir şey ödeyemez; hiç kimsenin yerine başkası kabul edilmez, kimseye şefâat fayda vermez, onlara asla yardım da yapılmaz.” (Bekara 2/123)

Âyette geçen ‘adlun, “fidye” adı verilen “eşdeğer karşılık”tır.

Aynı kökten gelen ‘âdil’; adalet sahibi, hükmü adaletle yerine getiren, ölçülü davranan, hakkı yerinde ikâme eden demektir.

‘adîl’; tartıda ve ölçekte eşit olan, ‘muâdil’; eşitlik, denk demektir.

‘i’tidal’; ılımlılık, kararında, ölçülü olmak, yani denge ve orta yolu izlemek,

‘mu’tedil’; dengeli demektir. ‘Cevvun mu’tedilun’, “sıcak ve soğukluktan uzak olan dengeli hava” manasına gelir.

‘ta’dil’; hükmü hakkaniyetle vermek, birinin âdil olduğuna şâhitlik etmek, düzgün yapmak, tesviye etmek gibi anlamlara gelir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 10/61)

Hadis usûlünde cerh ve ta’dil ilmi vardır.

Namazda ‘ta’dil-i erkân’, her bir rüknün hakkını vermek, yani namazın kabulünü sağlayacak görünen ve görünmeyen şartlarını hakkıyla yerine getirmektir.

“Falanca falancaya adalet etti” demek, ikisi birbirine yakın ve eşit oldu demektir.

‘adele’ Allah ile ilgili kulla¬nıldığında, bir şeyi O’na eşit ve denk saydı demektir ki bu da Allah’a şirk koşmak manasına gelir.

الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.” (En’am 6/1. Bir benzeri: En’am 6/150)

اَمَّنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَنْبَتْنَا بِه۪ حَدَٓائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۚ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَۜ

“Yahut gökleri ve yeri yaratan ve size gökten yağmur indirip, onunla, ağaçlarını sizin yetiştiremeyeceğiniz gönül alıcı güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Hayır, onlar (Allah’a) eş tutan bir kavimdir.” (Neml 27/60)

Adalet, Kur'ân’da ve hadisler¬de genellikle düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğ¬ru yolu izleme, takvaya yönelme, dü¬rüstlük, tarafsızlık gibi anlamlarda kul-lanılmıştır. (TDV İslâm Ansiklopedisi, 1/341)

Kıst, vasat, nasip, hisse, mizan, hüküm, insaf, hak ve istikamet adalete yakın kelimelerdir. Fakat bunların hiçbiri adalet ile eşanlamlı değildir.

*Adalet kısaca eşyayı ait olduğu yere koymaktır.

 

-Kavram olarak adalet

Adalet teriminin Kur'an ve hadislerdeki kullanılışından hareketle bazı ta­rifleri yapılmıştır.

‘Adalet’, doğru oluşu zihinde sabitleşmiş şeydir. Düzgün ve usûlüne uygun olmayan şeye ‘cevr’ (haksızlık ve eziyet) denir.

Cevr, “hakkaniyetten sapma, haksızlık etme”dir.

“Adalet, tasavvurda bir şeyin en doğru ve müstakim hâline denir. Adalet, hak ettiğinden eksiğini dışladığı gibi, fazlasını da dışlar.

Zulmün karşıtı olarak ‘adalet’, bir şeyi ait olduğu yere koymak, hakkını vermek, eşit ve denk yapmak anlamına gelir.

Tuğyan (azgınlık ve despotluk), meyl (kaykılmışlık), cevr ve inhiraf (sapma) da zulmün anlamdaşları, adaletin zıddıdırlar.

Buradaki eşyadan maksat, hem maddi eşya, söz, amel (eylem), hem de hüküm vermektir.

Her şeyi ait olduğu yere koymak, hakkı ne ise onu vermek, neye layık ise ona ulaştırmak adaletin ta kendisidir. 

Bu bir başka açıdan dengeli ve düzenli olmayı gerektiren bir şeydir.

Mesela saksıdaki güzel bir çiçeğin yeri evin uygun bir köşesidir. Kirli bir ayakkabının yeri de herhalde evin baş köşesi değil, ayakkabılıktır veya kapının önüdür. Tersi her ikisine de zulüm ve haksızlıktır.

‘Adalet’, bir başka deyişle, sapmazlık, kesin doğru ve tam düzgünlüktür. (H.K.Ece, İ. Temel Kavramları, s: 23)

Adalet;  sözlükte istikâmet, şeriatte ise, dinde mahzurlu şeylerden sakınıp hak yolda olmak demektir. (Cürcâni, et-Ta’rifat, s: 150)

İhsan mefhumu ile mukayeseli tarif: 

“Adalet; borcunu vermek, alacağını istemektir; görevini yerine getirmek ve hakkını almaktır. İh­san ise borcundan daha fazlasını ver­mek, alacağından daha azına razı ol­maktır.” (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 171)

Said b. Cübeyr, ‘adl’ kavramının anlamını soran Halife Abdülmelik’e şöyle cevap vermiş: “Kur’an’da ‘adl’ dört manada kullanılır.

1-Allah’ın emrine uyarak hükmedilirken adaletli davranmak, yani insaflı olmak. (Nisâ 4/58)

2-Sözde, konuşmada, haberleşmede âdil olmak. وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا 

 “… Konuştuğunuzda âdil olun.” (En’am 6/152)

3-Kurtuluş sebebi, fidye.

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

“Ve bir günden korkup-sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefâat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler. (Bakara 2/123)

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

“Öyle bir günden korkup-sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefâat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.” (Bekara 2/48)

4-Allah’a eş koşmak, O’na muâdil (denk) tutmak.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.” (En’am 6/1. Bşr benzeri: En’am 6/150) (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 10/61)

“Adaletin esası liyakat ve uyumdur. Herkese layık olduğu verilince adalet tahakkuk eder“,

ya da ‘adalet‘, nefsin istedikleri ve istemedikleri arasında kurduğu dengedir sözleri doğrudur.

Buna göre İslâm ah­lâkı içtimaî bünyede de aşırılıklardan uzak, dengeli (âdil), uyumlu ve adaleti yerine getiren bir hayat tarzını ön görmüştür.