Seyyinin (suçun) karşılığı, iyiliklerin kötülükleri gidermesi, Allah'ın seyyiatı (kötülükleri) keffaret etmesi, örtmesi, yani affetmesi hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
20 Ocak 2026 – 01 Şa’ban 1447
Zaandam
Hatırlayalım; ‘seyyie/seyyiât’, Kur’an’da günah, haya, ayıp, kusur, kötülükleri ve çirkinlikleri ifade etmektedir.
Seyyie aynı zamanda dinin, aklın veya insan yaratılışının çirkin gördüğü şeylerdir.
Kur’an’da ‘hasene’nin karşıtı olarak geçmektedir.
‘Hasene, her türlü güzelliği, iyi hâli, hoşa giden şeyleri sevap olan işleri (amelleri);
‘seyyie ise; her türlü çirkinliği, kötü hâli, itaatsizliği ve yüklenilen vebâli anlatır.
Günahı ifade eden kavramlardan biridir.
Kur’an’da seyyie 23 defa, bunun çoğulu olan seyyiât ise 36 defa geçiyor.
Geçen derste seyyie hakkındaki Kur’anî prensipleri ilgili âyetlerle sıralamıştık.
Bu derste ise seyyiâtın nasıl affedilebileceğini, bir anlamda bu affı sağlayabilecek keffâretleri yine ilgili âyetlerle söz konusu edeceğiz.
Bu âyetlerin bir taraftan ilâhi ölçüler olduğunu, diğer taraftan da itaatsizlik ettiğini, kendi nefsine zulmettiğini, Allah’ın razı olmadığı işlerle meşgul olduğunu, yani günah işlediğini anlayan bir mü’min için ilâhi müjdeler olduğunu göreceğiz.
Rabbimizin er-Rahmân, -Ğafûrun rahîm (55 defa), Ğafûrun-Halîm (4 defa), el-Ğaffâr olduğunu, bununla beraber şu âyeti de bir daha hatırlayacağız.
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاًۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Zümer 39/53)
1-Seyyienin karşılığı ona denk bir seyyiedir
وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ
وَجَزٰٓؤُ۬ا سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَاۚ فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ
“(Mü’minler) haksız bir saldırı yapıldığında elbirliğiyle kendilerini savunurlar.
Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür.
Bununla beraber kim bağışlar ve ıslah ederse, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.” (Şûrâ 42/39-40)
Bu âyet cezalandırmayla ilgili hükümlerin temel prensibini ortaya koyuyor diyebiliriz. Buna göre suça verilecek ceza en çok 0 suç kadar olabilir, fazlasına izin verilmez.
Cezâlar, suçlunun hoşuna gidecek bir şey olursa, o cezâ değil zulme teşvik; suça uygun veya denk olmazsa da adaletsizlik olur.
Bir önceki âyetle birlikte düşünülürse, bağîlerle mücadele zorbalığa dönüşmemeli. Yerli yersiz intikam duygusuna, saldırganlık yapmaya evrilmemeli.
Kötülük yapanın cezası, Allah’ın, o kötülük için belirlediği cezayı uygulamaktır. Zira Allah’ın takdir ettiği ceza o kötülüğe denktir.
Kim de cezalandırmaya gücü yettiği hâlde, Allah rızası için, kötülük yapanı affeder ve arayı düzeltirse onun mükâfatını Allah verir.
Zira kötülük yapana aynen mukabele etmek adalettir. Cezalandımaya gücü yettiği hâlde affetmek ise bir lütuftur, daha makbul bir davranıştır.
Bazıları demiş ki; "Kendisine sövülen kimse, söven kişiye aynen mukabele edebilir. Aleyhine beddua eden kimseye aynen beddua edebilir."
Bu âyetin müşrikleri kasdettiğini ve savaşmayı emreden ayetlerle neshedildiği bile iddia edilmiş. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/155)
Bunlar ne kadar garip bir yorumlar?
Bu âyet Mekke döneminde indi. Yani müslümanların baskı altında olduğu, heniz kendilerine bile kötülük yapanlara ceza verebilecek bir yapıya sahip olmadıkları durumda bile Vahiy, ceza vermede bile adaletli olunmasını, haklılık sınırının aşılmaması, saldırılara tepkinin bile ölçülü olmasını, cezada denklik ilkesine riayet edilmesini tavsiye ediyor.
Bunlar da suç ve cezada temel prensiplerdir.
Âyet sadece ilk müslümanlarla, onlara kötülük yapan müşriklerle ilgili değil, geneldir.
Âyet, sınırlama yapmaksızın haksızlığa uğrayanın kişi ve toplumun hakkını korumasını, zalime engel olunmasını övüyor.
Özetle: İster sebepsiz yere, isterse bir kötülüğe karşılık verirken sınırı aşmak sûretiyle olsun, başkalarına haksızlık edilmesi Allah'ın razı olmadığı bir davranıştır.
Kötülüğe otorite ceza verecekse bu suça denk olmalı.
Konu kişi hakkıyla ilgili ise bağışlama ve düzeltme yolunun seçilmesi hak sahibini ziyana sokmaz, onun Allah katındaki mükâfatı mahfuzdur. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 4/648)
Takibeden âyet:
وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَا عَلَيْهِمْ مِنْ سَب۪يلٍۜ
اِنَّمَا السَّب۪يلُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ
الْحَقِّۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
“Kim de zulme uğradıktan sonra hakkını alacak olursa işte onlar için bir kınama ve cezalandırma yoktur.
Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır. (Şûrâ 42/41-42)
”Bundaki kasıt haksızlığa uğrayan kişinin, hakkını bizzat kendi eliyle almasıdır, ya da eldeki imkanlarla, şartlara ve uğranılan haksızlığa göre hakkını bizzat aramasıdır.
Haksızlığa uğrayan mü’min müşrikten hakkını bizzat alabilir, mü’minlerdeki hakkını ancak hâkim kararıyla alabileceği görüşü de isabetli görünmüyor.
Bazıları mü’minler de kendisi bizzat hakkını alabilir görüşünde.
Katede, âyetin insanlar arasındaki kısaslarda geçerli olduğunu, buna mukabil zulmeden kişiye aynen zulmetmenin helâl olmayacağını söylemiştir. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/156)
Bazı hakları, mesela kısas hakkı gibi, kendi eliyle almaya kalkışmanın düşmanlığa, nefrete, kişiler ve toplumlar arası sürtüşmelere ve hatta kan davalarına sebep olduğu da bir gerçektir.
Diğer taraftan haksız saldırıyı önlemeye çalışmak ve meşru müdafaa ölçüleri içinde karşılık vermek, kınamayı ve cezayı gerektiren bir eylem değil, yerine göre bir erdemdir görüşünde olanlar da var.
Bir sonraki âyet buna teşvik ediyor:
وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ۟
“Kim sabredip affederse, şüphesiz ki bu, azmedilen işlerdendir.” (Şûrâ 42/43)
2-Allah (st) kötülüklerin (yani seyyienin) iyiliklerle (yani hasene ile) giderilmesini tavsiye ediyor.
وَلَا تَسۡتَوِي ٱلۡحَسَنَةُ وَلَا ٱلسَّيِّئَةُۚ ٱدۡفَعۡ بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ فَإِذَا ٱلَّذِي بَيۡنَكَ وَبَيۡنَهُۥ عَدَٰوَةٞ كَأَنَّهُۥ وَلِيٌّ حَمِيمٞ ٣٤
“İyilikle (hasene) kötülük (seyyie) bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet 41/34)
ٱدۡفَعۡ بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ ٱلسَّيِّئَةَۚ نَحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَصِفُونَ ٩٦
“Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.” (Mü’minûn 23/96)
Bu âyetleri şu âyet ile birlikte düşünmek gerekir.
اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ
اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ
“Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.
Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir” (Nahl 16/125)
Bilinçli mü’minler kötülükleri iyiliklerle savmaya çalışan kimselerdir. İki âyette bu “derae-savmak, defetmek” fiili ile anlatılıyor.
وَٱلَّذِينَ صَبَرُواْ ٱبۡتِغَآءَ وَجۡهِ رَبِّهِمۡ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ سِرّٗا وَعَلَانِيَةٗ وَيَدۡرَءُونَ بِٱلۡحَسَنَةِ ٱلسَّيِّئَةَ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عُقۡبَى ٱلدَّارِ ٢٢
“Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayan
ve kötülüğü (seyyie’yi) iyilikle (hasene ile) savan kimselerdir.
İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.” (Ra’d 13/22)
اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
“İşte onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.” Kasas 28/54)
3-Allah dilediğinin seyyiâtını örter/affeder
-Keffâret Nedir?
Keffâret ‘kefera-küfr’ fiilinden gelir. Bu da bir şeyi örtmek, bir şeyi gizlemek, görmemezlikten gelmek demektir.
Arapçada geceye kâfir de denir. Bu da onun örtme özelliğinden dolayıdır.
Çiftçiye de kâfir denir. Onun tohumu toprağa atıp örtmesinden, gizlemesinden dolayıdır.
Akaidde imanın zıddı ‘küfr’; Allah’tan gelen hakikatin üstünü örtüp, yok saymak, inkâr etmek demektir.
Kâfir de bu inkâr işini yapandır. Hak veya hakikat ortada, var, mevcut ama kâfir onun üstünü örter, sonra da yok der, yani inkâr eder.
-Kavram olarak keffâret
Kavram olarak keffâret; günahı örten şey, günahı kapatan iyilik veya ibadet, bir yanlıştan ve bir zorunluluktan dolayı işlenen bir günahın bağışlanması için yapılan bir ibadettir.
“Fıkıhta kefâret; dinin belirli yasaklarını ihlâl eden kimsenin hem ceza, hem de Allah’tan mağfiret dilemek maksadıyla yükümlü tutulduğu malî veya bedenî nitelikli ibadetlerin genel adıdır.” (Katar, M. TDV İslam Ansiklopedisi, 25/177)
Bu keffâret; günah ve hataları örtücü, telâfi edici kurban, sadaka, oruç gibi davranışları ifade etmektedir.
‘Keffâret’, ceza ve ibadet arasında gerçekleşir. Yani, bir günaha karşılık yapılması, dince verilen bir cezanın ödenmesidir. Bu ceza aynı zamanda ibadet cinsinden bir şeydir ve yapıldığı zaman yine ibadet edilmiş olur.
‘Keffâret’, bir anlamda Allah’ın kulu affetmesi için yine Allah tarafından tayin edilen bir araçtır veya bir sebeptir.
Öyleyse ‘keffâret’, yapılan hatanın bedelini dünyada ibadet cinsinden bir şeyle ödemektir.
Keffâreti hakkıyla yerine getirenin, bu ceza-ibadet sebebiyle bağışlanacağı ümit edilir.
Şüphesiz ki günahları bağışlayan yalnızca Allah’tır. Bu da temamen kişi ile Rabbi arasındadır.
Mü’min bunu takva bilinci ile yerine getirir.
-Kur’an’da tekfîr ve keffâret
‘kefera’ kökünden gelen ‘keffera-tekfîr’ ise sözlükte, bir şeyi örtmek, kapatmak, birinin hakkını inkar etmektir.
Keffâret bu kökten…
Akaidte tekfîr; bir kimseyi kâfirlikle suçlamak, küfre nisbet etmek, küfre zorlamaktır. Günahının keffâretini vermek,
Tekfîr’in diğer bir anlamı günahlarını örttü, affetti, günahını yok etti demektir..
Kur’an’da bu anlamda Allah’a nisbetle ve an harf-i cer ile pek çok âyette geçiyor.
Kur’an’da genel bir anlatımla, işlenen günahların ve yapılan kötülüklerin Allah hakkına taalluk eden kısmının tövbe istiğfar ile, iman ve sâlih amelle bağışlanıp örtüleceği, affedileceği sıkça tekrarlanır ve müminlerin de böyle dua etmesi öğütlenir. (Bkz: Âl-i İmrân 3/193, 195. Nisâ 4/31. Mâide 5/12, 65. A‘râf 7/153. Enfâl 8/29. Hûd 11/114. Teğabun 64/9)
Bu çeşit âyetlerde kullanılan “tekfîr” kalıbının dinî terminolojideki kefâret kavramıyla hem kök, hem anlam birliği vardır.
Tekrar edelim ki bu âyetlerdeki keffera-tekfîr’in anlamı; günahı örtmek, gizlemek, yani affetmektir.
Mesela;
1-Kitap ehli ile ilgili.
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آَمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ
“Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardık.” (Mâide 5/65)
2-“Allah (cc) erkek olsun, kadın olsun hiç bir mü’minin yaptığını boşa çıkarmaz. Onlar öncelikle hicret edenlerin, Allah yolunda eziyete katlananların, savaşanların seyyielerin örter, onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Karşılığın güzeli Allah katındadır.” Rabbimizin sözü şöyle:
لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ
“… Onların günâhlarını elbette örteceğim.” (Âl-i İmrân 3/195)
3-Allah (cc) yakuboğullarına şöyle vadetmişti: Eğer salatı ikâme eder, zekâtı verir, Peygambere inanıp destekler ve Allah’a güzel borç verirlerse, günahlarını örter, onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. (Mâide 5/12)
4-Büyük günahlardan kaçınanlara Rabbimizin verdiği söz (va’d):
اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً
“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisâ 4/31)
5-İman edip sâlih amel işleyenlere müjde:
“İman edip sâlih amel işleyenlerin (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.” (Ankebût 29/7)
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ
صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ
“Toplanma vakti için Allah'ın sizi toplayacağı günü düşün. O gün aldanışın ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah'a inanır ve sâlih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.” (Teğabun 64/9)
Bu ödül geçmişte de verildi:
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ
“İman edip sâlih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene inananların günahlarını Allah örttü ve hâllerini düzeltti.” (Muhammed 47/2)
6-Allah cc) sadakalarını açıktan ve gizli, ama Allah rızası için muhtaçlara verenlerin seyyielerini örter.
وَ يُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” (Bekara 2/271)
7-Bir âyette de şartlı affetme (keffâret) var.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ
“Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.” (Enfâl 8/29)
8-Muhsinler için Allah katında arzu ettikleri şeyler var. Onlara şöyle müjde veriliyor:
لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الْمُحْسِن۪ينَۚ
لِيُكَفِّرَ اللّٰهُ عَنْهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ
“Rableri katında onlar için diledikleri her şey vardır; işte bu, güzel davrananların ödülüdür.
Böylece Allah, onların (imanda sâdık olanların) geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükâfatlarını verecektir.” (Zümer 39/34-35)
9-Allah’ın bazı lütufların sebebi;
لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزاً عَظ۪يماًۙ
“(Bütün bu lütuflar) mü’min erkeklerle mü’min kadınları, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyması, onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.” (Fetih 48/5)
10-Nasuh tevbesi yapanlara da benzer müjde var:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ
اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter size içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar…” (Tahrîm 66/8)
11-Kim takva ile davranırsa;
ذٰلِكَ اَمْرُ اللّٰهِ اَنْزَلَهُٓ اِلَيْكُمْۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُعْظِمْ لَـهُٓ اَجْراً
“İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını arttırır.” (Talâk 65/5)
12-Hasenât seyyiâtı giderir.
Hûd sûresinde vakit namazlarına dair bir emirden sonra, herhangi bir belirleme olmaksızın iyiliklerin (hasenât) kötülüklere (seyyiâta) keffaret olacağını söyleniyor.
وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ طَرَفَيِ ٱلنَّهَارِ وَزُلَفٗا مِّنَ ٱلَّيۡلِۚ إِنَّ ٱلۡحَسَنَٰتِ يُذۡهِبۡنَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ ذَٰلِكَ ذِكۡرَىٰ لِلذَّٰكِرِينَ ١١٤
“Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl.
Çünkü iyilikler (hasenât) kötülükleri (seyyiât’ı) giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.” (Hûd 11/114)
Buna benzer bir hadis de şöyle:
Ebu Zerr’in (ra) naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi:
اِتَّقِ اللهَ حَيْثُمَا كُنْتَ، وأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا، وخَالقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ
“Nerede olursan ol! Allah’tan kork! Yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki, bu onu yok etsin! İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran!” (Tirmizî, Birr/55 no: 2053)
-ve dua
رَبَّنَٓا اِنَّـنَا سَمِعْنَا مُنَادِياً يُنَاد۪ي لِلْا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَ كَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّـنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ
“Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, «Rabbinize inanın!» diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamber'i, Kur'an'ı) işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizi iyilerle vefat ettir.” (Âl-i İmrân 32/193)