Kur'an'da 'kıst' olarak adalet, adalet Allah'ın emri olması, her müslümanın adaletli davranması gerektiği ve adaletle ilgili hadisler hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
27 Ocak 2026 – 08 Şa’ban 1447
Zaandam
2. Ders: BİR İBADET OLARAK ADALET
-Kıst olarak adalet ‘Kıst’; kıstas, muksıt aynı kökten gelir.
‘Kıst’; insaf, merhamet ve adaletle verilen, adaletle bölüştürülen nasiptir.
Hucurât 9da adalet ve kıst kelimeleri birlikte kullanılıyor. Bu demektir ki aralarında az da olsa anlam farkı bulunmaktadır.
Âyet mü’minlerden iki grup birbiriyle çarpışırsa aralarının bulunmasını, bir taraf anlaşmaya yanaşmazsa o tarafla çarpışmayı emrettikten sonra şöyle bitiyor:
وَإِن طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَإِن بَغَتْ إِحْدَاهُمَا عَلَى الْأُخْرَى فَقَاتِلُوا الَّتِي تَبْغِي حَتَّى تَفِيءَ إِلَى أَمْرِ اللَّهِ فَإِن فَاءتْ فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَأَقْسِطُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ {9}
“...(yaptıklarından) vazgeçerlerse âdil bir şekilde aralarını bulun ve (onlara) eşit davranın (bunun için gerekirse fedakârlıkta bulunun); çünkü Allah, muksıtları sever!” (Ya da çünkü Allah fedakârlıkta bulunanları sever.” (Hucurât 49/9)
Buradaki ‘kıst’ kelimesini hemen bütün türkçe mealler adaleti yerine getirmek, âdil olmak, hakkı yerine getirmek, eşit davranmak şeklinde çevirmişler. Dolaysıyla muksıt’ı adaletle davranan şeklinde çevirmişler.
Kıst aynı zamanda hakkını elde etmeye çalışmak veya kendi hakkından ferâgat etmektir.
Aynı kelime Allah için kullanıldığında hak ettiğinden fazlasını vermek veya kulu üzerindeki hakkından ferâgat etmek manasına gelir.” (Yûnus 10/4)
“Adalet iyiye ve kötüye, iyiliğe ve kötülüğe hak ettiği karşılığı vermek; ‘kıst’ ise kötüye hak ettiği karşılığı verirken, iyiliği niyet, emek, liyakat ve ehliyetine göre kat kat fazlasıyla ödüllendirmektir.”
Kur’an, adalet ahlâkını bazen ‘kıst’ kelimesiyle bildiriyor ve ‘kıst’ sahiplerini övüyor.
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِن جَآؤُوكَ فَاحْكُم بَيْنَهُم أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْئاً وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُم بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ {42}
“Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.” (Mâide 5/42)
شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {18}
“Allah, (bizatihi Kendisi) ile melekler ve hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri O'ndan başka tanrı olmadığına şâhittir: O'ndan başka tanrı yoktur, çok Azizdir ve Hikmet Sahibi(dir).” (Âli İmran 3/18)
‘Kıst’ kökünden gelen ‘eksat’, daha adaletli, hakka daha yakın, ‘kıstas’ ise dosdoğru ölçü, insaflı ve adaletli ölçü, mizan anlamlarındadır.
Kur’an şöyle diyor:
وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذا كِلْتُمْ وَزِنُواْ بِالقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً {35}
“Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.” (İsrâ 17/35)
Şuayb (as) kavmine şöyle dedi:
اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ
“Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Şuarâ 26/181-183)
‘Aynı kökten gelen ‘iktisat’, adalet ve hak ile davranma, aşırı bir yöne sapmadan orta yolu izleme demektir. (Türkçe’de kullanılan ‘iktisat’ (sad ile) farklı bir kökten gelir ve tutumlu olma, tasarruf etme anlamındadır.)
‘Muksıt’; adaletli, ölçülü davranan, hak ile hükmeden, gerekirse kendi hakkından vazgeçen demektir. Kur’an’da üç yerde geçmektedir. (Mâide 5/42. Hucurât 49/9. Mümtehıne 60/8)
‘el-Muksıt’, Tirmizî’nin ve İbni Mâce’nin rivâyet ettiği Esmâul-Hüsnâ listesinde var. (Tirmizî, Daavât/87, no: 3507. İbni Mâce, Dua/10, no: 3861) Ancak Kur’an’da yer almamaktadır.
-Kur’an’ın emri olarak adalet
İnsanı dengeli bir bicimde yaratan Allah (cc) kullarının da her yerde, dengeli, ölçülü ve vasat, yani adaletle davranmalarını emrediyor. Bu bakımdan İslâm, adalet ahlâkını, dinî emirlerin, İslâmî hayatın ve toplumsal düzenin temeli olarak görmüş, adaletle davranan ‘âdil’ kimseleri övmüş, adaletten ayrılan zalimleri de hem kötülemiş ve hem de can yakıcı bir azapla tehdit etmiştir.
وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْم۪يزَانَ
“(Öyleyse) tartıyı (ölçmeyi) adaletle ikame edin ve ölçüyü eksik tutmayın!” (Rahman 55/9) âyetini, bilinen terazi ile tarttığınız zaman, adaletle, dürüst tartın şeklinde anlamak mümkün olduğu gibi, her zaman ölçülü davranın, adaletten ayrılmayın şeklinde de anlamak mümkün...
Buradaki asıl vurgu, mizan yani ölçülü-dengeli olmak ve âdil davranmaktır.
إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ {90}
"Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." (Nahl 16/90) âye¬tinde söz konusu edilen adalet, geniş anlamlı adalettir.
Peygamberlerin getirdiği apaçık belgeler, insanların yollarını aydınlatır. Bu belgelerle yüreklerini temizleyenler, indirilen Kitab’a tabi olurlar ve onun tavsiye ettiği ‘mizan’a (ölçüye) uyarlar. Böylece bu sağlam ve şaşmaz ölçü ile her konuda adaleti gerçekleştirme imkanı bulurlar.
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟
“Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resûllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Hadîd 57/25)
Kur'ân adalet sıfatından yoksun olan kişiyi, dil¬siz, âciz ve hiçbir işe yaramayan bir köleye benzetiyor. Böyle biri, adalet faziletini kazanmış, dolayısıyla doğru yolu bulmuş olanla bir tutulmaz.
وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لاَ يَقْدِرُ عَلَىَ شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلاهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لاَ يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِي هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ {76}
“Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?” (Nahl 16/76)
Buna göre adalet, insan için bir kemâl sıfatıdır.
Bilindiği Allah katında üstün olmanın ölçüsü takvadır. (Hucurât 49/13) Adalet ahlâkı kişiyi takvaya yaklaştıran faziletlerden biridir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ {8}
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şâhitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide 5/8)
Doğrulukla (sıdk) birlikte adalet (adl) de ilâhî kelâmın/Kur’an’ın bi¬rer niteliğidir.
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقاً وَعَدْلاًۜ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
“Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.” (En'âm 6/115)
Böyle bir kitaba inanan ve onun ilkelerini hayat rehberi edinen kimselerin de esasen âdil olmaları gerekir.
Kur'ân’a göre adaletin ölçüsü yahut dayanağı hakkaniyettir. Hidâyete hak sayesinde ulaşılabileceği gibi ada¬let de hakka uymakla sağlanır.
وَمِمَّنْ خَلَقْنَٓا اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ۟
“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.” (A'râf 7/181)
Kur’an’ın emrine göre mü’minler, bütün davranışlarında adaletli olmak zorundadırlar. Adaletli davranış kişinin kendi yaratılışındaki (fıtratındaki) dengeye ve düzene uyum sağlatır. İnsanın dış hayatında denge ve olgunluk da ancak fıtrattaki dengenin dış yansıması olan adaletin her sahada uygulanması ile mümkün olur.
Kur'an adalet olgusunu tevhid, ibadet, takva ve sâlih amel (güzel davranış) çerçevesinde ele alır.
Bütün bunların birbiri ile ilişkisi olduğu gibi, ahlâkı güzelleştiren ana faktörlerdir. Eğer hayatın süsü ve mutluluğun kaynağı güzel ahlâk olacaksa; bu da ancak insaf ve adalet anlayışı ile olabilir.
Kur'an'a göre ilâhî öğretilerin bir coğu sonuçta insanlararası ilişkilerde adaleti gerçekleştirmeye yöneliktir. Âdil olmayan bir ilişki ve tutum, tanım gereği Allah'ın rızasına ve İslâm''a uygun değildir.
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعًا بَص۪يرًا
“Şüphesiz Allah, size emânetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” (Nisa 4/58)
قُلْ اَمَرَ رَبّ۪ي بِالْقِسْطِ۠ وَاَق۪يمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ كَمَا بَدَاَكُمْ تَعُودُونَۜ
“De ki: "Rabbim adaletle (kıst ile) davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O´na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O´na dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi döneceksiniz." (A'raf 7/29)
“Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah´ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.” (En’am 6/152)
لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ
“Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları (hakkından ferâgat edenleri) sever.” (Mümtahine 60/8)
“Şu hâlde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah´ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda ´deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)´ yoktur. Allah bizi bir araya getirip-toplayacaktır. Dönüş O’nadır." (Şûrâ 42/15)
-Adaletle ilgili hadisler
Mufaddal bin Mühelleb’in (ra), babasından naklettiğine göre o, Nu’mân bin Beşîr’i Rasûlüllah’tan (sav) şöyle naklederken işitmiş: “Çocuklarınız arasında adaletli davranın, çocuklarınız arasında adaletli davranın!” (Ebû Dâvûd, Büyû’/83 no: 3544)
Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
“Otorite hamidir (koruyucudur). Haksızlıklarla onun vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla (tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar). Bunun aksine davranır(lar)sa (vebâlini) çeker(ler).” (Müslim, İmâre/43 no: 1841)
Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre Peygamber (sav) şöyle dedi:
“Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları gölgesinden (himayesinden) başka gölgenin (himayenin) olmadığı günde, bizzat kendi gölgesinde (himaye edecektir) gölgelendirecektir: Âdil yönetici, ...” (Buhârî, Ezân/36 no: 660)
Abdullah bin Amr’ın (ra) nakletttiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu:
“Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere karşı adaletli davrananlar, Allah katında, Rahmân’ın yanında nûrdan minberler üzerinde ağırlanacaklar.” (Nesâî, Â. Kada/1 no: 5381. Müslim, İmâre/18 no: 1827)
Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“İnsanların her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir. İki kişi arasında adâletle hükmetmen sadakadır. Bineğine binmek isteyene yardım ederek bindirmen yahut yükünü bineğine yüklemen sadakadır. Güzel söz sadakadır. Namaz için mescide giderken attığın her adım bir sadakadır. Gelip geçenlere eziyet veren şeyleri yoldan gidermen de sadakadır.” (Buhârî, Sulh/11 no: 2707, Cihâd/72, 128 no: 2891, 2979. Müslim, Zekât/56 no: 1009. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Tatavvu’/12 no: 1285, Edeb/160 no: 5242-5243)
الْحَادي عشَرَ : عنْ أَبِي سَعيد الْخُدريِّ رضي اللَّه عنه عن النبيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال: «أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عندَ سلْطَانٍ جائِرٍ » رواه أبو داود ، والترمذي وقال: حديثٌ حسنٌ .
Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre, Nebî (sav) şöyle buyurdu: “Cihadın en faziletlisi, zâlim sultanın karşısında hakkı ve adaleti söylemektir.” (Ebû Dâvûd, Melâhim/17 no: 4344. Tirmizî, Fiten/13 no: 2174 Hasen-garib kaydıyla. Ayrıca bkz. Nesâî, Bey’at/37 no: 4214. İbni Mâce, Fiten/20 no: 4011)
Vehb ibni Abdullah (ra) şöyle dedi:
Nebî (sav) Selmân ile Ebü’d-Derdâ’yı kardeş yapmıştı. Bu sebeple Selmân, Ebü’d-Derdâ’yı ziyaret ederdi. Bir ziyaret esnasında onun hanımı Ümmü’d-Derdâ’yı oldukça eskimiş elbiseler içinde gördü. Ona:
-Bu hâlin ne? diye sorunca, kadın:
-Kardeşin Ebü’d-Derdâ dünya malı ve zevklerine önem vermez, dedi.
O esnada Ebü’d-Derdâ eve geldi ve hazırlattığı yemeği Selmân’a ikram edip:
-Buyurun, yemeğinizi yiyin, ben oruçluyum, dedi. Selmân:
-Sen yemedikçe ben de yemem, diye karşılık verdi. Bunun üzerine Ebü’d-Derdâ sofraya oturup yemek yedi. Gece olunca Ebü’d-Derdâ teheccüd namazı kılmaya hazırlandı. Selmân ona:
-Uyu dedi. Ebü’d-Derdâ uyudu, bir müddet sonra tekrar kalkmaya davrandı. Selmân yine:
-Uyu, diyerek onu kaldırmadı. Gecenin sonlarına doğru Selmân:
-Şimdi kalk, dedi ve her ikisi birlikte namaz kıldılar. Sonra Selmân, Ebü’d-Derdâ’ya şöyle dedi:
-Senin üzerinde Rabbinin hakkı vardır, nefsinin hakkı vardır, ailenin hakkı vardır. Hak sahiplerinin her birine haklarını ver.
Sonra Ebü’d-Derdâ, Peygamber’e gidip olup biteni anlattı. Nebî (sav):
–“Selmân doğru söylemiş” buyurdu. (Buhârî, Savm/51 no: 1968, Edeb/86 no: 6139. Tirmizî, Zühd/63 no: 2413 Sahih kaydıyla. )
Âişe'den (r.a.) rivâyet edildiğine göre, Peygamber (sav) (kendisini ibadete vererek dünyadan el etek çektiğini duyduğunda) Osman b. Maz'ûn'u çağırmış ve şöyle buyurmuştur:
-"Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin senin üzerinde hakkı vardır ve nefsinin senin üzerinde hakkı vardır." (Ebû Dâvûd, Tatavvu'/27 no: 1369)