Akide, akaid ve itikat kelimeleri, akaidin terim anlamı, İslam akaidinin dayandığı kaynaklar ve temel özellikleri hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
10 Mart 2026 – 20 Ramazan 1447
Zaandam
5.Ders: AKİDE-AKÂİD-İTİKAT
-Akide ve türevleri
‘Akide’, düğümlemek anlamındaki ‘akd’ kökünden türemiştir. Sözlükte, gönülden bağlanılan şey demektir.
‘Akd’ aslında iki şeyin arasını birleştirmektir. Bu, ipin parçalarını birbirine bağlama hakkında, bir binanın parçalarını bağlama anlamında kullanıldığı gibi; yemin, nikâh, sözleşme, satış gibi manevi alanlardaki ‘bağlama’ hakkında da kullanılır.
Sözün akd edilmesi, yani bağlanması yemin’dir. Bu, hem bir söz vermedir, hem de gönlün bağlandığı şeydir.
Kur’an bu kelimeyi fiil olarak sözlerin bağlanması şeklinde kullanıyor. Mü’minler, yeminle bağladıkları sözlerinden sorumludurlar. (Mâide 5/89. Nisâ 4/33)
‘Akd’ aynı zamanda her türlü söz vermenin, anlaşma yapmanın ortak adıdır. Kur’an mü’minlere şöyle diyor:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ
“Ey iman edenler! Akitlerinizi (Allah’la ve insanlarla yaptığınız sözleşmelerinizi) yerine getirin…” (Mâide 5/1)
Aynı kökten gelen ‘akit’, insanın gerek Rabbi ile olan ezelî yani ‘elest bezmi’ndeki sözleşmesi, gerekse diğer insanlarla yaptığı her türlü anlaşmanın, sözleşmenin genel adıdır.
Yine aynı kökten gelen ‘itikat’; düğüm atmışcasına bağlanılması gereken şeylere bağlanmak, bir şeye gönülden inanmak, o şeyi gönülden benimsemek anlamına gelir ve iman kelimesinin eş anlamlısı olarak kullanılmaktadır.
Aynı kökten gelen bir başka kelime ise ‘ukde’dir. Bunun anlamı kendileriyle evlenilen kadınlarla yapılan ‘nikah bağı’ (Bekara 2/235-237) ve düğümdür. (Tâhâ 20/27)
Kur’an’da bir yerde de çoğul olarak (uked -düğümler- şeklinde) kullanılmaktadır. (Felâk 113/4)
‘Akide’, gönülden bağlanılan şey manasında kişinin isteyerek, benimseyerek, inanç esaslarını kabul edip inanması demektir.
‘Akide’nin çoğulu ‘akâid’tir.
‘Akâid’, İslâmın inanılması gerekli olan temel esasları ve hükümleri demektir.
‘Akide’ daha geniş olarak, bir şeye inanmak, bir haberi veya bir kimseyi doğrulamak, bir şeye bağlı kalmak; inanma şekli, düşünce biçimi gibi kullanılış alanına sahiptir.
-Kavram olarak akide
‘Akide’; Allah (cc)ın gönderdiği İslâmı, yani Hz. Muhammed (sav)in getirip tebliğ ettiği Din’in bütün esaslarını, bütün hükümlerini kalp ile doğrulamak, dil ile söylemek, bir anlamda İslâmın doğruluğuna tanıklık etmek demektir.
Bu imanın, ya da iman esaslarının diğer adıdır.
Akide, bir dinin inançlarıdır. Bir kişi o inanç esaslarını kabul ettiği zaman, o dini benimsemiş olur, o dinden sayılır.
Bu esaslardan bahseden ilme de Akaid ilmi denir.
Burada geçen inanılması gerekli esaslar; Âmentüde geçen altı esas, yani Kur’an’daki bütün âyetlerdir.
Kelime-i şehâdet akidenin easaslarını, yani imanın şartlarını içine alır (İcmâli iman) Âmentü şehâdetin açılımı, Kur’an da Âmentünün açılımıdır (tafsi-i iman).
Reddedilmesi gerekli esaslar ise; küfür, şirk, nifak, fitne, kullara kul olmak, Kur’an’a uymayan görüşler, bâtıl inanç ve hurâfelerdir.
Akide; o dinde bulunan emir, tavsiye, prensip, yasak gibi amelî ilkelere de yön verir. Çünkü, akidenin gereği ahlâk ve davranış, yani amel olarak hayata yansır. Yalnızca inanç olarak kafalarda kalan ‘akide’ler zamanla yerini başka inançlara terkederler.
Bu açıdan bakıldığı zaman denilebilir ki, akide kişinin dünya ve âhiret görüşünün bütünleşmiş şeklidir. Kişi ona bağlanır, onun doğru olduğunu kabul eder ve amele ilişkin ilkeleri yaşamaya çalışır.
Bir şeyin doğruluğuna inanmak, onun gerektiği yerde uygulanmasıyla gösterilir, isbat edilir.
İslâmın ‘akide’ sistemi, Din’in temelidir.
Akide, insanla ilgili yaratılış gerçekliğine ulaşmak, insan ile Yaratan arasındaki bağı bulmaktır. Bu kuvvetli bağ, insanı Allah karşısında sorumlu hâle getirir ve hayatını hangi amaç doğrultusunda yaşayacağını gösterir.
İslâm’da inanç sistemi (akide) kuru kuruya bir inançlar sıralaması, içleri boş hayâli şeyler değildir. Akide, Din’i kabul etmenin ve ona uygun olarak yaşamanın, daha doğrusu yalnızca Allah’a kulluk yapmak üzere karar almanın, buna söz vermenin kendisidir.
Sözlük anlamında geçtiği gibi ‘akit’ yapmak, bir anlamda sözleşme yapmak, söz vermektir (ahd etmektir). Akide, bu söz verişin, bu sözleşmenin ilâhî yönüdür.
Mü’min, İslâmın akide ilkelerini kabul ederek kulluk yapma sözleşmesini imzalar, Allah (cc) ile yaptığı ahd’i (anlaşmayı) uygulamaya karar verir.
İslâmın akide anlayışı aynı zamanda, Allah’ın yanlış dediği, bâtıl ve geçersiz saydığı bütün inançları bir tarafa atmanın, kafalarda ve gönüllerde yanlış olan inançları terketmedir.
Akide, İslâm Dini’nin temeli olduğundan; dinin sağlamlığı, bu temelin sağlamlığına bağlıdır. Yüreğin huzurla dolması ancak iman etmekle mümkündür.
İslâmın akidesi, yani akaidi, Tevhid’tir. Bütün peygamberler Tevhid inancını anlatmışlardır. İnsanlar arasında tarih boyunca Tevhid’ten sapmalar oldukça, Allah (cc) yine elçilerini göndermiş ve onları Hakk’a davet etmiş ve uyarmıştır.
Diğer peygamberlere vahyedildiği gibi Hz. Muhammed’e de vahyedilmiştir. (Nisâ 4/163) Hz. Muhammed’e gönderilen Kur’an, kendinden önce gönderilen ilâhî kitapları doğrulamaktadır. (Fâtır 35/31)
Allah (cc) bütün topluluklara “Allah’a ibadet edin, tağuta kulluk yapmaktan kaçının” diye tebliğ yapması için elçiler gönderdi. Ancak onlardan kimileri hidayeti, kimileri sapıklığı (dalâleti) tercih ettiler. (Nahl 16/36)
-Akide ve şeriat ilişkisi
İslâm, aslında bir bütündür. Ancak ilkelerini açıklarken onu iki kısım hâlinde anlatmak gerekir.
1- Akâid, yani akide/iman esasları,
2- Şeriat, yani Din’in hükümleri; emirleri, yasakları, ahlâk, ibadet, muamelât (hukuk, diğerleriyle ilişkiler).
-Akâidin konusu
Akaid’in konusu İslâm’da inanılması ve reddedilmesi gereken esaslardır.
İslâm akidesini oluşturan konular, Kur’an’da ve sahih hadislerde farklı yorumlara gerek bırakmayacak şekilde açık ve kesin olarak yer alan hükümlerdir.
Mesela, Allah’ın varlığı ve birliği, melekler, kitaplar, peygemberler, âhiret, küfür ve şirkle ile ilgili âyetler akâidin konusudur.
-İslâm akidesinin dayandığı kaynak
İslâm akâidinin (akide esaslarının) dayandığı temel Kur’an’dır ve onun pratiği olan mütevâtir Sünnet’tir.
Bu esasların bir kısmı açık ve anlaşılır, bir kısmı ise hemen anlaşılmayacak kadar kapalı bir şekildedir.
İslâm akaidinin konuları iki açıdan incelenebilir:
Birincisi; ifade ettiği anlam kesin olan, mütevâtir haberlerle sabit olmuş esaslar. Bunlar kesin olduğu için kabul etmek iman, kabul etmemek küfür’dür, İslâm dışına çıkmaktır.
İkincisi; mütevâtir haberle sabit olmadığı için hangi anlamı ifade ettiği kesin olmayan esaslar. Bunları inkâr etmek, küfür olmasa bile müslümanı günaha götürür, kesin olan esaslar hakkında da şüphe meydana getirir.
Vahy olduğu hâlde manası farklı anlaşılmaya müsait olan hükümler de akâid için kesin ölçü olamaz. Bazı âyetler veya hadislerin manası çok açık olmayabilir. Onları farklı anlamak mümkündür. Böyle hükümler akâidde delil değildir.
Hükümler, zannî (kesin olmayan) hükümler
ve kat’î (kesin) hükümler diye ikiye ayrılır.
Akâidde bağlayıcı bir hükmün kat’î (kesin) olması gerekir. Âyet veya mütevâtir hadislerdeki bazı ifadelerin hangi anlamı işaret ettiği kesin olmayabilir.
Bu nedenle insanların görüşleri, âyet ve hadis yorumları itikat esası olamaz. Bunlar kişisel tefsir, yorum, görüş ve anlayışlardır. Onlardan faydalanılır ama her müslümanı bağlamaz.
-İtikad esaslarının değişmezliği
1.İtikad esasları, zamana, yere, kişilere ve toplumlara, çağlara, ülkelere, halklara ve sistemlere göre değişmez.
Kur’an’a göre, Allah tarafından gönderilmiş bütün peygamberler, vahy ile bildirilen inanç esaslarını (akideyi) insanlara anlatmışlardır. İlk peygamberden son peygambere kadar, akide aynı kalmıştır.
İnanılması gereken bütün ilkeler, bütün insanlar için geçerlidir.
Çünkü İslâmın inanç esasları Mutlak Hakikat’tır, gerçektir. Mutlak gerçek olan bir şey zamana ve yere göre değişmez.
Allah tarafından Hz. Âdem’e, Hz. Nuh’a, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya... inanç konusunda ne emredilmişse, Hz. Muhammed’e (s.a.s.) de aynı esaslar emredilmiştir. Değişen sadece şeriatlardır.
Tüm peygamberler gönderildikleri toplumlara, Allah’ın varlığını ve birliğini (Tevhşd şnancını), kendilerinin Allah’ın elçileri olduğunu, ahiret diye bir hayatın varlığını haber vermişler; onları Allah’a kulluk etmeye çağırmışlardır. Peygamberlerin bu ortak çağrısı Kur’an’da şu şekilde ifade edilir:
“Andolsun biz Nuh’u kavmine gönderdik. “ Ey kavmim, dedi; Allah’a kulluk edin, O’ndan başka tanrınız yoktur.” (Mü’minûn 23/23)
“Andolsun biz Semud kavmine kardeşleri Salih’i, “Allah’a kulluk edin” demesi için gönderdik…” (Neml 27/45)
İbrahim (a.s.) kavmine; “Allah’a ibadet edin ve O’ndan korkun. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Ankebut 29/16)
Şuayb (a.s.) kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim Allah’a kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın.” (Ankebut 29/36)
“Biz hiç bir peygamberi Allah’ın izinyle kendisine itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik.” (Nisâ 4/6)
“Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin ve tağuttan, putlardan sakının” diye (emretmeleri için) her topluma bir peygamber gönderdik.” (Nahl 16/36)
Bütün peygamberlerin ortak mesajı olan bu inanç esasları, hem evrensel, hem de çağlar üstüdür. İlk insandan kıyâmete kadar bütün insanlar için her zaman ve her coğrafyada geçerlidir.
Şöyle demek yanlıştır: “Kur’an’daki hükümler geçmişte kaldı. Bu günkü modern toplumda din kaidelerinin herhangi bir bağlayıcılığı yoktur. Din olsa olsa bir vicdan işi olabilir.»
Bu ve benzeri sözleri kafir olanlar, dinine bağlılığı pamuk ipliğinden daha zayıf olanlar söyleyebilir.
Akidesi sağlam olan bir müslüman ise, bu ve benzeri anlayışların tümünü reddeder. İnancını zamana, zemine ve mekana göre değiştirmez.
2.İtikad esasları bir bütün olup bölünme kabul etmez. İslâm dininin bir kısmını kabul edip bir kısmını reddetmek, insanı dinden çıkarır.
Mesela; “namazla ilgili emirleri kabul ediyorum; fakat faiz, içki, besmelesiz kesilen etlerin haram oluşunu kabul etmiyorum. Allah’ın varlığını, birliğini kabul ediyorum ama bazı emirler ve yasaklar nefsime ağır geliyor” dememelidir.
Yalnız İslâm’ın hükümlerinin tamamını kabul ettiği halde, nefsine ve şeytana aldandığı için yerine getirmeyen ile; bu hükümleri kabul etmeyip inkâr eden veya alaya alanların durumu bir değildir.
Birincisinde insan günahkâr mü’min olur, ikincisinde ise insan İslâmdan çıkar.
Mesela; bir müslüman; “namazla ilgili emirleri kabul ediyorum; fakat faizle ilgili emirleri kabul etmiyorum. Oruçla ilgili hükümleri kabul ediyorum; fakat infak ve zekat ile ilgili hükümleri kabul etmiyorum. Allah’ın varlığını, birliğini kabul ediyorum ama şeriat bana ters geliyor diyemez.
Bu ve benzeri inanışlar insanı İslam dairesinin dışına çıkarır. Allah (cc) böylelerine şöyle diyor:
“... Yoksa siz Kitaptan bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanların cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de azabın en şiddetlisine itilirler.” (Bakara 2/85)
Müslüman İslamın nefse kolay gelen hükümlerini Kabul ettiği gibi, nefse ağır gelen hükümlerini de kabul eder.
Burada bazı hükümleri yerine getirmediği için günahkar olmakla, hükümleri inkar edip kafir olan aynı değildir.
Mesela içki bir müslüman bilinçli bir şekilde içkinin haram oluşunu reddetmezse günahkâr olur.
(Şu konuyuda hatırlamak faydalıdır: Müslüman olduğunu söyleyen ve dinden çıktığı açıkça belli olmayan kimseye kendisi açıkça beyan etmediği sürece kâfir demekten kaçınmalı. Çünkü bir insanı kâfir ilan etmek ağır bir sorumluluğu gerektirir.)
-İslam akidesinin (akâidinin) özellikleri
Bütün peygamberler ümmetlerine aynı inanç esaslarını bildirmişlerdir. Bugün bizim inandığımız îmân esasları, daha önceki Hak din mensuplarının inandıklarının aynısıdır.
İslâm akaidinin başlıca özellikleri şünlardır:
1-İslâm akâidi apaçıktır. İslâm akâidinde belirsizlik ve kapalılık yoktur. İslâm akâidinin temeli, “Tevhid” esâsına dayanır. Yani bu âlemin yaratıcısı; tek olan, varlığı kendinden ve zorunlu olan (vâcibu’l-vucûd) Allah Teâlâ’dır ki O’nun varlığının başlangıcı ve sonu, eşi, dengi, benzeri, yardımcısı, oğlu, kızı vb. yoktur. Hiç bir şeye muhtaç değildir. Fakat her şey varlıkta ve varlığının devamında O’na muhtaçtır. İlmi, irâdesi, kudreti her şeyi kuşatmıştır.
2-İslâm akâidi kesin delile dayanır. İslâm dini, insanın kalbine ve vicdanına hitap etmekle birlikte esâsen aklına hitap İslâm dininde akla ve mantığa uymayan hiç bir prensibe rastlanmaz.
“İslâm, akıl dinidir” denir ki bununla kastedilen, İslâmî prensiplerin akla uygunluğudur. Aklı hür, vicdanı temiz insanlar, İslâmın getirdiği prensiplerde akla ve mantığa aykırılık görmezler.
Zekâ seviyesi normal olan herkes, ön yargısız, iyi niyetle dîni öğrenmeye yönelirse, dînî metinleri okuyup anlayabilir ve öğrendikleriyle amel edebilir.
İslâm’da; “Dînî metinleri sadece din adamları anlayabilir” diye bir kâide yoktur.
3-İslâm akâidi sabittir ve yaratılışa uygundur. Akâidde artma, eksilme, değişme söz konusu değildir. Hiç bir din âliminin dinin inanç meselelerinde değişiklik yapması, bunlara ilâvede bulunması veya bazılarını eksiltmesi mümkün değildir.
Buna karşılık Hıristiyanlıkta din adamları -inanç konuları da dâhil- her konuda pekâlâ değişiklik yapabilir.
İslâm akâidi, insan yaratılışına son derece uygundur. İslâm’da fıtrata aykırı bir husus yoktur.
4-İslâm akâidi aşırılıklardan uzaktır. Mutedil ve dengeli, ifrat ve tefritten uzak bir inanç sistemidir. İslâm, Allah, âhiret, melek, peygamber, ilâhî kitap, kader inancı inanç esaslarında dâimâ orta yolu izlemiş, aşırılıklardan uzak kalmıştır. İslâm’da ne tanrı insana benzetilmiş, ne de insanlar tanrılaştırılmıştır. İnanç esasları, her seviyede insanın kolayca kabul edebileceği tabiîlikte ve sâdeliktedi
5-Aklı selim tarafından kolayca kabul edilecek niteliktedir.
7-Artma ve eksilmeyi, tahrif ve tebdili kabul etmeyen sabit ve değişmez bir akidedir.
8-Şirkin her türlüsünü reddeder. Allah’ın sıfatları konusunda orta yolu izler.
-Akaid ilmi
İslâmî ilimler içerisinde ‘Akaid İlmi’ de vardır. Bu ilim dalı İslâmın itikadî hükümlerinden, imanın şartlarından bahseder.
Akaid ilmi, ‘amentü’de yer alan inanç esaslarını, geniş olarak Kur’an ve mütevâtir hadis ışığında anlatır.
İslâm tarihinde ‘Akaid’ adı altında bir çok kitabın yazıldığını görmekteyiz. Yine bir çok kitabın, hatta hadis kitaplarının, iman, akaid veya başka başlık altında akide konularına yer verdiği bilinmektedir.
Ancak ehl-i sünnet akâidi, Maturidî akâidi, nesefi akâidi ve benzeri tabirler doğru değildir. Zira İslâmın akâid sistemi vardır. Ehli sünnete göre, Maturidî’ye göre, Nesefî’ye göre İslâm akâidi dense daha isabetli olur.
-Akâid ilminin önemi ve gayesi
Akâid, İslâm dininin temelidir.
İslâm dinini bir yapı olarak düşündüğümüzde, bu yapının temelini akâid oluşturur. Nasıl ki, bir binanın temeli olmadan, ayakta durması mümkün değilse, Akâid ilmi olmadan da İslâm binasının olması mümkün değildir.
İnsanın hayata bakışı, dünya görüşü ve davranışlarının tümü inancıyla ilgilidir. Müslümanların da hayata bakışı ve görüşleri inancına uygun olmalıdır.
Akâid ilmi sayesinde müslüman;
1) Neye, niçin ve nasıl iman etmesi gerektiğini bilir.
2) Sağlamca iman eder, imanını taklidden kurtarabilir.
3) Kendisini kötü düşüncelerden ve zararlı inançlardan koruyabilir.
4) Bâtıl inançlara karşı kendi imanını savunabilir.
İnancı sağlam olan bir insan, dünya ve ahiret ile ilgili tüm işlerini İslam’a uygun bir şekilde yapar.
İşte akaid ilminin temel gayesi, insanı inanç ve davranışta müslümanca davranmasını sağlamak, inancını her türlü sapıklık, batıl, düşünce ve hurafelerden, şüphelerden korumaktır.