Kur'an'da korkuyu anlatan kavramlardan havfın anlamı, Kur'an'da nasıl geçtiği, Allah'a nisbetle havf (korku) hakkında bir online ders

Hüseyin K. Ece

24 Mart 2026 – 05 Şevvâl 1447

Zaandam

 

       Ya da Allah’tan korkulur mu?

       Evet, cevabı Kur’an veriyor. Allah’tan korkulur. Ama bu korkuyu nasıl anlamak gerekir?

Kur’an korku olayını pek çok kelime ile anlatmaktadır. Bu kelimeler arasında ince mana farklılıkları olsa da her biri korku olayını değişik boyutlarıyla ifade ederler. Bunlar; havf, haşyet, hazer, feza’, rehbet, vecel, şefkat, huşu’, takva ve ru’b’dur.

Bu dersimizde Kur’an’da ‘havf-korku’ kavramı üzerinde duracağız.

-Havf ne demektir?

Havf, sözlükte; korkmak, kaygılanmak, endişe duymak anlamlarına gelir. Bilinen ve hissedilen bir işaretten dolayı irkilme, bir tehlike karşısında ne olacağı endişesi içinde olmak anlamında bir masdardır[1].  

         Bir başka deyişle havf, hoşlanılmayan bir durumun başa gelmesinden veya arzulanan bir şeyin elde edilememesinden duyulan korku ve kaygıdır[2].

Mesela; bir kimse güçlü bir yöneticiye karşı cinayet işlemekten çekinir. Buna rağmen bunu yapsa öldürülmekten korkar ve affedilmeyi ister.

Ancak bundan kötüsü o hatayı kimse karşı işlediği hakkındaki bilgisi onu daha fazla eleme sürükler. Bu nedenle böyle bir cinayet gözünde büyür, korkusu daha da artar.

Bu korkunun sebebi de cinayet değil; kendisinden korkulanın özelliği, makamının büyüklüğüdür.

İnanmış bir kimse bilir ki Allah dilerse bütün âlemi helâk eder de bundan dolayı hiç kimse O’na hesap soramaz ve hiç kimse buna engel olamaz.

Sonra da bilir ki O (cc) yaptıklarından dolayı sorgulanamaz. Allah hakkında ma’rifeti çok olan O’nun yüceliğini kendisinin eksikliğini daha iyi idrak eder.

Böyle bir bilgi de insana davranışları konusunda korku/endişe verir. İnsanların en çok korku taşıyanı kendi nefsi ve Rabbi hakkında ma’rifeti derin olandır. (Bkz: Fâtır 35/28)

Peygamber (sav) de şöyle buyuruyor: “Şu insanlara ne oluyor ki benim yaptığımı yapmaktan yüz çeviriyorlar. Vallahi Allah hakkında en derin ma’rifeti olan benim ve O’ndan en fazla çekinen de benim” [3].

Bir kimsenin ma’rifeti (Allah hakkındaki idraki) arttıkça bu korkuya yansır. Etkisi ta kalpte duyulur. Sonra üzüntü ve çekinme olarak olarak organlarda görülür. Ölüm korkusu artar, kalbi her açıdan etkiler.

Böyle bir korkunun organlarda ortaya çıkması, kişinin günahlardan uzak durması ve farzlara daha fazla düşkünlük göstermesidir. 

       

-Kur’an’da havf

Kur’an’da ‘havf’ ve türevleri 124  yerde geçmektedir[4].

Bunların yarısına yakını dünyevi korku ve kaygıları, diğerleri ise Allah korkusu, azap korkusu, âhiret kaygısı, günah işleme endişesi gibi dinî kaygıları ifade etmektedirler.

Hz. Musa’nın (as) firavun tarafından yakalanıp öldürülmekten korkması (Kasas 28/33),

Yakub’un (as) Yûsuf’u (as) kurdun yemesinden korkması (Yusuf 12/13),

sahabelerin zayıf zamanlarında düşmanları tarafından yakalanmaktan korkmaları (Enfâl 8//26) bunlardan bazılarıdır.

Mü’minler, Allah’ın dinine uygun yaşayamama ve hakkıyla şükretmeme endişesi ve korkusu içerisinde yaşadıkları için Allah, onların havflarını (korkularını) emniyete (güvene) çevirir (Nûr 24/55).

Burada havf’ın zıt anlamlısı olarak ‘emn’, yani güven kelimesinin kullanıldığını görüyoruz.

‘Havf’, korku duygusunu genel manada ifade eder. Tabii ki olağandışı, esrarengiz bir şeyin sebep olduğu korkuya da işaret ediyor.

Nitekim Hz. Musa’nın (as), ‘asa’nın ve iplerin yılan gibi kıvrıldığını görünce duyduğu korku bu kelime ile anlatılır.

وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۜ 

يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ

“Asanı at! Musa (asayı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz.” (Neml 27/10)

Bu korku (havf) hissini, Allah’ın âyetlerinin, -özellikle de ceza ile ilgili olanlarının- uyandırması gayet doğaldır.

Hûd (as) kavmine şöyle sesleniyordu:

اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ

“Doğrusu,  ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.” (Şuarâ 26/135. Ayrıca bak. İbrahim 14/14. İsrâ 17/59-60)

Buradaki havf’ın (korkunun) hedefi Allah (cc), inkârcılar için ise şeytandır. Bundan dolayı Allah (cc) şeytanın tarftarlarından değil, kendisinden havf edilmesini-korkulmasını emrediyor.

Hz. Muhammed’e hitap eden;

قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ

“De ki: Ben, Rabbim'e isyan edersem gerçekten büyük bir günün (kıyâmetin) azabından korkarım.” (En’am 6/14) âyetinde havf hem günah işleme endişesi, hem de uhrevî ceza korkusunu anlatmaktadır[5]. (Ayrıca bkz: Yûnus 10/15)

Allah’dan ‘havf’ edenlerin dünyalık havfları-korkuları da buna bağlıdır. Sözgelimi, mü’minler Allah’ın koyduğu hadd’leri (ölçüleri) yeterince yerine getirememekten (Bekara 2/229),

adalet yapamamaktan (Nisâ 4/3),

inkârcıların kendilerini fitneye düşürmesinden (Nisâ 4/101),

kendilerinden sonra gelenlerin İslâm’a bağlı kalıp kalmayacaklarından (Meryem 19/5),

şerri-sıkıntısı yaygın olan bir günün azabından ‘havf’ ederler-korkarlar ve buna göre âhirete hazırlanırlar. (İnsan 76/7)

Bir kaç peygamber ümmeti hakkındaki endişelerini havf-korku kelimesiyle ifade ettiler.

Hz. İbrahim’in müşrik olan babasına şöyle söyledi:

يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا

“Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman (olan Allah) tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum (havf ediyorum). O zaman şeytanın velisi (dostu) olursun.” (Meryem 19/45)

اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ

“Allah'tan başkasına tapmayın! Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum.” (Hûd 11/26. Ayrıca bkz: A’râf 7/59. Hûd 11/3, 84. Meryem 19/45. Şu’arâ 26/135. Zümer 39/13.vd.)

Bazı âyetlerde; “Allah’ın hidâyetine uyanlar” (Bekara 2/38),

“İyi bir mü’min olarak kendini Allah’a teslim edenler” (Bekara 2/112),

“İman ettikten sonra davranışlarını düzeltenler” (En’am 6/48),

“Allah’ın velileri (sevdikleri, O’na yakın olanlar)” (Yûnus 10/62) için âhirette ‘havf-korku’ ve hüzün olmayacağı haber veriliyor. Aynı müjde şu âyette de veriliyor:

اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا 

وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

“Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler.” (Fussilet 41/30. Bir benzeri: Ahkaf 46/13)  

İki âyette müslümanların Allah’a, O’ndan korkarak, ümit ve yakarışla dua ettikleri dile getirilmektedir.  

وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًاۜ اِنَّ 

رَحْمَتَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ

“Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.” (A’raf 7/56)

تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًاۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

“(İman edenler) Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.” (Secde 32/16)

Melekler de O’ndan havf  ederler.

وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِه۪ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خ۪يفَتِه۪ۚ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُص۪يبُ 

بِهَا مَنْ يَشَٓاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّٰهِۚ وَهُوَ شَد۪يدُ الْمِحَالِۜ

“Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, Allah hakkında mücâdele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve O, azabı pek şiddetli olandır.” (Ra’d 13/13)

Havf’ın dünyalık korku ve endişelerle ilgili kullanıldığı âyetlerde konu bir şekilde dini bir konuyla bağlantılı gelir.

Allah’ın sevgisini kazanmış ihlaslı müslümanların yüksek niteliklerinden bahsedilirken, haksız kınama ve eleştirilerden korkulması din duygusunun zayıflığına bağlanır[6].

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِر۪ينَۘ يُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Mâide 5/54)

Şu âyette haber verilen dünyevi korku müslümanların imtihan gereği karşılabilecekleri sıkıntılardan biridir.

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ

 وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ

“Andolsun ki sizi bir parça korku (havf), açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme türünden bir şeyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara 2/155)

Bu ve benzeri âyetlerde korku olayı ‘havf’ kelimesi ile anlatılıyor.

Ayrıca  Kur’an’da kişinin sadece kendisi için değil, başkası adına duyduğu endişe de ‘havf’ kelimesiyle ifade ediliyor. Mesela;

اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ

“(Nuh kavmine;) Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.” (Hûd 11/26. Ayrıca bkz: Hûd 11/84. Mü’min 40/26)

-Allah korkusu

Hz. Âdem’in oğullarından biri diğerini öldürmeye teşebbüs edince diğeri ona; kendisini öldürmek istese bile ona el kaldırmayacağını söyledi ve şunu ekledi: 

اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ ...

“...Çünkü ben âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım (havf ederim).” dedi. (Mâide 5/28)

Şeytan bile Allah’tan korktuğunu söylüyor:

وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنّ۪ي جَارٌ لَكُمْۚ فَلَمَّا تَرَٓاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِنْكُمْ اِنّ۪ٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟

“Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi (melekleri) görüyorum,

ben Allah'tan korkuyorum; Allah'ın azabı şiddetlidir, dedi” (Enfâl 8/48)

Allah’ın makamından korkanlara müjdeler var.

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ جَنَّتَانِۚ

“Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.” Rahmân 55/46)

وَاَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوٰىۙ

فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوٰىۜ

“Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır.” (Nâzi’ât 79/40-41)

İnsanın mutlaka ‘Rabbinin makamı’nda durup hesap vereceğini bilerek bundan korkması ve ona göre davranması gerektiği havf kelimesi ile hatırlatılıyor.

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْاٰخِرَةِۜ ذٰلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌۙ لَهُ النَّاسُ وَذٰلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ

“İşte bunda zalimlerei cezalandırmasında), âhiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün (bütün mahlûkatın)  hazır bulunduğu bir gündür.” (Hûd 11/103)

-Havvefe-korkutma

لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۜ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِه۪ عِبَادَهُۜ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ

“Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (öyle) tabakalar var. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım! Yalnızca benden korkun.” (Zümer 39/16)

وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَ نُخَوِّفُهُمْ ۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟

“Hani sana: Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır, demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'an'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz.” (İsrâ 17/60)

اَلَيْسَ اللّٰهُ بِكَافٍ عَبْدَهُۜ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍۚ

“Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak biri yoktur.” (Zümer 39/36)

اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَٓاءَهُۖ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

“İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.”  (Âli İmran 3/175)

         Bu âyette geçen ‘...Eğer mü’min iseniz benden korkun cümlesindeki ‘havf’ın takva ile aynı manada kullanıldığını söylenebilir [7].

  • Hadislerde havf

Pek çok hadiste de aynı manada geçmektedir[8]

Ebu Hureyre’nin rivâyetine göre Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Kim karanlıktan korkarsa gecenin son kısmında yola çıkar. Gecenin son kısmında yola çıkan da menziline ulaşır...”[9]

Şeddâd b. Evs’in anlattığına göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Ümmetin için korktuklarımın en önemlisi, onların Allah’a şirk (ortak) koşmalarıdır. Dikkat edin ben size onlar Güneş’e, Ay’a, ya da putlara yapacaklar demiyorum. Fakat onlar ibadeti Allah’tan başkası için yapacaklar ve gizli şehvete düşecekler.[10]

İbni Abbas (ra) diyor ki: “Rasûlüllah (sav) Mekke’den Medine’ye (doğru yola) çıktı. Alemlerin Rabbi Allah’tan başka kimseden korkmadan iki rek’at namaz kıldı.” [11]

Ebu Bekre’nin rivâyetine göre Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Güneş ve Ay Allah’ın âyetlerinden iki âyettir. Kimsenin ölümü üzerine tutulmazlar. Lakin Allah kullarının bunlarla korkutur (havf ettirir)”[12]

Rasûlüllah (sav) buyurdu ki: “Hiç kimsenin korkmadığı kadar Allah için korktum, kimsenin görmediği kadar eziyet gördüm…[13] 

 

[1] R. Isfehâní, Müfredât,  s: 229

[2] S. Şerif Cürcani, Tarifât, s: 106. El-Makdisi, M. Minhacu’l-Kasidin, s: 380

[3] Buhâri, Edeb/72 . Müslim, Fezâil 127-128 no:6109-6110. Bir benzeri:  Buhari, Nikah/1 no: 5063

[4] Abdulbaki, M. F. Mu’cemu’l-Müfehres, s: 246-248

[5] M. Kara, DİA Havf  maddesi. 16/529

[6] M. Kara, DİA Havf maddesi, 16/529

[7] T. İzutsu, K. Diní ve Ahlâkí Kavramlar, s: 262-263)

[8] Bakınız. Mu’cemu’l-Müfehres li Elfazı’n-Nebi 2/88 HAVF mad.

[9] Tirmizi, Kıyamet/18 no: 2450

[10] İbni Mace, Zühd/21 no: 4205

[11] Nesai Taksir/1 no: 1436

[12] Buhari Küsuf/6 no:1048, Küsuf/14 no: 1059. Müslim, Küsuf/21 no: 2114. Ebu Davud, İstiska/3 no: 1177. Nesai, Küsuf/1,10, 24 no: 1460, 1471, 1503

[13] Tirmizi, Kıyame/34 no: 2472