Ayetlerle ilgili okunması gereken 4 kitap, Allah adıyla okumak, üç çeşit okuma biçimi (tilavet, kıraat, tertil) hakkında bir online ders.

Hüseyin K. Ece

07 Nisan 2026 – 19 Şevvâl 1447

Zaandam

  

7. Ders: ÂYETLERİ ALLAH ADIYLA OKUMAK

22.01.2024 tarihinde; MU’CİZE Mİ ÂYET Mİ?

19.02.2024 tarihinde de; KAÇ ÇEŞİT ÂYET-MU’CİZE VARDIR? konularını işlemişiz. Bu derste âyetleri Allah adıyla okuma bilincinden bahsedeceğiz. Önce;

 

-Âyetlerle ilgili okunması gereken dört kitap

İlâhi irade insanın önüne okuması ve anlaması, sonra da gereğini yapması için dört kitap koymuştur.

Bunlar aynı zamanda -önceki derslerde anlatılan- tekvinî (kevnî) ve tenzilî (kavlî), afakta, enfüste ve Kitap’taki âyetlerdir.

سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ

“İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kuran'ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi? “ (Fussilet 41/53)

Bu dört kitap: Kâinat, insan, Vahiy (Kur’an) ve hadisât

-Hadisât; Allah’ın hem insan ve toplum bünyesine koyduğu yasalar, hem de bu yasalara uyan ve uymayan kişi ve kavimlerin Kur’an’daki ibretlik öyküleridir.

Kâinat; Allah (cc) tabiata, evrene ve bunlardaki her şeye bir yasa, düzen (mizan), uyum, işlev ve hedef koyduğu gibi; insan ve toplum hayatının düzeni, uyumu ve mutluluğu için de yasalar, ölçüler, hükümler, sınırlar koymuştur.

İnsan; Allah’ın en güzel eseri, harika, comple, ahsen-i takvim üzere... Başlı başına bir âyet, yani mu’cize.. İnsan kendisini Allah adıyla okumalı, ya da Vahiy penceresinden bakmalı...

فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ

“Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.” (Târık 86/5)

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓي اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍۘ

“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn 98/4)

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَر۪يمِۙ

اَلَّذ۪ي خَلَقَكَ فَسَوّٰيكَ فَعَدَلَكَۙ

ف۪ٓي اَيِّ صُورَةٍ مَا شَٓاءَ رَكَّبَكَۜ

“Ey insan! Seni yaratıp seni düzgün ve dengeli kılan, seni istediği bir şekilde birleştiren,

kerîm (ihsanı bol) Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (İnfitâr 82/6-8)

-Mü’min önüne konulan bu dört kitabı Allah adıyla ya da Allahlı okursa, ma’rifet sahibi olur ve konuyu anlar, idrak eder.

Konuyu anlamak başlangıçtır. Kişiyi girdiği yolda hedefe doğru götürür.

Besmele bu kitapları okumanın anahtarıdır. Kişiyi okumanın amacına ulaştıracak başlama iradesidir.

Bismillahirrahmanırrahim diye başlayan kişi hem iman tazeler, hem eşyanın O Yüce Yaratıcıya ait olduğunu itiraf eder, hem de okumasının hedefini belirler.

Kişi okumaya Besmele ile okuyorsa; Kur’an okumak ile yaratıkları, tabiat olaylarını, evrendeki âyetleri okumak arasında farz yoktur.

Değil mi ki Allah’ın âyetlerini okuyor. O’nun kavlî (tenzilî) âyetleri Kur’an’da, kevnî (tekvinî) âyetleri de kâinattadır.

Âyetler Allah adıyla okunursa tam anlaşılır. Okunan ve anlaşılan âyetler insanı Allah’a götürür, kişi hakikate ulaşır, Allah hakkındaki tasavvuru hak bir noktaya gelir.

Bilinen gerçek: Allah adıyla çıkılan yol, yolcuyu yolun sonunda menzil-i maksuda, yani Allah’a ulaştırır.

Bu açıdan kişiyi Allah’a götürecek, Allah hakkındaki tasavvurunu düzeltecek bütün ilimler ve bilgiler değerlidir.

-Allah (cc), vahyi (Kur’an’ı) “Yaratan Rabbinin adıyla oku” emriyle göndermeye başlamıştı.

-Allah adıyla okuma

اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ ﴿1﴾ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ ﴿2﴾ اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُۙ ﴿3﴾ اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ ﴿4﴾ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ ﴿5﴾

“Yaratan Rabbinin adıyla oku!

O, insanı “alak”dan yarattı.

Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” (Alak 96/1-5)

“Kur’an’a göre Allah’ın adı, hayatın her alanında insanın önüne çıkan duvarlarda açılan kapıdır. Dahası kapalı kapıları açan mükemmel ve muhteşem bir anahtardır.

İlk âyet bir emirdir: “Rabbinin adıyla oku..”

İlk vahiy insandan sadece okumayı değil Allah adına okumayı istemektedir. Çünkü bütün akletme faaliyetleri bir okumadır. Allah adıyla okumayan insan okuduğunu yanlış okur.

Bir şeyi kim adına okuyorsanız onu referans alıyor ve anlamlandırıyorsunuz demektir.

Allah adına okumak Allah’ı referans alarak okumak/anlamak demektir. İnsan böyle bir okuma ile hak ve hakikate ulaşır.

Varlık (kâinat) kitabını Besmelesiz okumaya çalışmak onu sahte ve ait olmadığı bir referans ile okumaya kalkışmaktır. Yanlış okuma sonuçta yanlış anlamaya, yanlış kararlara ve davranışlara götürür.

Allah adına okuma, okumaya konu olan her şeyin kutsal ve aşkınla olan irtibatını keşfetmektir. Allah adı zaten yücedir.

تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ ﴿78﴾

“Azamet ve ikram sahibi Rabbinin ismi pek yücedir.” (Rahmân 55/78)

Bu yüce isimle okumak okuyan herkesi ve okunan her şeyi O yüce (Âli, Teâla) olandan yola çıkarak anlamaya çalışmaktır.

Allah adına okuma Allah’ın her an hayata müdahele ettiğini görmedir.

O’nun her alandaki varlığını O’nun adıyla okuyan, bakan görür,

O’nun adıyla işiten kulak duyar,

O’nun adıyla işleyen akıl akleder,

O’nun adıyla bilen bilinç kavrar,

O’nun adıyla hisseden bir yürek fark eder.

Şu âyeti tekrar hatırlayalım:

Andolsun biz, cinler ve insanlardan; kalpleri olup da bunlarla anlamayan (fıkhetmeyen),

gözleri olup da bunlarla görmeyen,

kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını Cehennem için var ettik.

İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar.

İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A’raf 7/179)

قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ ﴿65﴾

De ki: “O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir.” Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.” (En’am 6/65)

-Okumayla ilgili üç kavram

Kur’an, âyetleri okumayla ilgili üç temel kavram kullanıyor: Tilâvet, kıraat ve tertîl.

Tilâvet; lafızları arka arkaya dizmek, tekrar etmek, aktarmak, gereğini yapmak, takip etmek anlamlarına gelir.

Tilâvetin “takip etmek” manası; Hûd 11/17. ve Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya (yemin olsun)” (Şems 91/2)deki “telâ” fiilinin kullanımlarında da görülüyor.

Şems 91/2deki “telâ” fiili oldukça dikkat çekici. Ay (Kamer) Güneşi (Şems’i) nasıl takip ediyorsa, Kur’an’ı okuyan ve kendisine Kur’an okunan da Kur’an’ı takip etmelidir. Bir anlamda onun hükümlerini, ilkelerini, dünya ve âhiret görüşünü hayatına uygulamalıdır.

Bu şekilde Kur’an okuyan kişi aklını ve gönlünü Kur’an’ın yörüngesine koyacaktır.

Ayın Güneşi takibinin en önemli sonucu, hem kendisinin aydınlanması hem de ışığını alıp başka taraflara yansıtmasıdır.

Tilâvet denen okuyuşta, bir taraftan Kur’an’ı takip etmek ve onun ilkelerini uygulamak vardır, diğer taraftan da onun ışığını alıp insanlığa yansıtmak anlamı vardır. Işığı yansıtabilmek için önce tıpkı Ay gibi aydınlanmak gerekir.

Kendisi aydınlanmadan başkasını aydınlatmak mümkün değildir. Bu nedenle Allah (cc) insanın aydınlanmasını Kur’an ile iletişim şartına bağlamıştır.

Demek ki tilâvet sadece okumak değil, tekrarlamak ve aktarmak değil, aynı zamanda okunanı uygulamaktır.

 

Kıraat; tilâvetten farklıdır ve ondan daha geniş bir anlamı vardır.

Çünkü kıraat, tilâvete göre daha entellektüel bir okuma faaliyetidir. Kur’an okunurken şeytandan Allah’a sığınmamız emredildiği Nahl 16/98de tilâvet değil, kıraat kelimesi kullanılıyor.

فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ﴿98﴾

“Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.”

Şeytan  Kur’an’ı anlama çabasına yönelik kıraatı saptırabilir, tilâveti değil. 

Kıraatten maksat; Kur’an’ı anlamak, üzerinde düşünmek (tefekkür etmek), içerisindekileri öğrenmek ve onları yaşamaktır.

“Alak 1. âyetteki “oku” emrinin , “utlu/tilâvet et” şeklinde değil de, “ikra/kıraat et” şeklnde gelmesi dikkat çekicidir.

Âyetteki emir yazılı bir metni okumak veya belli kelimeleri tekrarlamak değildir. Çünkü vahiy, yazılı olarak gelmemeşti.

Öyle anlaşılıyor ki, âyette kasdedilen okumak “düşünmek, duyurmak, tebliğ etmek veya ibret nazarıyla gözlem yapmak” şeklinde kendine özle bir çeşit okumaktır.” (Okuyan. M. Kısa Sûrelerin Tefsiri, 1/348)

Tertîl; bu da bir tür okumadır. Tertîl: Bir şeyi güzelce dizmek, tertiplemek ve sözü kusursuzca açıklamak demektir.

Bu kelime Kur’an’da sadece iki yerde kullanılır.

İkisi de vahyi anlama ve hayata aktarma bağlamında gelir.

يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ ﴿1﴾ قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلًاۙ ﴿2﴾ نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلًاۙ ﴿3﴾ اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلًاۜ ﴿4﴾

“Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)! Gecenin yarısında uyanık ol, ya da bu miktarı biraz eksilt! Veya buna biraz ekle. Ve Kur'an'ı tertil ile oku!” (Müzemmil 73/1-4. Furkan 25/32 aşağıda gelecek)

Tertil; özümseyerek, hissederek, yüreğinde duyarak, adeta vahiy ile bütünleşerek, yavaş yavaş okumak demektir.

 İsrâ 17/106. âyette Kur’an’ı başkasına aktarırken de ağır ağır okumayı emrediliyor.

وَقُرْاٰنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَاَهُ۫ عَلَى النَّاسِ عَلٰى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنْز۪يلًا ﴿106﴾

Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik.”

Tertîl, tebyîn (açıklama) ve tefrik (ayırd etme) şeklinde de açıklanmış.   

Kıraatte tertîl;  Kur’an’ı, acele etmeden, harfleri ve harekeleri açık bir şekilde, mana ve hikmetini düşünerek okumaktır.

Tertil emrinin amacı, vahyin mânalarının akleden kalbe iyice hâkkedilmesidir.

 وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ جُمْلَةً وَاحِدَةًۚ كَذٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِه۪ فُؤٰادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْت۪يلًا ﴿32﴾

İnkâr edenler, “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz, Kur’an’la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.” (Furkan 25/32)

Bazılarına göre tertil; Kur’an’ı tecvid kurallarına göre en güzel şekilde okumak anlamına da gelir. Ancak tecvitle Kur’an okumayı, sadece “ayın çatlatmaktan ve musikiye dönüştürmekten” ibaret hâle getirmek, Kur’an’ın câhilce okunması demektir. (M. Türk Meali, âyet notu)

Kur’an’ın Mushaf’a indirgenmesi gibi, tertîl tecvide, tecvid telaffuza, kıraat ses sanatına indirgenirse yanlıştır.

-Buradan anlaşılıyor ki Kur’an okumak, onu önce diliyle teleffuz etmeyi (tilâvet),

ardından anlamayı (kıraat)

ve peşinden de sindire sindire okumayı (tertîl’i) ve idrak etmeyi gerektirmektedir.

Şöyle bir sıralama yaparsak, bu üç kavramın aralarındaki farkı ortaya koymuş oluruz.

Tilâvet dilin,

kıraat aklın ve zihnin,

tertîl ise kalbin/gönlün ve bedenin okumasıdır.

Üç kavram birlikte vahyin hayata okunmasını, yani aktarılmasını bildiriyor.

İdeal bir okuma üçünü de içine alır. Bunlardan biri yoksa okuma eksik kalır. Bunlar gerçekleşince onunla aydınlanmış gönül, Kur’an’ı eylemlere yansıtır.

Bütün bu özellikleri düşündüğümüzde Kur’an’ı ağır ağır, yavaş yavaş, sindire sindire okumanın niçin emredildiği anlaşılır.

Allah (cc) Müzemmil Sûresinde Kur’an’ın tertîl üzerine okunmasını emretmekte, gerekçesini de vahyin mesaj, içerik ve sorumluluk ağırlığına bağlamakta.

Aynı şekilde Furkan 25/32de inkârcılara cevap olmak üzere Kur’an’ın peyderpey indirilmesi ve tertîl üzere okunması da, gönlün inşası ve motive edilmesi olarak anlaşılmış. 

Kur’an-gönül ilişkisini doğru kurabilmek için Kur’an’ı yüzünden okumak yeterli olmaz, onu kalbin derinliklerinde hissederek ve anlayarak okumak gerekir. Yürekten okunan Kur’anın zihne, akla, benliğe yerleşeceğinde ve hayatı proğramlayıp inşa edeceğinde şüphe yoktur.

İndirilişi (ay takvimine göre) 23 yılda peyderpey gerçekleşen Kur’an’ın okunuş şekli de kıraat, tilâvet ve tertîl süreciyle olarak gerçekleşmeli.

Kur’an Allah’ın istediği gibi okunursa ölü hayat dirilir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ﴿24﴾

Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal 8/24) 

Cansız gibi duran insanın manevi dünyası Kur’an ile manen canlanır. Böyle yapan Allah’a duyduğu saygı nedeniyle boyun büküp O’nun yüceliği karşısında küçüklüğünü lisan-ı hâl ile ve iradeli seslenişiyle itiraf eder.

لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ﴿21﴾

Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 59/21)

Kur’an’ı sadece hastalara, ölülere veya namazda okunması yeterli değildir.

Kur’an’ı anlamadan da okumak, hatta okumasını bilmeyenlerin sayfalarına bakmaları bile ibadettir denilmiş. Ancak bilinmelidir ki Kur’an’ın indiriliş amacı bu ikisi de değildir. 

O hâlde her yürek fethetmek isteyen işe Kur’an’ı okuyarak başlamalı ve tabi ki okutarak başlamalı.

Çünkü son vahiy söze oku buyruğu ile başladı ve Peygamberin yüreğini de bu emirle açtı: “Yaratan Rabbinin adıyla oku”

Oku emri, okumanın bütün anlamlarını içerisine alır. Kitabı oku, tabiatı oku, kâinatı oku, olayları oku, tarihi oku ve hepsinden öte kendini oku.

Okuyarak oku, düşünerek oku, duyarak oku. Ama inanarak ve Allah’ın adıyla oku.

Okuyarak bilgiyi,

düşünerek hikmeti,

yaşayarak tecrübeyi,

duyarak irfanı, yani marifeti elde etmek mümkündür.

Tefekkür bir okuma biçimi, zikir bir okuma biçimi, tesbîh bir okuma biçimidir; tıpkı kıraat ve tilâvet gibi.