Sözlük anlamıyla asabiye, İslam öncesi asabiye anlayışı, olumlu asabiye ve akraba ile ilgisi, olumsuz asabiye, ırkçılık ve asabiye hakkında bir online ders

Hüseyin K. Ece

14 Nisan 2026 – 24 Şevval 1447

Zaandam

 

85. Ders: ASABİYE ve AKRABA İLE İLGİSİ

Akrabaya aşırı ilgi asabiyye midir?

Ya da asabiyye, akraba dayanışması mıdır, yoksa kavmiyyetçiliğe de yol açan bir tarafgirlik midir?

a-Asabiye Nedir?

‘Asabiyye’nin aslı olan ‘a-sa-be’ fiili sözlükte pek çok manaya gelmekte beraber; bağlamak, sarmak, kuşatmak, himaye etmek gibi anlamları daha ağırlıklıdır. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 10/165-169)

“Kavgada ve savunma sırasında yakın akraba kişinin etrafını sardığı, onu korumaya çalıştığı için akrabalara ‘asabe’ denilmiştir.” (TDV İslâm Ansiklopedisi, 3/452)

‘Asabiye’ göstermeye ‘taassub’, taassub sahiplerine de ‘mutaassıb’ denir.

‘Taassub’; sahip veya taraf olunanı aşırı savunma ve koruma anlayışına denir.

Olumlu anlamda ‘mutaassıplık’ kötü değildir. Dindar kimselere bazen ‘mutaasıp’ derler ki, bu onlardaki din gayretini gösterir.

Hukuk dilinde ‘asabe’; baba tarafından akraba olanlar demektir.

İslâm hukukuna göre ‘asabe’ olan tek mirascı durumunda ise mirasın tümünü, diğer mirascılar varsa, onlardan arta kalanı alan kimsedir. Nisâ/11 ve 176. âyetlerinde buna işaret edilmektedir.

Câhiliyye döneminde, aralarında kan bağı bulunan akrabanın oluşturduğu topluluğa  ‘asabe’, bu topluluğun bütün fertlerini birbirine bağlayan ve dış tehlikelere karşı koymasını veya saldırı söz konusu olduğunda bütün topluluk üyelerinin harekete geçmesini sağlayan birlik ve dayanışma ruhuna “asabiyye” denirdi.

Bu yakınlık duygusu aileden başlayarak akrabaya, kabileye ve aşirete doğru yayılırdı. Buna gerçek asabiyye denmiş.

Bir de hükmi asabiyye vardır ki bu da kan bağına dayanmayıp herhangi bir anlaşma, kefalet ve birlikte bulunmanın getirdiği asabiyyedir.

Bu modern sosyolojide ırk/kabile birliğini aşarak vatan, kültür, gelenek, cemaat tassubuna kadar varmaktadır. Ama günümüzdeki ırkçılıktan daha dar çerçevelidir. (TDV İslâm Ansiklopedisi, 3/453)

‘Asabiye’; aile, kavim, kabile, grup ve benzeri konulardaki aşırı düşkünlük ve bağlılıktır. Kişinin kendi akrabalarını ve içinde bulunduğu toplumu öne çıkarması, onlara ait olan şeyleri savunması, onlara yardımda öncülük tanıması, onlara taraftar olması demektir.

‘Asabiye’ kelimesi Kur’an’da geçmemekle beraber ona yakın anlamda olan ‘hamiyyet’ sözcüğü bulunmaktadır. (Fetih 48/26)

Hamiyyet duygusu; herhangi bir ideal, ülkü, hedef uğruna veya akrabaları ve belli bir davayı savunma uğruna hereket geçmeyi ifade eder.

Câhiliyye hamiyeti; kişiyi yanlış, bâtıl ve haksızlık uğruna gayrete sürükler. Kavmi ve kabilesi için, kendi cemaatı ve yandaşı lehine -haksız da olsa- gayrete getirir, harekete geçmesini sağlar.

Kur’an’da ‘asabiye’ ile aynı kökten gelen ‘usbe’ kelimesi yer almaktadır. Bu da birbirine destek veren, birbirini kuvvetlendiren, ondan kırk kişiye kadar olan topluluk demektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 10/166)

Kur’an’da 4 âyette geçmektedir. Bir örnek:

اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ

“(Kardeşleri) dediler ki: Yusuf'la kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz (usbeyiz). Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.” (Yûsuf 12/8. Ayrıca bkz: Yûsuf 12/14. Nûr 24/11. Kasas 28/76)

İslâmdan önce yaşayan ve düzenli siyasí ve hukukí otoriteden mahrum câhiliye arapları kendi akrabalarına çok düşkündüler. Başka kabileler tarafından saldırıya uğrayan akrabalarına korurlar, o tecavüzün doğurduğu maddi ve manevi zararları “asabiye duygusu” ile giderirlerdi.

Zulme ve haksızlığa uğradığını iddia edenin çağrısına kabilenin diğer üyeleri cevap veririlerdi. Haklı da olsalar, haksız da olsalar; zalim de olsa mazlum da olsalar, mutlaka kendi akrabalarının tarafını tutarlardı. 

b-Olumlu anlamıyla asabiye

Kimilerine göre ‘asabiye’, tarafgirlik, aşırı savuma duygusu tümüyle olumsuz değildir.

Mesela, kişide din gayreti olmazsa din uğruna çalışmada isteksiz olur.

Akraba sevgisi ve bağlılığı olmazsa, onlara yardım etmeyebilir.

Kabile gayreti olmazsa, onlarla ilgilenmeyebilir. Onlara dışarıdan gelebilecek zarara karşı duyarsız kalabilir.

Bu görüşte olanlara göre aile ve akraba bağlarının toplumların  dayanışmasına katkısı vardır. Bu tarihten beri bilinen bir şeydir. Özellikle siyasi ve hukuki otorite boşluğunun olduğu toplumlarda mal, can ve ırz güvenliğinin sağlanmasında önemli bir yeri vardı.

Bu duygu soy/akraba bağlılığına dayandığı için, kimileri bu yüzden soylarını sağlamca korumayı başarmışlardır.

Bu  duygu aileler arasında bağlılığı artırdığı gibi cemaatlar ve gruplar, aynı dine mensup dindarlar arasındaki birliğe  (vahdeti) ve işbirliğine de yardım eder. 

       

c-Olumsuz anlamıyla asabiye

İslâm, dar anlamda kavmiyetçilik manasına gelen ‘asabiye’yi yasaklamış, bunun câhiliye adeti olduğunu vurgulamış, kan-soy bağı kardeşliği yerine din kardeşliği bağını ön plana çıkarmıştır. Mü’minleri kardeş ilan ederek, aralarındaki ilgi, yardım ve adaletin bu kardeşlik üzerine bina edilmesini emretmiştir. (Hucurât 49/ 9-10. Nisâ 4/58. Talak 65/2)

‘Asabiye’, aşiret, aile veya benzer toplulukların hak ve menfeatlarına tecavüz etmek, onlara haksız yere üstünlük sağlama amacına yünelik ise tasvib edilemez.

Allah (cc) insanları bir ana-babadan yaratmıştır. İnsanların ayrı ayrı soy ve kabileler hâlinde yaratılmasının sebebi tanışmaları, bilinmeleri kolay olsun diyedir. Dil, renk, bölge, kavim, grup bir insan için üstünlük sebebi değildir. Üstünlük takvadadır (Allah’tan  hakkıyla korkup- sakınmadır) (Hucurât 49/13)

Kavmiyyetçilik, ya da ırkçılık; bir ırkı, bir kavmi diğerine üstün tutma, bir ırkın özelliklerini ön plana çıkararak diğerlerine karşı övünme, kendi ırkından olanı haksız olduğu hâlde başkasına tercih etme, ya da ırkı sevmeyi bir ideoloji hâline getirmedir.

İslâm olumsuz anlamdaki ‘asabiye’yi  kaldırdığı hâlde, Peygamberimizin vefatından fazla bir zaman geçmeden, siyasí güçler ve çıkar grupları tarafından müslümanlar arasında yeniden hortlatıldı.

Buna karşın İslâmın ölçülerine göre hareket ederek bunun zararını idrak eden kişi ve toplumlar bu kötü duygudan uzak kalmışlardır. Böylelikle de asabiye’nin getirdiği yıkımlardan kendilerini korumuşlardır.

d-Irkçılık ve asabiye

1789 Fransız ihtilâlinden sonra kavmiyetçilik, daha yaygın deyimiyle milliyetçilik daha da gelişti ve yaygınlaştı. Milliyetçi ideolojilerin çoğalmasından sonra büyük devletler parçalandı. Ulus unsuru üzerine devletler kuruldu, bir ırkın üstünlüğü fikri devletlerin ideolojisi oldu.

Bu çirkin asabiye yüzünden nice zulümler işlendi, nice savaşlar oldu, nice toplumun kimliği inkar edildi, nice kesimler baskı ve hile ile asimile edildi.

Günümüzde bu sakat anlayışın hâlâ devam ettiği üzülerek görmekteyiz.

‘Asabiye’, bugün vatan, ırk veya kültür üstünlüğünü savunan milliyetçilik fikrinden çok, bir kavmin, bir kabilenin üstünlüğünü savunan ırçılık fikrine daha yakın görünmektedir ve ondan daha dar kapsamlıdır.

Bu duygu câhiliye toplumlarında her zaman var olagelmiştir.

Günümüzde ırkçılık veya kavmiyetçilik ‘asabiye’ duygusuna benzemektedir. Burada söz konusu olan zararlı ‘asabiye’, kendi kavmini, kendi akrabalarını sevip ilgi gösterme değildir.

İslâm akrabaya iyilik etmeyi, onlara ilgi göstermeyi, sıla-i rahmi (akrabalık bağını yardımla sürdürmeyi) emreder. Akrabalar arasındaki sevgi bereketi artırır. (Tirmizí, Birr/49 no: 1979)

Ancak akraba haksız da olsa onu savunmak, kendi soyunu yüceltmek, başkalarını aşağılamak; belli bir grubu, bir aileyi, ırkı veya kabileyi, bir kesimi en üstün saymak, bu yüzden de zulme dalmak (adaletten sapmak) asabiye’dir.

Nitekim Peygamberimiz (sav); “Bir kimsenin kavmini sevmesi asabiye midir?” sorusuna şöyle cevap vermiştir:,,

“-Hayır, fakat asabiye; kişini zulümde kavmine yardım etmesidir.” (İbni Mace, Fiten/7 no: 3949. Bir benzerini de Ebû Dâvûd rivâyet ediyor)

“Asabiye gayreti, asabiye’ye davet” câhiliye anlayışıdır. Bir hadiste şöyle buyuruluyor:

“İnsanları bir asabiye için toplanmaya çağıran, bir asabiye için savaşan ve asabiye uğruna ölen bizden değildir.” (Müslim, İmâre/57 no: 1850. İbni Mâce, Fiten/7 no: 3948. Nesâí, Tahrim/28)

Atalar ile övünmek, hatta müslüman olmayan atalarının özellikleriyle övünüp, başkalarına üstünlük taslamak asabiyedir.

Zaten onlarla övünmek insana hiç bir şey kazandırmaz.

Eğer onlarda iyi bir ahlâk var idiyse onu almak alana bir şey kazandırabilir. Eğer onlar kötülük ve zulüm yapmışlarsa, kötü bir adları varsa; o kötülükleri savunmak daha da büyük bir hatadır.

Asabiye duygusu yüzünden, bir çok kişi ve topluluk atalarının kötülüklerine, inandıkları bâtıl dinlere, yaptıkları zulümlere bile sahip çıkabilmekteler.

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa!” (Bekara 2/170. Ayrıca bkz: Mâide 5/104. A’raf 7/28. Hûd 11/109. v.d.)

Peygamberimiz (sav) atalarla övünmeyi yasaklayarak; insanların şu veya bu kavme mensup olmalarının onlara bir şey kazandırmayacağını, insanların ya mü’min ve takva sahibi, ya da günahkâr ve zarara uğramış olarak iki grup olduklarını belirtmiştir. (nak. K. Sitte 4/259)

Kişinin akrabasını sevmesi, onlara ilgi göstermesi, hatta kendi aşireti (akrabaları) için çalışması hata değildir. İslâmın getirdiği  ölçüye uygun sevgi ve nefretler haram olmaz ve zararlı da değildir.

e-Asabiye ve tarafgirlik

‘Asabiye’ aynı zamanda aşırı ve haksız tarafgirlik, grupçu  demektir ki işin olumsuz yanı da burasıdır.

Aşırı tarafgir olan birisi de haksızlık yapar, adaletten ayrılır, başkalarına karşı övünür, boşu boşuna kibirlenir durur.

Kendi kavmi için savaşıp ölenlerin Cehenneme gideceği açıkça söylenmektedir. Çünkü böyle bir çaba Allah rızasından uzaktır.

Halbuki İslâma göre bütün amellerin Allah (cc) rızasına için işlenmesi, bütün ölçülerin İslâmi hükümlerden alınması gerekir.

Kur'an mü’minlere; “kendi veya akrabalarınız aleyhine bile olsa adaletten ayrılmayın” demektedir. (Nisâ 4/135)

Mümin, diğer insanları Âdem’in çocukları olarak insanlıkta eş, iman edenleri dinde kardeş bilir. (Hucurât 49/10) Diğer insanlar inanmasalar bile Allah’ın kullarıdır. Hepsi de bir ana-babadan dünyaya gelmiştir, hepsi de hukuk önünde eşittirler.

İnsanların doğuştan sahip olduğu bütün özellikler Allah’ın onlara verdiği fitrat (yaratılış)tır. Kimse kendinde olan bu yaratılış özelliğinden dolayı başkasına karşı üstünlük taslayamaz.

Üstelik kimin hangi ana-babadan dünyaya geleceğine karar vermek kendi elinde değildir.

Olumlu ‘asabiye’ duygusu, akraba ve cemaat arasında dayanışmayı sağlar, işbirliğini artırır. Ancak tarafgirliğe, fanatikliğe, boş övünmeye ve adaletsizliğe kaçmazsa...

Olumsuz asabiye, ırkçılığa, yobazlığa, olumsuz milliyetçiliğe, ayrımcılığa, baskıya, kültür katliamına, sömürüye, adaletsizliğe ve insan hakları ihlâllerine yol açar.

‘Asabiye’, yalnızca ırk, soy veya kabile taraftarlığında olmaz.

Günümüzde çok sık görüldüğü gibi parti, grup, cemaat, mezhep, tarikat, ülke, spor takımı, hatta lider sevgisinde bile olmaktadır.

 Buna fanatizm, haksız tarafgirlik, grup taassubu, veya grupçuluk, hizipçilik, ırkçılık, şövenizm denilebilir