Kur'an açısında cehalet, cahil ve cahiliyye kavramları, cahilliğin sadece bilgisizlik olmadığı, cahiliyyenin özellikleri, Kur'an'da ve hadislerde cahiller, cahillerin özellikleri hakkında bir online ders.
Hüseyin K. Ece
28.04.2026 – 11 Zi’l-kade 1447
Zaandam
-Türkçe sözlükte cehâlet ;
1.câhillik, bilgisizlik, bilmeme. 2.Nâdânlık (olgun davranıştan uzak olma). 3.Gençlik, toyluk, tecrübesizlik anlamına gelir. (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 248)
-Cehâlet kelimesi ve türevleri
Cehalet veya câhil kelimesi aslı ‘cehele’ fiilidir.
Bu da sözlükte, bilmemek, tanımamak, kaba davranmak, gücendirmek, fıkır fıkır kaynamak gibi anlamlara gelir.
Bazılarına göre bu fiil, bilginin zıddı olarak bilgisizlik ve hafiflik, kendini bilmezlik gibi iki anlam sahasına sahiptir. Aslında ikinci anlam birincisini doğurmuştur.
Kur’an’da bu fiil ve bunun türevleri olan ‘câhil’, ‘câhiliyye’, ‘cehâlet’, ‘cehûl’ kelimeleri 21 defa geçiyor.
‘Cehele’ fiilinin masdarı cehl, cehâlettir.
Bunların üç manaya geldiği söylendi:
1.Nefsin bilgiden boş olması,
2.Gerçeğin dışında bir şeye inanma,
3.Bir konuda yapılması gerekenin veya hakkın tersini yapmadır. (el-Isfehânî. R. Müfredât, s: 143)
‘Câhil’, cehele fiilinin fail (özne) ismidir. Bu da, cehâlette olan, bilgiden mahrum olan, davranışları olgun olmayan, kendini bilmeyen demektir.
‘câhil’ Türkçe’de; bilgisiz, bilmeyen, habersiz, nâdan. 2.Bir hususta doğru olanın tersine inanan, bildiği hâlde iman etmeyen kimse. 3.Okur-yazar olmayan, ümmi kimse. 4.Tecrübesi, toy, acemi, genç.
‘Cehûl’ çok câhil demektir.
‘Cehâlet’; masdar olarak ‘câhil, cehl’ içinde olma durumu,
‘Câhiliyye; kelime anlamı; câhillik, bilgisizlik demektir.
-Kavram olarak câhiliyye
İslâmî dönemde ortaya çıkmış olan câhiliye kelimesi özel olarak, Araplar’ın İslâm’dan önceki dinî ve sosyal hayat telakkilerini; genel olarak da kişilerin ve toplumların günah ve isyanlarının kaynağını ve davranış, yaşantı, anlayış ve sistemlerini niteleyen ayırdedici bir kavramdır.
Bu niteleme de tarihte kalmış bir dönemin adı olmaktan ziyade; İslâm dışı inanış ve davranışların genel adıdır.
Kur’an’da dört yerde geçen ‘câhiliye’ kelimesi (Âl-i İmrân 3/154, Mâide 5/50, Ahzâb 33/33, Feth 48/26) İslamdan önceki müşrik arapların inanç ve davranışlarını anlatıyor.
Câhiliye o dönemin hem inancı olan şirk/putperestliği, hem de kötü ahlâk olarak kendini beğenme (kibir), övünme gibi ben merkezli duyguları, buna bağlı olarak da öfke, zorbalık, saldırganlık gibi şiddet eğilimlerini ifade eder.
Bu anlamıyla ‘câhiliye’ inançta ve ahlâkta ‘İslâm’ kavramının karşıtıdır denilmiş.
Kişi hangi dünya görüşüne inanıyorsa tutum ve davranışları ona uygun olur. Değer yargıları, ahlâk ilkeleri, yapıp-ettikleri inancından kaynaklanır. Bu anlamda dünyada iki sistem vardır.
Birisi; Allah’ın dini İslâm, diğeri de hangi ad altında olursa olsun ‘câhiliyye’ sistemleri, ya da ‘câhiliyye’ dinleridir.
Şirk, küfür, inkâr; bu sistemin daha çok inanç yönüne ad olurken,
câhiliyye de bu gibi sistemlerin tutum, davranış (ahlâk) ve değer yargılarına ad olmaktadır.
İslâm’ın câhiliyye dediği dönemin insanları hem gerçek bilgi ve bu bilginin kurduğu sağlıklı kişilik, toplum ve uygarlıktan yoksundular, hem de kendilerine doğru yolu gösterecek, olgun davranmalarını sağlayacak kitap ve peygamberleri yoktu.
Bundan dolayı hak inançtan, güzel davranışlardan, ideal (ma’ruf) eylemlerden, barıştan, merhamet ve adaletli davranmaktan, olgun davranışlardan uzaktılar.
İslâmın kötü dediği işleri severek yapıyorlardı. Tanrılar uydurup onlara tapıyorlar, yanlışlarını da doğru zannediyorlardı.
Câhiliyye, iyiyi kötüden hakkı bâtıldan, günahı sevaptan ayırmasını bilmeyen bir anlayışın adıdır.
Bu anlayışa sahip olanlar kör bir inat, Hakka karşı derin bir muhalefet, cehâlet içindedirler. Onlar Allah’tan gelen hakikate karşı kör ve sağır kalırlar. Tıpkı İslâm öncesi müşrikler gibi bağnazca bir saplantı içerisindedirler.
Bu yüzden çıkarlarını, zevklerini, canlarının istediğini, doğru yanlış olmasına bakmadan öncelerler.
Onların bu tutumu yüzünden dünyada, toplumlarda kavgalar, anlaşmazlık ve savaşlar, şiddet ve terör, sömürü ve gasp eksik olmaz. Zulüm ve haksızlıklar sürer gider.
Cehâlet aynı zamanda Allah’ı hakkıyla idrak edememe ideolojisidir. Gerçek bilgiye sahip olmadıkları için hem Allah (cc), hem de ilâhlık hakkında yanlış tasavvura sahip olurlar. (Zümer 39/67. En’am 6/91. Hacc 22/74)
Dolaysıyla câhiliyye anlayışı, cehâlet mantığı üzerine kurulu dünya görüşünün, tutum ve davranışların, İslâm’dan kaynaklanmayan bütün sistemlerin, bütün hükümlerin genel adıdır.
Çünkü İslâm ve ona ait hükümler Allah’tan gelen sağlam bir ilme (Vahy’e), diğerleri ise insanların hevâlarına veya zanna dayanır.
Kur’an, müslüman kadınlara;
وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى
“...câhiliyye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın...” diyor. (Ahzâb 33/33) Kur’an şöyle soruyor:
اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟
“Onlar (insanlar) hâlâ câhiliyye’nin hükmünü mü arıyorlar?
Kesin bir bilgiyle (Vahy’e) inanan bir topluluk için, hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” (Mâide 5/50)
Bu âyette câhiliye terimi elbette sadece İslâm’dan önceki dönemi nitelemiyor. O dönemin yanlışlarına işaret ederek Kur’an’ın muhataplarına mesaj veriyor.
O dönemin haksız ve zalim zihniyeti adaletsizliğe yol açıyor, ahlâkî zaaflar insanları İslâmî davetten, ilâhi ilkelere uymaktan alıkoyuyordu.
Allah’tan daha üstün bir Hâkim (hükmedici) ve O’nun verdiği hükmünden daha güzel ve daha âdil bir hüküm olabilir mi?
Bu gerceği Vahye iman edenler anlar. Kur’an’ın câhil dedikleri ise anlamaz. Anlamadıkları ve Allah’ın hükümlerine uymadıkları için de tanrılara taparlar, kötü olurlar, kötülük yaparlar.
Rasûlüllah (sav) câhiliyyenin geçmişte kalmayıp, her zaman ortaya çıkabileceğine işaret etmiş, uyarıda bulunmuştur. (Komisyon, Kur’an Yolu DIB, 2/)
(Buhârî, Cenâiz/39, 40, Menâkıb/8. Müslim, İmâre/53, no: 1848)
İslâm bilginleri cehâletin kötülüğü ve ilmin değeri üzerinde ısrarla durmuşlar, başta hadis mecmuaları olmak üzere ahlâk, edeb, eğitime dair kitaplarla cehâletin kötülük ve zararları, sebepleri ve çareleri, cahillerin yanılgıları, ilimler ve âlimler karşısındaki olumsuz tavırları, ilmin önemi, eğitim ve öğretimin şartları ve kuralları gibi konular işlenmiştir.
Hz. Peygamber hem sözleriyle hem de icraatıyla müslümanları cehâletten kurtarmak için çaba sarfetmiştir. Bunu Hicretten hemen sonra Mescid-i Nebi’de Suffe’de, ilmi sürekli teşvik etmesinde Bedir esirlerinin Medineli 10 çocuğa okuma-yazma karşılığı serbest bırakma uygulamasında görüyoruz.
İslâm mü’minleri hem bilginin zıddı cehâletten, hem de Câhiliye dönemi ahlâk anlayışını olan öfke, şiddet, kibir ve saldırganlık anlamındaki cehâletten sakındırmıştır. (Çağrıcı. M. TDV İslam Ansiklopedisi, 7/218-219)
(Bkz: Buhârî, Savm/2. Müslim, Birr/11. İbni Mâce, Duʿâ/18)
Bazı âyetlerde genellikle cehâletin fenalığı, câhillerin yanılgıları, kötülük ve zararları üzerinde duruluyor.
Kur’an’da ilim ve hikmetin Allah’ın sıfatları arasında yer alması, ayrıca Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlere verilen en önemli meziyetler içinde ilim ve hikmetin zikredilmesi (Bkz: Bakara 2/31-33, 151, 251. Nisâ 4/113. Yûsuf 12/22) cehâlete karşı bir tavır olarak anlaşılmış.
Kur’an’ın ilk inen âyetlerinde kaleme, Allah’ın insana bilmediği şeyleri öğretmesine vurgu yapılıyor. (Alak 96/4-5) Dolaylı olarak cehâletin kötülüğü söylenmiş oluyor.
Bazı bilginlere göre insanı diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında akıl ve ilim gelir. Câhillik ise insanın seviyesini düşürür.
(Muhammed Kutub’un Yirminci Asrın Câhiliyeti, Mustafa Akman’ın KUR'AN'DA CEHÂLET CÂHİL CÂHİLİYE adlı kitapları var)
-Câhil, cehâlet
Kur’an; “câhil, câhiliyye, câhillik yapmak” kelimelerini kullanmasındaki ortak nokta, cehâletin yalnızca bilgisizlik olmadığı, düşüncesizce haraket etme, işin doğrusu dururken yanlış yapma, ilme değil de zanna (sanrılara) ve hayâllere (ümniyye’ye) dayanma ön plana çıkmaktadır.
Zaten böyle yapmak, câhillerin davranış özelliğidir.
Cehâlet; esas olarak azgınlık, serkeşlik, arzuların etkisinde kalma, nefsin hevâsına uyma, kısaca barbarlık anlamına gelir.
‘Cehâlet-câhillik’ sadece ilm’in değil, ‘hilim’in de karşıtıdır.
‘Hilm’, sözlükte, düşünerek (teenni ile) hareket etme, sakinlik, yumuşak huyluluk, ahlâk ve karakter sağlamlığı, çok duygusal olmama, tedbirli davranma ve ılımlı olma gibi anlamlara gelir. (Türkçe’de buna halim-selim olma denir)
‘Câhillik’ ise bütün bu ahlakî davranışların zıddıdır. Câhiliyye ‘hilim’ sahibi olmama durumudur.
“Hilim sahibi halim kişi” ‘medeni’ insandır. Bunun tam karşıtı olan ‘câhil’ ise, azgın, arzularının esiri, taşkın içgüdülerine uyan, aceleci bir karakteri olan, olgun davranışlardan yoksun, vahşi ve kaba, hak bilgiden yoksun kimsedir.
Buna göre cehâletin karşığı temamen bilgisizlik değil hilm, câhilin karşıtı âlimden ziyade ihtiyatlı, ağırbaşlı, ahlâkı düzgün, bugün ‘medenî’ kişiyi ifade eden halîmdir.
Kur’ân’da, hadislerde, İslâmî kaynaklarda cehl ve cehâlet; ilmin zıddı olan bilgisizlik yanında öfke, şiddet, saldırganlık, serkeşlik gibi ahlâkî kötülükleri anlatan bir terim olarak geçiyor.
Câhillik, Hakikat bilgisine dayanmadan hareket etmenin, yaptığı şeyin sonucunu düşünmemenin, Allah’ı ve O’nun âyetlerini anlamamanın, Allah’a isyan etmenin ne kadar kötü olduğunu idrak edememenin adıdır.
-Câhillerden bahseden âyetler
Musa’dan (as) görünen bir tanrı isteyen kavmine; “Siz gerçekten câhillik yapan bir kavimsiniz” dedi. (A’raf 7/138)
Kur’an’a göre; Hûd’dan (as), fakir kimseleri yanından kovmasını isteyenlerin tutumu (Hûd 11/29),
Lût (as) kavminin çirkin işleri (Ahkaf 46/23. En’am/111),
Yûsuf’un kardeşlerinin kendisine karşı tutumu (Yûsuf 12/89),
Allah’tan başkasına kulluk etmek (Zümer 39/64) câhilliktir.
Bir sığır boğazlamakla emrolunan İsrailoğullarının Musa’ya; “bizimle alay mı ediyorsun?” sözüne karşılık o “câhillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” (Bekara 2/67) dedi.
Allah (cc), iman etmeyen oğlunun bağışlanmasını isteyen Nuh’a “câhillerden olma” (Hûd 11/46) şeklinde uyardı.
Kur’an iyi kulların faziletli davranışlarını anlatırken şöyle diyor:
“Onlar yeryüzünde ağırbaşlı bir şekilde yürürler, câhiller kendilerine sözle sataşınca ‘selâm’ derler.” Furkān 25/63)
Müfessirlere göre bu âyette, câhillerin sataşmaları câhiliye insanlarının bozguncu, geçimsiz ve şiddetten yana olan ahlâkî temayüllerini; bu sataşmalara vakar sahibi mü’minlerin ‘selâm’ demeleri de uzlaşma, barış, emin olma gibi faziletleri kapsar.
Bu da güzel ahlâktan olan ‘hilim’ kavramıyla ifade edilir.
Âlemlerin Rabbi Allah’tan başkasına kulluk edenler câhillerdir:
“De ki: Ey câhiller, Allah’ın dışında bir başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” (Zümer 39/64)
Allah (cc) Peygamber’in (sav) şahsında iman edenlere şöyle emrediyor: “Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslâma) uygun olan örfü emret ve câhillerden yüz çevir.” (A’raf 7/199)
- Câhillerden bahseden hadisler
Rasûlüllah (sav) Peygamber, oruçlu müslümanlara tavsiye ederek; “Biri ona karşı bir câhillik ederse oruçlu olduğunu söylesin.” (İbn Mâce, Sıyâm/21)
Aişe (r.anhâ) kendisine yapılan ifk (iftira) olayını anlatırken Sa’d b. Muaz’a yakışıksız sözler söyleyen Hazrec kabilesinin başkanı Sa’d b. Ubâde için; “İbnu Ubâde sâlih (iyi) insandı, fakat hamiyyet duygusu onu câhilleştirdi” dedi.[1]
Habeşistan’a hicret eden Ca’fer b. Ebi Tâlib (ra) oradaki krala:
“Ey hükümdar! Biz câhiliyye düşüncesine sahip kimselerdik. Putlara tapar, ölü hayvan eti yer, fuhuş yapardık. Akrabalık bağlarını keser, komşu haklarına uymazdık, içimizde güçlü olanlar zayıfların (hakkını) yerdi. İşte biz böyle iken, Allah (cc) bize içimizden bir elçi günderdi …”[2]
Medine döneminde olan şu olay dikkat çekici bir örnektir. Bu olay üzerinden Elçi (sav) her zaman gündeme gelebilecek câhiliyye davranışlarına dikkat çekmiş ve ümmetini uyarmıştır.
Câhiliyye döneminde birbirlerine düşman olan ve kan davaları sebebiyle birbirlerine saldıran Evs ve Hazrec kabileleri İslâma girdikten sonra kardeş oldular ve düşmanlığa son verdiler.
Bir gün onların tatlı tatlı sohbetlerini gören ve bunu kıskanan bir Medineli yahudi birisini göndererek onlara eski günlerini hatırlatmalarını söyledi. O gönderilen kişi de denileni yapınca her iki taraf önce çekişmeye başladılar ve sonunda da silaha sarılmaya kalkıştılar. Bunu öğrenen Peygamber (sav):
“Ey müslümanlar! Allah, Allah! (Allah’tan korkun), ben aranızda iken, Allah size hidâyet verdikten sonra birbirinizi câhiliyye’ye mi davet ediyorsunuz?...”[3]
Bilâl-i Habeşí’ye (ra) “siyah kadının oğlu” diyerek hakaret eden Ebû Zerr’e (ra) Peygamberimiz (sav):
“Onu annesinin renginden dolayı mı ayıplıyorsun? Demek ki sende hâlâ câhiliyye ahlâkı bulunmaktadır.”[4]
Yine Peygamber (sav) câhiliyye davası, yani câhiliyye zamanında gibi kavmiyyetçilik ve asabiyye güdenleri “bizden değildir” dedi.[5] (Bir önceki derste geçmişti)
“Ümmetimin içinde câhiliyye döneminden kalma, temamen terkedemeyecekleri dört âdet vardır: Asaletleriyle övünmek, başkalarının soyuna dil uzatmak, yıldızlar vesilesiyle yağmur istemek, ölünün arkasından yüksek sesle ağlamak.”[6]
-Kur’an’a göre câhillerin özellikleri
Kur’an’ın câhil dediği kimseler; hakikat açısından bilgileri kıt, ahlâk açısından kaba ve sert, iyi düşünmekten ve akıllı uslu hareket etmekten mahrum kişilerdir.
Câhillikleri sebebiyle Vahiyden yüz çevirir, elçilere ve onların tebliğ ettiklerine aldırmazlar. Hakk’a karşı boşuna kör ve sağırdırlar. Bu nedenle hata ederler, bir sürü zarara yol açarlar.
Yaptıkları hataların da farkında olmazlar. Allah’ın dışında başka şeylere tapmakla uğradıkları zararı, Allah’a kulluk yaparak elde edecekleri mükâfatları bilmezler. Bu konuda duyarsızdırlar.
Câhiller din, kulluk, değerler, ahlâk ve ideal ölçüler konusunda sağlam bir bilgiye (hakikate) değil, zanna hevâlarına (kuruntularına) uydukları için yanlışları doğru, sapıklığı hidâyet, günahları zevk sanırlar. İslâma karşı çıkmayı doğru zannederler
O yüzden putlara tapmayı, peygamberlere ve Allah’ın âyetlerine karşı gelirler.
Zenginlik ve servetin üstünlük olduğunu zannederler. (Hûd 11/20)
Mü’minler, inançta, düşüncede, ahlâk ve davranışlarda, karar vermede ve insanlarla ilişkilerde Allah’ın indirdiği hükümlere uyarlar. Câhiller böyle yapmazlar.
Onlar; sabırlı, ağır başlı, teenni ile, düşünerek hareket ederlerken; câhiller, “câhiliyye hamiyyeti-câhillik gayreti”yle davranırlar. Bundan dolayı sert ve kaba, düşüncesiz ve hafif meşreptirler. Yerli yersiz öfkelenirler.
Kur’an bu karaktere “câhiliyye hamiyyeti” demektir. İnkârcılar kalplerine bu câhiliyye çabasını koydukları zaman Allah (cc) da mü’minler üzerine “sekine-iç huzur” indirir. Bununla onların kalplerini sakinleştirir ve onları “takva kelimesine” bağlı tutar. (Fetih 48/26) Bu ayrı bir dersin konusu...
İnsanların hevâ’larına uyduğu, isteklerinin kulu oldukları, Allah’ın hükümlerini kabul etmedikleri, çeşitli tanrılara ibadet edildiği, sömürü ve zulmün bulunduğu, kavmiyetçilik/ulusculuğun ve asabiyyenin (tarafgirliğin) yaygın olduğu, hüküm vermede hakkın ve adaletin uygulanmadığı her yer ve zamanda câhiliyye ve câhiller var demektir.
Câhillerin yolu; onların dinî, ahlâkî, hayat anlayışları, tutumları, ibadetleri, kafa yapıları, üzerinde oldukları yaşama biçimidir.
Onlar kendi yollarının reklâmını ne kadar yaparlarsa yapsınlar, hayat anlayışları ne kadar yaygın olursa olsun, sahip oldukları şeyler ne kadar çok ve modern olursa olsun, hatta ne kadar güçlü ve zengin olurlarsa olsunlar; İslâma uymuyorsa, demek ki gittikleri yol hidâyet, sırat-ı mustakim değildir.
İnsanı kurtuluşa değil, felakete, hayatın anlamına değil, çukura, güzel hedeflere değil, şeytanın razı olacağı sonuca sürükler.
Câhillerin yolu güvenli, hedefe götürücü değil, çakır çukur, dolambaçlı, yönsüz ve tehlikelidir. Onların yolu kendilerini ve peşlerinden gidenleri nûra değil nara sürükler. Allah’ın rahmetine değil, kendi yaktıkları ateşe vardırır.
Onların yolu körlerin, yoldan çıkmışların, şaşkınların tarif ettiği yoldur. Onların yol tarifine güvenilmez, onlardan kılavuz da olmaz.
İslâm öncesi câhiller ile günümüz câhillerinin durumu çok farklı değildir. Allah’ı ve O’nun ölçülerini hayatından çıkaranlar, derin bir cehâlet, sınırsız bir gaflet ve benzersiz bir yanılgıya düşerler.
Günümüzdeki câhiller de öncekiler gibi kendi tanrılarını kendileri yapıyor, yetkilerini kendileri belirliyor, kutsadıkları kişi ve kurumlara tanrılık atfediyorlar. Onlardan geldiğini sandıkları ilke ve ölçülere kayıtsız sartsız uyuyorlar.
Sonra doğru yolda, isabetli bir inanç üzere olduklarını sanıyorlar. Hayata ait ölçüleri ya bu tanrı zannettiklerinden, ya da hevâ’larından alıyorlar.
Câhiliyye döneminin yaygın âdetleri, kumar, zina, fuhuş, hırsızlık, içki, faiz günümüzde de fazlasıyla var.
İslâmın günah dediği pek çok şey bunlara göre çağdaş ahlâk, hatta toplumlarının örfü sayılmakta... İnsan haklarına değer verdiklerini söyledikleri hâlde, öteki saydıklarının haklarına saygı göstermiyorlar.
-Ve bir müjde
ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ عَمِلُوا السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟
“Sonra, şüphesiz ki Rabbin; câhillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nahl 16/119)
Konuyu Rasûlüllah’ın bir duasıyla kapatalım:
بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ نَزِلَّ أَوْ نَضِلَّ أَوْ نَظْلِمَ أَوْ نُظْلَمَ أَوْ نَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَيْنَا
“Allah’ın adıyla tevekkül ettim. Allah’ım! Ayağımızın kaymasından, şaşırmaktan, zulmetmekten zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya bize cahillik edilmesinden sana sığınırız.” (Tirmizî, Deavât/35 no: 3427. İbni Mace, Dua/18 no: 3884)
[1] Müslim, Tevbe/10 no: 2770. Buhârî, Şehâdât/15 no: 2661. Ahmed ibni Hanbel, 6/196
[2] İbni Hişam, Siyer, 1/336
[3] İbni İshak, nak. İbni Hişam, Siyer, 2/555-556
[4] Buhârî, İman/22 no: 39. Müslim, İmâre/53 no: 1848
[5] Buhârí, Cenâiz/39 no: 1294, 1297
[6] Müslim, Cenâiz/29 no: 934