Sözlükte veli kavramı, el-Veli ollan Allah, Kur'an'ın bunu çeşitli formlarda ifade etmesi, el-Veli ismiyle gelen diğer isimler hakkında bir online ders
Hüseyin K. Ece
05 Mayıs 2026 – 18 Zilkâde 1447
Zaandam
15 Mart 2022– 12 Şa’ban 1443 41.KUR’AN’DA EVLİYÂULLAH-ALLAH’IN VELİLERİ 1
22 Mart 2022– 19 Şa’ban 1443 42.KUR’AN’DA EVLİYÂULLAH-ALLAH’IN VELİLERİ 2 konusunu işledik.
Bu derste Allah’ın el-Veli ismini açıklamaya çalışacağız.
-Sözlükte veli
‘Veli’ kelimesinin kökü ‘velâ’dır. Bunun masdarı da ‘velâyet’tir.
Velâ/velâyet sözlükte; arada bir şey bulunmadan bitişiklik, yanyana olma ve yaklaşma manasına gelir.
Bu anlamdan hareketle ‘velâyet’ kavramına; arkadaşlık, niyet, yer, zaman, din ve nisbette, yardımda, inançta tam bir yakınlık, nusret (yardım) ve işi üzerine alma, müttefik ve destek olma manaları da eklenmiştir. (Lisânu’l-Arab, 15/406. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 837)
Bunları yapana veli (çoğulu; evliyâ) denir.
‘Veli’ sözlükte; yakın, dost, seven, yardımcı olan, kollayıp koruyan, müttefik, işini üzerine alan, destek olunan üzerinde yetkisi olan demektir.
-el-Veliyy olarak Allah (st)
Allah’ın güzel isimlerinden (Esmau Hüsnâ’dan) biri de ‘el-Veliyy’dir ve onüç âyette geçmektedir. Yardım eden, destekleyen, yarattıklarının işlerini üzerine alan demektir.
“Allah veli olarak yeter” bir yerde geçiyor.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِياًّۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يراً
“Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Gerçek bir velî olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.” (Nisâ 4/45)
Kendisine verdiği nimetlere şükreden Yûsuf (as) şöyle niyaz etmişti:
اَنْتَ وَلِيّ۪ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ ...
“... Dünyada ve âhirette benim velim Sen’sin ...” (Yûsuf 12/10)
لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَٓا اَمَانِيِّ اَهْلِ الْكِتَابِۜ مَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً يُجْزَ بِه۪ۙ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً
“Ne sizin kuruntularınız ne de ehl-i kitabın kuruntuları (gerçektir); kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı da bulamaz.” (Nisâ 4/123)
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
“De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah'tan başkasını mı dost edineceğim! De ki: Bana müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma! (denildi).” (En’âm 6/14)
قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً
“De ki: Allah size bir kötülük dilerse, O'na karşı sizi kim korur; ya da size rahmet dilerse (size kim zarar verebilir)? Onlar, kendilerine Allah'tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir yardımcı.” (Ahzâb 33/17)
Bir kaç âyette geçen ‘mevlâ’ da veli anlamındadır.
-Allah (st) el-Veliyy’dir.
Kur’an Allah’ın ‘el-Veliyy’ oluşunu farklı formlarda haber vermektedir.
1-Esmau’l-Hüsna’dan birisi olarak el-Veliyy ismini kullanarak:
“O’dur ki (kulları) umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir, rahmetini her tarafa yayar. O, el-Velidir (yardımcıdır), Hamid’dir (övülendir).” (Şûra 42/28)
Kur’an, Allah’tan başka tanrı manasında veli aramayı hayretle karşılamaktadır. Çünkü gerçek ‘Veliyy’ ancak O’dur.
“Allah dileseydi, onları bir tek millet yapardı. Fakat (hikmeti uyarınca) dilediğini rahmetine sokuyor. Zalimlre gelince; onlatrın ne bir velisi (dostu), ne de bir yardımcısı yoktur.
Yoksa Allah’tan başka veliler mi edindiler? Velí yalnız Allah’dır. Öldürür ve diriltir. O’nun her şeye gücü yeter.” (42 Şûra/8-9)
2-Hz. Musa’nın (as) itiraflarıyla;
Musa (as) Allah’ın tayin ettiği vakit için kavminden yetmiş adam seçti. Onları bir sarsıntı tutunca “içimizden bazı beyinsizlerin yaptıkları sebebiyle bizi helâk mı edeceksin dedi.
Sonra da; “Bu (iş), senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğine yol gösterirsin.
Sen bizim Velí’mizsin, bizi bağışla, bize acı. Sen bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. (A’raf 7/155)
3-Allah’tan başka gerçek ve mutlak anlamda bir veli olmayacağını dile getirmekle;
Kur’an bu gerçeği de çeşitli formlarda anlatıyor.
a-Peygamberin diliyle Allah’tan başka veli aramanın garipliği vurgulanarak;
“De ki: ‘Gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat kendisi beslenmeyen Allah’tan başkasını mı veli (dost ve yardımcı) tutalım?’ ‘Ben müslümanların ilki olmakla emrolundum’ de ve sakın ortak koşanlardan olma.” (En’am 6/14)
b-Müslümanlara hitaben; “sizin Allah’tan başka veliniz yoktur” diyerek:
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Yaşatan ve öldüren O’dur. Sizin için Allah’tan başka ne bir veli (dost ve sahip), ne de yardımcı yoktur.” (Tevbe 9/116. Ayrıca bkz: Bekara 2/107. Ankebût 29/22. Secde 32/4. Şûra 42/31)
c-Peygamberimize hitaben, ona Allah’tan başkasının ‘veli’ olamayacağını söyleyerek;
“Sen onların, kendi dinlerine uymadıkça ne Yahudiler, ne de Hırıstiyanlar senden razı olmazlar. ‘Asıl doğru yol Allah’ın yoludur’ de. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost (veli), ne de bir yardımcı (yardımcı) olmaz.” (Bekara 2/120. Ayrıca bkz: Ra’d 13/37)
d-İnsanların Allah’tan başka bir veli bulmalarının mümkün olmadığını belirterek;
“Allah kimi sapıklıkta bırakırsa artık onun, Allah’tan sonra bir velisi (dostu ve yardımcısı) olmaz...” (Şûra 42/44. Ayrıca bkz: Tevbe 9/74 ve 173. A’raf 7/3. Hûd 11/20. İsrâ 17/97. Furkan 25/18. vd.)
4-Allah’ın müslümanların ve muttakilerin (takva sahiplerinin) ‘Veli’si olduğunu söylemekle; (Bekara 2/257. Âli İmran 3/68)
5-Rasûlüllah’ın diliyle;
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
“De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, yediren ama yedirilmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim?” De ki: “Bana Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma (denildi).” (En’am 6/14)
6-İnsanın işlediği kötü ameller konusunda onun için Allah’dan başka gerçek bir velí olmadığını açıklayarak.
“Dünya hayatının aldattığı, dinlerini bir oyuncak ve eğlence edinen kimseleri bir tarafa bırak. Yaptıkları sebebiyle hiç kimsenin bir felâket yaşamaması için Kur’an ile nasihat et. O kimse için, Allah’tan başka ne koruyucu vardır ne de şefâatçi...” (En’am 6/70)
-Allah mü’minlerin Velisidir
Allah (cc) mü’minlerin velisi olarak onlara hidâyet verir, onları karanlıklardan nûra (aydınlığa) çıkarır, onlara elçiler gönderir. Kitaplar indirir, yardım eder, destekler, korur, gözetir, affeder ve rahmetiyle her yönden onları kuşatır.
“Allah (cc) iman edenlerin velisi” ifadesi Kur’an’da fiil ve isim hâlinde bir kaç defa geçmektedir.
“Allah mü’minlerin velisidir (dostudur). Onları karanlıktan aydınlığa çıkarır...” (Bekara 2/257)
“Doğrusu, insanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar, bu peygamber ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin Velisidir (dostu ve yakınıdır).” (Âli İmran 3/68)
“O zaman sizden iki bölük, Allah onların velîsi olduğu halde bozulup çekilmeye yüz tutmuştu; müminler yalnız Allah’a güvensinler.” (Âli İmran 3/122)
Allah cennetlik olan mü’minlerin velisidir.
لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿127﴾
“Onlar için Rableri katında ‘selâm yurdu’ vardır ve O, yapmakta oldukları dolaysıyla onların velisidir.” (En’am 6/127)
Allah meleklerin de Velisidir
“O gün, onların hepsini mahşere toplar, sonra meleklere: ‘Bunlar size mi tapıyorlardı?’ deriz.
(Melekler) derler ki: ‘Sen yücesin, bizim ‘Veli’miz (koruyucumuz) onlar değil, sensin. Hayır, onlar (müşrikler) cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyorlardı.” (Sebe’ 34/41)
-Allah muttakilerin de Velisidir
Takva, yani Allah’a karşı sorumluluk bilinci duymak, O’ndan hakkıyla korkup-sakınmak mü’minlerin bir özelliğidir. Onlar Rablerini hesaba katarak yaşadıkları için hep salih amel işlerler. İnsanlara iyiliği (ma’rufu) emrederler. İhsan ahlâkı ile hareket ederler. Amellerini güzel (salih) yaparlar ve Allah’ı görüyor gibi ibadet ederler.
Kendilerini Allah’a muhtaç saymayan ve O’nun hükümlerine korkusuzca karşı gelen ve insanlara haksızlık yapan zalimler birbirlerinin velisidirler.
Onlar, büyüklük taslayarak istiğna duygusuna düşerler. Yani kendilerini Allah’a muhtaç saymazlar. Aslında varlıkların hiç biri Allah’tan müstağni kalamaz (O’na muhtaç olmaksızın yaşayamaz).
Zalimler özellikle zulüm, haksızlık yapmakta ve günah işlemekte birbirlerinin dostudurlar. Birinin işlediği günah diğerini memnun eder, biri diğerine yaptığı haksızlıklarda ve günah işlerde arka çıkar, yardımcı olur.
Buna karşın Allah (cc) kendisine karşı sorumluluk bilinci duyan, O’ndan hakkıyla korkup-sakınan takva sahibi kullarının dostudur, velisidir.
اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ ﴿19﴾
“Çünkü onlar, Allah’tan (gelecek) hiç bir şeyi senden savamazlar. Zalimler birbirlerinin velileridir (dost ve yardımcılarıdır). Allah da muttakilerin (takva sahiplerinin) Velisidir.” (Câsiye 45/19)
-Veli ile ilgili diğer sıfatlar:
Allah’ın ‘Veli’ oluşu bazı sıfatlarla birlikte geliyor.
Bunlar; ‘Nasîr-yardımcı,
’‘Vâk-koruyucu’,
‘Mürşid-yol gösteren’,
‘Şefi’-şefaat eden’ ve
‘Hamid-övülen’ sıfatlarıdır.
a-Veli ile Nasîr ilişkisi;
‘Nasîr’, sözlükte yardımcı, yardım eden, yardımda bulunan demektir.
Veli kelimesinde bulunan dost, işini üzerine alan, sahip olan manaları ile, ‘Nasîr’ sözcüğündeki yardımcı, yardım eden anlamları arasındaki bağlantı dikkat çekicidir.
Allah (cc) hem ‘el-Veliyy’dir, yani insanlara yakın olarak onların velâyetlerini üstlenendir, hem de onlara her açıdan yardım edendir.
Kur’an şöyle buyuruyor:
“Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) yalnız Allah’ın’dır. Sizin için Allah’tan başka ne bir koruyucu (veli), ne de bir yardımcı (nasír) yoktur. (Bekara 2/107)
“Sen onların dinlerine uymadıkça ne Yahudiler, ne de Hırıstiyanler senden razı olmazlar. ‘Asıl doğru yol, Allah’ın yoludur’ de. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir veli (koruyucu), ne de bir yardımcı (nasír) olmaz.” (2 Bakara/120)
b-Veli Vâk ilişkisi;
“Ve işte Biz onu, Arapça bir hüküm (hikmet gereğince hükmeden bir Kitap) olarak indirdik.
Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan, artık seni Allah’tan kurtaracak ne bir veli (yardımcı), ne de koruyucu (vâk) olmaz.” (Ra’d 13/37)
‘Vâk’, takva kelimenin bir türevidir ve vikâye eden, koruyan demektir.
Hz. Peygamber bile kendisine gelen bu Kur’an’dan sonra müşriklerin keyiflerine, yanlış inançlarına uyarsa, kendisini Allah’ın azabından kurtaracak bir veli, sahip ve dost, ya da bir koruyucu (vikâye edici/vâk) bulamaz. (S. Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 4/483)
c-Veli Mürşid ilişkisi;
Hidâyeti gösteren veya onunla insanların terbiye olmasını sağlayan demektir ve bu anlamda ilk ve mutlak ‘mürşid’ Allah’tır.
وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ ف۪ي فَجْوَةٍ مِنْهُۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِۜ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِياًّ مُرْشِداً۟
“...Allah kimi doğru yola iletirse o, yolu bulmuştur; kimi de sapıklıkta bırakırsa, artık onun için yol gösteren (mürşid) bir veli (yardımcı) bulamazsın.” (Kehf 18/17)
d-Veli Şefi’ ilişkisi;
Şefi’; şefâat eden demektir ki, şu âyete göre bu sadece Allah’tır.
قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَم۪يعًاۜ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
“De ki: “Şefâat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer 39/44)
“Rablerin(in huzuru)na toplancaklarına (inanıp bu durum)dan korkanları onunla uyar ki, kendilerinin, O’ndan başka ne velileri, ne de şefâat edenleri (şefi’) vardır. (Böyle uyar) belki takvalı olurlar.” (En’am 6/51)
“Bırak o dinlerinin oyun, eğlence yerine koyan ve dünya hayatının aldattığı kimseleri de , sen o (Kur’an) ile (şunu) hatırlat ki, bir kişi, yaptığı işin eline teslim edilmeye görsün, (yoksa) Allah’tan başka onun ne bir velisi ne de bir şefi’i-şefaatçısı olmaz...” (En’am 6/70)
“Allah’tır gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunan her şeyi altı evrede yaratan, sonra da kudret ve egemenlik makamına oturan; (hesap günü) ne sizi O’ndan koruyacak, ne de size şefâat edecek (destek olacak) birini bulamazsınız. Hâlâ düşünüp ders almaz mısınız?” (Secde 32/4)
-Allah’ın Veliliği ve diğer dostluklar,
Allah’ın mü’minlere veli oluşunun sonuçları çeşitli şekillerde görünür.
O, kullarını gözetir, nimet verir. Dolaysıyla O hamd edilmeye layık bir veli’dir (dosttur). (Şûra 42/28).
O, bağışlayan ve merhamet eden bir yardımcıdır (velidir). (A’raf 7/155)
Allah’ın veliliği diğer sıfatları gibi mutlaktır ve süreklidir. O, gerçek dostluğun, yakınlığın ve yardımcı olmanın kaynağıdır.
İnsanlarda bulunabilecek aldatma, vefasızlık, hıyanet, aldırmamazlık, acımazlık gibi küçültücü sıfatlardan uzaktır. O; iman ettikten sonra kendisine karşı sorumluluk bilinci duyarak (takvalı olarak) ‘veli’ olan mü’minlere rahmetini indirir. Onlara her türlü nimetini ihsan eder.
Onlara izzet (üstünlük), mülk, muhabbet/sevgi ve Hakk’ın şâhitleri olma şerefini bağışlar. Onların tevbe ettikleri hatalarını sürekli affeder. O, kendisine karşı yapılan hata ve kusurları araştırmaz.
O, bütün bu üstün özelliklere sahip en yüce dosttur, velidir.
İnsanlar Allah’tan başka mutlak veli-dost ve yardımcı bulamazlar. (Tevbe 9/116. En’am 6/70. Kehf 19/26. Ankebût 29/22)
Allah’ın kulları üzerindeki ‘velâyet’ hakkını, öncelikli olarak O’nun her şeyin sahibi, hükümranı ve ihtiyaç gidereni olarak düşünmek gerekir.
İnsanın sahibi ve yaratıcısı O olduğuna göre, insana düşen; mutlak Veli olarak O’nu tanımaktır.
‘Velâyet’ hakkını, yani kullar üzerindeki Rablik ve ilâhlık hakkını da O’na vermektir.
Kulların, ‘velâyet’ hakkını Allah’a tahsis etmeleri Tevhid’in ta kendisidir. O’ndan başka ilâh tanımamak, O’ndan başka rabb edinmemek, kulluğu yalnızca O’na yapmaya söz vermektir.
O’ndan gelen ölçüleri kabul etmek, mutlak velinin iyiliklerini bilmek ve O’na hakkıyla itaat etmektir.