Allah'ın güzel isimlerinden el-Vâli, el-Mevlâ, sözlük anlamıyla mevlâ ve mevâli, Kur'an'da el-Mevlâ, Mevlânâ, insanlara mevlânâ denir mi hakkında bir online ders.

Hüseyin K. Ece

02 Haziran 2026 – 16 Zilhicce 1447

Zaandam

 

el-VÂLİ, el-MEVLÂ ve MEVLÂNÂ OLARAK ALLAH (cc)

-‘el-Vâli olarak Allah (cc)

Bu kelime; yanyana olma, arkadaşlık, niyet, zaman, yardımda, inançta tam bir yakınlık ve işi üzerine alma, müttefik ve destek olma manasındaki ‘veliye’nin faili yani özne ismidir.

‘Velâ’ kökü; iki veya daha fazla şeyin aralarında yabancı bulunmamak şartıyla birlikte olmasıdır.  

Bu birliktelik mekân, nisbet, din, dostluk, yardım ve inançta yakınlık hakkında kullanılır. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, ‘veliy’ mad.)

‘el-Vâli’ Allah’ın güzel isimlerinden biri olarak bütün varlıkların üzerinde hükmü olan ve onları çekip çeviren, yardım eden manasına gelir.

Bazı tefsircilere göre ise ‘Vâli’ veli demektir, onun taşıdığı manaları taşır.

Vâli olan Allah, hem bütün hükümranlığı (hükmetmeyi) elinde bulundurur, hem de kullarını sever, onlara yakındır, onlara yardım eder ve ihtiyaçlarını giderir.   

‘Vâli’ kelimesi Kur’an’da bir âyette geçmektedir:

لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ 

وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَالٍ

“….Gerçekten Allah, kendi nefislerinden olanı değiştirip-bozmadıkça, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (imkan) yoktur.

Onlar için O’ndan başka bir Vâli (yardımcı, yakın veya hükmü geniş olan) yoktur.” (Ra’d 13/11)

Âyette ‘vâl’ olarak geçiyor, ama biz ‘vâli’ olarak teleffuz ettik.

Türkçe’deki vali kelimesinin buradan geldiğini hatırlayalım.

 

-Sözlük manasıyla mevlâ

‘Veli-velâ’ kökünden gelen bir başka kelime de masdar-isim ve sıfat olan‘mevlâ’dır.

Bu da; “birine sevgiyle bağlanan, dost, arkadaş, yardımcı, koruyucu; sahip ve mâlik” gibi mânalara gelir.

Ancak mevlâ’nın efendi, sahip, azat edilmiş köle, Rabb, iyilik yapan gibi manaları da vardır. (S. El-Kahtâní, el-Velâu ve’l Berâu fi’l İslâm, s: 87)

Mevlâ kelimesinin çoğulu olan mevâlî Kur’an’da üç anlamda üç ayette geçiyor.

Birincisi ‘akraba’;

وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْ مَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ

“Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.” (Meryem 19/5)

İkincisi ‘dostlar’;

اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِۚ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَمَوَال۪يكُمْۜ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ ف۪يمَٓا اَخْطَأْتُمْ بِه۪ۙ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً

“Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzâb 33/5)

üçüncüsü ‘mirasçılar’; 

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟

“(Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından (hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin. Çünkü Allah her şeyi görmektedir.” (Nisâ 4/33)

 

-Mevlâ kelimesi;

Bu Allah’a izâfe edildiğinde maddi bir yakınlık düşünülmeden; “sevme, koruma, yardım etme, tasarruf ve himayesi altında bulundurma” gibi manaları öne çıkar.

Sözlüklerde veya Kur’an sözlüklerinde ‘mevlâ’ kelimesi için başlıca şu mânalar sıralanır:

Rab, mâlik, efendi (seyyid), köle âzat eden, âzat edilen köle, nimet veren, nimet verilen, yardım eden, seven, komşu, amca oğlu, hısım, yeminli dost, ortak.

Yer yer karşıt konumundaki kişileri de ifade eden mevlâda aslolan mâna sevgi ve mânevî yakınlıktır.

Kelimenin hem dinî metinlerde hem de müslüman halk arasında kazandığı bu geniş muhteva İslâm kültürünün önemli bir özelliğidir. (Topaloğlu, B. TDV İslâm Ansiklopedisi, 29/440)

Türkçe’ye tek mana ile aktarmak mümkün değildir.

Mevlâ kelimesi Kur’an’da çoğu Allah hakkında olmak üzere  on sekiz yerde geçiyor.

Hadislerde ‘mevlâ’ ve bunun çoğulu ‘mevâli’ kelimeleri sözlük anlamında geçmektedir.

 

-Mevâli ne demektir

Mevlâ hem köle sahibi, hem de köle manasında kullanıldığını söyledik. Mevâli bunun çoğulu.

Mevâlî, terim anlamında ilk İslâmî fetihlerin ardından kendi istekleriyle müslüman olan, çoğunluğunu doğuda İranlılar ve Türkler’in, Kuzey Afrika ve Endülüs’te Berberîler’in, Mısır’da Kıptîler’in oluşturduğu arap olmayan müslümanları anlatmak için  kullanılmaya başlanmıştır.

Mevâlî esas itibariyle iki gruba ayrılıyordu. Birinci grubu, köleleştirilen savaş esirlerinden daha sonra efendileri tarafından serbest bırakılan şahsî âzatlılar...

İkinci grup fethedilen ülkelerin halkından esir veya köle olmadıkları hâlde bir Arap ya da Arap kabilesi vasıtasıyla İslâm’ı kabul ederek onların mevâlîsi sayılan, yahut kabile anlayışına dayalı sosyal yapıda iyi bir yer edinebilmek için güçlü Arap kabilelerinden biriyle velâ (himaye) akdi (anlaşması) yaparak onun himayesine giren gayr-i Arap müslümanlara verilen isim.

Lakin daha sonraları özellikle Emeviler zamanında bu kelime aşağılama ifadesi olarak kullanıldı. (Yiğit, İ. TDV İslâm Ansiklopedisi, 29/424)

Salim Mevlâ Ebu Huzeyfe.

Çocukken Bizanslılar’ın Araplar’la birlikte Übülle’ye düzenlediği bir baskında esir alındı ve Benî Kelb kabilesinden birine köle olarak satıldı, Medine’ye getirildi. Sâlim’i Medine’de Sübeyte binti Ensâriyye satın aldı ve onu kendi çocuğu gibi yetiştirdi. Çıktığı ticaret seyahatinden dönerken Medine’ye uğrayan Ebû Huzeyfe burada Sübeyte ile evlendi ve eşiyle birlikte Sâlim’i de Mekke’ye götürdü.

Mekke’de İslâm davetinin ilk yıllarında Ebû Huzeyfe ve Sübeyte ile birlikte müslüman olan Sâlim’i efendileri âzat edip evlât edindi. Evlâtlıkların gerçek babalarına nisbet edilmesini emreden âyet (Ahzâb 33/5) nâzil olunca Ebû Huzeyfe’nin ‘mevlâsı’ olarak anılmaya başlandı.

Kuvvetli hâfızasıyla dikkat çeken Sâlim, Kur’an’ı en iyi bilen ve en güzel okuyan sahâbîlerden biriydi. Bu meziyeti dolayısıyla Hz. Peygamber’in Kur’an’ın kendilerinden öğrenilmesini tavsiye ettiği dört kurrâdan biri olarak saydığı biri idi. (Buhârî, F. Ashab/26, 27 no: , F. Kur’an/ no: 8),

Yemâme’de şehid oldu (H.12).

Ayrıca Hz. Ömer’in vefat etmeden önce yerine bir halife tayin etmesi istendiğinde Sâlim hayatta olsaydı hiç çekinmeden onu tavsiye edeceğini söylediği nakledildi. (Ahmed b. Hanbel, 1/20)  (Bkz: Özşenel, M. TDV İslâm Ansiklopedisi, 29/424

Ebû Abdillâh Nâfi‘ b. Hürmüz. Abdullah b. Ömer’in âzatlı kölesi, yani mevlası, tâbiî.

30 (650-51) yılı civarında doğduğu tahmin ediliyor. Horasan taraflarında küçük yaşta esir edildiği, ganimetlerin taksiminde Abdullah b. Ömer’in payına düştüğü veya onu satın aldığı rivayet edilmiştir. Abdullah b. Ömer’in himayesinde yetiştiğinden “Mevlâ İbni Ömer” (İbn Ömer’in âzatlısı) diye tanındı.

Abdullah b. Ömer daha sonra onu âzat etti. Otuz yıldan fazla onun yanında kaldı.

Nâfi‘ başta İbni Ömer olmak üzere pek çok sahabeden hadis rivâyet etti. H. 117 yılında öldü.

 

-Kur’an’da sözlük anlamıyla mevlâ:

Kur’an ‘mevlâ’ kelimesini, veli, dost, yardımcı, ni’met veren, koruyup kollayan, işini üzerine alan anlamında, yani sözlük manasıyla kullanıyor.

         يَوْمَ لَا يُغْن۪ي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـٔاً وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۙ

“O gün dost (mevlâ), dostundan (mevlâ’sından) bir şey savamaz, Ve onlara yardım da edilmez.”  (Duhân 44/41)

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟

Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez.

Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?” (Nahl 16/76)

Mevlâ aynı zamanda ‘evlâ’, en uygun olan, layık anlamına da gelmektedir.  

فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ

Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden bedel kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!” (Hadid 57/15)

Kur’an, mevlâ sıfatını olumsuz anlamda da kullanmaktadır. Zararı faydasından çok olan ve kendisine tapınılan putlara “ne kötü mevlâ” sıfatını veriyor.  

يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِه۪ۜ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَش۪يرُ

“O, zararı faydasından daha (akla) yakın olan bir varlığa yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur!” (Hacc 22/13)

 

-el-Mevlâ olarak Allah (cc)

Kur’ân-ı Kerîm’de vâlî ile velî kelimeleri dışında Allah’ın (st) insanların mevlâsı olduğu hususu onaltı yerde tekrarlanmaktadır.

Bu âyetlerin biri Hz. Peygamber’e, dokuzu müminlere, ikisi bütün insanlara yöneliktir.

Mevlâ; âyetlerin dördünde nasîr (yardımcı) kelimesiyle,

birinde hayrü’n-nâsırîn (yardım edenlerin en hayırlısı) şeklinde,

birinde yine nusret muhtevalı bir dua ile,

bir yerde alîm-hakîm,

iki âyette de hak ismiyle birlikte zikredilmiştir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, ‘mevlâ’ mad.)

Mevlâ ismi doksan dokuz esmâ-i hüsnâyı ihtiva eden rivayetlerde yer almamıştır.

İbn Hacer el-Askalânî, Kur’an’dan derlediği esmâ-i hüsnâ listesine mevlâ kelimesini de dahil etmiştir. (TDV İslâm Ansiklopedisi, 11/408)

İbnü’l-Esîr mevlânın yirmiye yakın mânasını sıraladıktan sonra çoğunun hadislerde geçtiğini söyler (en-Nihâye, ‘veliye’ mad. s: 978)

Çeşitli hadislerde mevlâ Allah’ın isimlerinden biri olarak geçiyor. “Allah bizim Mevlâ’mızdır” şeklinde. (Ahmed b. Hanbel, 4/293. Buhârî, Cihâd/164 no: 3039. Meğazi/17 no: 4043)

Bir hukuk terimi olarak bir hadiste; “Allah ve Rasûlü efendisi olmayanın velîsi ve efendisidir” buyurulmuş. (İbni Mâce, Ferâiz/9 nO. 27037. Tirmizî, Ferâiz/12 no: 2103)

 

-Mü’minlerin velisi/mavlâ’sı Allah’tır (cc).

Çünkü O, kullarının ihtiyaçlarını giderir, işlerini düzene koyar, onları ‘doğru yola’ iletir (hidayet verir), ona faydalı şeyleri emreder, zararlı şeyleri yasaklar, dünya hayatında ve ahirette onlara yardım eder. (Tabatabâî, M. H. el-Mizân, 10/89)

Bunu farklı ifadelerle beyan ediyor.

1.Müslümanlar için Allah’ın mutlak anlamda ‘Mevlâ’ oluşunu vurgulayarak;

وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ ﴿78﴾ ...  

“...Allah’a sarılın, O sizin mevlânızdır. O ne güzel Mevlâ, O ne güzel Vekildir.” (Hacc 22/78) 

Kur’an ‘mevlâ’ kelimesini Allah (cc) dışındaki dost ve yardımcı sayılan varlıklar hakkında kullanmakla beraber, ona daha çok Allah’ın (cc) bir sıfatı olarak yer vermektedir.

İnsanlara ‘Allah’ın mevlâ’sı denilemez, buna karşın ‘Allah mü’minlerin mevlâ’sıdır denilebilir.    

‘Veli’ ve ‘mevlâ’ sözcükleri Allah hakkında kullanıldığı yerlerde hemen hemen aynı anlama gelirler.

         وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ 

فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ

“Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şâhit olması, sizin de insanlara şâhit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size «müslümanlar» adını verdi.

Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın.

O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır.” (Hacc 22/78)

قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَـكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

“Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır. Sizin Mevlânız (yardımcınız) Allah'tır. O, bilendir.” (Tahrim 66/2. Ayrıca bkz: (Enfâl 8/40)

        

2.Allah’ın (cc), insanlar için gerçek mevlâ (dost, sahip ya da koruyucu) olduğunu vurgulayarak.

هُنَالِكَ تَبْلُوا كُلُّ نَفْسٍ مَٓا اَسْلَفَتْ وَرُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟

“Orada herkes geçmişte yaptıklarının ne olduğunu anlar. Artık onlar gerçek Mevlaları (sahipleri) olan Allah’a döndürülmüşlerdir. Uydurmakta oldukları şeyler (bâtıl tanrıları) da onları terkedip kaybolmuştur.” (Yûnus 10/30)

ثُمَّ رُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّۜ اَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ اَسْرَعُ الْحَاسِب۪ينَ

O, kullarının üstünde tek hâkimdir. Size koruyucu (melek)ler gönderir. Nihayet birinize ölüm gelince elçilerimiz onun canını alırlar, onlar (bu hususta) hiç geri kalmazlar.

Sonra o canlar, gerçek Mevlâ’ları olan Allah’a döndü(rülüp götü)rülürler. Doğrusu hüküm, yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur. »  (En’am 6/61-62)

3.İman edenlerin mevlâsı

Onlar Allah’tan gelen ölçüleri kabul edip, O’na her konuda itaat ettikleri için dünyada ve âhirette Allah onların Mevlâsıdır denilerek…

         ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟

Bu böyledir, çünkü Allah mü’minlerin mevlâsıdır (koruyucusudur). Kafirlerin ise mevlâsı (koyucusu) yoktur. »   (Muhammed 47/11)

         Kur’an, Allah’ın (cc) gerçek ve mutlak ‘Mevlâ’ olduğunu söylemenin yanın da Allah’ın aynı zamanda müslümanlar için en hayırlı sahip ve yardımcı da olduğunu ekliyor.

بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِر۪ينَ …

Ey iman edenler, eğer kâfirlere itaat edecek olursanız, sizi ökçelerinizin üzerinde geri döndürürler. Siz de zarara uğrayanlar olarak geri dönersiniz.

         Halbuki Allah Mevlâ’nızdır  (yâr ve yardımcınızdır), O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.” (Âli İmran 3/149-150)

        

4.Mü’minler her türlü çalışmayı yaptıktan sonra yalnızca Allaha güvenip tevekkül etmelidirler.

Onlar Allah (cc) için; “...O bizim mevlâmızdır...’ derler. 

قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

«De ki: “Allah, bizim için ne yazmış (takdir etmiş) ise ancak bize o ulaşır. Bizim sahibimiz (mevlâmız) O’dur” Mü’minler Allah’a dayansınlar. »  (Tevbe 9/51)

         Böylece onlar, Allah’ın kendileri için gerçek koruyucu ve yardım edici olduğunu ititraf ederler.  

        

       5.Allah onun mevlâsıdır denilerek

اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ

“Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilesiniz ki onun Mevlâsı (dostu ve yardımcısı) Allah, Cebrail ve mü’minlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır.” (Tahrîm 66/4)

‘Mevlâ’ kendisinden yardım umulandır.  

 

-Mevlânâ (bizim mevlâmız) olarak Allah (st) denilerek

قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

“De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.” (Tevbe 9/51. Ayrıca bkz. Bekara 2/286)

-Herhangi bir insana ‘mevlânâ’ denilebilir mi?

Mevlâ kelimesi, Kur’ân’da hem Allah için, hem de insanlar için kullanıldı.

وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَوْلٰيكُمْۜ نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ

“Fitne kalmayıncaya ve din temamen Allah’ın oluncaya kadar (size saldıranlarla) savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki Allah, ne yaptıklarını görmektedir.

Eğer dönerlerse, bilin ki Allah sizin Mevlâ’nızdır (sahibinizdir). O ne güzel sahib, ne güzel yardmıcıdır.” (Enfâl 8/39-40)

وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

“… Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” (Bekara 2/286)

يَوْمَ لَا يُغْن۪ي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۙ

“O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.” (Duhan 44/41) âyetinde insan için kullanılmıştır.

Buna göre “mevlâ” kelimesinin sonuna eklenen ve “bizim” anlamına gelen “nâ” zamiri ile birleşerek oluşan “mevlânâ” ifadesi; hem Allah hem Peygamber (sav), hem de insanlar için kullanılabilir.

Allah için “Mevlânâ” denildiği zaman “Rabbimiz, sahibimiz”; Peygamber veya insanlar için denildiği zaman ise “dostumuz” veya “efendimiz” anlamları kastedilmiş olur.

https://kurul.diyanet.gov.tr/tr/fetva/mevlana-kelimesi-ne-anlama-gelir-allah-peygamber-ve/0193c42d-419d-7980-ce92-51e1f75a4ea8

Ancak şu hadisteki uyarıyı dikkate almalı:

Mevlâ kelimesinin zıd anlamda ve çok yönlü kullanılışlara açık olması, yaratıklara olağanüstülük verme tehlikesinin bulunması sebebiyle olmalı ki Peygamber (sav) köle-efendi ilişkileri konusundaki şunu tavsiye etmiş:

“Hiçbiriniz kölesi için ‘kulum’ demesin, çünkü hepiniz Allah’ın kullarısınız; yalnız ‘benim adamım, elemanım (fetâ)’ desin. Köle de efendisi için ‘rabbim’ değil ‘efendim’ desin. Yine köle efendisine ‘mevlâm’ dememelidir; hepinizin mevlâsı azîz ve celîl olan Allah’tır.” (Müslim, Elfâz/3(14) no: 5875-5877)

 

-Kur’an’da evlâ kelimesi

Evla; en uygun, layık demektir.  Bir kaç ayette geçiyor.

اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاِبْرٰه۪يمَ لَلَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ وَهٰذَا النَّبِيُّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِن۪ينَ

“İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.” (Âl-i İmrân 3/68)

اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ

ثُمَّ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۜ

“Lâyıktır (o azap) sana, lâyık! Evet, lâyıktır sana (o azap) lâyık!” (Kıyâme 75/34-35)

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ مِنْكُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى 

بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ

“Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir. Allah'ın kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.” (Enfâl 8/75)

ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِياًّ

“Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.” (Meryem 19/70. Ayrıca bkz: Nisâ 4/135. Ahzab 33/6. Muhammed 47/20)