Muharrem ayının önemi, hak edeni muhterem yapması, hz. Hüseyin'in10 Muharem'de (Aşura günü) Kerbela'da şehit edilmesinde alınabilecek dersler konusunda bir online ders
Hüseyin K. Ece
23.06.2026 – 08 Muharrem 1448
Zaandam
87. Ders: MUHARREM AYI VE 10 MUHARREM’in (ÂŞÛRÂ’nın) HATIRLATTIKLARI
-Muharrem ayı
Ay (Kamerî) takvimin birinci ayı Muharrem’dir.
Muharrem sözlük manasıyla ‘haram kılınan, kendisine saygı duyulan’ demektir.
İslâm öncesi Araplar Muharrem’e Saferü’l-evvel derlerdi. Çünkü onlar yılın ilk altı ayından her iki aya aynı ismi verir, sonra onları birinci ve ikinci diye ayırırlardı. Yılın ilk iki ayına Saferân (yani iki safer) da demişler; sonra iki Safer’i ayırdetmek için birincisine ‘Saferü’l-Muharrem’ adını vermişler. Zaman içerisinde Safer ikinci ayın adı olarak kalmış, Muharrem de birinci ayın özel adı olmuş.
Aylar konusunda Rabbimizin hükmü şöyledir:
“Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru nizamıdır (yasasıdır). Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin…” (Tevbe 9/36)
Peygamber’in (sav) açıklamasına göre diğer haram aylar; Receb, Zülkâde ve Zülhicce’dir. Bkz: Buhârî, Meğâzi/77, Tevhid/24. Müslim, Kasâme/29)
O (sav), Veda haccında Mina’da verdiği hutbede, zamanın Allah’ın yerleri ve gökleri yarattığı günkü şekline döndüğünü açıklayıp, Muharrem ayının haram aylardan biri olduğunu belirtmiştir. (Buhârî, Bed’yü’l-Halk/2. Ebû Dâvûd, Menâsik/67)
Allah (cc) haram aylara hürmet edilmesini istiyor.
“Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakilerle beraberdir.” (Bekara, 2/194. Ayrıca bkz: Bekara 2/217)
Muharrem de saygı duyulması gerekli olan aydır.
Edepsizliğin, şirretliğin, zulmün, saldırganlığın, haddi aşmanın haram olduğu, insanlara, onların haklarına, onların dokunulmazlıklarına daha fazla saygı gösterilmesi gereken, ya da bu saygının öğrenilmesinin mümkün olduğu aydır.
-Muharrem ayı muhterem yapar
Kimleri mi? Allah’ın haramlarına dikkat edenleri, Allah’ın dokunulmasını haram kıldığı şeylere, haklara hürmet edenleri, Allah’ı sembollerine saygı duyanları muhterem yapar.
Kim, hürmete layık olanlara saygı duyarsa, onların hakkını verirse, onları severse; muhterem olur, saygı duyulmaya hak kazanır. Çünkü saygı gösteren saygıyı hak eder.
Allah’ın haram kıldığı cürümleri işleyenlerde değerlilik, kerem, izzet kalmaz.
Hak katında derece kazanmanın yolu Hakka itibardır. O’nun emir ve yasaklarına (haramlarına) dikkat etmektir. Bu da kişiyi muhterem (saygın) yapar. İnsanların haklarına riayet edenler de onların yanında saygınlık kazanırlar.
Kendisi muharrem olduğu gibi, muhterem olma, mahrem olan, yani bize haram kılınan şeyler konusunda titiz olma bilinci kazandırır.
-10 Muharrem ile ilgili hadisler
Tarihimizde ve kültürümüzde bir 10 Muharrem gerçeği var.
Abdullah ibni Abbas’ın anlattığına göre Rasûlüllah (sav) Medine’ye hicret edince oradaki yahudilerin Muharrem’in onuncu günü oruç tuttuklarını gördü. Sebebini sorunca; “Bu gün Allah’ın (cc) Firavuna karşı hz. Musa’ya yardım ettiği gündür. Biz ona saygı olsun diye oruç tutuyoruz” dediler. Bunun üzerine Peygamber (sav):
"Biz Musa’ya sizden daha yakınız” buyurdu ve (müslümanlara) âşûrâ orucunu emretti. (Buhârî, Savm/69 no: 2004, Tefsir/20 no: 4728, Menâkıbu’l-Ensâr/52 no: 3943. Müslim, Sıyam/127 no: 1130. Ebû Dâvûd, Sıyam/64 no: 2444. İbni Mâce, Sıyam/41 no: 1724. Ahmed b. Hanbel, 2/359-360)
Ahmed b. Hanbel’in rivâyeti ise şöyle: Abdullah b. Abbas’tan. O Rasûlüllah’ın şöyle dediğini nakletti: “Âşûrâ günü oruç tutun ve yahudilere muhalefet edin. Âşûrâ’dan bir gün önce veya ondan bir gün sonra (iki gün) oruç tutabilirsiniz.” (Ahmed b. Hanbel, 1/316 no: 2159)
Hatta Mekke müşrikleri bile Âşûrâ gününü biliyor ve oruç tutuyorlardı.
Aişe’den (r. anhâ) gelen bir rivâyete göre o şöyle demiştir: “Câhiliyye zamanında Kureyş on Muharrem’de oruç tutarlardı. Peygamber de oruç tutardı. Hatta Medine’ye hicret ettikten sonra da bu oruca devam etti ve insanlara tutmalarını tavsiye etti. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra âşûrâ orucunu bıraktı. Bundan sonra dileyen onu tuttu, dileyen terketti.” (Tirmizî, Savm/49 no: 753. Ebû Dâvûd, Sıyam/64 no: 2442. Buhârî, Savm/69 no: 2001-2002. Ahmed b. Hanbel, 6/29-30)
"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını ümit ediyorum." (Tirmizî, Savm/7)
Abdullah ibni Ömer (ra) demiş ki: “Câhiliyye zamanında da âşûrâ günü oruç tutardık. Ramazanla ilgili âyet nâzil olunca Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Âşûrâ günü Allah’ın günlerinden bir gündür. Dileyen onda oruç tutsun, dileyen tutmasın.” (Ebû Dâvûd, Sıyam/64 no: 2443. Ahmed b. Hanbel, 2/57, 143)
Hadiste geçtiği gibi on Muherrem de Allah’ın diğer günleri gibi bir gündür. Ne bir eksik ne bir fazla...
Hz. Hüseyin’in şehâdeti o güne tesadüf etmiş...
Lakin abartmayı seven ve öteden beri uyduruk anlatıları gerçek zanneden anlayış tarihte pek çok olayın 10 Muharrem’de olduğunu naklediyor.
Bu anlatılanlar da son yıllarda sosyal medyada gerçekmiş gibi, bu günün faziletiyle ilgili paylaşılıyor.
Mesela bir paylaşım şöyle diyor.
“Muharrem ayını diğer aylardan onu faziletli hale getiren hususlar içerisinde ve bilhassa onuncu gününde cereyan eden hâdiseleri Peygamber (asm) hadis-i şeriflerinde şöyle açıklamıştır” diyor ama temel hadis kitaplarından kaynak vermiyor ve 14 madde sıralıyor.
Güya Âdem’den beri bu 14 önemli olay 10 Muharrem’de olmuş.
Bir diğer paylaşım ise; “Cenâb-ı Hak, bu mübarek günde on peygamberine on büyük ihsanda bulunmuştur” diyor ve on madde sıralıyor. Yine kaynak yok...
Bu iddiaları sıralayanlar ve paylaşanlar Rasûlüllah adına hadis uyduruyorlar.
Bu uydurmaların değerlendirmesini bir başka dersimizde yaptık. O dersin notlarını kişisel sitemizde bulabilirsiniz.
https://www.huseyinece.com/index.php/dersler/3108-2026-i-lmi-i-kli-mi-n-yolculari-10-muharrem-ay-ve-asura-guenue-ne-kadar-oenemli
-Aşure tatlısı
Aşure tatlısının da 10 Muharremle ilgisi yoktur, tümüyle kültüreldir ve hz. Nuh’la ilgisini kurmak ise isbata muhtaçtır.
Ancak aşure gününü hatırlattığı için ve hediyeleşme açısından (bize göre) güzel bir gelenektir..
-Kerbelâ olayı
Yukarıda sıralan 14 madde içerisinde bir doğru var. O da Hüseyin (as) bir 10 Muharrem’de, 72 yârânıyla birlikte Kerbelâ denilen yerde hunharca şehid edilmeleri bilgisi...
Bilindiği gibi 10 Muharem’i Âşûrâ günü yapan Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesidir.
İslâm tarihinin en hazin, en acıklı ve en haksız bir insan katletmenin gerçekleştiği gündür on Muharrem. O gün diğer olayları gölgede bırakacak kadar müslümanların hafızasına kazılmış hüzün ve matem günüdür.
Muharrem haram aylardan biridir. Yani savaşın yasak olduğu bir zaman. Ancak iktidar hırsı, dünyalık tutkusu ne Muharrem, ne haram dinliyor.
Ne yazık ki iman iddiasında bulunan bir grup, yani o günün iktidar güçleri, Muharrem’e saygı duyması gerekirken tam tersine Hz. Peygamberin evlatlarını bir 10 Muharrem gününde Kerbelâ’da öldürmekten çekinmediler.
-Bu olaya farklı açılardan nasıl bakılabilir? Ya da bu olayı günümüze nasıl taşıyabiliriz?
Ben bu olaydan almamız gereken derslere dikkat çekmek istiyorum. Hüzünlenmek, acayip hareketlerle, hatta kendine eziyet ederk matem tutmak, gözyaşı dökmek, karşı tarafa lânet okumak oluyor da, sonuçta bize iman, cihad ve takva açısından ne kazandırıyor? Ona bakmak gerekir.
Bize göre Kerbelâ olayından dokuz önemli ders çıkarabiliriz.
Birincisi; Zalimleri ve mazlumları tanımak
Zalim, açıkça hakkı çiğneyen, başkasına haksızlık yapan, hakkı ait olduğu yere değil de başka bir yere koyan, Allah’ın koyduğu ölçüleri tanımayan demektir. Aynı zaman da Allah’ın indirdikleriyle hükmeyenlerdir. (Mâide 5/45)
Mazlum, zalimin zulmüne boyun eğmeyendir.
Kerbelâ olayı bir taraftan zulmün sınır tanımaz cürmünü gösterirken, bir taraftan mazlum konumundaki Hz. Hüseyin ve taraftarlarının örnek tavrını da önümüze koymaktadır.
“Bu ümmet zalime zalim deme cesareti göstermediği zaman kıyâmeti bekle.” (Ahmed b. Hanbel, 2/190)
“İnsanlar zalimi görüp de elini (zulümden alıkoymayacak olurlarsa), aradan fazla zaman geçmeden, Allah’ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır.” (Tirmizî, Fiten/8, Tefsir 5/17. Ebû Dâvûd, Melâhim/17. İbni Mâce, Fiten/20. Ahmed b. Hanbel, 1/25. Bir benzeri: Ahmed b. Hanbel, 2/221 6528)
Hz. Hüseyin, zalime “sen zalimsin!” deme cesareti gösteren yiğitlerden biridir.
Bize de sanki; “siz de zalimi tanıyın ve ona zalimsin deme cesareti gösterin” demektedir.
İkincisi; tuğyan karşı tavır almayı öğrenmek
Burada Allah’ın ölçüleri dururken işine gelen ölçüleri esas alan, azan, yani tuğyan eden bir gürûha karşı nasıl bir tavır sergilenmesi gerektiğini görüyoruz.
Bu olayda savaş, döğüş, isyandan önce Hz. Hüseyin’in yüreğindeki kıyama, yanlışa teslim olmama, zalimi ve Vahya uymayan uygulamaları kabul etmeme tavrına dikkat etmemiz gerekiyor. Zaten Hz. Hüseyin yüreğinde o kıyamı yaşamasaydı, kalbine o onuru yerleştirmeseydi Kerbelâ’ya gidemezdi.
Tuğyana tavır almak şu hadiste öğretilen İslamî sorumluluktur.
"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman/78. Tirmizî, Fiten/11. Nesâî, İman/17. İbni Mâce, Fiten/20)
Üçüncüsü; Sâdıklarla birlikte olmayı öğrenmek
وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُوْلَـئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَـئِكَ رَفِيقاً {69}
“Kim Allah'a ve Rasûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisâ 4/69)
Hz. Hüseyin ile birlikte canlarını verenler sâdık, hatta sıddîk bir insanla birlikte olduklarının farkında idiler.
Bize de aynı mesaj ulaşıyor. Ey mü’minler! Siz de geçmişte ve zamanızdaki sâdıkları sevin, onların ahlâklarını benimseyin, destekleyin, birlikte olun deniliyor.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
ا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ {119}
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe 9/119)
Kişi sevdiği beraberdir. Bir bedevi Peygambere (sav):
-“Ey Allahın Rasûlü “Meta’a’s-sâatü? Son saat ne zaman?” diye sordu. Bunun üzerine Rasûlüllah:
-“Mâ adette lehâ-Kıyâmet için ne hazırladın?”
-“Hubballâhi ve Rasûlihî-Allah ve Rasulü’nün sevgisini.” (Bunun üzerine) Rasûlüllah şöyle buyurdu:
-“Ente mea men ahbebte-Sen sevdiklerinle berabersin.” (Riyâzus-Salihîn, s: 282. 45.Bab)
“...Kim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur, beni seven de cennette benimle beraberdir” (Tirmizî, Edeb/63)
Dördüncüsü; Zalimlere yanaşmanın tehlikelerini öğrenmek
وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ {113}
“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” (Hûd 11/113)
Zalimlere yanaşmak sevgi, bir şekilde destek olmak, ittifak kurmak, savumak, çıkar beklemek şeklinde olur.
Kur’an, bırakın zalim olmayı “zalimlere yanaşmayın bile, sonra ateş bu dünyada da, öte dünyada da size dokunur” diyor.
O ateşinn de nasıl olduğunu kimse bilemez.
Beşincisi; asabiyyenin zararlarını görmek.
Asabiyye, haksız tarafgirlik demektir. Siz buna “ırkçılık, fanatiklik, kabilecilik, kavmiyyetçilik, grupçuluk, mezhepçilik” deyin farketmez.
Haksız da olsa kendi adamını tutmak, kendi tarafının çıkarı için başkasını hor görmek, aşağılamak, ezmeye çalışmaktır.
Ne yazık ki Vahyin gelişi ile yasaklanan asabiyye duygusu emevilerle yeniden hortladı ve tarihin en acı katliamının yapılmasına yol açtı.
O berbat asabiyye kılıf değiştirerek maaslesef hâla yaşıyor. Hem de İslâm ülkeleri de dahil bütün ülkelerde, müslümanlar arasında bile...
Artık ilişkilerde ölçüler hak ve adalet, hakkaniyet ve din kardeşliği, Allah’ın takdiri ölçü değil; kabile, ırk, cemaat ve tarikat taasubu, taraftarlığı ölçü...
-Asabiyye ile ilgili iki hadis:
“Irkçılığa (asabiyyeye) çağıran Bizden değildir; ırkçılık için savaşan Bizden değildir; ırkçılık üzere, asabiyye uğruna ölen Bizden değildir." (Müslim, İmâre/53, 57 no: 1850. Ebû Dâvud, Edeb/121. İbn Mâce, Fiten/7 no: 3948. Nesâî, Tahrim/27-28. Bir benzeri: Ebû Dâvud, Edeb/112)
Rasûlullah’a (sav) soruldu: "Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini) sevmesi asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılır mı?" O şöyle cevap verdi:
-"Hayır. Lâkin kişinin zulümde kavmine yardımcı olması asabiyettir (kavmiyetçiliktir)." (Ahmed bin Hanbel, 4/107, 160. İbn Mâce, Fiten/7 no: 3949)
Altıncısı; Gerçek kazanç ve gerçek kayıbı öğrenmek.
Söz de emevî saltanatı kazandı, galip geldi... O günün iktidar sahipleri bir isyanı daha bastırdık, hak ettikleri cezayı verdik diye zafer çığlıkları atmışlardır.
Ama gerçekte kim kazandı? Katiller mi, şehitler mi? Hz. Hüseyin mi, yezid mi?
Bundan sonra kim kazanacak? Hz. Hüseyinden yana olanlar mı, yezidlikten yana olanlar mı?
Âdem ilk katil oğlu da cinayeti işlediği zaman kazandığını zannetmişti. Ancak Kur’an hükmüne göre sonsuza kadar zarar edenlerden oldu.
Günümüzde acımasızca zulmedenler, katliam yapanlar, yakıp yıkanlar kendilerine göre kazanıyorlar. Gerçekte kazanıyorlar mı, azaplarını mı artırıyorlar?
Zamanımızdaki bütün kâr ve zarar hesaplarına bir de bu açıdan bakmak gerek. Şimd insanlara kâr gibi görünen nice şey, gerçek acı bir kayıp olabilir.
Yedincisi; Allah için sevmeyi ve Allah için buğzetmeyi öğrenmek
Allah için sevmek imandır, imanın kemalindendir.
“Amellerin/işlerin en faziletlisi, Allah için sevmek ve Allah için kızmaktır.” (Ebû Dâvûd, Sünnet/2 no: 4599)
"Allah için sevip Allah için buğzetmedikçe, imanınız kemâle ermez." (Ebû Dâvûd, Sünne/15. Tirmizî, Kıyâme/60. Ahmed b. Hanbel, 3/438-440)
"Allah'a ve âhiret Günü'ne İman eden, ama aynı zamanda babalan, oğulları, kardeşleri, yahut (öteki) akrabaları bile olsa, Allah'a ve Elçisi'ne karşı çıkanları seven bir toplum göremezsin..." (Mücadele 58/22)
"...Kişi sevdiği ile beraberdir." (Buhârî, Edep/96. Müslim, Birr/165; Tirmizî, Zühd/50. Darimî, Rikâk/71. Ahmed b. Hanbel, 1/392, 3/104, 109, 110, 165, 4/107. v.d.)
Bu manada çok sayıda hadis kaynaklarde geçiyor.
Görüldüğü gib Rasûlüllah (sav) sevip nefret etmek ile iman arasında bir bağ kuruyor. Demek ki Allah için sevmek, Allah için buğzetmek imanın gereğidir.
Allah için sevenler hesap peşinde değillerdir. Onlar hasbidir; içten, samimi, fekakârdırlar. Hz. Hüseyin kimi, neyi, ne kadar sevmemzi gerektiği öğretti. Allah için sevmenin bedelini gösterdi.
Onun yanında olanlar onu Allah için sevdikleri için uğrunda can verdiler.
Müslümanlar Hz. Hüseyin’i Allah için severler. Zira onda sevilecek çok şey var. Onun katillerine de kabile, tarafgirlik tassubuyla değil; Allah için buğzederler. Zira onlar bunu hak etmişlerdi.
Sekizincisi; müslümanlardan zalim olabileceğini öğrenmek
Evet müslüman olduğu hâlde kim haksızlık yaparsa, kim başkasının hakkına tecavüz ederse, eziyet ve işkence ederse, Allah’ın haramlarını rahatlıkla çiğnerse; Kur’an’ın hükmüyle o da zalim olur.
Kerbelâ olayında bu zalim müslümanların örneğini görüyoruz.
Dokuzuncusu; gerçek özgürlüğü öğrenmek.
Gerçek özgürlük hakka teslim olmaktır. Hz. Hüseyin bunu yaşadı ve gösterdi. İnsanların hükmüne tabi olma esaretin ta kendisi idi.
Ona göre seçtiği özgürlük o kadar önemli idi ki, uğrunda can vermeye değerdi.
Bugün uğrunda can vermeye değer özgürlükler bulmalı.