-Kurban olayı
Kurban olayı, tarihten günümüze kadar insanların baş vurdukları bir ibadet, bir âdettir. İslâmın bâtıl dediği bir çok dinde ‘kurban’ ibadeti vardır.
İslâm, tarih öncesinden günümüze gelen bu ibadeti kaldırmamış, ama O’nu asıl olması gereken şekle sokmuştur.
Başkaları kurbanı bir korkunun, bir çekinmenin, bir sığınmanın ihtiyacı olarak, tanrıların gazabını (öfkesini) dindirmek üzere verirlerdi. Kimileri de kurbanları tanrılarının yiyeceği sayarlardı.
Batıl dinlerde çeşitli hayvanlar, bitkiler, içkiler, eşyalar, hububat kurban edilirdi.
İslâm öncesi cahiliyye döneminde çocukların, köle ve esirlerin putlara kurban edilmesi âdetinin zayıf da olsa izlerine rastlanmakla birlikte[1] putlara hayvanların kurban edilmesi daha yaygındı.
Câhiliye Arapları, belli zamanlarda veya önemli kabul ettikleri olaylar vesilesiyle gerek Kâbe’deki gerekse diğer bölgelerde putlara olan bağlılıklarını göstermek, onlara yakınlaşmak amacıyla deve, sığır, koyun, ceylan gibi hayvanları keserek kanını onların üzerine döker, kurbanı parçalayıp putların üzerine bırakır, yırtıcı hayvanların ve kuşların onları yemesini beklerlerdi.
Ayrıca faydası olur diye mezarların başında veya cinlerden korunmak amacıyla kurban keserler, ayrıca yeni doğan çocuk için akîka kurbanı kesilerek ziyafet verirlerdi.
Bereket getireceği beklentisiyle ‘fera’ veya fer’a’ adını verdikleri deve veya koyunun ilk doğan yavrusu, Receb ayının ilk on gününde ‘atîre’ adı verilen koyun putlar için kurban edilirdi.
İslâm bütün bu yanlış anlayışları kökünden kaldırdı. Kurban ibadetini Tevhid inancına ve İbrahim’in (as) sünnetine uygun olarak ihya etti.[2]
Kur’an’a göre putlar için kurban kesmek şirktir. Bu şekilde kesilen hayvanlar da murdardır (pistir). (Bkz: Bekara 2:173. Mâide 5:3. En‘âm 6:121, 145. Nahl 16:115)
Cahiliyye Araplarının ‘akîka kurbanı’ âdeti ana hatlarıyla İslâm döneminde korunmuş, ‘fera’ ve ‘atîre’ adeti de yasaklanmıştır.
“(İslâm’da) ne fera‘ ne de atîre vardır.” ‘Fera’, mahsul öncesi tağutlara kesilen kurban, atîre de, Recep ayında kesilen kurban...[3]
İslâmda kurban ibadeti, Allah’a yaklaşmanın, O’nun sevgisini kazanmanın, malı O’nun yolunda harcamanın, O’nun verdiği ni’metlerle sevinmenin bir aracı hâline getirdi. O’na ait olanı yine O’na gönül rızası ile vermenin, fedakârlığın ve teslimiyetin ve ruhu dindirmenin (sekine’nin) bir sembolüdür.
“Arapça’da maddî ve mânevî her türlü yakınlığı ve yakın olmayı kuşatacak bir anlam alanına sahip olan ‘kurban’ kelimesi dinî terminolojide kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak, yani ibadet (kurbet) amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.”[4]
İbrahim (as) ile devam ettiğini Kur’an’dan öğreniyoruz. (Mâide 6:27. Sâffât 37:102-108)
Rasûlüllah’ın (sav) Medine hayatında Hicretin ikinci yılında gücü yeten müslümanlara meşru kılınmıştır.
“Biz her ümmete kurban kesmeyi meşrû kıldık ki kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar. Sonuç itibariyle hepinizin mâbudu tek bir tanrıdır. Şu halde yalnız O’na teslimiyet gösterin. Sen de Allah’ın buyruklarına içtenlikle teslimiyet gösteren kimseleri müjdele.” (Hacc 22:34)
Aişe’nin (r.anhâ) naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi:
“Âdemoğlunun, Kurban bayramının birinci günü yaptığı işlerin Allah’a en sevimli olanı, (kurban) kanı akıtmaktır, (O gün Allah katında bundan daha sevimli bir amel yoktur.) Kıyâmet günü o kurban, boynuzları, tırnakları ve kıllarıyla gelir. Kurbanın kanı da, henüz yere düşmeden Allah’ın rızâsına nâil olur ve kabul edilir. O hâlde, kurbanlarınızı gönül hoşnutluğu ile kesin!”[5]
Ebû Hüreyre’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse, bizim mescidimize yaklaşmasın!”[6]
Mıhnef b. Süleym “Biz Nebi ile Arafatta vakfede iken şöyle dedi”: “Ey insanlar! Her sene her bir ev halkına kurban kesmek gerekir.”[7]
-Kurban ibadeti Allah’ın sembollerindendir
Kur’an şöyle buyuruyor:
“İri cüsseli hayvanların (bedene’lerin) kurban edilmesine gelince, Biz onu sizi için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın sembollerinden (şeâirullah’tan) biri olarak (ibadet) kıldık…” (Hacc 22:36)
Allah (cc) kurban kesmeyi iman eden eden bütün ümmetler için bir ibadet eylemi olarak emretmiştir. Böylece eti yenen hayvanları keserken Allah’ın adını ansınlar diye…
“Ve Biz her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldı ki, bu vesileyle O’nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın ismini ansınlar.
Bakın sizin ilâhınız tek bir İlâh’tır; o halde yelnız O’na teslim olun! Ve (sen de Peygamber); O’na yürekten boyun eğenleri (O’nun rızasıyla) müjdele..” (Hacc 22:34)
Kurban, varlığın sahibi Allah’ı tanımayı ve O’na yönelişi sembolize eder. İnsanın emrine verilen maddelerin (mülkün), dünyalıkların, rızık araçlarının yine O’na ait olduğunun farkına varmaktır. Yeri gelince de bu maddeden O emrettiği için vazgeçebilmedir.
Varlığın sahibine yaklaşmak (kurban-takarrub) ancak ihlas ve semimiyetle, ayrıca O’nu gereği gibi sevmekle olur.
Kurban, her şeyden önce sevilen, elde edilmek için emek ve para verilen, zaman ve ömür harcanan, değerli dünyalıklardan bir kısmını sevdiği Allah için feda edebilmenin bir göstergesidir.
Bu anlayış ve bilinç iman eden kişiyi başka şeyleri de Allah yolunda fedâ etme fedakârlarına götürür.
Kurban; kime, ne ve niçin adadığının farkına varmak, adak ettiğinden ulvi bir amaç uğruna vazgeçebilmektir. Bu adak, bu vazgeçme şüphesiz değerlidir. Mü’minin hayatında olumlu etkisi vardır. Allah’ın varlığını ve er-Rakîb oluşunu, kendisinin bu Yüce Kudret’in murakabesi altında olduğunu hatırlatır.
Kurbanın vesile olduğu Bayram, müslümana âhirette –ki mü’min için asıl bayramdır- Rabbiyle buluşmayı hatırlatan zamandır.
Kur’an, kurbanların insanların emrine âmâde kılındığını söylüyor. (Hacc 22:36-37) Bu emre âmâde kılmak insanın yaratılmışlar arasındaki şerefini gösterdiği gibi varlık hiyerarşisindeki yerine de işaret eder. Yani varlıkta bir düzen ve bir sıra vardır. Kurban kesen kimse sanki bu ilâhî düzene de saygı gösterdiğini ifade etmiş olur.[8]
Kurban ibadeti de Allah’ın, insanlar için nice hayırlar yarattığı sembollerden biridir.
Öyleyse kurban ibadetine saygı göstermek, gereğini yapmak, kurban ibadetiyle şuurlanmak, onunla varlık hiyerarşisini anlamak; Allah’ın sembollerine, dinin nişânelerine, varlık için konulan yasalara, insan için takdir edilenlenlere bir saygıdır.
-Âdem’in oğullarının kurbanı
Âdem’in (as) iki oğlunun Allah’a sundukları şey de ‘kurban’ kelimesi ile anlatılıyor.
“Onlara, Âdem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti.
Kabul edilmeyen; "and olsun seni öldüreceğim" deyince, kardeşi: "Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder" demişti.” (Mâide 6:27)
Burada hem kurban ibadetinin ilk örneğini, hem de bu ibadetin arka planındaki hikmeti görüyoruz.
Âdem’in çocuklarının kurban sunma olayının sebebi Kur’an’da anlatılmıyor. Ancak yorumcular kendilerine göre pek çok ihtimalden bahsediyorlar. Bir kısmı da olayı ikiz kız kardeş (tev’eme) ile evlenme isteğine bağlıyorlar. Bunları isbat etmenin imkanı yok...
Kaldı ki âyet kardeşlerden birinin sözüne dikkat çekiyor ve diyor ki:
“Allah, ancak muttakilerin kurbanını kabul eder.”
Bu âyetle Hacc 22:34 arasında bir bağlantı vardır. Kurbanların etleri veya kanları değil, hakkıyla ibadet eden kulların samimiyeti (takvası) Allah’a ulaşır.
İnsan için 'Allah'tan korkup-sakınmak', hayatı ve ahlâkı düzenlemenin eksenidir. Kötülükler ancak bu inançla önlenebilebilir.
İlk katilin çekemediği şey mümkün ki 'öldürülen kardeşteki' takva (korkup-sakınma) duygusudur. Bir başka deyişle âlemlerin Rabbine teslim oluş fikridir. Allah'ın ölçülerine göre yaşama imanıdır. Ya da ilâhi vahye uyma tavrıdır.
İşte iblisin istemediği de budur. Bu tavır, bu anlayış ölürse, ya da bu anlayışta olanlar yok olursa iblise ve kabillere gün doğacaktır.
Yani yok edilmek istenen Habil'in bedeni değil, onun temsil ettiği bu anlayıştır, onun Tevhide bağlılığıdır.
Her iki kardeşin neye/kime kuvvetli bir biçimde bağlı olduklarını ortaya koyan ölçü Allah’a adadıkları ‘kurban’ idi. Bu kurban adama olayı ‘Allah’a yakın olma’ bilinci belli edecek bir mihenk taşı idi.
Bu aynı zamanda Kur’an’ın muhataplarına da bir uyarıdır. Kim, neyi, ne kadar ve hangi amaçla adarsa, onun karşılığını kazanır.
-İbrahim’in kurbanı
İslâm’da kurban kesme ibadetinin İbrahim (as) ile başladığını Kur’an’dan öğreniyoruz:
"Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek bir çağa gelince (İbrahim ona): ‘Oğlum, gerçekten ben seni rü’yamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun?’ dedi. (Oğlu İsmail) dedi ki:
‘Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.
Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu yanı üzerine yatırdı.
Biz ona Ey İbrahim! diye seslendik.
Gerçekten son rüyayı doğruladın. Hiç şüphesiz biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.” (Sâffât 37/102-108)
Burada bir kaç önemli nokta bulunmaktadır:
1-İbrahim’in (as) rü’yası sıradan bir rü’ya olmayıp, peygamberlere bazen rü’ya yoluyla indirilen vahiydir.
2-İbrahim oğluna; “seni rü’yamda kesiyorken (kurban ediyorken) gördüm” dedi. Bu da maksadın insandan kurban adama gibi bir şey olmayıp, bir deneme (imtihan) olduğunu gösterir. Zira insandan kurban etme anlayışı ilâhî dinlerin esaslarına ve anlayışına uymaz.
3-Burada inanan bir insanın en sevdiği şeyi Allah yolunda feda edebilmesini görmekteyiz. İbrahim (as) bu zorlu imtihan ile başbaşa kalmıştı.
İsmail (as) ise kendi canını isteyerek Allah yolunda vermenin sınaması karşısında idi. O da hiç tereddüt etmeden boynunu Allah’ın emrine teslim etti. Her ikisi de imtihanı kazanınca, Allah da onlara “büyük bir kurbanı” fidye olarak gönderdi. Ama bu kurbanın ne olduğunu Kur’an açıklamadığı için biz bilmiyoruz. Bu konuda ve İsmail’in kurban edilmesi ile ilgili detaylıca anlatılanlar tahminden öteye geçmez.
4-Bu olaydan önce İbrahim (as) bir kaç denemeden daha geçirilmiş, o da her birinden başarı ile çıkmıştır. Nitekim Kur’an buna işaret ediyor ve İbrahim’in insanlara imam (önder/rehber) kılındığını haber veriyor. (Bakara 2/124 )
5-Hz. İbrahim’in güzel davranışları ve bilinçli kulluğu, Kur’an’da onun ‘muhsin’ olarak anılmasına sebep olmuştur. Muhsin ihsan sahibi demektir. İhsan ise; yaptığı işi güzel ve sağlam bilgi/bilinçle yapmak, yaptığı her işi güzel yapmak, Allah’ı görüyor gibi ibadet etmektir.
Bir başka deyişle ihsan; selim akılla hareket etmek ve iyilik yapmaktır. Bu iyiliğin kapsamı her türlü ibadetten insanlara iyi davranmaya, iyilik yapmaya kadar oldukça geniştir.
6-Kur’an, İbrahim’in bu davranışını örnek olarak verirken bütün müslümanlara ibadetlerde ve dünyalık bütün işlerde ihsan ahlâkı üzere davranmayı tavsiye etmektedir.
Her alanda selim akılla hareket etmek, güzel işler yapmak, ya da işleri güzel yapmak; mantıklı davranmak, neyi nasıl yapması icap ettiğini bilip buna göre yapmak müslümanın karakteri olmalıdır.
7-Kurban ibadeti bir taraftan İbrahim’in ve hz. İsmal’in teslimiyetini hatırlatırken, bir taraftan da inanan kimsede Allah’a yakınlığın zirvesini sembolize eder. Nitekim kurban, müslümana Allah için yaptığı bütün işlerde diri bir bilinç, üstün bir fedakârlık ve canlı bir yakınlık hissi kazandırır.
8-Kurbanla ilgili âyetler, bilinçli şekilde kurban kesmeyi ve ihsan sahibi olmayı öne çıkarıyorlar. Zira kurban da dinin şiarlarındandır, yani müslümanlığın sembollerindendir. Bu sembollere saygı, müslümandaki takva bilincinin, yani bir anlamda ihsan anlayışının sonucudur. (Mâide 5:2. Hacc 22:36)
9-Kesilen kurbanların etleri ve kanları değil, mü’minlerin takvasının Allah’a ulaşacağı vurgusu (Hacc 22:34), kurban ibadetindeki asıl amacı haber veriyor… Allah’tan korkup çekinmek, Allah’ın murakabesini unutmamak, sorumlu davranmak bilinci…
10-Bunun sonucunda yine muhsinlerin (ihsan sahiplerinin) müjdelenmesi, bilinçle yerine getirilecek kurban ibadetinin kazancı ortaya çıkmaktadır.
-İsmail’in (as) teslimiyetinde de altı tane önemli mesaj var
1-Mülk Allah’ındır. Öyleyse o mülkü dilediğine verir, dilediğinden alır. (Âli İmran 3:26) İnsan da Allah’a aittir. Dilediğini dünyaya getirir, dilediğini dilediği zaman buradan alır. (Yûnus 10:56. A’raf 7:158. Bekara 2:258) Öyleyse iman edene düşen bu ilâhi takdire razı olmaktır.
2-Allah (cc) el-Hakîm’dir. Her şeyi hikmetle ve bir sebebe bağlı olarak yaratır. Hz. İsmail’in kurban aracı seçilmesi de bu hikmete göredir.
Allah hakkında böyle bir ma’rifeti olan, Allah’ın takdirinden şikayet etmez, razı olur.
3-Peygamberler Allah adına yalan söylemezler, yanlış yapmazlar. İbrahim (as) Allah’tan aldığı vahiy ile hareket etti. Muhtemel ki bunu bilen İsmail de babasına itiraz etmedi.
Müslümanlar Peygamber Hz. Muhamamd’in (sav) pozisyonu hakkında aynen böyle düşünmeli...
4-Mü’min kurbanla, varlık hiyerarşisini Allah’ın koyduğunu, bu hiyerarşideki yerini ve haddini bir daha hatırlar.
“Haddini bilmek gibi irfan olmaz”, “kendi sınırını bilen, başkalarına ait sınırlara daha çok dikkat eder” sözlerinden hareketle haddini tecavüz edip zalim olmaz.
5-Kurban ibadeti müslümana Allah’a ait mülkten insan olarak, O’nun izniyle ve O’nun adıyla istifade edebilmeyi hatırlatır.
Bundan dolayı o kurbanı Allah için ve O’nun adıyla “bismillahi allahu ekber” diyerek keser.
6-Kurban takvayı ve ihsanı hatırlatır. Yani Allah’a sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi, O’nu görüyormuş gibi O’na ibadet etmeyi...
Allah’a hesaba katarak hareket edenler, eninde sonunda kazanırlar.
“İsmail’i Kurban eden İbrahim’in üzerinden mü’minlere şu mesajı iletir: Allah istiyorsa, hemen verin! Zira Allah almak için değil vermek için ister.”[9]
-“Ve Rabbin için kurban kes”
Allah (cc) Kevser Sûresinde Rasûlüllah’a (sav) hitaben şöyle buyuruyor:
“Gerçek şu ki, Biziz san her türlü hayrı (Kevser’i) bahşeden:
O halde namazı da, kurbanı da yalnız Rabbine tahsis et!
Bir başka gerçek de şu ki; (hayırdan) temamen kesilip kopmuştur senden nefret eden.” (Kevser Sûresi)
Buradaki ‘ve’nhar’ fiilinin aslı olan ‘nahr’ göğüste gerdanlıkların konulduğu yer, boyun demektir. Deveyi boğazından kesmek, yani kesmek üzere eli devenin boynuna koymak, boğazına vurmak anlamına gelir.[10]
Bu kesim şekli deveye mahsustur. Deve ayakta iken ön ayaklarından biri bağlanıp boynundan boğazlanır ki buna ‘nahır’ denir. Sığır ve davar cinsi üç ayağı bağlanıp yerde boğazlanır ki bu kesim şekline de ‘zebih’ denilir.
Bu âyetteki ‘ve’nhar’; kurban kesmek manasında anlaşıldığı gibi, ellerini göğsüne kaldırıp tekbir almak şeklinde de anlaşılmıştır.[11]
“Rabbin için namaz kılıp kurban kes…”
Yani hem Rabbinin sana emrettiği farz namazları kıl, hem de dilediğin kadar nafile ibadetlere devam et. Allah’a şirk koşmadığının ve sadece O’na ibadet ettiğinin bir göstergesi olarak da kurban kes. İbadetini, kurbanını, ta’zimini sadece Allah’a tahsis et.[12]
Buradaki ‘ve’nhar’ fiili; ‘kurbanını keserken kıbleye dön’ şeklinde de tefsir edilmiştir.[13]
Bu âyet Hz. Muhammed’in şahsında bütün insanlara; “namazınızı/ibadetinizi sadece Allah (cc) için yapınız, kurbanınızı/adaklarınızı sadece Allah için kesiniz’ diye emretmektedir.[14]
‘Ve’nhar’ emri, yani adı ve özelliği belli olan “bir kurbanı yalnızca Allah adına kes” demektir. Zira şirk dinlerine inananlar, birden fazla tanrıya, ya da kendi elleriyle yaptıkları putlara ibadet edenler, kurbanlarını çeşitli sebeplerden dolayı onlara adarlardı, ya da onların adına keserlerdi.
Kendisi de kurbanın meşru kılınmasından itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kesmiştir.[15]
O (sav) yolculukta bile kurban kesmişti.[16]
Bundan dolayı Peygamber (sav) bayram günü önce bayram namazını kılar, sonra da kurban keserdi. Bayram namazdan önce kurban kesenlerim ‘nüsük/kurban kesmediklerini, fakat ev halkı için et temin ettiklerini açıklardı.[17]
İslâm âlimleri “namaz kıl, kurban kes” emrinden hareketle bütün müslümanların bayram namazı kılmalarının ve kurban kesmelerinin dinî bir emir olduğunu söylemişlerdir.[18]
Kurban kesme olayında hem İbrahim (as)i hatırlamak, hem de aynı teslimiyetin, aynı fedakârlığın devamını sağlamak, ayrıca mükâfata kavuşan İbrahim (as) gibi bayram sevincini yaşamak da söz konusudur.
-Kurban kesmenin hikmeti
Kurban ibadetinin hikmeti; eşyanın insanın emrine âmâde kılınması demeye gelen ‘teshîr’ olayında gizlidir. Kur’an, kurbanların insanların emrine âmâde kılındığını söylüyor. (Hacc 22:36, 37)
Bu emre âmâde kılmak insanın yaratılmışlar arasındaki şerefini gösterdiği gibi varlık hiyerarşisine de işaret eder. Yani varlıkta bir düzen ve bir sıra vardır. Kurban kesen kimse sanki bu ilâhî düzene saygı gösterdiğini dile getirmiş olur. Varlık hiyerarşisini bozanların sıradan varlıkları fetiş hâle getirdikleri, tanrılaştırdıkları tarihen sabit...
Kurban olmak Allah’a yakın olmaktır. O’na yaklaşmak fiziği metafiziğe taşımak, içkin olanı aşkın olana bağlamaktır. Bu anlamda kurban, varlığın sahibine yönelişi sembolize eder. İnsanın emrine verilen maddenin, yine O’nun emrine sunulmasıdır.[19]
Allah’a yaklaşmak ancak ihlas ve aşkla, yani Allah’ı gereği gibi sevmekle olur. Kurban bu aşkın bir aracıdır. Mü’min, kurban keserek bu sevgisini gösterir. En azından bu inancını kendi içerisinde isbat eder, bunun heyecanını yaşar.
Kurban, insandaki aşırı isteklerin (hırsın), başkasına merhametsizce davranmanın azalmasına yardımcı olur. Kurbanını bizzat kendisi kesen veya yanında bulunan müslümanın merhamet duguları uyanır, Allah için fedakârlıkta bulunmanın lezzetini duyar.
Kurbanın davar, sığır ve deve cinsinden olmasının da hikmetleri vardır. Bu hayvanlar eti helâl ve evcil olan hayvanlardır. Yani ya insanlar onları çalışarak yetiştirirler, ya da emek vererek kazandıkları paralarıyla alırlar. Onlar, sahipleri için bir değer hâline gelirler. Zamanı gelince de bu değerin bir kısmından kurban olarak vazgeçerler.
Onların kurban olarak feda edilmesi şüphesiz ki kurban olarak İsmail’e benzetilmesinden dolayıdır. Mü’minler kurban keserler ve İsmail’in (as) ulaştığı manayı yakalamaya çalışırlar.
Kendilerini Allah’ın yoluna kurban olarak hazırlayanlar; imanlarını tıpkı kestikleri kurban gibi kusursuz, eksiksiz yapmaları gerekir. Bedeninde noksanlık olan hayvanlardan kurban olmadığı gibi; imanı eksik, tereddütlü, hastalıklı, felçli ve illetli olanlar kendilerini o ulví gayeye adayamazlar.
Kurban ibadetinin şuuruna varmayanların kurbandan et yerler. İbrahim ve İsmail, Muhammed (as) gibi bunun bilincinde olanların hakkı da Cennet olsa gerek...
Kurban, ne adadığının farkına varmak, adak ettiğinden ulvi bir amaç uğruna vazgeçebilmektir.
Kurbanın vesile olduğu bayram da, müslümana âhirette Rabbiyle buluşmayı hatırlatan zamandır.
Ne adadığının farkında olanlar bu kavuşmanın değerini de bilirler.
Günümüz dünyasında eşyaya, diğer insanlara, ideolojilere, devlet erkine, çıkarlara, dünyalıklara, sevgililere kul ve kurban edilen insan harcanıyor ve horlanıyor. Kimi güçlü kişi ve ülkeler çıkarları ve amaçları için zayıf bulduklarını adeta kurban ediyorlar.
Böyle bir harcama veya harcanmadan kurtulmanın yolu, yüce bir gaye için ‘adamak ve adanmak’tır. Kurban zaten en iyi adamaktır.
Bunu da İslâma teslim olarak, imanla emin olan, yalnızca Allah’a kulluk yaparak tam bir özgürlüğe kavuşan şuurlu mü’minler iman aşkıyla yapabilirler.
-Kurban ibadetinin hatırlattıkları
Kurban ibadetinin müslümanlara emredilmesinin pek çok hikmetleri, faydaları ve sonuçları var... Bir kaç tanesini hatırlayalım.
1.Kurban, varlığın sahibini tanımayı ve O’na yönelişi sembolize eder. Kur’an yerde olanların insan için yaratıldığı söyleniyor. (Bkz: Bekara 2:29)
Kurban, bu bilmek ve yeri gelince de Allah (cc) için bunların bir kısmından vazgeçebilmektir.
2.Kurban insanın hizmetine verilenlerin yine O’nun emrine sunulmasıdır. Ya da “Eğer Allah istiyorsa; her şeyim O’nun yoluna feda/kurban olsun” diyebilmektir.
3.Yaratıcıya yaklaşmak ancak samimiyet ve O’nu gereği gibi sevmekle olur. Kurban bu sevgini bir aracıdır. Mü’min, kurban keserek bu sevgisini gösterir. En azından içinde bunun heyecanını yaşar.
4.Kurban, sevilen dünyalıklardan bir kısmını daha çok sevdiği Allah için feda edebilmenin bir göstergesidir. Tıpkı İbrahim (as) gibi...
5.Bu anlayış insanı başka şeyleri de Allah yolunda feda etme fedakârlığına götürür. İnfak etmenin lezzetini taddırır.
6.Kurban adama zamanı aynı zamanda ‘Kurban Bayramı’dır. Bu müslümana âhirette Rabbiyle buluşmayı hatırlatan zamandır.
7.Varlıkta her varlığın bir yeri vardır. İnsanın da... Kurban kesen müslüman varlıktaki bu düzeni, bu düzen içindeki yerini anlar, haddini bilir...
8.Kurban “Allah’ın sembolleri’ndendir.” (Bkz: Hacc 22:36) Öyleyse kurban ibadetine saygı göstermek, gereğini yapmak, hem Allah’ın sembollerine saygı, hem de onunla bilinçlenmedir.
9.Kurban ibadeti bir taraftan İbrahim’in ve İsmal’in (as) teslimiyetini hatırlatırken, aynı zamanda Allah’a yakınlığın zirvesini sembolize eder.
10.Kurban kesen mü’min; her zaman ve kurban keserken tpkı Muhammed (as) gibi; “şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi olan Allah içindir” (En’am 6:162) der.
Böylece teslimiyetini bir daha dile getirir. Allah’a ait olduğunu, Allah’tan geldiğini ve yine O’na döneceğini (Bekara 2:156) kendisine bir daha hatırlatır. Bu iman da yoğun bir şuur, diri bir dikkat, hoş bir teslimiyettir.
11.Dahası feda edilen kurbanların etleri ve kanları değil, mü’minlerin takvası (sorumluluğu) Allah’a ulaşır. (Hacc 22:37) Bu da kurban ibadetindeki asıl amacı haber veriyor.
12.Kurban, müslümanda merhamet, şefkat, acıma, yardım duyguları canlandırır.
13. Bu uğurda bir şeyler feda etmeye hazırlanmanın adıdır kurban... Allah için ödenmesi gereken bedelin işaretidir kurban... Kurban, yakın olabilmek için vazgeçmektir.
14.Kurban aynı zamanda ekonomik faaliyettir. (Birilerinin iddia ettiği gibi) hayvan katliamı, hayvanları telef etmek değil, tam tersine hayvancılığı geliştiren önemli bir sebeptir.
15.‘İslâm, Allah yolunda mallarını ve canlarını kurban olarak feda eden veya etmeye hazır olan, ahlâk ve takva bakımından İsmail ve İbrahim (as) gibi olanların eliyle yücelir.
16.Kurban ibadeti İbrahim’in ve İsmail’in şehâdetini, ihlasını, teslimiyetini bu çağa, yani hayata taşımaktır. Bunu kimileri kurban keserek sembolik olarak yaparlar. Kimileri de canlarını Allah yolunda vererek bunu fiilí olarak gerçekleştirirler.
17.Kurbanın şuurunda olmayanlar mümkün ki ‘et’i öncelerler. Ama kurbanın hangi amaçla emredildiğinin farkına varanların derdi elbette samimi bir niyetle ‘cennet’tir. Kurbanını halis niyetle adayanın amacı Allah rızasıdır.
18.Her nimet; bir külfetin, bir zahmetin, bir çabanın, bir çalışmanın, bir mücadelenin sonucudur. Kişi bir sonuç elde etmek istiyorsa o sonuca ait bedeli ödemek zorundadır.
Bugün İbrahim ve onun oğlu İsmail en güzel bir isimle anılıyorsa, bunun sebebi onların verdikleri imtihan, Allah yolunda ödedikleri bedel, verdikleri kurbandır.
Bundan dolayı Allah onların kurbanını anlayacak bir kalbe sahip olanlara bir örnek, bir ibret yaptı...
19.Allah (cc) İbrahim’de, İsmail’in kurbanını Tevhid dinine inanan herkes için bir örnek yaptı. Onların kurban ibadetini Muhammed ümmeti için de kulluk görevi kıldı. İnananlar için onlarda ve onların çocuklarında (Mümtehine 60/4, 6), Hz. Muahmmed’de (Ahzâb 33/21) en güzel örnekler var etti. Çünkü onlar en değerli varlıklarını Allah yolunda kurban etmesini bilmişlerdi.
20.Nesiller içerisinde sahabe nesli gibi yoktur. Onların hayatı kıyâmete kadar anlatılacak ama bitmeyecek. Dünya var oldukça onların faziletleri de anlatılacak. İşte böylesine bir sonuca onlar, Allah yolunda bedel vererek ulaştılar.
-Ve Bayram
Kurban bayramı; bazılarının zannettiği gibi tatil, et ziyafeti, yalnızca ziyaret veya dinlenme zamanı değildir. O bir müslüman için yüce anlamı olan bir ibadet zamanıdır.
Kurban bayramı günlerini, atasından kendine kadar ulaşan bir geleneği yaşatmak amacıyla değerlendiren, o günleri et veya kavurma günü sananlar, ya da tatil fırsatı sayıp dinlemeye gidenler; kurbanı anlamazlar. İslâm dışı anlayışların iğdiş ettiği kafaların bu inceliği anlaması kolay değildir.
Kurban bayramı, nefislerin, işlerin, paraların, evlerin, imkanların, gerekirse çocukların, canların, malların, dünyalıkların Allah yoluna seferber edilmesinin sevinç günleridir.
Hz. Muhammed (sav) ve O’nun seçkin sahabeleri bayramı İslâmî tebliğ görevini tamamladıktan, İslâmı gönüllere ve hayata hakim kıldıktan sonra Veda’ Haccında binlerce mü’minle en çoşkulu bir şekilde yaşamıştı.
İşte o gün mü’minlerin gerçek bayramıydı. Allah yolunda verilmesi gereken her şey verilmiş, gereken çalışmalar (cehd’ler) yapılmış, zafer hak edilmiş, şirkin, küfrün ve zulmün saltanatı Haram beldelerde sona erdirilmiş, yani kısaca Allah için kurbanlar feda edilmiş ve sonucu alınmıştı.
Allah yolunda çalışmanın, yaşamanın, sevmenin, fedakârlıkta bulunmanın, Allah’ın koyduğu sınırları korumanın manası budur.
Hacc, Kâbe ve Arafat ile, İbrahim, İsmail ve Muhammed Mustafa ile, sahabe ile buluşmanın heyecanıdır bayram... Onların yolunda olmanın isbatıdır bayram...
İslâmın gönüllere ve hayata hakimiyetinin sevincidir bayram...
Müslüman gönüllerin birbirini sevdiği, kardeşliğin gereğini yaptığı, dertlerin ve sevinçlerin paylaşıldığı zamandır bayram...
“Eski bayramlar kalmadı” diye hayıflanmanın faydası yok. Bayram bizimledir, niyetimizdedir ve kurbanımızı ne için adadığımızdadır.
“Kurbanın ne ise bayramın odur” desek herhâlde yanlış olmaz.
Hüseyin K. Ece
28.04.2024
Zaandam
[1] Muvattaʾ, Nezr/7. İbn Hişâm, 1/160-164
[2] Güç, A. TDV İslâm Ansiklopedisi, 26/433
[3] Buhârî, Akika/3, 4 no: 5473-5474. Ebû Dâvûd, Dahâyâ/19-20 No: 2830-2833. Ayrıca Bkz: Müslim, Edâhi/6(38) no: 5116
[4] Güç, A. TDV İslâm Ansiklopedisi, 26/433
[5] Tirmizî, Edâhî/1 no: 1493. İbni Mâce, Edâhî/3 no: 3126
[6] İbni Mâce, Edâhî/2 no: 3123. Ahmed b. Hanbel, 2/321
[7] İbni Mâce, Edâhî/2 no: 3124-3125. Tirmizî, Edâhî/18 no: 1518
[8] İslâmoğlu, M. Yeni Şafak, 14.12.2007
[9] İslâmoğlu, M. Kur’an’ın Anlamıyla Buluşma Yöntemi, s: 57
[10] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 738
[11] İbni A’rabî, Ahkâmu’l-Kur’an, 4/458. Cassâs, Ahkâmu’l-Kur’an, 3/475
[12] Zemahşerî, el-Keşşâf, 4/802
[13] Ferrâî, Meâni’l-Kur’an, 3/296
[14] Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, s: 1948
[15] Tirmizî, Edâhî/11 no: 1506-1507. Bir Benzeri: Buhârî, Hacc/117, 119 no: 1712, 1714. Müslim, Edâhî/3(17-1966 no: 5087
[16] Müslim, Hacc/62(356-7) no: 3191-3192. Ebû Dâvûd, Zahâyâ/11-12 no: 2816. Tirmizî, Edâhî/8 no: 1501-1502
[17] Müslim, Edâhi/1(7) no: 5073. Cassâs, Ahkâmu’l-Kur’an, 3/476
[18] Cassâs, Ahkâmu’l-Kur’an, 3/476
[19] İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 1/648. Yeni Şafak, 14.12.2007