Kur’an; iman ve küfür tercihi, sevgide ölçü ve sınır, bir şey uğruna çalışma, bir dava uğruna mücadele açısından insanları iki gruba ayırıyor.

 

Bazı kimselere veya bir gruba; ‘hizbullah/Allah’tan yana olan’,

diğerlerine; ‘hizbü’ş-şeytan/şeytandan yana olan’ diyor.

Bu, öncelikle bir iman ve kulluk tercihinin sonucudur. 

Hizbullah olan mü’minler hak uğruna çalışırlar. İslâm uğruna cihad ederler (yoğun çalışma yaparlar). İnsanları ma’ruf/iyi olana davet ederler, münker/kötü olandan sakındırmaya çalışırlar. Sevgilerinde ve nefretlerinde Allah rızasını esas alırlar.

-Hizbullah’tan olmanın şartları

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler (çok çalışırlar). (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Rasûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir.

Ve her kim Allah’ı, O’nun Rasûlünü ve iman edenleri veli (dost ve müttefik) edinirse; hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, hizbullah’tır (Allah taraftarı olandır). (Mâide 5/54-56)

Bu âyet, mü’minlerin çeşitli özelliklerinin sayıldığı ve onlara müslümanlardan başkasını veli edinmelerinin yasaklandığı âyetlerin arasında geçmektedir. Ayet ‘hizbullah’ olmanın üç temel şartını haber veriyor:

Birincisi; hakkıyla iman etmek ve imanın gereğini yapmak,

İkincisi; mü’minleri dışındakileri veli/dost ve müttefik edinmemek,

Üçüncüsü; kınayanın kınamasından korkmadan Allah yolunda çalışmak (cihad etmek).

         Kur’an’ın ‘hizbullah’ dediği kimseler elbette bilinçli mü’minlerdir.

 

-Hizbullahın özellikleri

‘Hizbullah’ diye nitelenen mü’minlerin belirgin özellikleri vardır. Bunları şöyle sıralamak mümkün:

1-Onlar Allah ve Rasûlüne kuvvetli bir şekilde iman ederler.

Âyette geçtiği gibi ‘hizbullah’, öncelikli olarak Allah’ın hükmüne boyun eğen, İslâma içtenlikle teslim olan kimsedir. Onlar, hayatlarının her alanına Allah’ın indirdiği hükümleri hakim kılmaya çalışırlar. Onlar, Peygamber (sav) İslâm adına getirip tebliğ ettiği her şeyi pazarlıksız kabule ederler. Sonra da hayatlarını o ölçülere göre düzenlerler.

Onlar, tağutların hükümlerini reddederler. (Nisâ 4/60) Onlar, “Allah’a ibadet edin, tağuta (tanrı gibi zannedilen güç odaklarına) ibadet etmekten sakının” diyen davete uyarlar. (Nahl 16/36)

2- Onlar savaş gibi çok ciddi ve zor bir eylemi sadece Allah için, Allah’ın dini ve O’nun rızasını kazanmak için yaparlar. Onlar asla hakimiyet, tasallut, işgal, ganimet, dünyalık üstünlük, asabiye ve şövenizm için çalışmazlar veya savaşmazlar.

İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tağut (uydurma tanrılar) yolunda savaşırlar...” (Nisâ 4/76)

3-Allah’a ve Rasûlüne baş kaldıranlara asla bir sevgi (meveddeh) beslemezler. Bu Allah’ın düşmanları, ebeveynleri, kardeşleri veya yakın akrabaları olsa bile.

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, onlar Allah’a ve Rasûlüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk/velâyet) bağı kurmuş olsunlar. Bunlar ister babaları, ister çocukları, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsalar dahi.

Onlar öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada ebedi olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar hizbullah’tır  (Allah’tan yana olandır).  Dikkat edin; şüphesiz hizbullah olanlar, felah bulanların ta kendileridir.”  (Mücâdile 58/22)

Veli edinmek; dost saymak, yardımlaşmak, otoritesine boyun eğmek, ona ait görev ve yetkilerini tanımak, yönetme işini birine emânet etme gibi anlamlara da gelir.

‘Meveddeh’ ise, sevgi, sevgi üzerine kurulan bağ ve buna bağlı olarak birini veli edinmek demektir.

Müslüman olduğunu iddia ettiği hâlde, mü’minlere sırtını dönenler, Allah’ın dini konusunda kılını kıpırdatmayanlar, bu uğurda hiç bir şey yapmayanlar, İslâmi davetin düşmanı kimseleri veli edinenler, hatta onların müslümanların başına veli (yetkili, emir sahibi) olması için çalışanlar, müşriklerle ve münafıklarla müslümanların aleyhine müttefik olanlar ‘hizbullah’ tanımının dışında kalırlar.

4-Onlar, İslâma göre hükmeden yöneticiye itaat ederler. Bir konuda anlaşmazlığa düştükleri zaman o konuyu Allah’a ve Rasûlüne (Kur’an’a ve Sünnet’e) götürürler. Sonra kendileri hakkında verilen hükme razı olurlar.

Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ulü’l-emre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Rasûl'e götürün (onların talimatına göre hâlledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.”  (Nisâ 4/59)

5-Onlar diğer müslümanlarla hayır işlerinde ve Allah yolunda yardımlaşırlar. (Mâide 5/2) Allah’ın dini uğrunda her türlü çalışmayı yapmaya hazırdırlar.

Onlar tıpkı Hz. İsa’nın; “Allah yolunda benim yardımcılarım kimlerdir? Sorusuna içtenlikle: Biziz” diyen havarilere banzerler. (Âli İmran 3/52. Sâf 61/14)

6-Onlar, dinlerini ihlasla yaşarlar. Onlar Kur’an’ın sâdık dediği kimselerdir. (Hucurât 49/15. Bakara 2/177)

7-Allah’tan başkasından korkmaz ve yalnızca Allah’ın hükmüne boyun eğerler.  Allah’tan bir çağrı duydukları zaman onların tavırları: “İşittik ve itaat ettik” şeklindedir. (Bekara 2/285. Nûr 24/51)

8-Onlar her zaman şu âyetin gereğini yaparlar.

“Öyleyse sizden hayra çağıran, ma’ruf’u (meşru ve iyi olanı) tavsiye eden, münker’den (kötü ve yanlış olandan) sakındıran, (ümmet olmanın gereğini yapan) bir topluluk olsun. İşte onlar gerçek kurtuluşa erenlerdir.” (Âli İmran 3/104)

Onlar, bir müslümanın davetçinin sahip olması gereken, bilgi, ahlâk, strateji, metod ve araçlara sahip olmaya çalışırlar. Öncelikler hayatlarıyla, ahlâklarıyla, insanî ilişkileriyle İslâmı güzellikle temsil ederler. Sonra da yeri gelince, uygun yöntemlerle insanları Allah’ın dinine davet ederler ve  Allah’ın dini uğrunda çalışırlar. (Ankebût 29/46. Nahl 16/25)

Onlar bu çalışmayı meşru araçlarına baş vurarak yaparlar. Asla kırıcı, dökücü, nefret ettirici, ürkütücü bir tavır göstermezler. İnsanların İslâmı yanlış tanımalarına sebep olacak hatalar konusunda hassastırlar.

8-Onlar bütün bu faaliyetlerini/görevlerini yaparken, Allah yolunda bir fedakârlıkta bulunurken hiç kimseye, müslümanlara veya Allah’a fatura kesmeye kalkışmazlar. Yaptıkları sâlih amelin, cihadın ve davetin karşılığını sadece Allah’tan beklerler. (İnsan 76/9)

9-Onlar mallarından, zamanlarından, imkanlarından, bilgi ve yetenekleriyle Allah (st) yolunda fedakârlık yaptıkları gibi, yeri ve zamanı gelince canlarını fî-sebîlillah-Allah yolunda vermekten çekinmezler.

Hüseyin K. Ece

18.05.2024

Zaandam