Lût kavmi diye anılan bir kavim (topluluk), kendilerinden önce hiç bir kavmin yapmadığı çirkin bir günahı, hayasızlığı işlemeye başladılar.
Üstelik bu çirkin fiil o toplumun adeti, örfü hâline gelmişti. Allah (cc) onlara elçi olarak Lût’u (as) gönderdi. Lut (as) onlara; “göz göre göre hala bu hayasızlığını işlemeye devam edecek misiniz?
Şüphesiz böyle bir hayasızlığı (kadınları bırakıp erkeklere yanaşmak fiilini) yapanlar ancak beyinsiz, aklını kullanmayan kimselerdir” dedi. Yani kavmini bu çirkin işi terketmelerini tebliğ etti. Zira bu fiil fıtratın dışına çıkmak, tabbi olanı terketmek, insan iffetine aykırı, neilleri tehlikeye düşüren çirkin bir davranıştı.
Lût’un görevi de kavminini bu rezil, berbat, çirkin davranışlardan onları kurtarıp hakka, doğru, tabi, fytri olana davetti. Ama onlar Lût’un davetine icabet edip bu günahı terketme yerine onların tepkisi;
“Lût ailesini (veya ona inananları) ülkenizden (sürüp) çıkarın, çünkü onlar (ahlâkça) temizlik taslayan kimselermiş!” demekten ibaret oldu.” (Neml 27/56)
Allah (cc) onlara hak ettikleri karşılığı verdiğini şöyle anlatıyor:
“Bunun üzerine onu ve karısı dışında kalan ailesini kurtardık. Karısının geride kalanlardan olmasını takdir ettik. Geride kalanların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!” (Neml 27/57-58. Lût kavmine bu azap haberini getiren meleklerin kıssası Hıcr 15/51-74 arasında anlatılıyor)
Bundan sonra Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“De ki: Hamd olsun Allah'a, selâm olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı daha hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?” (Neml 27/59)
Buna göre Lût (as) da Allah’ın seçtiği (mustafa) kullarındandı, ona ve diğerlerine selâm olsun.
"Seçtiği –mustafa-kullar" risalet/nübüvvete uygun gördüğü ve bunun için seçtiği kimseler, elçiler demektir. Bunun benzeri: “Bütün gönderilenlere (elçilere) selâm olsun ve Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!” (Sâffât 37/181-182)
Anlaşılan odur ki, Lût kavmi de Allah’ı bırakıp başka şeyleri tanrı edinmişlerdi. Eğer alemlerin Rabbi Allah’a kulluk yapsalardı bu hayasızlığı, bu çirkin fiili işlemezlerdi. Uydurma tanrılarından kaynaklandığına inandıkları dinde demek ki bu fiil çirkin görülmüyordu.
Âyet bütün insanlara, özellikle de müşriklere soruyor: “Ey insanlar, size nimetleri ihsan eden Allah mı daha hayırlıdır, yoksa ona ortak koştuğunuz âciz yaratıklar mı? Nasıl olur da onlara tanrı diye tapıyorsunuz?”
Allah, Rasûlüllah’a (sav) bu âyetleri okumaya başlarken kendisine lütfettiği elçilik ve diğer nimetlerinden dolayı kendisine hamdetmesini, kendisi gibi ilahi davet yapan diğer elçilere selâm vermesini emrediyor. Bu aynı zamanda bütün nebi-rasûllerin davetinin bir olduğunu, aynı kaynaktan geldiğini bir kez daha gösterir.
“… Allah mı daha hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?”
Bu, soru cümlesi ile bir gerçği haber vermedir.
Burada ‘hayırlıdır’ sözü daha efdal olanı ifade eder denilmiş. Bazıları göre ise bu; “Onun sevabı mı hayırlıdır? Yoksa ortak koşmanızın cezası mı hayırlıdır?
Tapındığınız putlara ibadet mi hayırlıdır? Yoksa gökleri ve yeri yaratan Allah’a ibadet mi?” anlamındadır. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/2329)
Allah (cc) bütün insanlara, özelde müşriklere sormaya devam ediyor:
Gökleri ve yeri yaratan, size su indiren, bununla güzel bahçeler meydana getiren, yeryüzünü yaşaamaya elverişli kılan, nehirleri akıtan, sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan, duaları kabul eden, sıkıntıları gideren, insanlara yeryüzünü tahsis eden, karanlıklar içinde yol bulmayı sağlayan, rüzgârları rahmetinin müjdecisi olarak gönderen, ilk yaratmayı yapan ve sürekli yaratan, rızıkları var eden âlemlerin Rabbi yanında başka (uydurma) tanrılar mı? Hayır, asla, hâşâ…
Rabbimiz buradaki her âyetin sonunda;
“… doğrusu tanrılara tapanlar sapıklıkta devam eden bir topluluktur.”
“… doğrusu insanların çoğu bilmiyor.”
“… Ne kadar kıt düşünüyorsunuz?”
“… Allah müşriklerin ortak koştuğu şeylerden yücedir (mütealdir)”,
“.. eğer doğru söylüyorsanız en güçlü delilinizi getirin” diyor. (Neml 27/60-63)
Böylece onları tefekkür etmeye, fıkhetmeye, basiret sahibi olmaya, akıllarını kullanmaya davet ediyor.
*
Bir iftira yüzünden zindana atılan Yusuf (as) iki zindan arkadaşının kendisine rüyalarını anlatması üzerine; onlara getirilecek yemeğine ne olduğunu haber vereceğini, bunun da kendisne Allah’ın öğrettiğini, Allah’ın inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştığını söyledi. Arkasından da hangi dine inandığını açıkladı:
Ben; “Atalarım İbrâhim, İshak ve Ya‘kūb’un dinine uydum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler” diye açıkladı. (Yûsuf 12/37-38)
Arkasından da şöyle dedi:
“Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?
Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yûsuf 12/39-40)
Yûsuf (as) ya o rüyalarının yorumunu isteyen iki kişiye, ya da kendisiyle birlikte zindanda olanlara çok açık ve ikna edici bir şekilde tebliğ etti:
“Ey hapiskane arkadaşlarım, hiçbir zarar veya menfaat vermeye gücü yetmeyen, çeşitli uydurma, yani rab zanneetiğiniz tanrılara tapmak mı hayırlıdır, yoksa bir ve tek olan, herşeyi kahretme gücüne sahip, her şeyin hakimi olan âlemlerin Rabbi Allah’a ibadet etmek mi daha hayırlıdır?”
Görüldüğü gibi Yûsuf (as) mahpusları yalnızca Tevhid inancına davet etti. Zira onların ve kavimlerin tanrı diye taptıkları nesneler, ya ataları tarafından, ya da kendileri tarafından uydurulmuş efsaneler, hurafeler ve asılsız şeylerdi. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 7/217)
“Darmadağınık, muhtelif bir çok rabler mi?”, yani küçüklü-büyüklü, orta hâlli, farklı şekillerde, farklı isimlerde, farklı maddelerden yapma, darmadağınık, çeşitli sayılarda ve isimlerde olan bu tanrı zannedilen, hiçbir fayda ve zarar veremeyen şeyler mi iyidir, haktır, hayırlıdır; yoksa bir ve tek olan ve herşeyi hükmü ve iradesi altında tutan Allah mı?”
Demek ki zindanda olanların Allah'tan başka tapındıkları putları vardı. Yûsuf’un bu sözleri onlara karşı hem onları düşünceye sevkeden, hem de ikna edici bir delil idi.
Bunun bir benzeri; “… Allah mı hayırlıdır, yoksa koştukları ortakları mı?” âyetidir. (Bkz: Neml 27/59)
Bir diğer açıklamaya göre; ‘darmadağınıklık’ kelimesi ile bu uydurma tanrıların herbirinin iradesinin farklı olacağı, birbirlerine üstünlük sağlama yarışına girmek isteyecekleri, ama darmadağınık oldukları için bunu yapayacakları, bundan dolayı tanrı olamayacakları beyan ediliyor.
Böylece Yûsuf (as) tanrı zannedilenlerin hiçbir gücü ve anlamı olmayan, âciz, kendilerinin veya atalarının bazı şaşaalı isimler verdikleri şeyler olduklarını açıkladı.
Yani onlar tanrı adı verilen ama, bu nitelenirmeden öte hiçbir şeye sahip olmayan cansız putlara tapıyorlardı. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/1535)
Rivâyete göre o dönemde Mısırlıların birden çok tanrıları vardı. Bunlar farklı tabiat kuvvetlerini veya bazı yıldızlan temsil ediyorlardı.
Yûsuf (as) hapishane arkadaşına Tevhid inancını tebliğ etmeden önce onlara; “Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?” tarzında bir soru sorarak, tek ilâha tapmanın daha iyi, hayırlı ve daha tutarlı olduğunu onlara itiraf ettirmeye ve bunu düşünerek kabul etmeleri için zemin hazırlamaya çalıştı.
Onların taptıkları tanrıların gerçek değil kendileri veya ataları tarafından isimlendirilmiş hayalî tanrılar, ya da tanrı olduğu zannedilen şeyler olduğunu söyledi.
Bunların tanrı (ilâh) oldukları hakkında Allah bir belge indirmedi. Bu uydurma tanrıların kendilerine tapanlara tarihten beri bir faydaları olmadığı gibi, bir zarar da vermemişlerdir.
Allah katında yegâne, hak din Tevhid dini İslâm, yegâne ilâh, her şeyin sahibi el-Hâkim olan Allahtır. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 3/219)
Hüseyin K. Ece
06.07.2025
Zaandam