Hüseyin K. Ece
20 Eylül 2024-17 Rebiu’l-evvel 1446
Akabe Vakfı
-Zulmün çeşitleri:
Âlimler zulmü üç kısma ayırmışlardır:
1.İnsanın Allah’a karşı zulmü.
Yani şirk ve küfür içinde olmak.
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَمۡ يَلۡبِسُوٓاْ إِيمَٰنَهُم بِظُلۡمٍ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلۡأَمۡنُ وَهُم مُّهۡتَدُونَ ٨٢
“İman edip te imanlarına zulüm karıştırmatanlar var ya, işte korkudan emin olma hakkı onlarındır ve hidâyete erenler de onlardır.” (En’am 6/82)
Bu âyet nazil olduğu zaman onun hükmü sahabelere ağır geldi ve dediler ki: “Hangimiz nefsine zulmez ki?” Bunun üzerine “... Şüphesiz şirk en büyük zulümdür.” (Lukman 31/13) âyeti indi. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 2/153)
Allah’ın (cc) varlığını ve birliğini inkâr etmek zulüm olduğu, iman esaslarından herhangi birini inkâr da zulümdür.
وَمَن يَقُلۡ مِنۡهُمۡ إِنِّيٓ إِلَٰهٞ مِّن دُونِهِۦ فَذَٰلِكَ نَجۡزِيهِ جَهَنَّمَۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٩
“Onlardan her kim (Allah’ın ilahlığını inkar ederek) ilah o değil, benim derse Biz onu cehennemle cezalandırırz. İşte Biz zalimlere böyle ceza veririz.” (Enbiyâ 21/29)
Bu âyete göre ilahlığa soyunan bütün azgınlar aynı zamanda zalimdirler. Allah’ın âyetlerini değiştirenler de zalimdirler:
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِجۡزٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَظۡلِمُونَ ١٦٢
“İçlerinden zulmedenler, (söylediğimiz) sözü kendilerine söylenmeyen sözle değiştirdiler. Biz de hakasılzık ettiklerinden dolayı üzerlerine gökten azap gönderdik.” (A’raf 7/162)
Peygamberliğe ve peygamberlere inanmamak da zulümdür.
وَلَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولٞ مِّنۡهُمۡ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَهُمۡ ظَٰلِمُونَ ١١٣
“Şüphesiz ki kendilerinden bir elçi geldi. Onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zulümlerine devam ederlerken azap onları yakalayıverdi.” (Nahl 16/113)
Kişi Allah’a karşı günah işlediği zaman bir açıdan kendi nefsine zulmetmiş olur.
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ أَوۡ يَأۡتِيَ أَمۡرُ رَبِّكَۚ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٣٣
“(O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.” (Nahl 16/33)
2.İnsanın kendisiyle toplum arasındaki zulüm
İnsanların kendi hemcinslerine karşı suç, haksızlık, adaletsizlik yaparsa bu da zulümdür. Zaten halk arasında zulüm deyince akla daha çok insanların birbirlerine karşı yaptıkları haksızlıklar , yanlış ve kötü davranışlar ile idarecilerin adaletsizlikleri gelir.
Kur’an’a göre;
Adam öldürmek (Maide 5/27-29),
Hırsızlık yapmak (Yusuf 12/75),
Lutilik (Ankebut 29/29-309)
Zina yapmak (Yusuf 12/23),
Suçlular duruken suçsuzları cezalandırmak (Yusuf 12/78-79),
Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmemek (Maide 5/44) gibi fiiller zulümdür.
3.İnsanın kendi nefsine zulmetmesi
İnsanın kendi kendine zulmü, ya şirke veya küfre bulaşarak olur, ya da inandığı halde Allah’a isyan ederek, yani günah işleyerek olur. Nitekim Nitekim Hz. Âdem ve eşi, cennetten, orada yaptıkları hata sebebiyle çıkınca şöyle dua ettiler:
قَالَا رَبَّنَا ظَلَمۡنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمۡ تَغۡفِرۡ لَنَا وَتَرۡحَمۡنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٢٣
“Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve rahmet etmezsen, gerçekten zarara uğrayanlardan oluruz.” (A’raf 7/23)
Bu kul’u rabbine bağlayan ve onun önüne Allah’a giden kapıları açan bir itiraf, bir pişmanlık duymadır. Bu şekilde davranan bir müslüman günahını kabul etmiş, hatasını ve kendi nefsine karşı haksızlık ettiğini anlamış olur. O bundan sonra zayıflığının bilincine vararak kendisine karşı hata yaptığı Makamdan bağışlanma ister.
Hz. Musa (as) henüz Firavun’un sarayında bir genç iken bir gün şehre girip dolaşmaya başladı. O sırada iki kişinin kavga ettiği gördü. Kavga edenlerden bir İsrailoğullarındandı ve kendisinden yardım istedi. Hz. Musa diğerine yumrukla vurunca adam öldü. Ancak bunun bir hata olduğunu gören Hz. Musa pişman oldu ve şöyle dua etti:
“Bu şeytanın işi” dedi. “Çünkü o kişiyi yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır.” (Ardından)
قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي فَٱغۡفِرۡ لِي فَغَفَرَ لَهُۥٓۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ١٦
“Rabbim, ben kendime zulmettin, beni affet” dedi. Bunun üzerine Allah da onu affetti.”..” (Kasas 28/16)
Hz. Musa’nın pişmanlık duyduğu şey, hakkı gözeterek değil mensubiyeti gözeterek taraf tutmasıydı. Bu kişinin gerçeğe karşı yaptığı hatadır. Gerçeğe karşı işlenmiş her suç, aslında kişinin kendisine karşı işlenmiş bir suçtur. (M. İslâmoğlu, Meal, 1/756)
Görünüşe bakılırsa Hz. Musa bu olayda hengi tarafın haklı olduğuna bakmadan, kavmi duygularla hareket ederek İsrailoğullarından olan adama yardım etti ve bir kişinin ölümüne sebep oldu. Sonradan bu ölüme sebep olduğu için değil, kabilevî asabiyetle (kabilecilik duygusuyla) hükmettiği için ciddi bir hata yaptığını anladı ve Allah’tan bağışlanma istedi. M. Esed, Kur’an Mesajı, s: 784)
Kasas 17. âyeti ve sonraki âyetler Hz. Musa’nın ölümüne sebep olduğu kişinin haklı, kendi kabilesinden olan adamın haksız olduğunu gösteriyor.
Mü’minler, nefislerine zulmettikleri veya bir çirkin iş (fahişe) işledikleri zaman hemen Allah’ı hatırlayıp, bağışlanma isterler.
“Onlar ki hem bolluk hem de darlık zamanında (Allah yolunda) harcarlar, öfkelerini kontrol altında tutarlar ve insanları affederler, çünkü Allah iyilik yapanları sever; ve onlar, utanç verici bir iş yaptıkları veya kendi kendilerine (başka türlü) bir zulüm işledikleri zaman, Allah'ı hatırlar ve günahlarının affı için yalvarırlar –zaten Allah'tan başka kim günahları affedebilir?– ve her ne (zulüm) işlemişlerse onda bilerek ısrar etmezler.” (Âli İmran 3/135)
Buradaki ‘nefse zulmetmek’ günah işlemek, kendi kendine kötülük yapmak, ya da büyük günahlardan birini işlemek anlamındadır. (Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, s: 290, 389)
Âyette geçen ‘fâhişe’ kelimesi ‘çirkin veya iğrenç iş veya söz’ anlamına gelir. Özel olarak ‘zina’ manasında da kullanılmaktadır. Nefse zulmetmek ise ‘her hangi bir günahı işlemek’ demektir. Bu günahların başında Allah’a ortak koşmak (şirk) gelmektedir. Bununla birlikte fâhişe ‘başkalarına karşı işlenen günah, nefse zulmetmek ise ‘kişinin kendisini ilgilendiren ve başkasıyla ilgili olmayan günah’ olarak yorumlanıyor. (Elmalı, Tefsir 2/425. Heyet, Kur’an Yolu, 2/500)
Bazılarına göre fâhişe ‘büyük günahlar’, nefse zulüm ise ‘küçük günahlar’dır. (İbni Atiyye, et-Tahriru’l-Vecîz, s: 358)
Hz. Ali’nin (ra) şöyle dediği naklediliyor: “Bana Ebu Bekr’in -ki o doğru söylemiştir- dediğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Bir kul bir günah işledikten sonra, abdest alır, iki rekat namaz kılar, sonra da Allah’tan bağışlanma dileyecek olursa, Allah (cc) onu mutlaka affeder. Daha sonra Âli İmran 135 ve Nisa 110. âyeti okudu.” (Ebu Dâvud, Vitr/26. Tirmizî, Tefsir 3/14. İbni Mâce, İ. Salat/193)
وَمَن يَعۡمَلۡ سُوٓءًا أَوۡ يَظۡلِمۡ نَفۡسَهُۥ ثُمَّ يَسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١١٠
“Mü’min olduğu halde günah işlemek, hata etmek veya isyanda bulunmak suretiyle nefsine zulmedenler, Allah’ı, Ğâfur (eşsiz bağışlayıcı) ve Rahim (sonsuz rahmet sahibi) olarak bulurlar.” (Nisâ 4/110)
Eğer insanlar kendi kendilerine zulmettikten sonra Allh’tan af dileseler, kesinlikle Allah’ı tevbeleri kabul etmeye hazır ve merhametli bulurlardı. (Nisâ 4/64)
Kitab’a varis olanlardan bazıları nefislerine zulmeder, kimileri de Allah’ın izniyle hayırda öne geçer. Kur’an şöyle diyor:
ثُمَّ أَوۡرَثۡنَا ٱلۡكِتَٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَيۡنَا مِنۡ عِبَادِنَاۖ فَمِنۡهُمۡ ظَالِمٞ لِّنَفۡسِهِۦ وَمِنۡهُم مُّقۡتَصِدٞ وَمِنۡهُمۡ سَابِقُۢ بِٱلۡخَيۡرَٰتِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡكَبِيرُ ٣٢
“Derken, bu ilâhi kelâmı (tebliğ işine) kullarımızdan seçtiklerimizi varis kıldık.
Fakat onların içerisinden kimisi kendisine zulmeder, kimizi ortalama bir yol tutar, kimisi de Allah’ın izniyle her şeyde öncülük eder.
İşte budur muhteşem zafer.” (Fâtır 35/32)
Görüldüğü gibi Kitaba inandığı ve onu hayat kaynağı bildiği halde, Allah’ın koyduğu sınırları aşanlar, haram kılınan şeyleri yapanlar kendi nefislerine karşı zalim olurlar.
Allah (cc) hz. İbrahim’e salih kimselerden Hz.İshak’ı bağışladı ve her ikisi de mübarek kıldı. Ne var ki her ikisinin soyundan salih (dürüst ve erdemli) kimseler de geldi, kendisine açıkça zulmedenler de. (Sâffât 37/112-113)
Müslüman olsun, inkârcı olsun; kim Allah’ın koyduğu sınırlara tecavüz ederse, kim Allah’ın hükmüne uymayıp canının istediği gibi davranırsa, kim yaptığı hata sebebiyle kendine veya çevresine zarar verirse, kim yeryüzünde fesada (bozulmaya) sebep olursa o kendi nefsine karşı zulüm işleyen zalimdir. (Bekara 2/229)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Kâfirler Allah’ın koyduğu ölçüleri, sınırları hiç tanımazlar, inanmazlar ve o ölçüleri kaale bile almazlar. Zaten kim Allah’ın koyduğu hükümleri, ölçüleri tanımazsa inkârcı olur. Kur’an’a göre de Allah’ın vahyini inkar edenler de zalimdir. (Bekara 2/254. )
Mü’minler ise, Allah’ın koyduğu ölçüleri kabul etmekle beraber, nefislerine karşı zulmederek o ölçüleri uygulamakta hata yaparlar, yani günaha düşerler. Böyle yapanlar da ‘fâsık’ olurlar.
İnsanın yaratılış amaçlarından biri de herkesin yaptığının karşılığını alabilmesidir.
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّ وَلِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ٢٢
“Ama Allah gökleri ve yeri gerçek bir amaç uğruna yarattı ki, her insan kendi kazandığının karşılığını görebilsin ve hiç kimseye zulmedilmesin (haksızlık yapılmasın).” (Câsiye 45/22)
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَهۡوَآءَهُم بِغَيۡرِ عِلۡمٖۖ فَمَن يَهۡدِي مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ ٢٩
“Hayır, (kendilerine) zulmeden kimseler bilgisizce ve bilinçsizce kendi arzu ve tutkularının (hevalarının) peşinde giderler…” (Rûm 30/29)
Bu âyette geçen ‘ellezîne zalamû-kendilerine zulmeden kimseler‘ ifadesi, bilinçli olarak Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıran, böylece kendileriyle âlemlerin Rabbi arasına aracılar koymak isteyenlere işaret ediyor. Böyle bir istek Allah’ın ilahlığına ve Rabliğine bir haksızlık olduğu için zulümdür. Böyleleri sonuçta kendilerine yazık ederler.
Nûh (as) kavminin ona, “zayıfları yanından kov“ demeleri üzerine; “Ben onları yanımdam kovarsam , ya da Allah onlara gelecekte bir hayır vermeyecek dersem böyle bir durumda ben kendine zulmeden biri olurum‘ diyor. ( Hûd 11/31)
Allah’ı bırakıp başka bir şeyi ilah sanmak, ona tapınmak şüphesiz zulümdür.
“Ve Musa, halkına (dönüp) “Ey halkım!” demişti, “Doğrusu buzağıya taparak kendinize zulmettiniz (karşı suç işlediniz), o halde tevbe ederek (tekrar) Yaratıcınıza yönelin ve nefsinizi yok edin;...” (Bekara 2/74)
İnsanın kendi kendine zulmetmesi bir başka açıdan kurduğu tuzakların, yaptığı hilelerin, işlediği hataların, ihmallerin kendi başına dolanmasıdır. (En’am 6/123)
Bunlar hüsrana düşen, kendilerine yazık eden kimselerdir. (Hûd 11/21. Zümer 39/15)
Böylelerinin durumunu Kur’an şöyle açıklıyor:
“Ve sen onları, zavallı şekilde boyunlarını bükerek [çevrelerine] göz ucuyla bakarken o (akibet)e atladıklarını göreceksin; o zaman iman edenler, “(Bu) Kıyamet Günü hüsrana uğrayanlar, kendilerini ve arkalarından gidenleri mahvedenlerdir!” diyecekler. Gerçek şu ki zalimler, ebedî azaba mahkum olacaklar.” (Şûrâ 42/45)
İnsanın kendi kendine zulmetmesi kısaca Allah’ın emrine aykırı hareket etmesidir.
Nitekim bunu Hz. Âdem ile eşinin (A’raf 7/23) ve Yûnus’un (as) hatası ile ilgili âyetlerden anlıyoruz.
وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَٰضِبٗا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقۡدِرَ عَلَيۡهِ فَنَادَىٰ فِي ٱلظُّلُمَٰتِ أَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبۡحَٰنَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٨٧
“Zünnûn'u da (Yûnus'u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: "Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim (Sen Sübhânsın). Gerçekten ben zalimlerden oldum...” (Enbiyâ 22/87)
“Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.” (Nisâ 4/64)
Allah (cc) kimseye zulmetmez...
Bir hadiste şöyle buyuruluyor: “(Allah insanlara hitaben:) Ey Kullarım! Ben nefsime zulmü haram ettim, onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin...” (Müslim, Birr/15 no: 2577)
Kur’an, ısrarlı bir şekilde ve sık sık Allah’ın kullarına zulmetmediğini, asla zulmetmeyeceğini, kullarına hiç bir şekilde haksızlık yapmayacağını haber veriyor. Bazı kavimlerin/insanların dünyada karşılaştıkları farklı cezalar, sıkıntılar, musibetler, dengesizlikler, zulümler, zorluklar ve huzursuzluklar kendi yaptıkları yüzündendir. Kim ne yaparsa o karşısına gelir. Kim neyi kazanmak istiyorsa o, onun kazanç hanesine yazılıyor.
Yine âhirette hesaptan sonra alınacak sonuç, kavuşulacak ceza veya mükâfat da yine insanların kendi hak ettikleridir, dünyada yaptıkları amellerin (işlerin) karşılığıdır. Eğer kişi kötü bir sonuçla karşılaşırsa, cehennemi hak etmişse bu kesinlikla Allah’ın ona uygun gördüğü bir sonuç değil; insanın kendi kendine zulmünün sonucudur. Eylemlerinin karşılığında uygun bir cezadır.
Kur’an bu gerçeği şöyle haber veriyor:
فَكَيۡفَ إِذَا جَمَعۡنَٰهُمۡ لِيَوۡمٖ لَّا رَيۡبَ فِيهِ وَوُفِّيَتۡ كُلُّ نَفۡسٖ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ٢٥
“Fakat, onları gelmesinde şüphe edilmeyen bir gün için topladığımız ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın (zulmedilmeksizin) herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği zaman halleri nice olur?” (Ali İmran 3/25: Ayrıca bkz. Âli-İmran 3/181. Bekara 2/181)
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّ وَلِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ٢٢
“Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez (zulmedilmez).” (Casiye 44/22. Bir benzeri: Mü’min 40/17. Âli İmran 3/161)
İlahî mahkemeye bir iyilikle (hasene) ile gelen bunun karşılığını on misli alacaktır. Kim de bir kötülük (seyyie) ile gelirse aynısı ile cezalandırılacaktır. Ama asla kimseye zulmedilmeyecek, haksızlık yapılmayacak. (En’am 6/160)
Her şeyin karşılığı vardır:
“Elini ateşe sokan yanar.
Yüzme bilmeden denize giren boğulur.
Kuşlar gibi uçmaya kalkışan kişi yere çakılır.
Bütün uyarılara rağmen zehir yiyen zehirlenir.
Kişi içki müptelası ise onun zararlarından şikayet etmeye hakkı yoktur.
Adam katil olur, hapse düşe sonra da “ne yapayım kader böyle”, ya da “falancanın yüzünden oldu” diyemez.
Kim yanlış yapmışsa sonucuna katlanır.
Çocuğa “çıkma oraya düşersin” denir. ‘Çıkma’ denilen yerden düşen çocuk başına geleni kabul etmek zorundadır. Suçu kendisini düşüren yere bulmaya çalışana ‘çocukluk yapma’ denir.
Bu gerçekler pek çok ayette farklı bir şekilde vurgulanıyor.
وَمَآ أَصَٰبَكُم مِّن مُّصِيبَةٖ فَبِمَا كَسَبَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَيَعۡفُواْ عَن كَثِيرٖ ٣٠
“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” (Şûrâ 42/30)
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظۡلِمُ ٱلنَّاسَ شَيۡـٔٗا وَلَٰكِنَّ ٱلنَّاسَ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٤٤
“Allah, insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Fakat onlar kendi nefislerine zulmederler…” (Yûnus 10/44. Zuhruf 43/76. Nahl 16/33)