-Giriş
Cihad Kur’an’ın anahtar kavramlarından ve İslâmda önemli ibadetlerden biridir. Ama ne yazık ki diğer pek çok kavram gibi Türkçe’de eksik ve yanlış biliniyor.
Sadece gayr-i müslimler, İslâmı bilmeyen câhiller, ya da İslâm konusunda inadına yanlışlık yapanlar değil, bazı müslümanlar da bu muhteşem kavramı eksik anladılar, yanlış anlıyorlar.
Öyle ki bundan dolayı bazı mahfillerde bu ibadetten söz etmek bile zor oluyor, başa bir şey gelir mi diye endişe ediliyor.
Biz her İslâmi kavramı, konuyu, anlayışı, haberleri, değerleri, hükümleri Kur’an’dan aldığımız gibi bunu da Kur’an’dan ve sahih hadislerden öğreniyoruz.
Kim nasıl anlarsa anlasın; en doğru tasavvur Kur’an’a uygun olandır.
-Cihad
Kur’an’da türevleri ile birlikte 40 kadar yerde geçen ‘cihad’ kelimesinin kökü ‘cehd’ veya ‘cühd’dür. Bu da Arap dilinde ondan fazla manası olan çok anlamlı kelimelerden biridir.
‘Cehd’; zorluk, meşekkat ve müsbet anlamda gayret, kararlı bir şekilde çalışmak, yoğun bir şekilde çaba göstermek demektir.
‘Cihad ve mücâhede’, dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı koymak üzere elinden geleni yapmaktır. Bu düşmanın insanın içinde veya dışında olması farketmez.
Kavram olarak ‘cihad’; öncelikle Allah yolunda, hayırlı işler için yoğun çaba göstermektir.
Cihadı şöyle de açıklayabiliriz: Dinî emirleri öğrenip zorluğuna rağmen uygulamaya ve başkalarına öğretmeye, iyiliği tavsiye edip kötülüklerden sakındırmaya çalışmak, İslâmı tebliğ, nefse ve dış düşmana karşı mücâdele vermek, yoğun çaba sarfetmektir.
Mü’minlerin kararlı ve şuurlu çabalarının bedenle yapılanına ‘cihad’,
yürekte olanına ‘mücâhede’,
fikir ve İslâmî ilimlerde yapılanına da ‘ictihad’ denilir.
Bedeniyle, organlarıyla, malıyla cihad edene, manevi tarafını olgunlaştırmak için çaba sarfedene ‘câhid ve mücâhid’,
İslâmî hükümleri ortaya koymak için gayret eden âlimlere ‘müctehid’ denilmektedir.
Allah (st) yolunda gayret göstermek, çaba sarfetmek anlamıyla ‘cihad’, her üç manayı da içerisine almaktadır.
Allah yolunda yapılan bütün çalışmalar, Allah’ın adı yükselsin diye gösterilen gayretler, İslâmı tanıtma ve savunma için ortaya konan çabalar/çalışmalar, faaliyetler ‘cihad’ olarak nitelendirilir.
Allah tarafından verilen beden, ilim, mal ve zihinsel imkanları yine Allah yolunda harcamak, İslâm uğruna kullanmak, bu uğurda elden geldiği kadar yoğun çalışmak ‘cihad’ın bir başka yönüdür.
Buna göre ‘cihad’, fikirsel planda başlar, nefsin ve şeytanın kandırmalarına karşı direniş (mücâhede) olarak devam eder,
Allah yolunda yoğun çaba/çalışma ile gelişir,
müslümanların yaptığı haklı fiilî savaşa (kıtal’e) yardımcı olmaya, katılmaya, bu yolda infak etmeye kadar uzanır.
-Cihad saldırı mıdır?
Dedik ki İslâmın yanlış anlaşılan emirlerinden biri de cihad’tır. Özellikle Avrupalı araştırmacılar, politikascılar cihadın bir saldırı olduğunu, İslâmın bu saldırı yoluyla yayıldığını, müslümanların saldırı anlamındaki cihad emrine uyarak başka ülkeleri işgal ettiklerini ısrarlı bir şekilde iddia ederler. Cihadın başkalarına saldırı amacıyla kullanıldığını ve bunu da ‘kutsal savaş-holy war’ şeklinde anladıklarını ileri sürerler.
Cihadın anlamına, ilgili âyetlere ve cihada izin verilen şartlara yeniden bakılsa durumun onların iddia ettikleri, bazı müslümanların zannettiği gibi olmadığı görülecektir.
Mesela, Mekke’de inen bazı âyetlerde cihad’tan bahsediliyor. Halbuki Mekke’de savaş yoktu.
“Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’an’la büyük cihad et.” (Furkan 25/52)
“Uğrumuzda cihâd edip gerekli gayreti gösterenleri Biz, elbette Bize varan yollarımıza eriştireceğiz. Şüphesiz Allah, iyi davranan ve yaptığı işi güzel yapanlarla (muhsinlerle) beraberdir.” (Ankebut 29/69)
Cihad kavramının karşılığı ‘savaş’ kelimesi değildir. Kur’an, cihad ile fiili savaş olan kital’ı ve harbi ayrı ayrı kullanıyor. Çünkü bunların arasında hem nitelik, hem de nicelik farkı vardır.
Savaş baştan başa askerî harekat olup güce, malzemeye, hazırlığa dayanır.
‘Cihad’ ise askerî operasyon da dahil ilâhî hedefler, hayırlı işler uğruna gösterilen bütün çabaları içerisine alır.
İslâma göre “dinde zorlama yoktur” (Bekara 2/256). Allah (cc) insanlara irade hürriyeti vermiştir. Yani insanlar saçma da olsa, bâtıl da olsa diledikleri dini, dünya görüşünü seçebilirler. Bu seçimlerin sonucu temamen kendilerini ilgilendirir. Çünkü inanma bir gönül işidir. Bir şeyin doğruluğu ve hakk oluşu kalp ile kabul edilmezse, silah zoruyla, baskıyla kimseye bir şey sevdirilemez.
Ancak, bilinen bir gerçek ki tarihten beri bazı insanlar kendi hâlinde bir din seçmekle kalmazlar başkalarına zorla dinlerini ve hayat biçimlerini benimsetmeye çalışırlar.
Bazıları insanlar üzerinde hakimiyet kurmak, onların ülkelerini işgal edip, değerlerine el koymak isterler.
Bazıları da çeşitli metod ve proğramlarla İslâmî davetin önünü kesmeye, insanların İslâma ulaşmasını engellemeye, müslümanların da dinlerini yaşamalarına mani olmaya çalışırlar.
İşte bu gibi durumlarda ‘cihad’ gündeme gelmektedir.
İslama, müslümanlara, onların yaşadıkları topraklara, değerlerine düşmanlar saldırdığı zaman, müslümanların sessiz kalması beklenemez.
Zalimler, zayıf bırakılmışlara zulmederken, sömürürken, varlıklarını yağmalarken müslümanlar başlarını kuma gömmezler.
Kaldı ki –yukarıda geçtiği gibi- cihad yalnızca mü’minlerin dış düşmana karşı yaptıkları bir savunma değil, aynı zamanda kişinin kendi nefsinin kötü isteklerine karşı direnmesi, iblisin kandırmalarına karşı koyması, ma’ruf (iyi ve hayırlı) işler için çalısmasıdır.
Bu anlamıyla cihad, mücâhede ve mücadele ise mü’minin hayatı boyunca yapması gereken önemli bir ibadettir.
Bu manasıyla İslâmın cihad emrini yanlış anlayanlar, demek ki cihadsız, yani dirençsiz, zayıf, savunmasız, onursuz, pasif, güdülebilir müslümanlar istiyorlar ki işleri kolay olsun...
Şeytan, zalimler, saldıgan inkârcılar ve bunların hasımlığı devam ettiği, insanda nefis ve onun hevâsı olduğu müddetçe, İslâmi davet, ilay-ı kelimetullah, hayırlı işler için çaba gösterme, Allah yolunda, O’nun rızası için çalışma ihtiyacı olduğu sürece; bir mü’minin yaşadığı kadar, yeryüzünde dünya hayatının sonuna kadar “cihad faaliyeti/ibadeti” sürecektir.
-Cihadın amacı ve kapsamı
Kelimenin sözlük anlamından da anlaşıldığı gibi ‘cihad’, bir saldırı değil, olabilecek bir saldırıya karşı yapılan bir savunmadır. Dahası bu saldırıyı savabilmek üzere çaba göstermek, çalışmaktır.
Bu demektir ki ‘cihad’; hayırlı bir gaye uğruna ortaya konulan her türlü kalbî, fikrî ve fiilî çalışmanın ortak adıdır.
Cihadı hedefi açısından şöyle de tarif edebiliriz: İnsan ile fıtratın, insan ile İslâmın, İslâm ile yürekler, insan ile iki dünya mutluluğuna giden yoldaki engelleri kaldırmaya çalışmak, insanların kendi iradeleriyle müslüman olmalarını sağlayacak bir ortamı hazırlamaktır.
Toplumdaki fitneleri ve zulümleri önlemek için çalışmak, baskılara direnmektir. İnsanlara Hakkı ulaştırma faaliyetidir. Karanlıkta kalan insanların gönüllerini İslâma ve onun güzelliklerine açma çabasıdır.
Bu nedenle ‘cihad’a bir ‘yürek fethi’ gayreti de diyoruz. Dahası cihad, bir açıdan da insan hakları mücadelesidir.
‘Cihad’ faaliyeti, saadetin ta kendisi olan İslâmla insanlar arasına, yani yürekler arasına konulan duvarları/engelleri ortadan kaldırma uğruna yoğun çalışmadır.
İnsanları kendi gerçekleriyle, Hakikat ve bunun sonucu iki dünya mutluluğu ile buluşturma, insanların yüreklerini ilâhî güzelliklere açma gayretidir.
Müslümanlar İslâmın getirdiği mutluluğu fiilen tadarak, başka yüreklere ve hayatlara da bu güzelliği götürmek isterler. İşte bu uğurdaki gayretlerin genel adı cihadtır.
Allah’ın Elçisi (sav) bu çabayı şöyle formüle etti: Ebû Saîd el-Hudrî (ra) Rasûlullah’ı şöyle derken işittim dedi:
“Kim bir kötülük (münker) görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân/78. Ayrıca bkz: Tirmizî, Fiten/11. Nesâî, Îmân/17)
İslâm savaş gerçeğini göz ardı etmez. Çünkü savaşın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Savaş bazen arzu edilmese de kaçınılmaz olur.
Müslümanlar asla mal toplamak, toprak ele geçirmek, insanlara hükmetmek, onlara karşı büyüklük taslamak, onları öldürmek, zenginliklerini yağmalamak için savaşmazlar. İslâm buna izin vermiyor.
İslâm savaşı ekonomik, sosyal ve siyasal hegemonya aracı olmaktan kurtararak insanî hedeflerin gerçekleşmesinde, gerektiği zaman başvurulacak bir metod olarak kabul eder.
Üstelik başkalarının savaşları özünde profandır ve dünyalık amaçlar, çıkarlar uğrunda yapılırken, İslâmın cihadı Allah rızası için yapılır ve özünde âhirete ait ve ibadet boyutu vardır.
Kur’an’da bu anlamda geçen cihad tümüyle Allah yoluna (fi-sebîlillah’a) nisbet edilmekte, özellikle de mal ve can kelimeleri ile birlikte kullanılmaktadır. Öyleyse Allah’ın hükümlerine uymayan, O’nun rızasının dışına çıkan bir savaş İslâmın emrettiği cihad değildir.
Görüldüğü gibi ‘cihad’ın kapsamı ve hedefi bazılarının sandığı gibi ne saldırı, ne de savaştır. Ancak yeri gelince dış düşmana karşı fiilî cihad dediğimiz ‘kıtal-savaş’ gündeme gelir.
Bilindiği gibi Mekkeliler, müslümanları İslâmdan döndürmek için her yolu denediler, başaramayınca onları Mekke’den sürüp çıkardılar. Bununla da kalmayıp onları Medine’de de öldürmek, yok etmek için ordular hazırladılar.
Böyle bir ortamda müslümanlara kendilerini savunmak için ‘kıtal-savaş’ izni verildi. (Tevbe 9/12-13. Bekara 2/216. Hacc 22/39) ‘Fiilî cihad’ın müslümanlara farz kılınış şekli, cihad anlayışını ortaya koymaktadır. Bu konuyu yanlış anlamak isteyenlere de net bir cevap vermektedir.
Müslümanlar savaş istemezler. Ama kendilerine saldırı olursa sabırla direnirler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda çaba gösterirler. (Bekara 2/190-192)
Müslümanlara yapılan saldırılara cevap vermek, onların zararlarını önlemek, vatanlarını ve değerlerini korumak mü’minlerin hem hakkı, hem de görevidir.
Hz. Muhammed’in (sav) bütün bir peygamberlik hayatı bir ‘cihad’ faaliyetidir. Çünkü onun görevi bir peygamber olarak insanlara Allah’ın dinini tebliğ etmek, insanların İslâm ile iki dünya saadetine kavuşmalarını sağlamaktı, bu ilâhi daveti ve mü’minleri korumaktı.
Onun bu uğurdaki çabası, gayreti, çektiği sıkıntılar, hedefi ve beklentileri; ‘cihad’ ibadetinin boyutlarını gösterir.
-Neye karşı cihad?
Cihad üç şeye karşı yapılır:
1-Nefsin, İslâm’a aykırı isteklerine (hevâsına) karşı.
2-Şeytanın hilelerine, kandırmalarına, vesveselerine karşı,
3-Açık bir düşman saldırısına karşı.
Açık bir düşmana karşı cihadın iki yönü vardır:
a-Mü’minlere saldıran kafirler ve münafıklara karşı;
Bunlarla cihadın da kolaydan zora doğru dört aşaması vardır:
1-Gönülden razı olmama,
2-Onların yaptıklarına karşı çıkma, dil ile kötülüklerini önlemeye çalışma,
3-Mal ve diğer meşru maddi araçları kullanarak onların zararlarını savma çabası,
4-Son olarak beden, el ve diğer araçlarla onların saldırılarını ve zararlarını önlemeye çalışma, gerekirse kıtal-fiilî savaş.
b-Zalimlere karşı;
Zalimin yanında hakk olan şeyi söylemek, onun zulmüne engel olmaya çalışmak da bir cihadtır.
Nitekim Kur’an, “bizi bu zalimlerden kurtarın diye yalvaranlar uğruna cihad edin” diye emrediyor. (Nisâ 4/75)
-Cihad ibadeti
Allah, kendi yolunda cihad etmeyi emrediyor. Allah kullarına bir şeyi emrediyorsa, o şey kullar için bir görev ve ibadettir.
Üstelik O (cc) bu yolda canlarıyla ve mallarıyla çalışanları övüyor. (Enfal 8/72. Tevbe 9/41)
Allah yolunda mücadele eden mücahidlerin dereceleri, evlerinde oturanlardan daha yüksektir. (Nisâ 4/95) Peygamberlerle beraber Allah yolunda yılmadan, gevşemeden mücadele eden sabırlı Rabbanîleri Allah sever. (Âli İmran 3/146)
Peygamberimiz (sav) sayısız hadislerinde cihad etmenin, Allah yolunda çaba harcamanın çok sevap olduğunu haber vermektedir:
“Allah yolunda cihad ediniz. Çünkü Allah yolundaki cihad, Cennet kapılarından bir kapıdır ki, Allah (cc) onun sebebiyle (mücahidi) hüzün ve kederden korur.” (Ahmed b. Hanbel, 5/214, nak. Hadislerle İbadetler Ansiklopedisi, 11/159)
Ebu Sa’id (ra) anlatıyor; Rasûlüllah (sav)’a bir gün şöyle sordular:
“- Ey Allah’ın Rasûlü! İnsanların en faziletlisi kimdir?” şu cevabı verdi:
“- Allah yolunda malıyla, canıyla cihad eden mü’min kişi.”
“- Sonra kim?” diye tekrar soruldu. Bu sefer;
“- Issız köşelerden bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları kendi kötülüklerinden koruyan kimsedir” şeklinde cevap verdi. (Müslim, İmare/122, 123, 127 no: 1888. Ebû Dâvûd, Cihad/ no: 2485. İbni Mâce, Fiten/13 no: 3978. Buhârî, Cihad/2, Nesâî, Zekât/74. Tirmizî, F. Cihad/24 no: 1660, 4186)
“Kim ki cihad etmeden veya cihad etme arzusunu duymadan ölürse münafıklar gibi ölmüş olur.” (Müslim, İmâre/158 no: 1910. Ebû Dâvûd, Cihad/18 no: 2502. Nesâî, Cihad/2)
-Cihadın fazileti
Cihad mü’minlerin bir özelliği olarak hem Medenî sûrelerde, hem de Mekkî sûrelerde yer alır. (Mesela bkz: Nahl 16/110. Hac 22/78. Furkan 25/52. Ankebût 29/69. Hucurât 49/15 v.d.)
Mekke’de inen sûrelerdeki cihad emri daha çok fikirsel çaba, âyetlerden delil getirerek, aklı kullanarak ikna etme, ma’rufu tavsiye münkerden sakındırma, iyilik etme ve güzel ahlâkı gösterme, Rasûlüllah’a her açıdan destek olma şeklinde gerçekleşmişti.
Medine’de inen âyetlerde cihad giderek davet uğruna, Allah yolunda daha çok çalışma, daha çok fedakârlık yapma,
haklı ve savunma savaşlarına daha yoğun destek olma, savaşta da elinden geleni yapma manasını kazanmıştır.
Kur’an iman edenlere;
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” diye emrediyor. (Mâide 5/35)
Bir âyette “Allah yolunda cihad edin” emri, “yeri gelince Allah için seferber olun” emri ile birlikte geliyor. (Tevbe 9/41)
“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şâhit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şâhit (ve örnek) olasınız...” (Hacc 22/78)
Allah (cc), kendi yolunda (fi-sebîlillah) cihad eden, kınayanın kınamasından korkmayanlara hidâyet lutfeder.
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar.
Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar.
İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Mâide 5/54)
Kur’an bir kaç âyette hicret edenlerle cihad edenleri birlikte anıyor ve övüyor. Derecelerinin yüksek olacağını, Allah katında bol rızık bulacaklarını haber veriyor.
“İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.” (Tevbe 9/20)
“İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır....” (Enfâl 8/74. Bir benzeri; Enfâl 8/72. Bekara 2/218)
Allah yolunda cihad etmek, çalışmak, fedakârlıkta bulunmak, malı ve canı bu yolda seferber etmek Kâbe’yi onarmak gibi değildir. Kur’an böyle zanneden ve imandan yüz çeviren müşriklerin yanıldıklarını söylüyor. (Tevbe 9/19)
Gerçek müslümanların en önemli özelliği de iman ettikten sonra bu imanları uğruna mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeleri, yani yoğun çalışma yapmalarıdır.
“İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.” (Hucurât 49/15)
Münafıklar, yani dinde ikili oynayanlar Peygamber ile yorucu sefere çıkmaktan ve Allah yolunda (fi-sebîlillah) cihad etmekten hoşlanmadılar, hoşlanmazlar. (Tevbe 9/81)
Kur’an zekât verilecek kimseler arasında «Allah yolunda (fi-sebîlillah)” çalışıp cihad edenleri de sayıyor. (Tevbe 9/60)
İslâmda önemli bir ibadet ve kulluk görevi olan cihad da Allah rızası için, yani fi-sebîlillah olmalıdır. Bu amacın dışına çıkan, ancak adına insanların cihad dediği şeyler Kur’an’ın kasdettiği cihad olmaz. İnsanların kendi kendilerini avuttukları iddialar, ya da bu müstesna ibadeti kendi çıkarları için kullanma olur.
Mücâhid; dünya çıkarı için değil, yalnızca Allah yolunda ‘mücâhede’ eder.
Ebu Musa’dan rivâyet edildiğine göre bir adam Rasûlüllah’a gelerek;
-“Ey Allah’ın Rasûlü, kahramanlık göstermek için, kendi yakınları uğruna veya gösteriş için savaşanlardan hangisi Allah yolundadır diye sordu. Peygamber buyurdu ki:
-“Kim Allah kelimesi yüce olsun diye cihad ederse o Allah yolundadır.” (Tirmizí, F. Cihad/16 no: 1646. Ebû Dâvûd, Cihad/26 no: 2516-2517. İbni Mâce, Cihad/13. Bir benzeri: Buhârî, Cihad/15. Müslim, İmâret/149 no: 1904. Nesâí, Cihad/21)
-Cihadın araçları
1-Yürekle ve niyetler yapılan cihad: Müslümanın kendi aşırı isteklerini sınırlamak için çaba göstermesi, mücâhede etmesi....
2-İlim ile yapılan cihad: Câhillik, pek çok kötülüğün kaynağıdır. Hakkı ve hak ölçüleri tanıyan kötülüklere düşmez. Kötü insanlara doğru bilgi ve Kur’an’ın hikmetleri, güzellikleri ulaştırılırsa, onların kötülüğü azaltılabilir.
3-Mal ile cihad: Mü’min sahip olduğu imkanları Allah yolunda kullanabilir, ya da Allah yolunda çalışanlara, kötülüklerle mücadele edenlere destek olabilir.
4-Dil ile cihad: Mü’min günah ve kötü olan işleri ortadan kaldırmak, kötü insanları kötülüklerden vaz geçirmek için diliyle anlatır, öğüt verir, yerine göre uyarır. Ama bunları güzel bir dil ve metodla yapar.
Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.” (Ebû Dâvûd, Cihad/18 no: 2504. Nesâî, Cihad/1)
Umretü’l-Kaza sırasında Abdullah b. Revâha’nın (ra) Rasûlüllah’ın (sav) huzurunda Kureyşlileri hicveden şiir okumasını Ömer (ra) hoş karşılamayarak engel olmak istemişti. Bunun üzerine Rasûlüllah (sav) ona;
“Ey Ömer, Abdullah’ı serbest bırak, onun hicivleri Kureyş’i oktan daha çabuk etkilemekte, yaralar açmaktadır.” (nak. Kütüb-ü Sitte (ter.), 5/67)
Dil ile cihad, her türlü ilmî ve edebî çalışmaları, tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini, karşı tez geliştirmeyi, zararlı propagandalara cevap vermeyi, düşünsel ve bilimsel alanda yetkin bir mücadeleyi de kapsar.
Bunun metodu ve araçları zamana ve şartlara göre değişebilir.
Allah’ın diniyle mücadele edenlerin şeytanî hileleri, tuzakları, araçları, adamları, kurumları iyi bilinmeli ve ona göre çalışma yapılmalı.
Günümüzde çok yaygın hâle gelen meşru eğitim ve iletişim araçları, insanların gönüllerini İslâma ısındırmak amacıyla kullanılabilir.
5-Beden ile cihad: Mü’min, bedeniyle Allah yolunda, İslâm için, hayırlı (ma’ruf) işler için elinden geldiği kadar çalışır, çaba sarfeder, bu yolda çalışanlara yardımcı olabilir. Hatta canını Allah yolunda vermekten çekinmez.
-Ve bir müjde
Allah yolunda cihad; mü’minleri elim bir azaptan kurtaracak kârlı bir ticarettir.
“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?
Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
İşte bu takdirde O, günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan Cennetlere, Adn Cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.
Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” (Saff 61/10-13)
(Not: Bu konuyla ilgili Düşün Yayınlarından çıkan CİHAD BİLİNCİ adlı çalışmamıza bakılabilir)
Hüseyin K. Ece
01.08.2025
Gölcük