• İmam kelimesinin Kur’an’daki kullanımları

 “İmam” kelimesi Kur’an’da yedi âyette tekil, beş âyette de çoğul (eimme şeklinde) 5 olmak üzere toplam 12 yerde ve bir kaç anlamda geçmektedir.

1-Kur’an’ın bir adı olarak imam: Bir şeyin imamı, onun değerlisi, en önde olanı ve ıslahçısıdır. Kur’an, Tevrat ve İncil gibi kitapların indirilme sebebi, Allah’ın yolundan çıkan insanlara öncülük yapmak, onlara Allah’ın yolunu göstermek ve bu yolda gitmelerini sağlamaktır. Yani ‘Kitap’ bütün insanlar için bir ‘imam’dır. Kendisine uyanları iki dünya saadetine ulaştırır.

İmam, Kur’an ile birlikte Suhuf, Zebur, Tevrat ve İncil’i de nitelemektedir. Şöyle söylenebilir: Kur’an, müslümanların imamıdır, Peygamberimiz de. (İbni Manzur, Lisânul-Arab, 1/157)

2-Hz. Musa’ya indirilen kitap: Bir imam ve rahmet olan ve Allah tarafından indirilen Tevrat, Kur’an gibi Allah’tan gelen delili (belgeyi) tasdik eder. (Hûd 11/17)

Zalimleri uyarmak, muhsinleri müjdelemek için gelen Kur’an’dan önce bir iamam (rehber) ve rahmet olan Tevrat vardı. (Ahkaf 46/12)       

3-İmam-ı mübin (apaçık imam): İki âyette geçmektedir. Yani apaçık bir önder, yol gösterici, birleştirici, önde olandır.“Şüphesiz biz, ölüleri biz diriltiriz; onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini de yazarız. Zaten biz her şeyi apaçık olan ana bir kitapta (kitab-ı mübín’de) sayıp tesbit etmişizdir.”  (Yâsîn 36/12)

Âyette geçen “imam-ı mübîn” pek çok tefsirciye göre Levh-ı Mahfuz’dur. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 3/157. Beydaví Tefsir, 2/278. Tabatabâí, H. M. el-Mizan, 17/69. Zamahşerí, el-Keşşâf, 4/7) Bazılarına göre “imam-ı mübîn”, insanların işlerinin yazıldığı amel defterleri (Ateş, S. Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 7/338. Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili, 6/403. Okuyan, M. Kur’an-ı Kerim Sözlüğü, s: 96), ya da Allah’ın her şeyi kuşatan ezelí ilmidir. (Kutub, S. fi-Zılâli’l Kur’an, 5/2960) 

Hıcr 79. âyette geçen “imam-ı mübin”; açık bir yol, apaçık gözönünde olan şey anlamına gelmektedir. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 2/316) Azgınlıklarından ve zalim olmalarından dolayı cezalandırılan Eyke ve Medyen halkının durumu bellidir. Ya da onların harab olmuş yurtları açık bir yol üzerindedir, göz önündedir. (Okuyan, M. Kur’an’ı Kerim Sözlüğü s: 96)

4-Herkesin kendi imamıyla çağrılması: Allah (cc), kıyamet gününde her ümmetin kendi imamı  (önderi) ile hesap vermek üzere çağrılacağını haber veriyor. (İsrâ 17/71)

Buradaki ‘imam’ her ümmetin imamı kendi peygamberi (İbni Kesir, Muhatasar Tefsir, 2/389. Bkz. Yûnus 10/47) veya tabi olduğu din, ya da emrine uyduğu kitabıdır. (Ebu’s Suud, Tefsir, 3/343)  Kimilerine göre imam; her peygambere indirilen ilâhí kitap, ya da âhirette herkese verilecek olan amel defteridir.  (Ateş, S. Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 5/235-236. Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili, 5/314) ‘Kendi imamlarıyla...’ sözünden murad, her ümmetin, her toplumun tabi olduğu, peşine gittiği kimselerdir. İman ehli peygamberlere iman edip tabi olurlar. Küfür ehli ise kendi önderlerine iman edip peşlerinden giderler. (Bkz: Kasas 28/41)

5-Hz. İbrahim’in ve oğullarının hidâyet imamı yapılması: Allah (cc), Hz. İbrahim’e (as), ‘insanların imamı’ sıfatını vermekte, onu oğullarıyla beraber hidayet imamları kıldığını söylemektedir.“Ve onları, kendi emrimizle hidâyete yönelten imamlar (önderler) kıldık...” (Enbiyâ 21/73) Başta İbrahim (as) olmak üzere onun soyundan gelen İsmail, İshak, Ya’kub ve Lût peygamberlerin hepsi de sâlih kimselerdi. Seçilmiş insanlardı. Onlar insanların kendilerine uyduğu, uyarak doğru yolu buldukları hidâyet önderleridir. Yine onun soyundan gelen Hz. Muhammed de insanlık için hidâyet imamı (önderi) kılınmıştır.

Hz. İbrahim (as) bu büyük rütbeye bir takım denemelerden geçtikten sonra nail oldu. O, Rabbinden gelen denemeleri başarıyla tamamlayınca (İbni Kesir, Muhatsar Tefsir, 1/115. Ateş, A. Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 1/232) Allah (cc) ona; “Seni insanlara imam (önder) yapacağım” diye söz verdi. (Bkz: Bakara 2/124) Allah (cc) Hz. İbrahim’i “imâmet-i kübrâ-en büyük önderlikle” öne geçirdi ve onu kendisine uyulan bir rehber yaptı.

6-Müslümanların takva sahiplerine imam olma isteği: Müslümanlar şöyle dua ederler:“Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (kimseler) armağan et ve bizi takva sahiplerine (müttakilere) imam-önder kıl,” diyenlerdir.” (Furkan 25/74) İslâm’a teslim olmuş müslümanlar, Allah’ın indirdiği Kitab’a ve ‘imam’ olarak gönderdiği peygambere inandıkları için  hidâyet üzerindedirler. Onlar, hayra davet etme, iyilikleri yaygınlaştırma ve kötülüklerle mücadele açısından  insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir ‘ümmet’ olurlar. (Âli İmran 3/104) Ümmet  kavramındaki önderlik anlamının  olduğunu hatırlarsak, müslümanların niçin müttakilere ‘imam-önder’ olmak istedikleri daha iyi anlaşılır.

7-Müstez’afların imam kılınması: Allah (cc),  potansiyel olarak güçsüz bırakılan, ezilen ve horlanan müstaz’afları yeryüzünde Musa’nın kavmi örneğinde olduğu gibi ‘imam’ yapmak istediğini bildiriyor. (Kasas 28/4-5)

Hz. Musa’ya (as) ve onun ümmetine lütfeden, onları yeryüzünde önderler yapan Allah (cc) tarih boyunca kendi yolunda olan müstez’aflara aynı şekilde lütfunu göndermiştir ve bugün de gönderebilir. Haddi aşmış zalimlerin ve zalim yönetimlerin ezdiği, haklarını gasbettiği, köle yapmak istediği mazlumlara yine lütfeder, onları insanlık ailesi için hidâyet önderleri yapabilir. Allah (cc)dilerse  onları tıpkı Hz. Musa (as) gibi firavunun sarayında yetiştirir, onlara güç ve nimet verir ve onları insanlar için takva, güzel ahlâk ve hidayet imamları kılabilir. Bu yüce makama kavuşabilmenin şartı, Allah’ın hükmüne tabi olmak, firavun zihniyetine teslim olmamak ve Allah’ın dini uğruna çalışmaktır. 

8-Ateşe çağıran imamlar (önderler): İmam-önder  konumunda olan kimseler, insanları hidâyete ve kurtuluşa götürdükleri gibi, peşine gidenleri ateşe sürükleyenleri de vardır.

Kur’an, Hz. Musa’ya karşı çıkan ve askerleriyle beraber yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayan, sonra Allah’a dönmeyeceklerini sanan firavun ve adamları hakkında “ateşe davet eden imamlar” sıfatını kullanıyor. (Kasas 28/41-42)Yani onlar, zulüm işlemek, hakikatı inkâr etmek, sonuna kadar inkârda direnmek ve Hakka karşı batılı savunmak için her türlü vasıtayı kullanmakta sonraki kuşaklara öncü ve örnek oldular. Bu yolları insanlara gösterip Cehennemi boyladılar ve şimdi onların izlerini takip etmekte ve aynı felâkete doğru koşmaktadırlar. (Mevdudí, E. Tefhimul’-Kur’an (Çev.), 4/187)

9-Küfrün imamları (önderleri): Bu terkip Kur’an’da bir âyette çoğul olarak (eimmete’l küfr-küfrün imamları) şeklinde geçmektedir. Bu kalıp ifade Allah’a verdikleri sözde durmayan, müslümanlarla yaptıkları anlaşmaları bozan, onların dinlerine husumet besleyen inkârcıları tanımada önemli bir kavramdır.

İmam, etrafında bir topluluk (ümmet) toplayan, onları peşinden götüren, onlara yol gösteren insandır. İmam makamında olan liderler, insanları hidâyete ve kurtuluşa götürdükleri gibi, peşine takılanları ateşe sürükleyenler de vardır.

Her ne kadar Kur’an’da bir âyette yer alsa da ve Peygamber (sav) zamanında antlaşmalarına uymayan müşrikleri anlatan âyetlerin içinde geçse de; taşıdığı anlam geneldir ve özellikleri Kur’an’ın her tarafında anlatılan Hak dinin düşmanı küfür öncülerini tanıtmaktadır. “Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa, bu durumda “küfrün imamlarıyla-önderleriyle” savaşın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir, belki cayarlar (veya düşmanca tutumlarına son verirler).” (Tevbe 9/10-12) Yani küfrün reisleriye. Zira imam aynı zamanda reis demektir.

Müslümanlarla belirli konuda anlaşma yaptıktan, ya da onların haklarına ve dinlerine saygı duyacaklarına dair söz verip, yemin ettikten sonra, bu ahidlerinden vazgeçenler ve  İslâm’la alay etmeye, müslümanlara zulmetmeye başlayanlar, inkârcılara bu konularda öncülük yapanlar küfrün imamı, küfrün elebaşları olurlar. Müslümanlar bu zalimlerin faaliyetlerine engel olmak ve haklarını korumak için, günün şartlarında, ellerindeki meşru imkanlarla mücadele etmek durumundadırlar.

  • En büyük imam

Bir insan için böyle bir sıfat kullanılabilir mi? Bu tıpkı bir âlime “mevlanâ-efendimiz” demenin caiz olup olmadığına benzer. Mevlâ kelimesinin; efendi, sahip, mâlik, köle, köle azad eden, yardımcı, soyca yakın, oğul, misafir, ortak, rab, nimet veren, nimet verilen, tabi olan, hısım anlamlarından (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 15/282. Yıldırm, S. Kur’an’da Uluhiyyet, s: 188) birisinden hareketle herhangi birine “mevlanâ” demenin bir sakıncası olmaması gerekir. (Hind kıtasında bizim “hocam” diye hitap ettiklerimize onların “mevlanâ” dediğini hatırlayalım.)

 Yine de unutmamak gerekir Kur’an bunu “el-Veli, el-Mevlâ” manasıyla yalnızca Allah hakkında kullanmaktadır. (Hacc 22/76) Mü’minler için Allah’ın mevlâsı denilmez, ancak Allah mü’minlerin mevlâsıdır denilebilir. Halbuki veli kelimesi insanlar hakkında da kullanılır.

“En büyük asker bizim asker, başka büyük yok”, “en büyük bizim takım, başka büyük yok” diyenler, eğer müslüman iseler hiç birinin maksadı takımlarını ve askerini Allah ile  kıyaslamak değildir. Onlar aynı durumdaki asker veya takımlar arasında bizimki en büyük, en değerli demek isterler sanıyoruz. Aklı başında hiç bir müslüman “Allahu ekber-Allah en büyüktür” imanını başka bir şeyle kıyas etmez.

Ebu Hanife Numan b. Sabit’in (ra) “en büyük imam” anlamına gelen İmâm-ı Âzam sıfatıyla anılması da hiç bir zaman Allah’ın Azîm ismiyle kıyaslama olmaz. Ona bu sıfatın verilmesi  çağdaşları arasında seçkin bir yere sahip bulunması, fıkhî düşünce ve ictihad metodunda belli bir çığır açması, döneminden itibaren birçok fâkihin onun görüşleri ve metodu etrafında kümelenmiş olması gibi sebeplerle açıklanabilir.” (Uzunpostalcı, M. TDV İslâm Ansiklopedisi, 10/131)

Müslümanların Ebu Hanife’yi bu sıfatla anmaları umulur ki onun hakkında âhirette hüsn-i şehâdet ve rahmet dileme, bu dünyada onu örnek alma vesilesi olur. (Rahmetullahi aleyh)

Ama yine de böyle farklı anlamlara gelebilecek, yanlış anlamalara meydan verebilecek söylemlerden kaçınmak gerekir.

  • Son söz

Görüldüğü gibi imam kelimesi zannedildiği gibi, sadece cami imamlığı değilmiş. Kur’an’ın bir kaç manada kullandığı önemli bir kavram, fıkhi ve siyasi, hatta kültürel boyutu olan, hem olumlu hem olumsuz işlevi ifade eden, önderliğe, liderliğe ve örnek olmaya vurgu yapan, bir açıdan da övücü bir sıfat olarak kullanılan, peşlerine gidenler açısından da uyarıcı  güzel bir terimdir.

Hüseyin K. Ece

11.11.2024

Zaandam