-Adüvv (düşman) ne demektir

Bunun aslı “’a-da-ve” fiilidir. Bu da sınırı aşmak, kaynaşmada uyuşmazlık olmak, düşmanlıkta bulunmak, husumetlik yapmak, zulmetmek demektir.

Bu fiilin Kur’an’da üç anlamda kullanıldığını görüyoruz.

1.Ayırmak. 

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma . Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.” (Kehf 18/28)

2.Düşmanlık yapmak. 

“Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz (adeytüm) kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah, hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Mümtahine 60/7)  

Bu kökten gelen “adâveh, udvan, adven” gibi kelimeler düşmanlık anlamındadır. Mesela;

“...Bu sebeple, biz de aralarına kıyâmet gününe kadar sürecek düşmanlık (adâveh) ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!” (Mâide 5/14. Ayrıca bkz: Bekara 2/14, 64. Fussilet 41/34. Mümtehıne 60/4)

“... Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık (‘udvan) üzere yardımlaşmayın...” (Mâide 5/2. Ayrıca bkz: Bekara 2/85, 2/193. Mâide 5/62. Kasas 28/28. Mücâdile 58/8. Nisâ 4/30)

“Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi (adven) aşarak, bilgisizce Allah’a söverler...” (En’am 6/108. Ayrıca bkz: Yûnus 10/90)

Yine aynı kökten gelen “’adüvv, (çoğulu: ‘adâü)” düşman demektir. Mesela; 

“Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman (‘adüvv) olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.” (Bekara 2/36)

“Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır (‘adüvv), demedim mi?” diye seslendi.” (A’raf 7/22. Ayrıca bkz: Bekara 2/98, 168, 208. Nisâ 4/92, 101. En’am 6/142 ve diğerleri)

“…Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman (a’dâü) kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz…” (Âli İmran 3/103. Ayrıca bkz: A’raf 7/150. Fussilet 41/19, 28. Ahkaf 46/6)

3.Haddi aşmak. 

‘adeve fiilinin ‘ı’tedâ’ kalıbı; aşırı gitmek, sınırı aşmak, hakka tecavüz etmek, zulmetmek anlamına gelir. Mesela; 

“Verdikleri sağlam söz(ü yerine getirmemeleri) sebebiyle Tûr’u üzerlerine kaldırdık ve onlara, “Tevazu ile kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın (lâ te’dû)” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.” (Nisâ 4/154)

“... Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa (ı’tedâ) muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.” (Bekara 2/178. Ayrıca bkz: Bekara 2/61, 65, 190, 194, 229. Nisâ 4/14. Mâide 5/2, 87, 107.  Âli İmran 3/112)

’a-da-ve’ fiilinin faili (öznesi) ’âd (çoğulu: ‘âdûn); sınırı/haddi  aşan, hakka tecavüz eden, zulmeden, düşmanlık eden, ifrata düşen demektir.   

“Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın (‘âd) yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bekara 173. Ayrıca bkz: En’am 145. Nahl 16/115)

“Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir (‘âdûn).” (Mü’minûn 23/7. Ayrıca bkz: Şuarâ 26/166) Meâric 70/31

I’tedâ kalıbının fail (özne) ismi “mu’ted (çoğulu; mu’tedûn veya mu’tedîn)”; ‘âd gibi saldıran, haddi aşan, sınırın ötesine geçen, bir anlamda düşmanlıktan, saldırganlıkta ifrata düşen demektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 10/66-68. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 489)

“(Allah, şöyle der:) “Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan (mu’ted) şüpheci her kâfiri!” (Kâf 50/25. Ayrıca bkz: Kalem 68/12. Mutaffifin 83/12)

“Onlar hiçbir müminin yakınlık veya ahdini gözetmezler. İşte aşırı gidenler (mu’tedûn) bunlardır.” (Tevbe 9/10)

 “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri (mu’tedîn) sevmez.” (Bekara 2/190)

“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları (mu’tedîn) sevmez.” (Mâide 5/87. Ayrıca bkz: En’am 6/119. A’raf 7/55. Yûnus 10/74)

Görüldüğü gibi, “’adeve” fiili ve ondan türeyen kelimeler; düşmanlığı, haddi aşmayı, ifrata/aşırılığa düşmeyi, taşkınlıkta ve haksızlıkta ileri gitmeyi farklı şekillerde anlatıyorlar.  

-Adüvvullah ne demektir?

Kur’an’da «adüvvullah-Allah’ın düşmanı/düşmanları, adüvvî-benim düşmanım» şeklinde geçen bu ifade her ne kadar ürkütücü olsa da bir gerçeği işaret ediyor.

Tarihten beri ve günümüzde pek çok insan âlemlerin rabbi Allah’ı hakkıyla takdir edemedikleri için, ya O’nu inkâr etmişler, ya O’na şirk (ortak) koşmuşlar, ya nimetlerine nankörlük etmişler, ya O’na ait olan değerlere saygısızlık etmişler, hatta o değerlerle ellerindeki imkanlarla mücadele etmiş veya savaş vermişlerdir.

Bu ve benzeri tavırları câhilce, büyüklük taslayarak, korksuzca yaparlar, bir de bu yaptıklarının hesabını vereceklerine inanmazlar. Allah’ın insanlar hakkında gönderdiği haber ve hükümlerle de alay ederler. Böylelerine Allah’ın «bunlar Benim, Bana ait olan şeylerin düşmanıdır» demesi ürkütücü veya önceden bir hüküm değil, bir hakikattir, uyarıdır ve tehdittir.

Dünyada işledikleri suçlardan sebebiyle hesap günü karşılık olarak Cehennemi hak edenler demek ki Allah’ın düşmanlarıdır. Allah’ın velisi (dostu, sevdiği) olsaydılar ceza değil, ödülü hak ederlerdi.

Dünya hayatında o kadar zalim, o kadar gaddar, o kadar azgın, o kadar kibirli (müstekbir) idiler ki sonunda Cehennemi boyladılar. Bu inkârcı tavır onları yoldan çıkardı, haddi aşmaya, suç işlemeye ve kötülük yapmaya sürükledi.

O kâfirlerin âcil (dünyalık) azapları açıklandıktan sonra, burada da Âhiret azapları söz konusu ediliyor.

Kur’an böylelerinin akıbetini şöyle anlatıyor:

“Allah'ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler.

 Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şâhitlik ederler.” (Fussilet 41/19-20)

Mahşer yerine sevk edilirlerken, en sonda kalanların en baştakilere yetişmeleri için, öndekiler durdurulup bekletilecek. Burada böyle bir ifadeye yer verilmesi, cehennemliklerin oldukça sayıca kalabalık olması sebebiyledir. (Allahu a’lem) (Nesefî, Tefsir, 3/232)

"Allah'ın düşmanları-adüvvullah" O’nun Elçisini yalanlayıp emrine aykırı hareket ve O’nun Dinine karşı mücadele edenlerdir.

"Hepsi biraraya getirilirler" cehenneme itilerek sürülürler, demektir. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/2720)

Cehennemliklerin aleyhine kulakları, gözleri ve derileri şâhitlik ederler. Kendilerinin duyu, idrak ve kavrama araçları olan organlarının bu şâhitliği onların aleyhine durumun dehşetini ortaya koyar.

Allah'ın düşmanları organlarına: "Niçin bizim aleyhimizde şâhitlik yapıyorsunuz?" derler. Onlar da: "Bizi, herşeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi ilk defa yaratan O'dur. Yine ona döndürülüyorsunuz" derler.» (Fussilet 41/21)

Hesap günü aduvvüllah (Allah’ın düşmanları) Cehenneme sevkedilirler. Orada bir araya getirilirler ve dünyada yaptıkları, gözleri gördükleri, kulakları işittikleri, derileri de dokundukları hakkında aleyhlerine şahitlik edecekler. Her şeye gücü yeten, her şeyi konuşturan

Allah (cc) onları da konuşturacak. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/99)

Orada onlara hitaben şöyle denir :

“Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz.

Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.

İşte rabbiniz hakkında taşıdığınız bu kanaatiniz sizi mahvetti, sonunda kaybedenlerden oldunuz..” (Fussilet 41/22-23)

Bu gerçeği başka âyetler de haber veriyor:

"O gün biz onların ağızlarını mühürleriz de bize elleri konuşur, ayakları da ne yaptıklarına şâhitlik eder.» (Yâsîn 36/65)

Yapmış olduklarına, dilleri, elleri ve ayaklarının, aleyhlerinde şâhitlik edeceği gün onlar için çok büyük bir azap vardır.“ (Nûr 24/24)  

Bu hususta Enes b. Mâlik (ra) şöyle anlattı: “Yanında bulunduğumuz bir sırada Rasûlüllah güldü ve:

-"Neden güldüğümü biliyor musunuz?" dedi.

-"Allah ve Rasûlü daha iyi bilir" dedik. Rasûlüllah:

-"Ben, kulun Rabbine hitaben konuşmasına güldüm. Kul şöyle der:

-"Ey rabbim, sen beni zulümden kurtaracağını vaadetmemiş miydin?" Allah (st);

-"Evet vaadetmiştim" der. Kul:

-"Ben, kendi aleyhime kendimden başka hiç bir şeyin şâhitlik etmesini kabul etmem" der. Allah:

-"Senin nefsin ve Kirâmen kâtibîn melekleri (şerefli yazıcılar) şâhit olarak sana yeter" der. Bunun üzerine kulun ağzı mühürlenir ve onun organlarına:

-"Hadi konuş" denir. Organlarına yaptığı amelleri konuşurlar. Sonra kul konuşmakta serbest bırakılır ve kul organlarına şöyle der:

-"Kahrolasınız, ezilesiniz! Ben (dünyada) sizin için mücadele veriyordum.” (Müslim, Zühd/17(2969) no: 7439)

(Kıyâmette insana; “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir. Bkz: İsrâ 17/14)

Allah düşmanlarının cehennemlik olduğunu bir başka âyet şöyle haber veriyor:

“İşte bu, Allah düşmanlarının (adüvvullah’ın) cezası, ateştir. Âyetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı, orada onlara ceza olarak ebedi kalacakları yurt (cehennem) vardır.” (Fussilet 41/28)

Hüseyin K. Ece

01.06.2023

Zaandam