Kur’an,  «Allah’ın düşmanları» dediği kimselerden ve özelliklerinden bahsetmeye devam ediyor.

-Allah’ın bildiği düşmanlar

Rabbimiz, müslümanlara tehlikelere karşı her zaman uyanık ve hazır olmalarını emrediyor. Gerekçesi şu âyette :

“Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın.

Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz.

Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.” (Enfâl 8/60)

Yani mücadele için kuvvetli olmanıza sebep olacak her neye gücünüz yetiyorsa onu hazırlayın. Allah’ın düşmanlarına karşı her zaman hazırlıklı olmaya bakın. Onların düşmanlık derecelerini, sayılarını, nasıl geleceklerini siz yeterince bilmezsiniz, Allah bilir. Bu hazırlıklar çoğu zaman caydırıcı olur. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 4/247

«Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları» günümüzde düşmanlara karşı üstünlük sağlayacak her türlü malzemedir diyebiliriz.

Âyet, Allah’ın gönderdiği ilke ve kanunlara bilerek, inatla karşı çıkanları, onları ortadan kaldırmaya çalışanları Allah’ın ve mü’minlerin düşmanı olarak belirliyor ve onlara karşı uyanık, dikkatli ve hazırlıklı olmayı emrediyor.

Kur’an zafer ve başarının şartlarına işaret ediyor. (Bkz: Enfal 8/45-46) Bu şartlara uymak aynı zamanda olabilecek bir düşmanlığa karşı bir tebdirdir.

Müslümanlar açısından savaş malzemelerine sahip olmak, başkalarına saldırmak, hakimiyet altına almak, değerlerini ele geçirmek amacıyla değil; kendilerine yönelik düşmanlıklara ve saldırılara hazır olmaktır. Düşmanların kendilerine ve başkalarına zarar vermelerini önlemek, barış ve adaletin gerçekleşmesine yardımcı olmaktır.

Bu da ancak saldırgan düşmandan daha güçlü olmakla mümkündür. Böyleleri genelde kendilerinden güçlü gördüklerine kolay kolay saldırmazlar.

Şair demiş ki:

"Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;

Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh » Yani;

«Bütün devletlerin kurtuluşu şu sözdedir ki; şayet barış istiyorsan savaşa hazır ol." (Abdülhak Molla)

Demek ki barış, otoritelerin caydırıcı güce sahip olmaları ile sağlanabilir. Bu güç olmazsa zalimler, fitneciler, fesatçılar ve saldırgan düşmanlar barış ortamını bozabilirler.

Âyet böylece evrensel bir ilkeye de işaret ediyor.

Bir hadiste «savaş atları» teşvik ediliyor. Ukbe b. Amir Rasulüllah’ın (sav) minber üzerinde iken şöyle dediğini işittim demiş: «Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın». Dikkat edin kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.» (Müslim, İmara/51(167) no : 4946)

Bu şüphesiz o günün şartlarında önemli bir nebevî tavsiye ve tedbirdir.

Bunun günümüzde karşılığı; en uygun ve savunma/koruma amacını  gerçekleştirmede en etkili araç ve gereçler, eğitim, savunma stratejisi, güç ve imkanlar olsa gerek... (Komisyon, Kur’an Yolu, 2/533)

Bunlar da elbette meşru otoritelerin görevidir.

-Allah’ın düşmanı bir baba

Allah (st) şöyle buyuruyor:

«Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere.» (Tevbe 9/113)

Said b. Müseyib babasından naklettiğine göre Ebu Tâlib’in ölümü yaklaştığında Rasûlüllah (sav) onun yanına geldi. Ebu Cehil, Abdullah b. Ebu Ümeyye orada idiler. Rasûlüllah: «Ey amca lâ ilâhe illallah kelimesini söyle ki Allah katında senin için bir delile sahip olayım» dedi. Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebu  Ümeyye; «Ey Ebu Tâlib, Abdulmuttalib’in dininden yüz mü çevireceksin? Dediler ve böyle demeye devam ettiler. Ebu Tâlib’in son sözü; «Abdulmuttalibin dini üzere» oldu. Rasulüllah; «İstiğfardan (af dileğinden) yasaklanmadığım sürece senin için mağfiret dileyeceğim» dedi. Bunun üzerine Tevbe 9/113. âyet indi.» (Buhârî, Cenâiz/80 no: 1360, M. Ensâr/40 no: 3884, Tefsir-9/16 no: 4675, Tefsir-28/1 no: 4772. Müslim, İman/9(39) no: 132)

Tevbe Sûresi Medine’de, üstelik peygamberliğin son yıllarında nâzil olan bir sûredir. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 4/260) Halbuki Ebu Tâlib Hicretten üç yıl önce Mekke’de ölmüştü. 113. âyetin Mekke’de indiği rivâyeti ise zayıf bir iddiadır. (Suyûtî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 228)

Dolaysıyla Ebu Tâlib olayı üzerine bu âyetin indiği rivâyetine şüphe ile bakmak zorundayız.

Rasûlüllah’ın (sav) amcası Ebu Tâlib’in iman etmesi arzusu üzerine şu âyetin indiğini düşünmek daha tutarlı görünüyor. Zira Kasas Mekkî bir sûredir:

«Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.” (Kasas 28/56)

Ali b. Ebi Tâlib’in (ra) şöyle anlattığı nakledildi: «Bir adamı müşrik olan anne-babası için istiğfar ederken gördüm. Ona «müşrik oldukları halde ana-baban için mi istiğfar ediyorsun?» diye dedim. «İbrahim’in (as) babası müşrik olduğu hâlde ona istiğfarda bulunmadı mı?» dedi. Bunu gidip Rasûlüllah’a (sav) anlattım. Bunun üzerine Tevbe 9/113. âyeti nâzil oldu.» (Tirmizî, Tefsir-9/16 no: 3101 (Hasen kaydıyla). Hâkim, el-Müstedrek, 2/365. Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 6/490. Suyûtî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 229. el-Vahidî, A. b. A. Esbâbu’n-Nüzûl, s: 198)

Abdullah b. Mes’ud’un (ra) naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) bir gün kabristana gitti ve bir kabrin başında uzun müddet durdu, dua etti. Sonra ağladı. Ben de ağladım. Sonra; «Yanında oturduğum mezar annemin kabri idi. Ona dua etmek için Rabbimden izin istedim, bana izin vermedi» dedi. (el-Vahidî, A. b. A. Esbâbu’n-Nüzûl, s: 199)

Halbuki Rasûlüllah’ın annesinin kabri Medine’de değil, Usfan bölgesinde Ebva köyünde idi.

Nitekim Abdullah b. Abbas’tan bu ziyaretin Tebuk Seferinden sonra Mekke’ye doğru çıkılan yolculukta olduğu şeklinde bir rivâyet var. (Suyûtî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 229)

İbrahim (as) putperest olan ve asla iman etmeyen babası için istiğfar etmisti (af talebinden bulunmuştu). Zira ona söz vermişti.

"(İbrahim) selâm sana dedi, senin için Rabb'imden mağfiret (af) dileyeceğim. Çünkü O bana çok lütufkârdır." (Meryem 19/47)

"Senin için af dileyeceğim." (Mümtehıne 60/4)

O (as), babasına verdiği sözü yerine getirdi:

"Babamı da bağışla, çünkü, o sapıklardandır." (Şuarâ 26/86) 

Kur’an bunun sebebini şöyle açıklıyor:

“İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi.

Ne var ki, onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı.

Şüphesiz ki İbrahim çok duyarlı ve yumuşak huylu (halim) idi.” (Tevbe 9/114)

Buradan anlaşılıyor ki, kâfir olarak öleceği hakkında vahiy gelmemiş ve henüz hayatta bulunan kâfirler için iman nasip olması umulduğundan onlar için istiğfar caizdir.

İbrahim (as), babasının Allah’ın düşmanı olduğu vahiyle belli olunca ondan ve onun için istiğfar etmekten uzaklaştı. Demek ki onun babası hakkındaki istiğfar vaadi onun hayatta olması ve imana gelmesinin ümit edilmesi şartına bağlı idi. 

(Evvâh; mübalağa siğasıyla çok âh eden  demektir.  Bunda bağrı yanıklık, merhametli, sağlam imanlı, yufka yürekli, aşk ve Allah korkusu anlamı da vardır. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 4/414-415)

Evvâh’a ayrıca; cok duyarlı, çok dua eden, merhameti bol, derin anlayış sahibi, yürekten inanmış, Allah’ı çok tesbih eden, Allah kelâmını çok okuyan, mânevî ıstıraplardan ötürü derin teessürleri olan, kalbi yanık, âh edip inleyen, kavrama gücü yüksek, huşû içinde Allah’a yalvaran gibi anlamlar da verilmiş. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 6/494-495)

Kaynaklarda bu âyetin Rasûlullah’ın amcasının ve annesinin, ya da bazı müşrik yakınlarının bağışlanması için dua etmesi sebebiyle indiğine dair değişik rivâyetler var. Ama bunlar ayetin hükmünü tahsis etmez (özelleştirmez). (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 6/490)

“Tevbe Sûresinin iniş zamanı ile ilgili bilgiler, 113. âyette hem Peygamber (sav) hem de müminlerden söz edildiği ve ardından gelen bu âyette de Hz. İbrâhim örneğine değinildiği göz önüne alınırsa, asıl amacın belirli bir olayla ilgili bir hüküm veya açıklama getirmek değil, bu konuda bir ilkeye dikkat çekmek olduğu anlaşılır.

Bu da, hayatındaki bütün fırsatları bir kenara itip Allah’a şirk koşmakta ısrar ettiği ve o hal üzere öldüğü bilinen kişilerin bağışlanması için duada bulunmanın Allah katında makbul bir davranış olmadığıdır.” (Komisyon, Kur’an Yolu,  3/88)

Bazı müfessirlere, burada müşrikler için bağışlanma isteği  yasağı, onların müşrik olarak öldüklerinin bilinmesi durumuyla sınırlıdır. Bir kimse hayatta olduğu sürece onun kâfir olarak öleceği bilinemeyeceğine göre, henüz sağ olan inançsız bir kişinin hidâyete ermesi ve bağışlanması için dua etmekte bir sakınca olmaması gerekir. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 6/491)

 

-Benim düşmanım ifadesi

Allah (st), düşmanlarını ya da kendisine düşmalık besleyen sapıkları Kur’an’da «adüvvî-benim düşmanım» şeklinde de ifade ediyor. Mesela;

**“Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da,

benim düşmanım (adüvvî) ve onun (Musa’nın) düşmanı olan biri onu alsın.

(Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim.” (Tâhâ 20/39)

Âyetlerde anlatıldığı gibi hz. Musa’nın annesi, Firavun’un diğer erkek çocuklar gibi kendi oğlunu da öldürmesinden endişe etmisti dogal olarak. Şüphesiz hikmet sahibi el-Hakîm olan Allah’ın planı, hesabı farklı idi ve öyle de oldu.

Allah (cc) Musa’nın annesine vahyetti ve çoçuğu ne yapacağını ona öğretti. Şüphesiz o da Rabbinin emrine uydu.

“benim de düşmanım, onun da düşmanı” ifadesi tanrılık, rabblik davası güden (Kasas 28/38. Naziât 79/24), yeryüzünde fesat çıkaran (Kasas 28/4. A’raf 7/103. Yûnus 10/83. v.d.) zalim, aynı zamanda kendilerinden korktuğu Musa’nın kavminin de (İsrailoğullarının da) düşmanı Firavun’u gösterir.

Bu âyetten hareketle günümüzde kim firavunluk yaparsa, firavun zihniyetine sahip olup, Musa’nın temsil ettiği Tevhid dinine ve onun mensuplarına tasallut ederse; onlar da Allah’ın adüvv-düşman dediği kimselerdir.

Âyetler her ne kadar Musa’nın hasmı-düşmanı bilinen Firavun’u söz konusu etse de, mesaj Kur’an’ın bugünkü muhataplarınadır. Günümüzdeki Allah düşmanlarını tanıyıp tedbir almalarını sağlamaya yöneliktir.

Zira firavunluk ve firavunlar tarihte kalmadı, devam ediyor.

Hüseyin K. Ece

06.07.2023

Zaandam