10-Müfsidlerin yolu (sebîlü’l-müfsidîn)
Müfsit kelimesinin kökü olan ‘fe-se-de’ fiili bozulmak, çürümek, sağduyudan sapmak, kokuşmak, orta yoldan ayrılmak demektir.
Bunun masdarı olan ‘fesat’; bir şeyin faydalı olmaktan çıkıp zararlı olmaya başlamasıdır. Ya da bir şeyin az veya çok itidal’den çıkması demektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 11/180. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 571)
Fesat isim olarak; bozulma, kuraklık, kıtlık, darlık, düzensizlik, çalkantı, telef olma ve kokuşma gibi anlamlarda kullanılır.
Bu fiilin fail (özne) ismi ‘fâsit’; bozan, geçersiz kılan, bâtıl demektir.
Bunun if’al kalıbı olan ‘ef-se-de’ bozulmak, bozmak, kokuşturmak, mahvetmek, saptırmak, faydalı olmaktan çıkarmak, tabi olandan koparmak demektir. İfsat işte bu kalıbın masdarı, bunun fail (özne) ismi ‘müfsid’; bozan, bozgunculuk yapan, ifsat eden, mahveden demektir.
Din dilinde ifsat eden şeylere, yani fesat’a sebep olan şeylerin hepsine bu kökten gelen ‘mefsedet’ denmiştir.
Islahın zıddı ifsat, muslihın zıddı müfsid, sulh veya salahın zıddı fesat, sâlihin zıddı fâsit, maslahatın zıddı da mefsedettir.
Salahın zıddı fesat hadiste de geçiyor: “Şunu da bilin ki, insan vücudunda bir et parçası vardır. O düzgün (salah) olursa bütün beden düzelir; o bozuk (fesat) olursa bütün beden bozulur; organlar ona tabidir. Dikkat edin o et parçası kalptir.” (Buhârî, İman/39. Ahmed b. Hanbel, 5/270)
İnsanların din, can, akıl, nefis, nesil ve mal güvenliklerini çok önemli gören İslâm, koyduğu hükümlerle insan ve toplum hayatında ‘maslahat’ olan şeyleri kazandırmak ve ‘mefsedet’ olan şeyleri uzaklaştırmak’ istemektedir. Yani “maslahatı celb, mefsedeti (mazarratı) def’”dir.
-Kur’an’da fesat ve ifsat
Fesat masdarı Kur’an’da onbir âyette, onyedi âyette bunun fiil hâli onyedi ayette, bir âyette müfsid, 20 âyette de bunun çoğulu olan müfsidûn-müfsidîn şeklinde geçmektedir. (Abdülbâki, M. F. El-Mu’cem, ‘fe-se-de’ md. s: 518-519)
Fesede fiilinin geçtiği “âyetlerde düzen, sistemli bir bütün olarak kavranan âlemin ve toplumun, dolayısıyla ferdin var oluşuna temel olan fıtrî ve tabii denge ile aynı çerçevede ele alınmakta, fesat da bu düzen ve dengenin bozulmasını yahut bu dengeden çıkmayı ifade etmektedir”. (Kutluer, İ. TDV İslâm Ansiklopedisi, 12/417)
İslâm inancına göre yerde ve gökte tek bir ilâh olan Allah vardır ve yeryüzüne ve gökyüzüne bir düzeni (sulh’u) koyan da O’dur. Buna göre kozmolojik düzen bu tevhid inancına dayanmaktadır.
“Eğer o ikisinde (göklerde ve yerde) Allah’tan başka ilâhlar olsaydı muhakkak fesada uğrarlardı.” (Enbiyâ 21/22) şeklinde anlatılıyor.
İman iddiasına rağmen kendilerine Allah yolunda mücadele gibi ağır dini yükümlülükler gelince bundan hoşlanmayanlara hitaben; “Şimdi siz eğer sırtınızı (vahy’e) dönerseniz (ya da yönetimi ele alırsanız) yeryüzünde fesad çıkarmış ve akrabalık bağlarını koparmış ve dolaysıyla (Allah’a) isyan etmiş olmaz mısınız?” (Muhammed 47/22. Bir benzeri: İsrâ 17/4)
Allah (c.c.) yeryüzünde bir halife yaratma iradesini meleklere bildirince onlar; “… yeryüzünde kan dökecek, fesad çıkaracak birisini mi yaratacaksın…” diye sormuşlardı. (Bekara 2/30)
Bazılarının şekli biçimli olur, konuşurlarsa sözleri dinlenir ama onlar hasımların en yamanıdır. Geri dönüp gittkleri zaman, ya da herhangi bir yerde bir işin başına geçtikleri, bir yönetim yetkisi ele aldıkları zaman nesli ve ekini, yani toplumu ve insanların geçim kaynaklarını, huzurunu harap ederler, yeryüzünü ifsat etmeye koşarlar. (Bekara 2/204-205)
İnsanlardan doğru yoldan çıkmış olanlar, fıtrat sözleşmesine rağmen Allah’ın (aldığı) sözü bozarlar. Allah’ın bağlanmasını istediği bağları koparırlar ve yeryüzünde fesat yaparlar, ahlâkî çöküşe sebep olurlar. (Ra’d 13/25. Bekara 2/27)
‘Fesat çıkarmak’ üç şekilde olabilir:
1-Allah’a karşı isyan etmek şeklinde. Buradaki fesat itaatın karşıtıdır. Allah’ın hükümleri insanın ve toplumun düzenini sağlamak için gönderildi. Herkes kendi aklına estiği gibi davranırsa huzur ve düzen bozulur.
2-Münafıkların kafirlerle işbirliği yaparak müslümanların aleyhine çalışmaları şeklinde,
3-Dinden yana görünerek dine karşı şüphe uyandırıcı, insanları dinden uzaklaştırıcı tavır sergilemek, karışıklık çıkarmak şeklinde.
Kısaca can, mal, nesil, din ve akıl güvenliğini tehlikeye sokan her şey fesat, bunu yapan müfsid, bu zararlı işlere de mefsedet denir. (Ece, H. K. İslâmın Temel Kavramları, s: 178)
-Müfsidler ve faaliyetleri
Müfsid, Kur’an’da genel olarak ‘yeryüzünde fitneyi uyandırıp, insanların durumunu bozup, onları doğruluktan saptıran kimseler anlamında kullanmaktadır.
Fesat, sulh’un (barışın-her türlü iyi hâlin) karşıtı olduğu gibi, ‘müfsid’ de ‘muslih’in (ıslah eden-düzelten-barışı sağlayanın) zıddıdır. (Bkz: Bekara 2/11, 220. A’raf 7/56-57, 142. Neml 27/48-49)
Kur’an ifsad faaliyetinin öznesi müfsidler üzerinde duruyor. Hem onların özelliklerini sıralıyor, hem de Allah’ın onların yaptıklarını sevmediğini ve sonuçta zarar edeceklerini haber veriyor.
‘Müfsid’, ifsad eden, bozan, geçersiz kılan kimse veya şeylere denir. İfsad; bozmak, kokuşmak, dengeden ayırmak olduğuna göre müfsid bozandır, sapan ve saptıran, zarar verendir, huzurun ve barışın hasmıdır.
Kur’an’a göre onlar ‘yeryüzünde fitneyi uyandırıp, insanların durumunu bozup, onları hak’tan saptıran kimselerdir. Kendi hevâsını (keyfini) tanrı zannedenlerin yaptıkları insan ve toplum hayatında fesada sebep olur.
Müfsidler, yeryüzündeki tabii değerleri, sulh (barış) ve dengeyi, kendi subjektij ölçüleri ve doymaz iştahları/hırsları sebebiyle bozarlar. Onların bu faaliyetleri sonucu en başat fesat olan ‘şirk ve küfr’ artar.
Nitekim Kur’an zalim “yöneticiler bir ülkeye girdikleri zaman orayı ifsad ederler, halkını aşağılarlar, onların değerlerini yağma ederler” diyor. (Neml 27/34)
Firavun örneğinde olduğu gibi peygamberlere karşı gelen kişi ve topluluklar müfsid idiler. (Neml 27/14. Kasas 28/4. Yûnus 10/91)
Zülkarneyn kıssasında geçen Ye'cuc ve Me'cuc kavimlerini de müfsidler olarak niteliyor. (Kehf 18/94)
Hz. Şuayb kavmini hakka davet etti ve onlara sı sık “müfsidlerden olmayın” dedi. Medyen ahalisi ölçüde ve tartıda hile yapıyor, insanların mallarını haksızlıkla ellerinden alıyor, toplumda karışıklık çıkarıyor, insanları hak yoldan saptırmaya çalışıyorlardı. (A’raf 7/74. A’raf 7/86. Hûd 11/85. Şuarâ 26/183. Ankebût 29/36)
Ölçü ve tartıda haksızlık aslında Allah’ın koyduğu ölçülere uymamanın zorunlu kötü sonucu fesat, bozulma, mutsuzluk, kaos adaletsizliktir.
Lût (as) da müfsidlere karşı Allah’tan yardım istedi. Onun müfsid dediği kimselerin kendi kavmi içinde bir günahı utanmadan yapan kimselerdi. (Ankebût 29/30)
Kur’an tarihte yaşamış ve gerçekten yeryüzünde bozgunluk yapmış müfsidlerden örnek verdiği gibi, bazı kişi ve toplumların yanlış tavırları üzerindedn de örnekler verip fesat olan işlere dikkat çekiyor, iman edenleri müfsid olmaktan ve ifsadtan sakındıryor.
-Müfsidlerin yolu
İnsanları, Allah’ın yolundan ayıran, onları saptıran sebeplerden biri de, müfsidlerin (bozguncuların) gittiği yoldur. Ya da bazılarının müfsidlerin yolunu izlemeleridir.
Musa (as) Allah’ın va’di olan kırkı günlük süre için kavminde ayrılmak durumunda kalınca yerine kardeşi Harun’u bıraktı. Kur’an şöyle anlatıyor:
“Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı.
Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı (ıslah edici) ol. Sakın bozguncuların (müfsidlerin) yoluna uyma” dedi.” (A’raf 7/142)
Bunu şöyle anlayabiliriz: “Kendini ıslah et, davranışların düzgün, peygamber ahlâkına yakışsın. Aşırılıklardan uzak ol. Ya da sâlih amel ile. Zira sâlih amel kişiyi ıslah ettiği (düzelttiği) gibi, başkalarının da ıslah olmasına sebep olur. Yaptığın işleri düzgün, maksada uygun, faydalı olacak şekilde yap.
Müfsidlerin (fesatçıların) yoluna, anlayışına, tutumlarına uyma, onlara tabi olma. Zira onlar kendilerini ifsat ettikleri gibi, başkalarını da ifsat ederler. İslâmın fesat dediği şeylere sebep olurlar. Haksızlıklara ve kötülüklere sebep olurlar. Dolaysıyla zalimlere yardımcı olma.”
Burada bir peygamberin başka bir peygambere nasihat ettiğini görüyoruz. Harun’un (as) bunları bildiğini tahmin edebiliriz.
Müslüman müslümana nasihat eder. Emr-i bi’l-ma’ruf yapar (iyi olan şeyleri tavsiye eder). Nehy-i ani’l-münker yapar (kötü olan şeylerden sakındırır). Bunları yapmak müslümanın müslüman üzerindeki görevi, karşı tarafın hakkıdır.
Daha iyi olmak, daha isabetli iş yapabilme arzusunda olanlar, nasihata tepki göstermezler. Fakat öğüt, kibirli kimselere, kötülüğü normal görenlere, yaptığı yanlışları düzeltme düşüncesi olmayanlara ağır gelir. Çünkü nasihat, uyarı onların zevklerine sınır koyabilir. Bunları işine karışmak olarak değerlendirebilir.
Ama asıl akıllı ve faydasını isteyen kişi, kendisine uzatılan eli tutar, yerinde, faydalı, yanlışları düzeltecek, hataları azaltacak nasihata kulak verir. (Kutub, S. fi-Zılâli’l-Kur’an, 3/1368)
Hatırlayalım, Musa (as) İsrailoğullarını mısırdan kurtarıp Kenan diyarına getirdi. (Şuarâ 26/65-67. A’raf 7/133. Bekara 2/50))
Muhtemel ki henüz Kenan diyarına varmadan Allah (cc) onu vahyetmek üzere Tur-u Sinâ’ya davet etti. Musa (as) yerine kardeşi Hârun’u bıraktı. O İsrailoğullarının karakterini bildiği için ona sıkı sıkı tenbih etti. Onların arasındaki barışı, sakinliği korumasını, yanlış bir şey olursa ıslah etmesini söyledi. Bozgunculuk çıkarmak isteyenlere karşı dikkatli olmasını istedi.
Kur’anın indiği dönemde araplar gün yerine gece kelimesini kullanır, bir günü kasdederlerdi. Bekara 2/41 buluşma süresi “kırk gece” denirken burada “otuz + on” denilmiş. Niçin böyle ifade edildiğini Rabbimiz bilir. (Komisyon, Kur'an Yolu DİB, 2/459)
Fakat o Kur’an’ın ‘mîkat’ dediği bu görevden Tevrat levhalarıyla (Tâhâ 20/90) döndüğü zaman Firavun’dan kurtardığı kavminin altından bir buzağına taptıklarını gördü. Bu inanılmaz olay karşısında onun bir insan olarak kızması, üzülmesi pek tabii idi. Yıllarca mücadele ederek sığırlara tanrı diye tapan kavimden ve zulümlerinden kurtardığı kavmi sığırın küçğü buzağıya tanrı diye tapmaya başlamış. (A’raf 7/148. Bekara 2/51.Tâhâ 20/88)
Bu heykeli yapan Samirî, yoldan çıkmış, günah işlemiş, tanrılara tapma bir tarafa, tapınılacak tanrı yapmış, İsrailoğullarını ifsat eden bir müfsid olmuştu. Taha 20/87, 95-98) Âlemlerin Rabbi Allah’a kulluk yapmak varken, bir insanın ziynet eşyalarından yaptığı heykele tanrılık vermek, sapıklık olduğu gibi, ifsat (bozulma); bunu yapan, yardımcı olanlar da müfsid (bozguncu) olmaktır.
Kur’an Hârun’un şahsında mü’minlere aynı uyarıyı yapıyor: “Ey iman edenler çevrenizde veya uzakta, müslim gayr-i müslim müfsidler, bozguncular, fitneciler varsa onlara uymayın. Onların gittikleri yoldan gitmeyin.”
Yukarıda Kur’an’a göre nelerin ifsat olduğunu, müfsidlerin özelliklerini kısaca vermiştik. Buna göre mü’minlere düşen ister inanç-akide konusunda, ister davranışlar-ahlak konusunda, ister toplumsal ilikişler, isterse İslama göre günah-haram sayılan eylemler konusunda olsun onları iyi tanımak ve onlara uymamaktır. Onlara, eylemlerine, faaliyetlerine hiç bir şekilde katılmamak ve destek olmamaktır.
“Sakın bozguncuların (müfsidlerin) yoluna uyma”
Hüseyin K. Ece
23.07.2021
Zaandam