Kur'an'ın inşâ ettiği bir akıl, kendisine bahşedilmiş tüm nimetlere birer emânet gözüyle bakar. Buna göre insana verilen her sey emânettir.
Bir kaç tanesini hatırlayalım. Can-ömür, beden, bilgi, kabiliyetler, tabiat, çocuklar, anne-babalar, akrabalar, işler, makamlar… gibi.
1-Hayat-can
İslâmın korunmasını istediği 5 esastan biri candır, hayattır. (Diğerleri; akıl, din, nefis ve nesil)
Hayat-can emânettir; zira bizim tercihimiz ve kazancımız değil. Yaratan takdir ediyor ve müddetini kendisi belirliyor. Mü’mine düşe hayat-can emânetini yaratılış amacı doğrultusunda kullanmasıdır.
Bu bağlamda başkasının hayatına haksız yere kasdetmek haramdır.
«Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın… » (İsrâ 17/33)
Rasûlüllah (sav) Veda Hutbesinde şöyle dedi: «İnsanlar! Bugünleriniz nasıl saygın bir gün ise, bu aylarınız nasıl saygın bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl saygın bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle saygındır (muhteremdir), her türlü tecavüzden korunmuştur...» (Buhârî, Hacc/132)
Kendi hayatına kasdetmek de (intihar da) haramdır.
“... kendinizi öldürmeyiniz ...” (Nisâ 4/29) ifadesi müfessirlerce değişik şekillerde yorumlanmakla birlikte intihar yasağının delillerinden biri olarak da görülmüştür.
“Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız” (Bekara 2/195)
Buna göre mü’min kendi ölümüne yol açacak şeyler yapmaması gerekir.
“Her kim kendini bir dağdan aşağı atıp intihar ederse, bu kimse Cehennem ateşi içinde ebedî olarak kendisini yüksekten aşağıya bırakır olacaktır.
Her kim zehir yudumlar da kendisini öldürürse, o kimse de zehri elinde, Cehennem ateşi içinde ebedî o zehri içer olacaktır.
Her kim de kendisini kesici ve delici bir aletle öldürürse, o da kullandığı aleti kendi karnına vurur ve yarar hâlde ebedî Cehennem ateşinde kalacaktır” (Ahmed b. Hanbel, 3/254, 309, 435, 478, 488, 4/33, 34, 135. Buhârî, Cenâʾiz/84, Edeb/44, Ḳader/5, Ṭıb/56. Müslim, Îmân/175, 176, 177. Tirmizî, Ṭıb/7. Nesâî, Eymân/7.
Rasûlüllah (sav) intihara karşı tavrını göstermek için intihar eden bir kimsenin cenaze namazına katılmamıştır. (Müslim, Cenâʾiz/107)
Kişi hayat-can emânetini kulluk şuuruyla dünya sınavını kazanmaya adarsa iki dünyada da mutluluğa erişir.
Hayatını nefsin hevâsının, keyfini, hırs ve tamahının peşinde geçiren zarar eder.
Abdullah ibni Mes’ûd’tan nakledildiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz:
Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden,
gençliğini nerede yıprattığından,
malını nereden kazanıp nerede harcadığından,
bildiği ile amel edip etmediğinden.” (Tirmizî, S. Kıyâme/1 no: 2416)
Şair şöyle demiş:
“Ey Yar olmak istemedin bir lahza aşina bana
Hastalığım bilip derdimi eylemedin şifa bana
Yolunda bezl-i can etmek bir id-i ekberdir
Korkarım olasın bir yar-ı bi-vefa bana
Lütfuna bir lahza bu gönlümün ümidi yok
Cevrini lütfedip eyle ata bana
Duan mümkün değil ermek gedalara
Kereminle ihsanı kıl bir beddua bana
Mecnun gibi giriftar-ı derd-i aşkım ey Leyla
Dua kıl ki ermeye nagehan bir deva bana
Canım tenimde senin emanetindir al
Ta ki başkalarından ermeye bir kaza bana
Hulusi’yi hançer-i gamzenle şehid kıl şeha
Ruz-ı mahşerde desinler şehid-i Kerbelâ bana” (Osman Hulusi Efendi)
2-Din-İslâm
Kur’an emânetin insanlara sunulduğunu haber veriyor. Lakin bunun nasıl gerçekleştiğini bilemeyiz.
اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًاۙ ﴿72﴾
“Gerçek şu ki, biz emâneti göklere, yere ve dağlara sunduk ta onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; insan onu yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok câhildir.” (Ahzâb 33/72)
Âyette geçen ‘emânet’ konusunda çok farklı yorumlar var.
Bilginlere göre ‘emânet’, Kelime-i Tevhid’dir, yani İslâmdır ve onun kapsamıdır. Kur’an’dır ve O’nun hükümleriyle amel etmektir. İnsana yüklenen kulluk veya halifelik görevidir vs.
3-Kur’an
Kur’an hem metniyle, hem mesajıyla, hem de teklif ettiği hayat proğramıyla bu ümmete emânettir.
İki hadis rivâyetinde bunu görüyoruz.
“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sıkı sıkıya sarıldığınız sürece doğru yoldan asla sapmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Rasûlünün sünnetidir.” (İmam Mâlik, Muvatta’, Kader/3. Buhârî, Hacc/132)
"Size iki şey bırakıyorum; onlara sarılırsanız kurtulursunuz: Biri Kitabullah (Kur’an) biri Ehl-i beytim’dir." (Tirmizî, Menâkıb/31. Ahmed b. Hanbel, 3/14, 17, 26)
Allah (cc) Kur’an emânetini hakkıyla taşımayanları kınıyor:
“Elçi; “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.” (Furkan 25/3o)
4-Beden-fıtrat
Bedenimizi de kendimiz kazanmadık. Ona şeklini de biz vermedik. Bedeninden, şeklinde, yaşın getirdiği değişiklerden dolayı yüzünü ekşiten; Allah’ın takdirine razı olmuyor demektir. Beden zaruret olmaksızın müdahele haddini aşmaktır.
“Beden benim değil mi, istediğimi gibi kullanırım” demek, Yaratıcıyı, ölümden sonrasını hesaba katmayanların tavrıdır.
Yukarıdaki hadiste geçtiği gibi kişi yarın Hesap Günü; “Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinin, gençliğini nerede yıprattığının” hesabını vermeden Allah’ın huzurundan ayrılamayacak.
5-Sağlık
Bir rivâyete göre Peygamber şöyle dedi: “Ölümden önce hayatının,
hastalığından evvel sağlığının,
meşguliyetinden önce boş vakitlerinin,
ihtiyarlığından önce gençliğinin,
yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.” (Hâkim, Müstedrek, sahih kaydıyla, Rekâik/3 no: 7846, 4/341. Ahmed b. Hanbel ve Beyhakî’ye göre bunu Amr b. Meymun bunu (sahabeyi atlayarak) mürsel olarak rivâyet etti. Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/167))
“İki nîmet vardır ki, insanların çoğu bunları değerlendirmekte aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” (Buhârî, Rikāk/1)
Hasta olmamak dikkat etmek, hasta olunca tedaviye başvurmak, sağlık emanetini korumaktır.
Birisi şöyle demiş: “Yâ Rabbi! Sen’in, benim için takdir ettiğin, benim kendim için arzu ettiğimden muhakkak ki daha hayırlıdır, ben Senʼin takdîrine râzıyım.”
6-Akıl
İslâmın korunmasını istediği 5 esastan biri de akıldır.
Yerinde, maslahata yönelik, yani kendisinin ve diğer insanların faydasına, dünya imtihanını kazanacak şekilde, bâtıl şeylerden uzak olma yolunda kullanma... Kendine ve başkalarına zarar verme yolunda kullanmama...
Allah’ın âyetlerini akletme, tefekkür etme, görevini anlayıp yapma uğruna...
Aklını Vahye uygun kullanan bu önemli emâneti hakkıyla kourur. Ancak aklını nefsinin arzularına ve şeytani dürtülere teslim eden onu korumamış olur.
7-Kabiliyetler
İnsanların az veya çok sahip olduğu kabiliyetler (yetenekler) onun hayatını devam ettirmesi için kendisine hibe edilen imkanlar ve emânetlerdir.
Şu âyetlerden bunların yerinde kullanılmasının gerektiğini anlıyoruz:
“De ki: “O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Mülk 67/23)
“Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.
Şüphesiz ki biz insana yol gösterdik. Ya şükredici (olur) ya da nankör.” (İnsan 76/2-3)
“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ 17/36)
8-Cüz’i irade ve özgürlük
İradeyi, kulluk görevlerini yapacak şekilde kullanmak, Hakkı, hak ve hayırlı olan şeyleri tercih etmek bu emânete riayettir.
Özgürlük önemli bir emânettir. Bu özgürlüğü nefsin arzularına, kişilere, yapılara, çıkara teslim etmek köleliktir, emânete hiyanettir.
Ya da bu özgürlüğü nefsin keyfi için Allah’a isyan için kullanmak da öyle...
“Ve de ki: Gerçek, rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin....” (Kehf 18/29)
“Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.” (İnsan 76/3)
9-Mal-servet
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Enfâl 8/28)
Yukarıda geçen hadisin şu cümlesini hatırlayalım: Kişi “malını nereden kazanıp nerede harcadığından” hesap vermedikçe hesap yerinden ayrılamaz. (Tirmizî, S. Kıyâme/1 no: 2416)
Mülk Allah’ındır. “De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” (Âli İmran 3/26)
İnsan neye sahipse bu ona verilmiş bir emânettir. Bu hakikate inanan bir insan bilir ki ölünce bu emâneti asıl sahibine teslim eder.
Hüseyin K. Ece
24.04.2025
Zaandam