Login Form

Istatistikler

Gebruikers
106
Artikelen
1570
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
567938

TEKLİF

Teklif’ kelimesinin aslı ‘kelef’tir. ‘Kelef’, bir şeyi sevmek, bir şeye düşkün olmak demektir.

‘Teklif’ ise sözlükte, bir kimseye sevdiği bir şeyi elde etmede bazı zorlukları göğüslemekle yükümlü tutmaktır. Zor olan ama sevilen bir şeyi yapmasını istemektir.

Din dilinde ‘teklif’; şari’in, yani Din’i gönderenin (şeriat koyucunun), bir fiilin yapılıp yapılmamasını istemesi, ya da yapıp yapmama arasında serbest bırakmasıdır.

Aynı kökten gelen ‘külfet’, zorluk anlamında, ‘tekellüf’ ise bir işin olmasını külfete bağlama, külfete meydan verme anlamına gelmektedir.

Fıkıh dilinde çok kullanılan ‘mükellef’ ise, ‘teklif’e muhatab olan, kendisine ‘teklif’te bulunulan, ‘teklif’le sorumlu olan demektir. Dinin emirlerinden sorumlu olan herkese ‘mükellef’ denir. (Bakınız: Mükellef)

‘Teklif’, şâri’in, ona iman edenlere yüklediği yükümlülüktür. Bu bir anlamda imanın gereğidir, bir anlamda da mükellefin (yükümlünün) sevip istediği, bir sonucu elde edebilmesi için, bir takım zorluklarla karşılaşması demektir.

İslâm fıkhına göre hükümler ikiye ayrılır:

a-Teklifî hükümler,

b-Vaz’î hükümler. (Bakınız: Hüküm)

‘Teklif’, İslâmın mü’minlerden bazı şeyleri yapmalarını, bazı şeyleri yapmamalarını istemesidir. Bazı şeyler konusunda ise mü’min serbesttir. Dilerse yapar, dilerse yapmaz.

Fıkıhçıların çoğu teklif hükümlerini beş gruba, Hanefîler ise yedi gruba ayırırlar.

Eğer şeriat koyucunun, bir fiilin yapılmasını istemesi kesin ve bağlayıcı tarzda ise buna ‘vacip’, kesin ve bağlayıcı tarzda değilse ‘nedb’ (mendub) denilir.

Şeriat koyucunun, bir fiilin yapılmamasını istemesi kesin ve bağlayıcı tarzda ise ‘tahrim’ (haram), kesin ve bağlayıcı değilse buna ‘kerâhet’ (mekruh),

Şeriat koyucu (şârî), mükellefi bir fiilin yapılıp yapılmamasında serbest bırakmışsa, buna da ‘ibahe’ (mübah) denir.

Türkçe fıkıh ve ilmihal kitaplarında ‘ef’al-i mükellefin-mükellefin işleri’ başlığı altında anlatılan maddeler, bunun biraz daha genişletilmiş şeklidir. (Bakınız: Ef’al-i Mükellefin)

İslâma göre bir kimsenin ‘teklif’e muhatab olması için o kimsenin akıl ve idrak sahibi olması gerekir. Akıl ve idrak zamanı da kişinin akıl-baliğ olduğu zaman, yani ergenlik çağına ulaşmasıdır. Aklı olmayanlar ile çocuklar mükellef değillerdir. (Yalnız deliler ve çocuklar, zenginlerse zekât verirler, birine zarar verirlerse, zararı öderler)

‘Teklif’e muhatab olanın ‘teklif’in ne olduğunu anlaması, bilmesi gerekir. Allah’ın emirlerinin ne olduğu, bunların hikmeti ve faydaları, yerine getirilmezse kişinin elde edeceği zararlar ancak akılla bilinir.

Buna rağmen Kur’an, insanlara güçlerinin yetmediği şeylerin Allah tarafından onlara ‘teklif’ edilmediğini vurgulamaktadır. Hiç bir kimse kapasitesinin üzerinde bir görevle mükellef (yükümlü) tutulmaz.

“İman edenler ve salih amelde bulunanlar, -ki hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını teklif etmeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkıdırlar). Onda sonsuz olarak kalacaklardır.” (7/A’raf, 42)

Aynı ilke değişik cümle yapılarıyla bir kaç âyette daha tekrar edilmektedir. (6/En’am, 152. 23/Mü’minûn, 62. 2/Bakara, 233)

Mü’minler, aynı manayı kuvvetlendirir biçimde “...Yarabbi, bize gücümüzün üzerinde teklifte bulunma, yük yükleme...” diye dua etmektedirler. (2/Bakara, 286)

Bu âyetlerdeki ‘teklif’ kelimesi ‘vüs’a’, yani genişlik, güç ve kapasite kelimesiyle birlikte kullanılmaktadır. Böylelikle Kur’an, kişinin kapasitesi üzerinde bir yükle sorumlu tutulmayacağını, gücü, imkanı, genişliği ne ise o kadarıyla yükümlü olacağını haber veriyor.

Bir âyette ise, nafakayı herkesin kendi mali-ekonomik imkanlarına göre verebileceğini, Allah’ın kimseyi ona verdiğinden başkasıyla sorumlu tutmayacağı bildiriliyor. Bu âyette de ‘vüs’a’ masdarının fiili kullanılarak, dikkatler teklifin mali yönüne ait prensibe çekilmektedir. Allah (cc) bir güçlüğün arkasından bir kolaylığı verir. (65/Talak, 7)

Bir âyette de Peygamberimiz Allah yolunda cihada davet edilirken, kendinden başka hiç kimseden sorumlu (mükellef) olmayacağı, ancak mü’minleri de bu konuda teşvik etmesi söyleniyor. (4/Nisa, 84)

Peygamberimiz İslâmı tebliğ ederken ne kendiliğinden bir teklif getirir, ne de Din konusunda insanlara bir ‘külfet-zorluk’ yükler. (38 Sad/86)

Allah’ın Dini, yani teklifleri insanlar için zor değildir. O Dinde kolaylık ister, güçlük istemez. (2/Bakara, 185) Allah (cc) insanlara Din’de bir güçlük (harec) yüklememiştir. (22/Hacc, 78) Peygamberimiz de Din’de zorluk göstermemiştir. Öyleyse mü’minler de Din’de, kendileri ve başkaları için zorluk çıkarmamalı, Din’i kolay tarafı ve tabii hali ile tebliğ etmeliler, hiç kimseye gücünün üzerinde bir şey teklifte bulunmamalılar.

 

Hüseyin K. Ece

İslamın Temel Kavramları kitabından. Sayfa: 711-712