Login Form

Istatistikler

Gebruikers
106
Artikelen
1570
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
567945

YÜSR

a-Yüsr Nedir?

‘Yüsr’, zorluğun karşıtıdır.

Kolaylaştırma, kolay, hafif, hafifletme, zorluğu giderme gibi anlamlara gelir.

Kur’an, bu manaları ifade etmek üzere ‘yüsr, yüsra, yesir, meysûr ve tahfif’ gibi kelimeleri kullanmaktadır.

‘Yüsr’, işin kolay olması demektir.

‘Yesir’, az olan, kolay olan şey, hakir (değersiz) anlamlarına gelir.

‘Yüsra’; kolay, kolaylık, sol taraf, sol el, ‘meysûr’; kolaylık, kolay kılınmış şey, ‘tahfif’; hafifletme, yükün ağırlığını giderme gibi manalara gelmektedirler.

Deneme için yaratılan insanoğlu, denemenin gereği olarak bir takım yükümlülükleri yerine getirecek, bazı güçlükleri göğüsleyecek, bazı zor gibi görünen ibadetleri yapacak, nefsinin çok arzu etmesine rağmen, imtihanın bir gereği olarak o isteklerinden vaz geçecektir .

Dünyada insan nefsinin hoşuna giden çok şey vardır. Nefis onlara sahip olmak ister. Hatta onlara sahip olmak uğruna yanlış yollara sapabilir, meşru olmayan işlere meyledebilir. Nefis çoğu zaman Din’in tekliflerini ağır bulur, onları yerine getirme noktasında tembellik yapar. Nefsin, dünyalıklar peşine düşüp daha da azgınlaşması, Din’in tekliflerinden uzaklaşıp kendi hoşuna gideceği şeyleri yapması için şeytan sürekli kışkırtıcı bir rol üslenir.

İmtihanın gereği bazı zorlukların, daha doğrusu nefsin ağır bulduğu bir takım güçlüklerin olması doğaldır. Aslında Din’in teklifleri insanın yapısına, tabiatına uygundur. Rabbimiz insana taşıyamayacağı hiç bir yük yüklemez. (2/Bakara, 286) Ancak, yeryüzünde bulunuşunun, var olmasının sebebini anlamayıp, kendi hevasına göre yaşamayı seçmiş kimseler; Din’in tekliflerini ağır bulurlar.

Nitekim müşrikler, kendilerinin Kur’an’a davet edilmelerini çok ağır bir teklif olarak kabul etmektedirler. (42/Şûra, 13)

 

b-Dinde Kolaylık Esastır

Allah’ın gönderdiği ölçülere göre yaşayan, yani İslâma uyanlar; hem dünya hayatını düzene koyarlar, hem hayat sınavını başarırlar, hem de Allah’ın muttaki kullar için hazırladığı hesapsız nimetlere ve mükâfatlara kavuşurlar.

Kullarının bu güzelliklere kendi çabalarıyla kavuşmalarını isteyen Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, zayıf bir yapıda yaratılmış insan için tekliflerini yumuşatmış, kolaylaştırmış ve onun sırtındaki ağır yükleri indirmiştir.

Rabbimiz (cc) bu konuda buyuruyor ki:

“…Allah size kolaylık (yüsr) ister, sizin için zorluk (usr) istemez.” (2/Bakara, 185)

İslâmın amacı insanları ağır yüklerle zorluğa bırakmak değil, aksine her türlü kolaylığı göstererek, onların iyi birer insan olup ilâhi mükâfatları hak etmelerini sağlamaktır.

“Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister. İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.” (4/Nisa, 28)

İslâm, fıtrat (yaradılış) dinidir, yani insanın yaratılışına uygun, tabiî bir yaşama biçimidir. İnsanı yaratan Rabbimiz, onun fıtratına uygun tekliflerini İslâm adıyla ona göndermiştir. Bunu Peygamberimiz (sav) şöyle açıklıyor:

“Şüphesiz ki bu Din kolaylıktır. Her kim, (kolay olan) bu dini zorlaştırırsa altında kalır. Onun için orta bir yol tutun ve Dini en uygun bir biçimde uygulayın.” (Buhari, İman/29, 1/16.)

İslâmın prensibi her işte kolaylıktır, ama asla zorluk çıkarmak, insanları yokuşa sürmek, zor tekliflerle onlara güçlük vermek, yapamayacaklarını emredip te onları bunaltmak değildir. Allah (cc) -hâşâ- kullarına işkence etmez, onlardan intikam almaya kalkmaz.

İslâmın bu kolaylık prensibini bir çok konuda görmemiz mümkündür. Allah (cc), Kur’an’ı, okunup anlaşılsın, öğüt alınsın diye kolaylaştırmıştır. (54/Kamer, 17, 22, 32, 40 ) Kur’an, Hz. Muhammed’in dilinde de kolaylaştırılmıştır ki, takva sahiplerini müjdelesin, inatçı toplulukları da uyarsın. (19/Meryem, 97. ayrıca bak. 44/Duhan, 58)

Mü’minler gerek namazda gerekse günlük hayatlarında Kur’an’dan kolaylarına gelen kısmı okurlar, bu konuda bir sınırlama yoktur. (73/Müzemmil, 20)

Peygamberimize hitaben söylenmiş şu gerçek, Kur’an’ın asıl amacını ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir:

“Tâ Hâ. Biz sana bu Kur’an’ı güçlük çekmen için indirmedik. ‘İçi titreyerek korku duyanlara’ ancak öğüt ve hatırlatma olsun (diye indirdik).” (20/Tâhâ, 1-3)

Allah (cc), Peygamber tebliğini güzel yapsın diye O’nun işini kolaylaştırır, önündeki engelleri aşması için O’na yardım eder. (92/Leyl, 7-10)

Kur’an, ödeme güçlüğü çeken borçluya kolaylık sağlanmasını tavsiye ederken (2/Bakara, 280), Kıyamet günü ameli iyi olanların hesabının çok kolay, ameli kötü olanların ise hesabının çok zor olacağını haber veriyor. (84/İnşikak, 7-13)

Allah (cc) takva sahiplerine işlerinde kolaylık göstereceğini müjdeliyor. (65/Talak, 4) Demek ki, Din’in ve ona ait tekliflerin insana kolay gösterilmesinin sebebi takvadır ve Allah (cc) bu ilâhî bağışı da muttakilere vermektedir.

Bir başka deyişle takva sahibi mü’minler, Allah’a ihlaslı bir şekilde ibadet ettikleri, Allah’a hakkıyla teslim oldukları için, Din’in tekliflerini kolaylıkla yerine getirirler, onlarda bir zorluk görmezler. Diğer taraftan İslâm karşısında inatçılık edip, Allah’a boyun eğmeyen kibirliler, İslâmın emirleri ve yasakları karşısında sıkıntı duyarlar, bocalarlar, deyim yerinde ise soğuk ter dökerler, zorluğundan bahsederler, kendi statülerine ve zamana uymadığından dem vururlar ve onun hükümlerini tartışmaya açmaya yeltenirler. İnsan, Allah’tan hakkıyla korkup- sakınabilse, şüphesiz Din’in emirleri ona çok kolay ve çok sevimli gelir. Çünkü onları yerine getirdiği zaman ölçülemeyecek kadar çok karşılığa kavuşacaktır.

Burada, kendilerine hidayet verilen ile sapıtanların psikolojisini hatırlamak faydalı olacaktır:

“Allah, kime hidayet vermek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse onun göğsünü,- sanki göğe yükseliyormuş gibi- dar ve sıkıntılı kılar…” (6/En’am, 125)

Mallarını Allah yolunda harcamayan cimrilerle, güzelliğe sırtını dönen, kimselere, zorluklar, sıkıntılar, darlıklar ve azap kolaylaştırılır. Çünkü bu gibiler bunu hak etmişlerdir. (92/Leyl, 8-10)

Allah (cc) her zorluktan sonra bir kolaylık olduğunu haber veriyor. (94/İnşirah, 5-6, 65/Talak, 7) Zorluktan sonra kolaylığın olması gerekli tedbirleri almakla, dua ve ibadetle Allah’a rağbet etmek, O’na yaklaşmakla mümkündür.

Şurası kesindir ki İslâmın emir ve yasakları içerisinde insanın fıtratıyla ve hayatın gerçekleriyle çatışan hiç bir şey yoktur. Allah (cc) ve O’nun son peygamberi, insanlara, altlarından kalkamayacağı hiç bir şeyi teklif etmemişlerdir. Din’in bütün emir ve yasakları (hükümleri) insanlara faydalı olan şeyleri kazandırmak, zararlı olan şeyleri de onlardan uzaklaştırmaktır.

Emredilen ibadetler, bir zorluk, sıkıntı veya işkence değil; huzur, rahatlık, düzen ve iç ferahlığı ve dengeli bir yaşayışın planıdır.

Dinimizde nass’la (kesin deliller ile) sabit olan şeyleri değiştirmek, zamana ve toplumlara uydurmak mümkün değildir. Onları sağa sola çekmek, onlara dokunmak insanı İslâmın sınırlarının dışına çıkarabilir. Ancak hakkında hüküm olmayan, yani mübah alan dediğimiz konularda en kolayı ve Dine uygun olanı tercih etmek Peygamberimizin tavrıdır. Müslümanlar da aynı şekilde hareket ederler. Hz. Aişe şöyle diyor:

“Yüce Peygamber, biri daha kolay, biri daha zor iki tercih karşısında kaldığı zaman, mutlaka kolay olanı seçmiştir.” (İbni Sa’d, nak. K. Temel Kavramları, 648)

Nitekim bazı ibadetlerde yerine göre kolaylıklar gösterilmiştir. Bunun sebebi ibadetlerin her şart ve ortamda yerine getirilmesi, müslümanın kolaylıkla kulluğunu yapabilmesidir.

Oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin oruçlarını Ramazan’dan sonra kaza etmeleri, ayakta namaz kılamayanların namazlarını oturarak kılmaları, su olmadığı veya suyu kullanma imkanı kalmadığı zaman teyemmüm edilmesi, yolculukta namazın kısatılması; bilinen kolaylıklardandır.

İslâmda ruhbanlık olmadığı gibi, aşırı gevşeklik te yoktur. ‘Ne yaparsam yapayım, Allah beni affeder’ mantığı sakat bir mantıktır. Allah (cc) dilerse bütün günahları affeder, doğrudur. Ancak hiç kimse tevbe edebilme ve tevbesinin kabul edilme garantisi veremez. Kul için Allah (cc) rızasından daha büyük kazanç var mıdır ? Bize her türlü nimeti karşılıksız veren Rabbimiz, şükredilmeye layık değil midir? Allah’ın katındaki yüce makamları hak etmek zararlı mıdır? Allah’ın azabına layık olmaktan daha korkunç bir kayıp var mıdır?

Dinimiz her şeyde olduğu gibi ibadette de dengeyi emrediyor. Ne aşırı gevşeklik ne de ruhbanlar gibi dünyadan el etek çekme anlayışı; her iki tutum da İslâmî değildir. Her konuda en büyük örnek Peygamberimizdir. Allah’a en güzel kulluğu O yapmıştı. O’nun ibadet hayatı da ölçülüydü, aşırı ve insan gücünün üzerinde değildi.

Ne kadar gayret ederse etsin, hiç kimse Peygamberden daha iyi takva sahibi olamaz. O, ibadetini insan olmanın sınırları içerisinde yapardı, emredilenlerin dışında az ve devamlı nafile ibadet te ederdi. Ümmetine de az ve devamlı ibadet etmeyi tavsiye ederdi. Öyleyse, İslâmı her açıdan zorlaştırarak, yaşanamaz, uygulanamaz bir hale getirmek, hayatın gerçekleriyle karşı karşıya bırakmak doğru değildir. Anlatılan ve gösterilen İslâm, ‘yok, biz bunu yaşayamayız, çok zor, tahammül edilmez bir şey’ dedirtiyorsa, anlatanların ve İslâmı öyle sunanların vebâli vardır. Dinde olmadığı halde, dinin emri gibi lanse edilen bir sürü formalite ve zorlama şeyler, gerçekten insanları şüpheye düşürebilir, Âllah’a ibadetten uzaklaştırabilir.

Son olarak şunun altını tekrar çizelim: Din kolaydır, her devirde, her ülkede ve her iklimde yaşanabilir. Çünkü fıtrat dinidir. Kimileri İslâmı hayattan uzaklaştırmak ve müslümanları kendi tanrılarına tabi kılmak için, İslâmın çok zor olduğu propagandasını yapsalar bile, bu böyledir.

 

Hüseyin K. Ece

İslamın Temel Kavramları kitabından. Sayfa: 776-779