Login Form

Istatistikler

Gebruikers
139
Artikelen
1588
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
598756

İLİM KAVRAMI ve KUR’AN’IN ANLAŞILMASI İLE İLGİSİ

-      Giriş

  • Kur’an anlaşılması gereken bir kitaptır;

Allah (cc) mesajlarını ve haberlerini insanlar düşünsünler, akletsinler, ibret alsınlar ve gereğini yapsınlar diye açıklamaktadır. (2 Bekara/219, 221, 230, 242, 266. 5 Maide/89. 16 Nahl/39 gibi)

Hatta bu bağlamda her peygamber kendi kavminin lisanı ile gönderildi ki insanlar Rablerinin onlara ne indirdiğini anlasınlar. (14 İbrahim/4)

 

 « … İşte sana da bu uyarıcı vahyi indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve belki onlar da bu sayede düşünürler. » (16 Nahl/44) 

Bu âyet daha açık ve net :

« Biz sana ilâhi mesajı, sadece üzerinde anlaşmazlığa düştükleri (inançla

ilgili) meselelerin çözümlerini kendilerine sunasın, inanıp güvenecek bir topluluk için de bir yol haritası ve bir rahmet olsun diye indirdik. » (16 Nahl/64)

 

  • Kur’an esasen anlaşılabilen bir kitaptır

Kur’an, kendisini ‘beyan/mübîn/tebyîn/tibyan’, âyetlerini ise ‘beyyine/beyyinât/mübeyyinât’ olarak niteliyor. Bütün bunlardaki ortak anlam; anlaşılan, anlaşılabilen, açık ve net mesaj, isbat gücü kuvvetli, açık ve net delildir.

“Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.” (24 Nur/34)

“Tâ Sin Mim! Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.” (28 Kasas/2)

Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.” (36 Yasin/69)

Kur’an’ın dilini bilmeyenler bile Kur’an’ın büyük bir bölümünü genel hatlarıyla anlayabilirler, özümseyebilir, zihinlerinde bir yere koyabilirler.

Bunun anlamı şudur: Muhataplar Kur’an’ın ne demek istediğini, neye davet ettiğini, haberlerini, hükümlerini, müjde ve uyarılarını, güzelliklerini, mucize oluşunu, etkilerini rahatlıkla anlayabilirler. Bunu da onun genel mesajından, muhatabın diline aktarılmış açıklamalardan, yorumlardan, tarihsel tecrübelerden ve araştırmalardan yola çıkarak yapabilirler.

Kur’an elbette anlaşılması gereken bir kitaptır. Zaten Allah (cc) âyetleri insanlar anlasınlar, akletsinler, düşünsünler diye açıklamaktadır. Mesela ;

 « … Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır. Belki düşünürsünüz. » (2 Bekara/219)

Bu formu pek çok âyette bulmak mümkün. (mesela: Bekara/187, 221, 230, 242, 266.  Ȃli İmran/103. Maide/89.  Nûr/18, 61)

Kur’an’ı herkes anlamalıdır. Çünkü herkes kulluktan sorumludur. Kur’an herkesi muhatab alır ve onların hayatını inşa etmek üzere indirilmiştir.

Anlamak/farkında olmak sorumluluktur. Ya da sorumlu olabilmek için anlamak gerekir. Kur’an insana sorumluluk yüklemektedir. Bu  sorumluluğun taşınabilmesi veya yerine getirilebilmesi için de bunun ne olduğunun bilinmesi gerekir.

Bunun için insan öncelikle anlama kabiliyeti (akıl ve fonksiyonları, kalp ve yetileri) ile donatılmıştır. Sonra da onun anlayabileceği bir Kitap indirilmiştir. Kitap bir anlamda Allah’ın muradının, yani Vahy’in insan idrakine, insan seviyesine, insanın anlama kapasitesine indirilmesidir. Ki insan Vahyi anlasın ve hedeflerini gerçekleştirebilsin.

Allah (cc) hitabını kolaylaştırdı, ya da anlamanın vasıtalarını halketti.  Bununla birlikte, Kitabı anlamayı sağlayacak, onu uygulayıp izah edecek, Vahyin hedeflerini ve sonuçlarını bizzat gösterecek bir elçiyi de bereberinde görevlendirdi.

Öyleyse Kur’an’ı anlamanın vasıtalarına bakmak, onları tanımak, onların nasıl ve nerede kullanılacağını bilmek, onu daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır.

Bu yazımızda Kur’an’ı anlamaya yardımcı olabilecek araçlardan ‘ilim’ kavramı üzerinde kısaca durmak istiyoruz.

 

İLİM KAVRAMI

  • İlim nedir?

İlim; bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin inanç (itikad), bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi olduğu gibi bilmek, nesnedeki gizliliğin ortadan kalkması gibi farklı şekillerde tarif edilmiştir. (DİA, 22/109)

İlim; bir şeyin sûretinin, görünüşünün zihinde şekillenmesi, bilme, bilgi’dir.

İslâmî bakış açısıyla ilim, insanın duyu vasıtaları ile elde ettiği veya Allah'ın (cc) vahiy yolu ile doğrudan doğruya gönderdiği, içinde zan ihtimali bulunmayan yakîni bilgidir.

Seyyid Şerif Cürcânî'ye göre ilim: "Gerçeğe ve vakıaya uygun düşen bilgi ve kanaattır." (Cürcânî, et-Ta'rifât, s: 160).

İlim kavramının yanında çoğu zaman kullanılan marifet kavramı, daha özel bir anlam taşır ve yöneldiği nesne tektir ve daha ziyade vasıtasız bilgiyi, sezgiyi, kalbî bilgiyi ifade etmek için kullanılır. İlimde ise bilmenin konusu geneldir.

İrfan, fıkh, tefakkuh, hıbre, şuur, itkan, idrak, ihsas, akıl gibi kelimeler ilmin özel şekillerine delâlet ederler. İlim bunlardan daha kapsamlı kavramdır.

Peygamber (sav) döneminde ilim kelimesinin sözlük anlamıyla bilgi manasında kullanıldığı gibi, vahyi ilgilendiren, ya da onun çevresindeki bütün bilgiler de içinde kullanılıyordu.

İlimler tasnif oluncaya kadar hadis, siyer, tefsir, akaid veya fıkıh konularının hepsine ‘ilim’ denildiğini görmekteyiz. İlim elde etmek, ilim öğrenmek ve öğretmek, ilmi gizlememek, ilim için yolculuklara çıkmak, ilmi yazı ile kayıt altına almak, hayırlı ilim bırakmak gibi tabirler genel ifadeler olup; bilgiyi, bilmeyi ve özellikle İslâm hakkındaki bilgileri anlatıyorlardı.

İslamî terminolojide ‘ilim‘ terimi; "bilgi" kelimesini karşılamak için kullanıldığı gibi, herhangi bir bilgi şubesini ifade için de kullanılır. Meselâ; kelâm ilmi, tefsir ilmi gibi.  

Kur’an’da isim ve fiil olarak geçen ‘ilim‘ kelimesi kimi yerde ‘bilgi’, kimi yerde kavramsallaşmış ‘ilim’ olarak geçer. İnsana bakan yönüyle ilimden amaç, insanın kendisi, varlık ve hayatın anlamıyla ilgili doğru, güvenilir ve sahih perspektife sahip olmasını sağlamaktadır. (A. Bulaç, Bilgi Neyi Bilmektir, s: 61)

 

  • Kur’an’da ilmin anlamları

Kur’an’da ‘ilim’ ve türevleri 759 yerde kullanılıyor. Bu kullanışların pek çoğunun ‘ilâhî bilgi‘ ya da ‘vahy‘e işaret ettiğini söyleyebiliriz.

Kur’an ilim kelimesini ayrıca hem insana vahyedilmiş hakikate dair ilmini ve hem de insanın bilme melekesiyle kazandığı dünyevi ilmini ifade etmek üzere kullanır.

Mukatil b. Süleyman’a göre Kur’an, ilim/bilmek fiilini üç şekilde kullanıyor:

Birincisi görmek anlamında.

“İçinizden (Allah yolunda) cihad edenleri ve zorluklara karşı direnenleri (sabredenleri) bilinceye kadar sizi mutlaka deneyeceğiz: zira Biz, sizin bütün iddialarınızı sınarız.“ (47 Muhammed/31)

Allah (cc) elbette daha önceden kimin ne yaptığını, ne yapacağını bilir. Ancak O (cc) kimin cihad edeceğini görmek istiyor.  Bir başka âyette benzer ifadeleri bulmak mümkün. Burada ‘bilme’ görmek anlamında kullanılıyor. Allah (cc) kimin kendi uğrunda cehd ettiğini ve sabrettiği fiilen görmek istiyor. (3 Âli İmran/142)

İkincisi; Yakınen bilmek anlamında.

Buradaki vurgu Allah’ın mutlak ve her şeyi kuşatan ilminedir.

“Ziyanı yok, nasıl olsa Allah (cc) onların gizlediklerini de açoğa vurduklarını da bilmektedir. Şu bir gerçek ki O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.“ (16 Nahl/23. Bir benzeri 21 Enbiya/110)

Üçüncüsü; ilmin Allah’tan olduğu şeklinde.

“Fakat, eğer onlar sizin çağrınıza cevap vermezlerse; o zaman bilin ki (Kur’an vahyi) yalnızca Allah’ın ilmiyle indirilmiştir;…“  (11 Hûd/14)

Burada ‘Allah’ın ilmiyle‘, Allah’ın izniyle demektir. (Bu da ister hakikatin bilgisi, isterse insan çabasının ürünü olan bilginin, Allah’ın iznine bağlı oluşuna bir vurgudur.) (Mukatil b. Süleyman, el-Vücuh ve’n-Nezâir, s: 112)

Bunlarla birlikte Kur’an’ın –özellikle- ilim kelimesini bir kaç anlamda kullandığını görüyoruz:

 

-      Vahy/hidayet/hakikat bilgisi anlamında;

İlim her şey şeyden önce Allah’a ait olan bilgidir ve insanlara vasıtalı veya

vasıtasız bildirdiği gerçeklerdir.  Buna; vahiy, hakikatin bilgisi,  hak (gerçeğin bizzat kendisi),  hidayet, ilm-i ledünnî (Allah’ın ihsan ettiği bilgi) denilebilir.

“… Sana ilim geldikten sonra eğer onların keyiflerine uysaydın, bu durumda sen kesinlikle kendine zulmedenlerden olurdun.“ (2 Bekara/145. Ayırca bak. 3 Âli İmran/19. 17 İsra/107)

 

-      Din (İslâm) anlamında;

Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.(2 Bekara/120)

Zamahşerî’ye göre burada geçen ‘ilim’den maksat delillleri sağlam bilinen din’dir, yani İslâmdır. 

 

-      Kesin delil anlamında;

Kur’an hz. Muhammed’e hitaben; “Sana bu ilim geldikten sonra seninle

bu konuda çekişenlere de ki…“ diyor. (3 Âli İmran/61)

Buradaki ilim; Hz. İsa hakkında Tevhid inancının kabul etmeyeceği inanca

sahip olanlara karşı kullanılan ikna edici, kesin, apaçık ve dosdoğru isbat/ delildir. Şüphesiz ki bu ilmin, yani bu beyyinâtın (apaçık delillerin)  kaynağı Vahiy’dir. (10 Yunus/93

 

-      Önceki kitaplar anlamında;

“Dahası onlara (tevdi edilen) görevden dolayı açık işaretler vermiştik. Ne ki onlar durdular durdular da, kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düştüler…“ (45 Casiye/17)

İsrailoğullarına verilen ilim şüphesiz ki Hz. Musa’ya indirilen vahiy, bir başka deyişle Tevrat idi. Onlar Tevrat’a rağmen tefrikaya düştüler, aralarında anlaşmazlık çıktı. (42 Şûra/14)

Kurtubî’ye göre Şûra 14. Âyetteki ‘lim’den maksat Muhammed’dir. İsrailoğulları bir peygamberin geleceğini temenni ediyorlardı. Onun özelliklerini biliyorlardı. (2 Bekara/89) Hatta kendilerine kitap verilenler onu öz oğulları gibi tanıyorlardı. (2 Bekara/149) Ne zaman ki ona peygamberlik verildi, yüz çevirdiler ve inkâr ettiler. (Kurtubî, Tefsir, s: 2736)

Bu âyetlerde geçen ‘ilim‘; vahiy veya hakikatin bilgisi diye de anlaşılabilir.

 

-      Kitap anlamında (Kur’an’ın bir adı olarak el-İlm);

Allah’ın (cc) sözü olan Kur’an’ı da ‘ilim’ diye adlandırılmıştır.

İlim sıfatı bir çok âyette masdar şekliyle Allaha izafe edilmiştir. Bu bağlamda Kur’an kendisinin Allah’ın ilmiyle indirildiğini açıklıyor.

“Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Allah'ın şahitliği de kafidir.” (4 Nisa/166. Bir benzeri: 11 Hûd/14)

Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an’dan başka bir şey değildir. Allah (cc) ona hiç kimsenin  bilmediği özel bir ilim indirdi. (Zamahşerî, Tefsir 1/579)

Bir çok müfessire göre Hz. Muhammed’e verilen ’ilim’ Kur’an’dır. (2 Bekara/120, 145. 13 Ra’d/37)

Kur’an’ın bizzat Kur’an’da geçen onlarca adı bulunmaktadır. M. Çelik bunların sayısını 87ye kadar sayıyor ve hepsini teker teker ele alıyor. Kur’an’ın bu  isimlerinden biri de el-İlm’dir. (M. Çelik, Kur’an Kur’an’ı Tanımlıyor, s: 114)

Kur’an Allah’tan gelen bir ilim olduğu gibi, içinde ilme dayalı açıklamalar bulunan bir kitaptır.  (7 A’raf/52)

Kur’an şöyle diyor: “... Biz, kitap’ta tek bir şeyi bile ihmal etmedik...”  (6 En’am/

Kur’an, aynı zamanda nübüvvet ilmini içerir. Peygamberliğe ait az veya çok ne kadar ilim gerekiyorsa hepsi onda vardır. Mükellefin ihtiyaç duyduğu şeriat, hükümler ve açıklama olarak her şeyi içerisine almaktadır. Ki bunlar onun dünya hayatını düzene koyar, ahirette ona karşılık kazandırır. (Ebu Zehrâ, el-Mu’cizetu’l-Kübra el-Kur’an, s: 353)

 

-      Doğru bilgi anlamında;

“Ne ki yine de insanlar içerisinden herhangi bir (doğru) bilgiye, yol gösterici bir kılavuza ve aydınlatıcı kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışan kimseler çıkabilmektedir.“ (22 Hac/8. Ayrıca bak.; 6 En’am/100. 24 Nûr/15. 22 Hac/3, 71. 31 Lukman/20. 5 Maide/109)

Bu âyette inkârın üç sebebi zikrediliyor: 1) Herhangi (kesin) bir bilgiye dayanma ihtiyacı duymayanlar. Yani kafasını kullanmayanlar. 2) Yol gösterici bir kılavuza dayanmayanlar, yanlış rehber seçenler. 3) Bir belgeye dayanmayanlar. Vahye değil, mitolojilere veya atalar yoluna kulak verenler. (M. İslamoğlu, Meâl s: 812)

Bazıları bilgisizlik yüzünden çocuklarını öldürürler, Allah’ın helâl kıldığı rızıkları haram ederler. (6 En‘am/140) Bunların elinde kesin bilgi olsa, ya da kendilerine ilâhî kaynaktan indirilen hükümlere göre hareket etseler, beyinsizce ve zalimce çocuklarını öldürürüler miydi?

Allah’tan gelen sağlam bilgiye itibar etmeyenler insanları saptırmak için boş, temelsiz, oyalayıcı sözleri kullanırlar. (31 Lukman/6)

 

-      Zihinsel sezgi anlamında;

İbrahim (as) babasına “…İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun. Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O halde bana uy da, seni doğru bir yola eriştireyim” demişti. (19 Meryem/43)

Hz. Davud’a ve Hz. Süleyman’a henüz peygamber olmdan önce verilen bilgi de, Hz. İbrahim’e verilen ilmin benzeri; zihinsel sezgi, kuvvetli bir basiret veya kavrama ve sağlam hüküm verme yeteneğidir. (27 Neml/15. 21 Enbiya/79)

 

-      Aklî bilgi anlamında;

İnsanların gök cisimlerinin hareketlerine bakarak takvim ve hesap bilgisine

ulaşmaları bu tür bir bilgidir.  (17 İsra/12)

Hz. İbrahim yıldızlara, Ay’a ve Güneş’e bakarak Allah’ın varlığına ve birliğine ulaşması da buna benzer. (6 En’am/76-79)

 

-      Hakikat tasavvuru anlamında;

“Lût’a da sağlam bir muhakeme ve seçip ayırma yeteneği kazandıran bir bilgi tasavvuru bahşettik ve onu çirkin eylemleriyle tanınan şehirden kurtardıuk…” (21 Enbiya/74)

Hükm, tüm altarnatifleri içlerindeki en doğru şıkka indirme işlemi demektir. Aynı kökten gelen hikmet, işte bu işlemi mümkün kılan yetenektir. İlim, hüküm ve hikmeti birbirine bağlayan bağ “seçip ayırma (temyiz)” yeteneğidir. Sıradan bilgilerin (veri, data) vahyin ‘ilm’ adını verdiği şeye dönüşmesi için, insan zihninde bir çevrim istasyonu bulunmalıdır. İşte hükm-muhakeme bunun adıdır. Bir ilâhî inşa projesi olan vahyin amacı, insan zihninde söz konusu ‘çevrim istasyonunu’ inşa etmektir. Bu sayede sıradan bilgi hayatın illet, amaç ve hikmetini gösteren bir göstergeye dönüşür.” (M. İslamoğlu, Meâl, s: 631)

 

-      Allah’ın ilmi anlamında;

Yukarıda geçtiği gibi Kur’an’daki ‘ilim’ kelimesi ya doğrudan Allah’ın bilgisine, ya

da Allah’ın insana ihsan ettiği hakikate dayalı bilgiye vurgu yapmaktadır.

Meleklerin; ”… Senin bize bildirdiğinden başkasını bilmeyiz, Sensin her şeyi bilen… ” (2 Bekara/21)  itirafı aslında insana bilginin kaynağını işaret eden bir ihtardır.

Kur’an ilmin Allah’a (cc) olduğunu çeşitli şekillerde haber veriyor.

Allah (cc) Alîm ve Âlim’dir/her şeyi Bilen’dir.  (161 âyette)

Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. (6 En’am/80. 20 Tâhâ/98. 22 Hacc/76.

65 Talak/12)

O her şeyden haberdardır. (45 âyette)

O’na hiç bir şey gizli değildir. (14 İbrahim/38)

O her şeyi bilir. (13 Ra’d/8-10. 6 En’am/59)

İlim O’nun yanındadır. (46 Ahkâf/23. 67 Mülk/26)

İnsana öğrenme yeteneklerini, araçlarını, imkanlarını, bilgi edinme ve bunu

kullanma iznini veren Allah’tır. Allah’ın En Güzel İsimlerinin pek çoğunun insan ve mahlukât üzerinde tecellileri, etkileri ve sonuçları vardır.  El-Alîm ve el-Âlim isminin insan üzerindeki sonucu; insanın ilim öğrenmesi ve bunu hem çoğaltması, hem de kullanmasıdır.

         Buradan hareketle ‘ilim’ aslında “Allah’ın bildiği ve insana öğrettiğidir” denilebilir.

 

-      Kendilerine ilim verilenler;

Sekiz âyette kendilerine ilim verilenlerden bahsediliyor.

Kendilerine ilim verilenler, bilgi ve bilginin amacını kavrama yeteneğine sahip

olanlar, peygamberler, âlimler ve insanları Allah yoluna davet edenler olabilir. (16 Nahl/27)

Kendilerine ilim verilenler; doğru bilgiden nasibi olanlardır. Ki onlar bu bilgi sayesinde hem doğru yolu bulurlar, hem de Allah’a hakkıyla boyun eğerler.  (17 İsra/107) İbni Kesir’e göre bu âyetteki ‘ilim verilenler’ ehl-i kitaptan salih kimselerdir. Ki onlar Allah’tan gelen kitab’a sımsıkı sarıldılar, onu değiştirmediler, ve tahrif etmediler. (İbni Kesir, Tefsir, 2/105)

İlimden nasibi olanlar bilir ki iman edip salih amel işleyenlere Allah’ın takdir ettiği karşılık daha hayırlıdır. (28 Kasas/80) Kurtubî’ye göre buradaki ilim sahiplerinden kasıt  İsrailoğullarının âlimleridir. (Kurtubî, Tefsir s: 2374)

 Kendilerine ilim verilenler, bilgi ve kavrama yeteneğine sahip olanlardır. Onlar, Allah’ın indirdiği her şeyin hak olduğuna, insanı doğru yola da ancak O’nun indirdiği hükümlerin ulaştırabileceğini bilirler. (34 Sebe’/6)

 Muhammed/16. âyette ‘kendilerine ilim verilenlerin’ sahabeler olması muhtemeldir. Zira onlar münafıkların aksine vahy’e kulak veriyorlardı ve gereğini yapıyorlardı. (Zamahşerî, Keşşâf 4/314)

Bir âyette Hz. Süleyman’ın kendisine ve babasına ilim verildiği söyleniyor. (27 Neml/42)

Bu ifade bir âyette ‘ulu‘l-ilm/bilgi’ sahipleri kalıbıyla geliyor. (3 Âli İmran/18) İlim sahipleri de elbette ulemâ’dır. Ki onlar Allah’tan hakkıyla çekinen kimselerdir. (35 Fatır/28)

İki âyette ilimde derinleşenlerden bahsediliyor. (3 Âli İmran/7. 4

Nisa/162)

İlimde derinleşenler; hem sınırlarını ve acziyetlerini bilirler, hem de bilgiyi amacı doğrultulsunda kullanmayı becerirler. Onlar derin anlayış sahibidirler. Kendilerine bahşedilen kavrama yeteneğini, dünya hayatı denemesini kazanmak üzere harcarlar.

İlimde derinleşenler aslında yakînleri sabit olanlar ve basiret sahibi kimselerdir. (Zamahşerî, Keşşâf, 1/577)

“Kâfir olanlar; “Sen Rasûl olarak gönderilmiş bir kimse değilsin” derler. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitab’ın bilgisi olan yeter.” (13 Ra’d/43)

Yanında Kitab’ın bilgisi olan’dan maksat, ilâhî kitapların bilgisine sahip olan herkestir. Onlar son vahy’in önceki peygamberlere gelen ile aynı olduğuna şahitlik ederler. 

Bir âyette de ‘kendilerine kitap’tan bir pay verilenler’den bahsediliyor.

Hz. Peygamber (sav) Medine döneminde bazen yahudilere ait Beytu’l-Midras denilen yere gider ve onları İslâma davet ederdi. Ya da onların İslâmla ilgili sorularına cevap verirdi. Bir seferinde orada bulunan bazı yahudi ileri gelenleri ona hangi din’den olduğunu sordular. O da: “İbrahim dini ve milleti üzereyim” deyince onlar, Hz. İbrahim’im yahudi olduğunu ileri sürdüler. Hz. Peygamber ; “Madem öyle gelin Tevrat’ı aramızda hakem kılalım” dedi ve onlar bundan kaçındılar. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu. (İbni Hişam, 2/514. Vahidî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 54)

“[Daha önce] vahiyden kendilerine pay verilenleri bilmez misin? Onlara aralarında hüküm verirken Allah'ın kelâmına başvurmaları yolunda çağrı yapılmıştır; ama bazısı, inatla [ondan] yüz çevirir;

Lafzen, “aralarındaki [tüm ihtilaflar] hakkında hüküm vermesi için” -burada kasdedilen Allah kelâmı, Tevrat'tır. (M. Esed, Meâl, sJ

çünkü onlar, “Ateş bize birkaç günden fazla dokunmayacak” diye iddia ederler: böylece, uydurdukları bâtıl inançlar, onların [zamanla] itikatlarına ihanet etmelerine yol açmıştır.” (Âl’”mran/23-24)

Casiye 17. Âyette işaret edildiği gibi, böyleleri, kendilerine ilim geldikten birbirleriyle anlaşmazlığa düştüler, bile bile hakkı karşı direndiler, kendi yalanlarıyla anldandılar ve sonuçta da kötü akibeti hak ettiler.

İlim sahipleri yahut kendilerine ilim verilenler ilâhî bilgiye muhatap olan ve bu bilginin doğruluğuna inananlardır. (DİA, 22/110) Buna göre onlar, insan ürünü olan bilgi merkezlerinde okumasalar, diplomaları olmasa bile; İlâhî davete kulak verip iman ederler. Allah’tan gelen hitabın mahiyetini idrak edip teslim olurlar. Akıllarını ve bakış açılarını vahiyle inşa ederler, hayatlarıyla ilgili her ölçüyü ondan alırlar.

Allah (cc) el-Âlimdir. Yaratıklar ise âlem’dir. Âlem aynı zamanda âlametler toplamıdır. İlim işte âlemetler toplamı olan âlemi bilmeyi konu yapar. Bu âlemi ve âlemle ilgili gerçek bilgileri ve bunların hikmetini bilenlere, anlayanlara da âlim denir.

 

-      Sonuç

İlim Allah’a nisbetle mutlak gerçeğin ta kendisidir. İnsana nisbetle de Allah’ın

büyüklüğünü ve kudretinin yüceliğini ortaya koyan mucizevi bir faaliyettir. 

Her şeyi Bilen, el-Alîm ve el-Âlim olan Allah (cc) insanlara bu isminin tecellisi olarak bilmek, anlamak, bildiğini söze, fikre, eyleme dökmek, bilgiyi çoğaltmak ve kullanmak, bilgiyi saklamak ve aktarmak gibi yetenekler vermiştir. 

İnsanın kendini ve kendisine bahşedilen hayatı, nimetleri ve denemeleri

anlaması için, ona vahiy yoluyla hakikatin bilgisi gönderildi.

Kur’an, bu gerçeğin son şahidi ve  asıl kaynağıdır. Kur’an kendisini hem ilim

olarak, hem de aşkın hakikatin kaynağı olarak nitelendiriyor. Bu açılardan Kur’an’da ‘ilm’e yapılan vurgu hem ilmin kaynağına işaret etmek, hem de Kur’an’ın bizzat şüphe götürmez bir gerçek olduğunu duyurmaktır.

-      İlimde derinleşmiş olanlar, daha doğrusu bilgiyi ve bilginin amacını kavrama

yeteneğine sahip olanlar, bu gerçeği farkederler. (4 Nisa/162)

Onlar vahiyle gelen ilmi yakîn bir iman ile kabul ederler. Bu Kur’an’ı dinlemeye kapı açar. Kur’an’ı dinlemek de onu anlamanın en ön şartıdır. Onlar Kur’an’ı kendi yapısı, bütünlüğü ve örgüsü içinde anlamaya çalışırlar.

-      Kur’an'ı gereği gibi anlamanın insanı, kaçınılmaz biçimde, onun Allah

tarafından vahyedilmiş olduğu inancına ulaştırır. (13 Ra’d/43)

-      Kur’an’da geçmişin ve geleceğin, dünyanın ve ahiretin, hayatın ve ölümün,

insanın ve kevniyatın ilmi yer almaktadır. Bunlarla ilgili insana sunulan bilgilere de ‘ilim’ denilmektedir. Kur’an, ‘kevnî âyet’ dediğimiz yaratılışla ilgili şeylere işaret ediyor,  ancak detay bilgi vermiyor. İnsanın bunlar üzerinde düşünerek mutlak gerçeğe ulaşmasını istiyor. Kur’an, tefekkürü emrederken, tefekkürün önünü açacak imkanlar da sunar. Bunu sağlamak üzere de insan aklına, duyularına, vicdanına ve hislerine hitap eden âyetler/işaretler gösterir.

Bu âyetleri görenler, inceleyenler, araştıranlar Kur’an’ı da daha bir dikkatli okurlar. Zira kâinat da, insan da birer kitaptır. Kâinattaki her bir varlık, tıpkı Kur’an’daki her bir kelime gibidir. Kur’an’daki her bir vahiy ifadesi nasıl ilahî ise, varlıktaki her bir zerre de ilâhidir. O halde kâinatı, ondaki âyetleri ve insanı hakkıyla okumak, Kur’an’ı anlamayı kolaylaştırcaktır.

Âyetler üzerinde düşünmek, insanı bir yerlere kadar götürebilir. Ancak Kur’an’ı daha geniş ve daha tutarlı anlayabilmek için ilim sahibi olmak, ilimden nasip almak, altyapıyı kurmak gerekir. Bunun da yakîn bir iman ile teslimiyet olduğu açıktır.

-      Kur’an’ı anlamaya çalışan ilim ehlinin tavrı ağırbaşlılık, teenni ile hareket

etme, delilsiz-isbatsız konuşmama, vardığı sonucun doğru olmasına dikkatle etmekle beraber faydalı olmasına da ehemmiyet vermektir. Böyle bir tavır sahibine ilmin kapıları açılır. Kur’an’ı anlaması kolaylaştırılır.  İlmi ile amel edene, Allahü teâlâ bilmediklerini öğretir.

-      Yakîn iman aynı zamanda ikna olmayı beraberinde getirir. Kur’an’ın getirdiği

delillerle kani olur, onun hükmünün isabetli olduğuna inanır, müjdelerinden umutlanır, korkularından etkilenir.

-      Kur’an’ın anlaşılmasındaki en önemli engellerden birisi de ‘acaba’ sorusunun

akla gelmesidir. Yakîn iman, şüpheyi, tereddütü, endişeyi, acabayı, şansı, ümniyyeyi bir tarafa bıraktırır.

-      Gerçek bilgi (ilim) hayatın illet, amaç ve hikmetini gösterir. Buna da insan

ancak vahyin kılavuzluğu ile ulaşabilir.

 

Hüseyin K. Ece

31.7.2010                                 

Zaandam/Hollanda

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

              

 

                     

İLİM KAVRAMI ve KUR’AN’IN ANLAŞILMASI İLE İLGİSİ

 

-      Giriş

  • Kur’an anlaşılması gereken bir kitaptır;

Allah (cc) mesajlarını ve haberlerini insanlar düşünsünler, akletsinler, ibret alsınlar ve gereğini yapsınlar diye açıklamaktadır. (2 Bekara/219, 221, 230, 242, 266. 5 Maide/89. 16 Nahl/39 gibi)

Hatta bu bağlamda her peygamber kendi kavminin lisanı ile gönderildi ki insanlar Rablerinin onlara ne indirdiğini anlasınlar. (14 İbrahim/4)

 « … İşte sana da bu uyarıcı vahyi indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve belki onlar da bu sayede düşünürler. » (16 Nahl/44) 

Bu âyet daha açık ve net :

« Biz sana ilâhi mesajı, sadece üzerinde anlaşmazlığa düştükleri (inançla

ilgili) meselelerin çözümlerini kendilerine sunasın, inanıp güvenecek bir topluluk için de bir yol haritası ve bir rahmet olsun diye indirdik. » (16 Nahl/64)

 

  • Kur’an esasen anlaşılabilen bir kitaptır

Kur’an, kendisini ‘beyan/mübîn/tebyîn/tibyan’, âyetlerini ise ‘beyyine/beyyinât/mübeyyinât’ olarak niteliyor. Bütün bunlardaki ortak anlam; anlaşılan, anlaşılabilen, açık ve net mesaj, isbat gücü kuvvetli, açık ve net delildir.

“Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.” (24 Nur/34)

“Tâ Sin Mim! Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.” (28 Kasas/2)

Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.” (36 Yasin/69)

Kur’an’ın dilini bilmeyenler bile Kur’an’ın büyük bir bölümünü genel hatlarıyla anlayabilirler, özümseyebilir, zihinlerinde bir yere koyabilirler.

Bunun anlamı şudur: Muhataplar Kur’an’ın ne demek istediğini, neye davet ettiğini, haberlerini, hükümlerini, müjde ve uyarılarını, güzelliklerini, mucize oluşunu, etkilerini rahatlıkla anlayabilirler. Bunu da onun genel mesajından, muhatabın diline aktarılmış açıklamalardan, yorumlardan, tarihsel tecrübelerden ve araştırmalardan yola çıkarak yapabilirler.

Kur’an elbette anlaşılması gereken bir kitaptır. Zaten Allah (cc) âyetleri insanlar anlasınlar, akletsinler, düşünsünler diye açıklamaktadır. Mesela ;

 « … Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır. Belki düşünürsünüz. » (2 Bekara/219)

Bu formu pek çok âyette bulmak mümkün. (mesela: Bekara/187, 221, 230, 242, 266.  Ȃli İmran/103. Maide/89.  Nûr/18, 61)

Kur’an’ı herkes anlamalıdır. Çünkü herkes kulluktan sorumludur. Kur’an herkesi muhatab alır ve onların hayatını inşa etmek üzere indirilmiştir.

Anlamak/farkında olmak sorumluluktur. Ya da sorumlu olabilmek için anlamak gerekir. Kur’an insana sorumluluk yüklemektedir. Bu  sorumluluğun taşınabilmesi veya yerine getirilebilmesi için de bunun ne olduğunun bilinmesi gerekir.

Bunun için insan öncelikle anlama kabiliyeti (akıl ve fonksiyonları, kalp ve yetileri) ile donatılmıştır. Sonra da onun anlayabileceği bir Kitap indirilmiştir. Kitap bir anlamda Allah’ın muradının, yani Vahy’in insan idrakine, insan seviyesine, insanın anlama kapasitesine indirilmesidir. Ki insan Vahyi anlasın ve hedeflerini gerçekleştirebilsin.

Allah (cc) hitabını kolaylaştırdı, ya da anlamanın vasıtalarını halketti.  Bununla birlikte, Kitabı anlamayı sağlayacak, onu uygulayıp izah edecek, Vahyin hedeflerini ve sonuçlarını bizzat gösterecek bir elçiyi de bereberinde görevlendirdi.

Öyleyse Kur’an’ı anlamanın vasıtalarına bakmak, onları tanımak, onların nasıl ve nerede kullanılacağını bilmek, onu daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır.

Bu yazımızda Kur’an’ı anlamaya yardımcı olabilecek araçlardan ‘ilim’ kavramı üzerinde kısaca durmak istiyoruz.

 

İLİM KAVRAMI

  • İlim nedir?

İlim; bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin inanç (itikad), bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi olduğu gibi bilmek, nesnedeki gizliliğin ortadan kalkması gibi farklı şekillerde tarif edilmiştir. (DİA, 22/109)

İlim; bir şeyin sûretinin, görünüşünün zihinde şekillenmesi, bilme, bilgi’dir.

İslâmî bakış açısıyla ilim, insanın duyu vasıtaları ile elde ettiği veya Allah'ın (cc) vahiy yolu ile doğrudan doğruya gönderdiği, içinde zan ihtimali bulunmayan yakîni bilgidir.

Seyyid Şerif Cürcânî'ye göre ilim: "Gerçeğe ve vakıaya uygun düşen bilgi ve kanaattır." (Cürcânî, et-Ta'rifât, s: 160).

İlim kavramının yanında çoğu zaman kullanılan marifet kavramı, daha özel bir anlam taşır ve yöneldiği nesne tektir ve daha ziyade vasıtasız bilgiyi, sezgiyi, kalbî bilgiyi ifade etmek için kullanılır. İlimde ise bilmenin konusu geneldir.

İrfan, fıkh, tefakkuh, hıbre, şuur, itkan, idrak, ihsas, akıl gibi kelimeler ilmin özel şekillerine delâlet ederler. İlim bunlardan daha kapsamlı kavramdır.

Peygamber (sav) döneminde ilim kelimesinin sözlük anlamıyla bilgi manasında kullanıldığı gibi, vahyi ilgilendiren, ya da onun çevresindeki bütün bilgiler de içinde kullanılıyordu.

İlimler tasnif oluncaya kadar hadis, siyer, tefsir, akaid veya fıkıh konularının hepsine ‘ilim’ denildiğini görmekteyiz. İlim elde etmek, ilim öğrenmek ve öğretmek, ilmi gizlememek, ilim için yolculuklara çıkmak, ilmi yazı ile kayıt altına almak, hayırlı ilim bırakmak gibi tabirler genel ifadeler olup; bilgiyi, bilmeyi ve özellikle İslâm hakkındaki bilgileri anlatıyorlardı.

İslamî terminolojide ‘ilim‘ terimi; "bilgi" kelimesini karşılamak için kullanıldığı gibi, herhangi bir bilgi şubesini ifade için de kullanılır. Meselâ; kelâm ilmi, tefsir ilmi gibi.  

Kur’an’da isim ve fiil olarak geçen ‘ilim‘ kelimesi kimi yerde ‘bilgi’, kimi yerde kavramsallaşmış ‘ilim’ olarak geçer. İnsana bakan yönüyle ilimden amaç, insanın kendisi, varlık ve hayatın anlamıyla ilgili doğru, güvenilir ve sahih perspektife sahip olmasını sağlamaktadır. (A. Bulaç, Bilgi Neyi Bilmektir, s: 61)

 

  • Kur’an’da ilmin anlamları

Kur’an’da ‘ilim’ ve türevleri 759 yerde kullanılıyor. Bu kullanışların pek çoğunun ‘ilâhî bilgi‘ ya da ‘vahy‘e işaret ettiğini söyleyebiliriz.

Kur’an ilim kelimesini ayrıca hem insana vahyedilmiş hakikate dair ilmini ve hem de insanın bilme melekesiyle kazandığı dünyevi ilmini ifade etmek üzere kullanır.

Mukatil b. Süleyman’a göre Kur’an, ilim/bilmek fiilini üç şekilde kullanıyor:

Birincisi görmek anlamında.

“İçinizden (Allah yolunda) cihad edenleri ve zorluklara karşı direnenleri (sabredenleri) bilinceye kadar sizi mutlaka deneyeceğiz: zira Biz, sizin bütün iddialarınızı sınarız.“ (47 Muhammed/31)

Allah (cc) elbette daha önceden kimin ne yaptığını, ne yapacağını bilir. Ancak O (cc) kimin cihad edeceğini görmek istiyor.  Bir başka âyette benzer ifadeleri bulmak mümkün. Burada ‘bilme’ görmek anlamında kullanılıyor. Allah (cc) kimin kendi uğrunda cehd ettiğini ve sabrettiği fiilen görmek istiyor. (3 Âli İmran/142)

İkincisi; Yakınen bilmek anlamında.

Buradaki vurgu Allah’ın mutlak ve her şeyi kuşatan ilminedir.

“Ziyanı yok, nasıl olsa Allah (cc) onların gizlediklerini de açoğa vurduklarını da bilmektedir. Şu bir gerçek ki O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.“ (16 Nahl/23. Bir benzeri 21 Enbiya/110)

Üçüncüsü; ilmin Allah’tan olduğu şeklinde.

“Fakat, eğer onlar sizin çağrınıza cevap vermezlerse; o zaman bilin ki (Kur’an vahyi) yalnızca Allah’ın ilmiyle indirilmiştir;…“  (11 Hûd/14)

Burada ‘Allah’ın ilmiyle‘, Allah’ın izniyle demektir. (Bu da ister hakikatin bilgisi, isterse insan çabasının ürünü olan bilginin, Allah’ın iznine bağlı oluşuna bir vurgudur.) (Mukatil b. Süleyman, el-Vücuh ve’n-Nezâir, s: 112)

Bunlarla birlikte Kur’an’ın –özellikle- ilim kelimesini bir kaç anlamda kullandığını görüyoruz:

 

-      Vahy/hidayet/hakikat bilgisi anlamında;

İlim her şey şeyden önce Allah’a ait olan bilgidir ve insanlara vasıtalı veya

vasıtasız bildirdiği gerçeklerdir.  Buna; vahiy, hakikatin bilgisi,  hak (gerçeğin bizzat kendisi),  hidayet, ilm-i ledünnî (Allah’ın ihsan ettiği bilgi) denilebilir.

“… Sana ilim geldikten sonra eğer onların keyiflerine uysaydın, bu durumda sen kesinlikle kendine zulmedenlerden olurdun.“ (2 Bekara/145. Ayırca bak. 3 Âli İmran/19. 17 İsra/107)

 

-      Din (İslâm) anlamında;

Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.(2 Bekara/120)

Zamahşerî’ye göre burada geçen ‘ilim’den maksat delillleri sağlam bilinen din’dir, yani İslâmdır. 

 

-      Kesin delil anlamında;

Kur’an hz. Muhammed’e hitaben; “Sana bu ilim geldikten sonra seninle

bu konuda çekişenlere de ki…“ diyor. (3 Âli İmran/61)

Buradaki ilim; Hz. İsa hakkında Tevhid inancının kabul etmeyeceği inanca

sahip olanlara karşı kullanılan ikna edici, kesin, apaçık ve dosdoğru isbat/ delildir. Şüphesiz ki bu ilmin, yani bu beyyinâtın (apaçık delillerin)  kaynağı Vahiy’dir. (10 Yunus/93

 

-      Önceki kitaplar anlamında;

“Dahası onlara (tevdi edilen) görevden dolayı açık işaretler vermiştik. Ne ki onlar durdular durdular da, kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düştüler…“ (45 Casiye/17)

İsrailoğullarına verilen ilim şüphesiz ki Hz. Musa’ya indirilen vahiy, bir başka deyişle Tevrat idi. Onlar Tevrat’a rağmen tefrikaya düştüler, aralarında anlaşmazlık çıktı. (42 Şûra/14)

Kurtubî’ye göre Şûra 14. Âyetteki ‘lim’den maksat Muhammed’dir. İsrailoğulları bir peygamberin geleceğini temenni ediyorlardı. Onun özelliklerini biliyorlardı. (2 Bekara/89) Hatta kendilerine kitap verilenler onu öz oğulları gibi tanıyorlardı. (2 Bekara/149) Ne zaman ki ona peygamberlik verildi, yüz çevirdiler ve inkâr ettiler. (Kurtubî, Tefsir, s: 2736)

Bu âyetlerde geçen ‘ilim‘; vahiy veya hakikatin bilgisi diye de anlaşılabilir.

 

-      Kitap anlamında (Kur’an’ın bir adı olarak el-İlm);

Allah’ın (cc) sözü olan Kur’an’ı da ‘ilim’ diye adlandırılmıştır.

İlim sıfatı bir çok âyette masdar şekliyle Allaha izafe edilmiştir. Bu bağlamda Kur’an kendisinin Allah’ın ilmiyle indirildiğini açıklıyor.

“Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Allah'ın şahitliği de kafidir.” (4 Nisa/166. Bir benzeri: 11 Hûd/14)

Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an’dan başka bir şey değildir. Allah (cc) ona hiç kimsenin  bilmediği özel bir ilim indirdi. (Zamahşerî, Tefsir 1/579)

Bir çok müfessire göre Hz. Muhammed’e verilen ’ilim’ Kur’an’dır. (2 Bekara/120, 145. 13 Ra’d/37)

Kur’an’ın bizzat Kur’an’da geçen onlarca adı bulunmaktadır. M. Çelik bunların sayısını 87ye kadar sayıyor ve hepsini teker teker ele alıyor. Kur’an’ın bu  isimlerinden biri de el-İlm’dir. (M. Çelik, Kur’an Kur’an’ı Tanımlıyor, s: 114)

Kur’an Allah’tan gelen bir ilim olduğu gibi, içinde ilme dayalı açıklamalar bulunan bir kitaptır.  (7 A’raf/52)

Kur’an şöyle diyor: “... Biz, kitap’ta tek bir şeyi bile ihmal etmedik...”  (6 En’am/

Kur’an, aynı zamanda nübüvvet ilmini içerir. Peygamberliğe ait az veya çok ne kadar ilim gerekiyorsa hepsi onda vardır. Mükellefin ihtiyaç duyduğu şeriat, hükümler ve açıklama olarak her şeyi içerisine almaktadır. Ki bunlar onun dünya hayatını düzene koyar, ahirette ona karşılık kazandırır. (Ebu Zehrâ, el-Mu’cizetu’l-Kübra el-Kur’an, s: 353)

 

-      Doğru bilgi anlamında;

“Ne ki yine de insanlar içerisinden herhangi bir (doğru) bilgiye, yol gösterici bir kılavuza ve aydınlatıcı kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışan kimseler çıkabilmektedir.“ (22 Hac/8. Ayrıca bak.; 6 En’am/100. 24 Nûr/15. 22 Hac/3, 71. 31 Lukman/20. 5 Maide/109)

Bu âyette inkârın üç sebebi zikrediliyor: 1) Herhangi (kesin) bir bilgiye dayanma ihtiyacı duymayanlar. Yani kafasını kullanmayanlar. 2) Yol gösterici bir kılavuza dayanmayanlar, yanlış rehber seçenler. 3) Bir belgeye dayanmayanlar. Vahye değil, mitolojilere veya atalar yoluna kulak verenler. (M. İslamoğlu, Meâl s: 812)

Bazıları bilgisizlik yüzünden çocuklarını öldürürler, Allah’ın helâl kıldığı rızıkları haram ederler. (6 En‘am/140) Bunların elinde kesin bilgi olsa, ya da kendilerine ilâhî kaynaktan indirilen hükümlere göre hareket etseler, beyinsizce ve zalimce çocuklarını öldürürüler miydi?

Allah’tan gelen sağlam bilgiye itibar etmeyenler insanları saptırmak için boş, temelsiz, oyalayıcı sözleri kullanırlar. (31 Lukman/6)

 

-      Zihinsel sezgi anlamında;

İbrahim (as) babasına “…İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun. Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O halde bana uy da, seni doğru bir yola eriştireyim” demişti. (19 Meryem/43)

Hz. Davud’a ve Hz. Süleyman’a henüz peygamber olmdan önce verilen bilgi de, Hz. İbrahim’e verilen ilmin benzeri; zihinsel sezgi, kuvvetli bir basiret veya kavrama ve sağlam hüküm verme yeteneğidir. (27 Neml/15. 21 Enbiya/79)

 

-      Aklî bilgi anlamında;

İnsanların gök cisimlerinin hareketlerine bakarak takvim ve hesap bilgisine

ulaşmaları bu tür bir bilgidir.  (17 İsra/12)

Hz. İbrahim yıldızlara, Ay’a ve Güneş’e bakarak Allah’ın varlığına ve birliğine ulaşması da buna benzer. (6 En’am/76-79)

 

-      Hakikat tasavvuru anlamında;

“Lût’a da sağlam bir muhakeme ve seçip ayırma yeteneği kazandıran bir bilgi tasavvuru bahşettik ve onu çirkin eylemleriyle tanınan şehirden kurtardıuk…” (21 Enbiya/74)

Hükm, tüm altarnatifleri içlerindeki en doğru şıkka indirme işlemi demektir. Aynı kökten gelen hikmet, işte bu işlemi mümkün kılan yetenektir. İlim, hüküm ve hikmeti birbirine bağlayan bağ “seçip ayırma (temyiz)” yeteneğidir. Sıradan bilgilerin (veri, data) vahyin ‘ilm’ adını verdiği şeye dönüşmesi için, insan zihninde bir çevrim istasyonu bulunmalıdır. İşte hükm-muhakeme bunun adıdır. Bir ilâhî inşa projesi olan vahyin amacı, insan zihninde söz konusu ‘çevrim istasyonunu’ inşa etmektir. Bu sayede sıradan bilgi hayatın illet, amaç ve hikmetini gösteren bir göstergeye dönüşür.” (M. İslamoğlu, Meâl, s: 631)

 

-      Allah’ın ilmi anlamında;

Yukarıda geçtiği gibi Kur’an’daki ‘ilim’ kelimesi ya doğrudan Allah’ın bilgisine, ya

da Allah’ın insana ihsan ettiği hakikate dayalı bilgiye vurgu yapmaktadır.

Meleklerin; ”… Senin bize bildirdiğinden başkasını bilmeyiz, Sensin her şeyi bilen… ” (2 Bekara/21)  itirafı aslında insana bilginin kaynağını işaret eden bir ihtardır.

Kur’an ilmin Allah’a (cc) olduğunu çeşitli şekillerde haber veriyor.

Allah (cc) Alîm ve Âlim’dir/her şeyi Bilen’dir.  (161 âyette)

Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. (6 En’am/80. 20 Tâhâ/98. 22 Hacc/76.

65 Talak/12)

O her şeyden haberdardır. (45 âyette)

O’na hiç bir şey gizli değildir. (14 İbrahim/38)

O her şeyi bilir. (13 Ra’d/8-10. 6 En’am/59)

İlim O’nun yanındadır. (46 Ahkâf/23. 67 Mülk/26)

İnsana öğrenme yeteneklerini, araçlarını, imkanlarını, bilgi edinme ve bunu

kullanma iznini veren Allah’tır. Allah’ın En Güzel İsimlerinin pek çoğunun insan ve mahlukât üzerinde tecellileri, etkileri ve sonuçları vardır.  El-Alîm ve el-Âlim isminin insan üzerindeki sonucu; insanın ilim öğrenmesi ve bunu hem çoğaltması, hem de kullanmasıdır.

         Buradan hareketle ‘ilim’ aslında “Allah’ın bildiği ve insana öğrettiğidir” denilebilir.

 

-      Kendilerine ilim verilenler;

Sekiz âyette kendilerine ilim verilenlerden bahsediliyor.

Kendilerine ilim verilenler, bilgi ve bilginin amacını kavrama yeteneğine sahip

olanlar, peygamberler, âlimler ve insanları Allah yoluna davet edenler olabilir. (16 Nahl/27)

Kendilerine ilim verilenler; doğru bilgiden nasibi olanlardır. Ki onlar bu bilgi sayesinde hem doğru yolu bulurlar, hem de Allah’a hakkıyla boyun eğerler.  (17 İsra/107) İbni Kesir’e göre bu âyetteki ‘ilim verilenler’ ehl-i kitaptan salih kimselerdir. Ki onlar Allah’tan gelen kitab’a sımsıkı sarıldılar, onu değiştirmediler, ve tahrif etmediler. (İbni Kesir, Tefsir, 2/105)

İlimden nasibi olanlar bilir ki iman edip salih amel işleyenlere Allah’ın takdir ettiği karşılık daha hayırlıdır. (28 Kasas/80) Kurtubî’ye göre buradaki ilim sahiplerinden kasıt  İsrailoğullarının âlimleridir. (Kurtubî, Tefsir s: 2374)

 Kendilerine ilim verilenler, bilgi ve kavrama yeteneğine sahip olanlardır. Onlar, Allah’ın indirdiği her şeyin hak olduğuna, insanı doğru yola da ancak O’nun indirdiği hükümlerin ulaştırabileceğini bilirler. (34 Sebe’/6)

 Muhammed/16. âyette ‘kendilerine ilim verilenlerin’ sahabeler olması muhtemeldir. Zira onlar münafıkların aksine vahy’e kulak veriyorlardı ve gereğini yapıyorlardı. (Zamahşerî, Keşşâf 4/314)

Bir âyette Hz. Süleyman’ın kendisine ve babasına ilim verildiği söyleniyor. (27 Neml/42)

Bu ifade bir âyette ‘ulu‘l-ilm/bilgi’ sahipleri kalıbıyla geliyor. (3 Âli İmran/18) İlim sahipleri de elbette ulemâ’dır. Ki onlar Allah’tan hakkıyla çekinen kimselerdir. (35 Fatır/28)

İki âyette ilimde derinleşenlerden bahsediliyor. (3 Âli İmran/7. 4

Nisa/162)

İlimde derinleşenler; hem sınırlarını ve acziyetlerini bilirler, hem de bilgiyi amacı doğrultulsunda kullanmayı becerirler. Onlar derin anlayış sahibidirler. Kendilerine bahşedilen kavrama yeteneğini, dünya hayatı denemesini kazanmak üzere harcarlar.

İlimde derinleşenler aslında yakînleri sabit olanlar ve basiret sahibi kimselerdir. (Zamahşerî, Keşşâf, 1/577)

“Kâfir olanlar; “Sen Rasûl olarak gönderilmiş bir kimse değilsin” derler. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitab’ın bilgisi olan yeter.” (13 Ra’d/43)

Yanında Kitab’ın bilgisi olan’dan maksat, ilâhî kitapların bilgisine sahip olan herkestir. Onlar son vahy’in önceki peygamberlere gelen ile aynı olduğuna şahitlik ederler. 

Bir âyette de ‘kendilerine kitap’tan bir pay verilenler’den bahsediliyor.

Hz. Peygamber (sav) Medine döneminde bazen yahudilere ait Beytu’l-Midras denilen yere gider ve onları İslâma davet ederdi. Ya da onların İslâmla ilgili sorularına cevap verirdi. Bir seferinde orada bulunan bazı yahudi ileri gelenleri ona hangi din’den olduğunu sordular. O da: “İbrahim dini ve milleti üzereyim” deyince onlar, Hz. İbrahim’im yahudi olduğunu ileri sürdüler. Hz. Peygamber ; “Madem öyle gelin Tevrat’ı aramızda hakem kılalım” dedi ve onlar bundan kaçındılar. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu. (İbni Hişam, 2/514. Vahidî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 54)

“[Daha önce] vahiyden kendilerine pay verilenleri bilmez misin? Onlara aralarında hüküm verirken Allah'ın kelâmına başvurmaları yolunda çağrı yapılmıştır; ama bazısı, inatla [ondan] yüz çevirir;

Lafzen, “aralarındaki [tüm ihtilaflar] hakkında hüküm vermesi için” -burada kasdedilen Allah kelâmı, Tevrat'tır. (M. Esed, Meâl, sJ

çünkü onlar, “Ateş bize birkaç günden fazla dokunmayacak” diye iddia ederler: böylece, uydurdukları bâtıl inançlar, onların [zamanla] itikatlarına ihanet etmelerine yol açmıştır.” (Âl’”mran/23-24)

Casiye 17. Âyette işaret edildiği gibi, böyleleri, kendilerine ilim geldikten birbirleriyle anlaşmazlığa düştüler, bile bile hakkı karşı direndiler, kendi yalanlarıyla anldandılar ve sonuçta da kötü akibeti hak ettiler.

İlim sahipleri yahut kendilerine ilim verilenler ilâhî bilgiye muhatap olan ve bu bilginin doğruluğuna inananlardır. (DİA, 22/110) Buna göre onlar, insan ürünü olan bilgi merkezlerinde okumasalar, diplomaları olmasa bile; İlâhî davete kulak verip iman ederler. Allah’tan gelen hitabın mahiyetini idrak edip teslim olurlar. Akıllarını ve bakış açılarını vahiyle inşa ederler, hayatlarıyla ilgili her ölçüyü ondan alırlar.

Allah (cc) el-Âlimdir. Yaratıklar ise âlem’dir. Âlem aynı zamanda âlametler toplamıdır. İlim işte âlemetler toplamı olan âlemi bilmeyi konu yapar. Bu âlemi ve âlemle ilgili gerçek bilgileri ve bunların hikmetini bilenlere, anlayanlara da âlim denir.

 

-      Sonuç

İlim Allah’a nisbetle mutlak gerçeğin ta kendisidir. İnsana nisbetle de Allah’ın

büyüklüğünü ve kudretinin yüceliğini ortaya koyan mucizevi bir faaliyettir. 

Her şeyi Bilen, el-Alîm ve el-Âlim olan Allah (cc) insanlara bu isminin tecellisi olarak bilmek, anlamak, bildiğini söze, fikre, eyleme dökmek, bilgiyi çoğaltmak ve kullanmak, bilgiyi saklamak ve aktarmak gibi yetenekler vermiştir. 

İnsanın kendini ve kendisine bahşedilen hayatı, nimetleri ve denemeleri

anlaması için, ona vahiy yoluyla hakikatin bilgisi gönderildi.

Kur’an, bu gerçeğin son şahidi ve  asıl kaynağıdır. Kur’an kendisini hem ilim

olarak, hem de aşkın hakikatin kaynağı olarak nitelendiriyor. Bu açılardan Kur’an’da ‘ilm’e yapılan vurgu hem ilmin kaynağına işaret etmek, hem de Kur’an’ın bizzat şüphe götürmez bir gerçek olduğunu duyurmaktır.

-      İlimde derinleşmiş olanlar, daha doğrusu bilgiyi ve bilginin amacını kavrama

yeteneğine sahip olanlar, bu gerçeği farkederler. (4 Nisa/162)

Onlar vahiyle gelen ilmi yakîn bir iman ile kabul ederler. Bu Kur’an’ı dinlemeye kapı açar. Kur’an’ı dinlemek de onu anlamanın en ön şartıdır. Onlar Kur’an’ı kendi yapısı, bütünlüğü ve örgüsü içinde anlamaya çalışırlar.

-      Kur’an'ı gereği gibi anlamanın insanı, kaçınılmaz biçimde, onun Allah

tarafından vahyedilmiş olduğu inancına ulaştırır. (13 Ra’d/43)

-      Kur’an’da geçmişin ve geleceğin, dünyanın ve ahiretin, hayatın ve ölümün,

insanın ve kevniyatın ilmi yer almaktadır. Bunlarla ilgili insana sunulan bilgilere de ‘ilim’ denilmektedir. Kur’an, ‘kevnî âyet’ dediğimiz yaratılışla ilgili şeylere işaret ediyor,  ancak detay bilgi vermiyor. İnsanın bunlar üzerinde düşünerek mutlak gerçeğe ulaşmasını istiyor. Kur’an, tefekkürü emrederken, tefekkürün önünü açacak imkanlar da sunar. Bunu sağlamak üzere de insan aklına, duyularına, vicdanına ve hislerine hitap eden âyetler/işaretler gösterir.

Bu âyetleri görenler, inceleyenler, araştıranlar Kur’an’ı da daha bir dikkatli okurlar. Zira kâinat da, insan da birer kitaptır. Kâinattaki her bir varlık, tıpkı Kur’an’daki her bir kelime gibidir. Kur’an’daki her bir vahiy ifadesi nasıl ilahî ise, varlıktaki her bir zerre de ilâhidir. O halde kâinatı, ondaki âyetleri ve insanı hakkıyla okumak, Kur’an’ı anlamayı kolaylaştırcaktır.

Âyetler üzerinde düşünmek, insanı bir yerlere kadar götürebilir. Ancak Kur’an’ı daha geniş ve daha tutarlı anlayabilmek için ilim sahibi olmak, ilimden nasip almak, altyapıyı kurmak gerekir. Bunun da yakîn bir iman ile teslimiyet olduğu açıktır.

-      Kur’an’ı anlamaya çalışan ilim ehlinin tavrı ağırbaşlılık, teenni ile hareket

etme, delilsiz-isbatsız konuşmama, vardığı sonucun doğru olmasına dikkatle etmekle beraber faydalı olmasına da ehemmiyet vermektir. Böyle bir tavır sahibine ilmin kapıları açılır. Kur’an’ı anlaması kolaylaştırılır.  İlmi ile amel edene, Allahü teâlâ bilmediklerini öğretir.

-      Yakîn iman aynı zamanda ikna olmayı beraberinde getirir. Kur’an’ın getirdiği

delillerle kani olur, onun hükmünün isabetli olduğuna inanır, müjdelerinden umutlanır, korkularından etkilenir.

-      Kur’an’ın anlaşılmasındaki en önemli engellerden birisi de ‘acaba’ sorusunun

akla gelmesidir. Yakîn iman, şüpheyi, tereddütü, endişeyi, acabayı, şansı, ümniyyeyi bir tarafa bıraktırır.

-      Gerçek bilgi (ilim) hayatın illet, amaç ve hikmetini 

gösterir. Buna da insanancak vahyin kılavuzluğu ile ulaşabilir.

 

Hüseyin K. Ece

31.7.2010                                 

Zaandam/Hollanda