Login Form

Istatistikler

Gebruikers
106
Artikelen
1570
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
567884

KUR’AN EĞİTİMİNDE BEŞ ANAHTAR KAVRAM

“Gelür kem sözle başa çok belâlar.

Savar mâkul söz nice kazâlar.”

Kur’an eğitim metodunda karşımıza beş önemli kavram çıkmaktadır. Bunlar: Rahmet, Hidayet, Rab, İhsan ve Kavlün Leyyinün kavramlarıdır.

Her beş kavrama eğitim metodu açısından bakıldığı zaman; hepsinde de güzellik, merhamet ve yumuşaklıkla eğitme, ikna etme, iyilik etme, güzel yapma anlamlarının saklı olduğunu görürüz.

Kur’an insanları Hakka yumuşaklıkla davet ediyor. Tatlı, özendirici, ikna edici bir dil kullanıyor. Emir ve yasakların, hükümlerin uygulanmasını yumuşak bir üslupla istiyor. Gönül alıcı sözler sarfediyor, etkileyici örnekler, yürekleri harekete geçirici sonuçları haber veriyor. Muhataplarını tedrici bir şekilde Vahy’in öngördüğü hayata hazırlamaya çalışıyor.

Bunu özellikle bu beş kavramın kullanımlarında görmemiz mümkün.

1- Rahmet ve Eğitim

Kur’an, Rahman ve Rahim olan, âlemleri rahmetiyle düzene koyan, onları rahmetiyle sevk ve idare eden Rabbimiz tarafından gönderilen rahmet/merhamet kaynağı bir kitaptır.

Rahmet; merhameti hak etmiş birine ihsanda (iyilikte) bulunma konusundaki acıma ve şefkattir.

‘Rahmet’, merhamet edilene bağış ve lütûf gerektiren bir kalp yumuşaklığı ve merhamet duygusudur. (İbni Manzur, Lisanu’l-Arab, 6/125)

Rahmette; bağışlama, acıma ve iyilik etme manası vardır. (Firuzâbâdî, Kamusu’l-Muhît, s: 1111)

Rahmet kavramı; sevgi, aşk, şefkat, rikkat (incelik), müşfiklik, ihsan ve nimet verme gibi merhametle ilgili bütün unsurları içerisine alır. Bu bakımdan Rabbizin kullar hakkında en çok işleyen ve belirgin özelliği ‘rahmet’tir.

Allah (cc) in gazap etmesi veya cezaya çarptırması bir şarta bağlı iken, -yani insanlar inkârcı ve aşırı isyancı olurlarsa-, rahmet sıfatı ise bir şarta bağlı değildir. Allah’ın rahmeti bütün yaratıklar hakkında geneldir. (Ece, H.K. İslâmın Temel Kavramları s: 523)

Kur’an eğitim netodunun ekseni rahmettir dersek yanlış olmaz.

Rahmet sözü Kur’an’da onaltı yerde Kur’an’a isim ve sıfat olarak gelmiştir. Kur’an, Allah’ın kullarına ihsanı, lütfu ve nimeti olduğu için ‘rahmet’ ismini almıştır. (Çelik, M. Kur’an Kur’an’ı Tanımlıyor, s: 253) 

Kur’an genelde bütün insanlara, özelde ise mü’minlere rahmet kaynağıdır.

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.” (Yunus 10/58)

“Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.” (A’raf 7/52)

“Yahut "Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah'ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.” (En’am 6/157)

Kur’an’ın kendisi hakkında ‘rahmet vurgusu’ yapması, insan kazanımıyla ilgilidir. Yaratan, kulların kötülük yapmalarından razı olmadığı gibi onların azabı kazanmalarını da istemiyor. (39 Zümer/7. 47 Muhammed /28. 98 Beyyine/8)

Nitekim rahmet Peygamberi (sav) de insanların bir kısmı vahye inanmadığı için son derece üzülüyor, adeta kendini helâk ediyordu. (18 Kehf/6)

O rahmet Peygamberine inanan Hz. Ömer (ra) vücudunun çok büyük olmasını, bütün cehennemi kaplamasını, dolaysıyla hiç bir kula yer kalmamasını temenni ediyordu. İnsanların azaba düşmelerine gönlü razı gelmiyordu.

Rahman olan Allah’a iman eden, Rahmet peygamberine ümmet olan, hayatını rahmet olan Kitapla inşa eden mü’minler de bu imanla rahmet ahlâkı kazanırlar. İşlerinde, muamelelerinde, saygı ve sevgilerinde, eğitimlerinde merhametle davranırlar. Merhametlerinin gereği hak ve hukuka saygı gösterirler. Merhametlerinin gereği bütün insanların hidayet bulmalarını, sapıklıktan kurtulmalarını, cehennemden uzak kalmalarını arzu ederler.

O yüzden Kur’an insanları yumuşak bir dille, özendirici bir üslupla ‘hakikate’ davet ediyor. İnsanların yüreklerine hitap ediyor. Anlayışlarına uzanıyor, akıllılık taraflarına vurgu yapıyor, vicdani cevherlerini hatırlatıyor, insanlık sıfatına (fıtrata) göndermede bulunuyor.

Bütün bunlar insanların Allah’tan gelen Hakk’ı gönülden benimsemelerini, onları bir ahlâka dönüştürmelerini ve bunu içten bir sevgi ile yapmalarını sağlamak içindir.

Hedefte insan ve onun mutluluğu, yani onun hayrına olan şeyler vardır.

Peygamber (sav) de tıpkı Kur’an gibi insanları güzel bir uslûpla, yumuşak bir dille, ikna edici delillerle İslâma davet ediyordu. Hidayet bulanlara da bütün peygamberlik hayatı boyunca yumuşaklıkla davranmıştı.

Ma’ruf (dince güzel bilinen) bir şeyi teşvik ederken de, münker (dinen kötü bilenen) bir şeyi engellemeye çalışrken de kullandığı metod yumuşak, ikna edici ve gönül alıcı idi.

Peygamber bunu Allah’tan bir rahmetle yapıyordu. Kendisi de zaten rahmet peygamberi idi.

“Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.

Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duâ et; (umuma ait) işlerde onlara danış. Artık kararını verdiğin zaman da Allah'a tevekkül et, O’na dayanıp güven. Çünkü Allah, tevekkül edenleri kendisine sığınanları sever.” (3 Âl-i İmrân/159)

Eğitimciler elleri altında bulunanları eğitirken, İslamı başkalarına ulaştırma gayretinde olan tebliğciler ve anne babalar için bunda mükemmel bir örnek vardır.

 Aslında Peygamberin uygulaması rahmet olan Vahy’in pratiğinden başka bir şey değildir. Vahy insanı merhametle eğitmek, irşad etmek, yüksek hedeflere sevketmek istiyor.

2- Hidayet ve eğitim

‘Hidayet’; hedefe götüren şeyi göstermek, rehberlik yapmak, bir hedefe giden yolda yürümek, iyilik ve yumuşaklıkla yol göstermek demektir.

‘Hidayet’ de Yüce Yaratıcının insanlara ulaştırdığı bir rahmet ve bir iyiliktir.

O, aynı zamanda doğru yolu göstermek ve bu doğru yolda kalmaya yardımcı olmaktır. (İbni Manzur, a.g.e. 15/42)

Hidayet ile irşad arasında anlam benzerliği vardır. İrşad da doğru yolu gösterme manasındadır. Ancak ‘hidayet’, dalâletten Allah’ın yoluna rehberlik etmek, irşad ise hidayette olan birine olgunluk (tekâmül) yolunu göstermektir.

Kur’an’da hidayetin irşad anlamında da kullanıldığını görüyoruz. (20 Tâhâ/10. 28 Kasas/33. 18 Kehf/66, v.d.) (Ece, H. K. İ. Temel Kavramları, s: 272)

Bu kavram Kur’an’da Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a ve insana nisbet edilerek kullanılıyor.

İnsan her ne kadar mükemmel olarak yaratılsa da, ondaki mükemmelliğin tümü fiili olarak yaratılmamış, onun bünyesine potansiyel bir yetenek olarak konulmuştur.

İnsandaki bu potansiyel kabiliyetin davranış olarak ortaya çıkarılma çalışması eğitimdir.  Allah (cc) insanın fıtratına doğru yolu bulabilecek kabiliyetler yerleştirdiği gibi, vahiy, peygamber, kitap göndererek, insana akıl vererek onun doğruyu bulmasına yardımcı olmaktadır.

Allah’ın veya kitabın vereceği hidayet sonuçta insanın kendi çabası, kendi özgür iradesi, bünyesinde saklı olan mükemmelliği keşfetmesiyle ortaya çıkar. Böylece insandaki potansiyel güçler belli bir fiile, belli bir davranışa, belli bir eyleme (amel’e) dönüşür.

Kur’an bir taraftan insanlara ‘hidayet’ ederken, yani doğru yolu gösterirken, bir taraftan da hidayete ulaşanları irşad ediyor. Onları daha ileriye, daha ulvi hedeflere, daha olgun ahlâka yönlendiriyor. Onların tekâmül edebilmelerinin yolunu ve metodunu gösteriyor.

Kur’an bu eğitim metodunu da; özendirici, müjde verici, ısındırıcı ve yumuşak bir üslupla uyguluyor.

3- Rab ve eğitim

Rab kavramı sözlükte bir şeyi ıslah etme, biçime koyma, artırma/çoğaltma, inşa etme anlamlarına gelir. (Firuzâbâdî, Kamusu’l-Muhît, s: 87)

Buradan hareketle terbiye anlamında kullanılmaktadır. Henüz kemale ermemiş bir şeyi derece derece daha iyi bir duruma yükselme, daha iyi hale getirme demektir. (Isfehânî, el-Müfredat, s: 64)

‘Rab’ terbiye anlamında bir masdar olduğu halde, anlamın yoğunluğu açısından terbiye edene isim olmuştur.

Bu açıdan ‘Rab’ yalnızca terbiye eden demek olmayıp, terbiye etmenin bir nevi yan öğeleri olan, ihsan, idaresi altına alma, yol gösterme, üstün gelme, teşvik etme gibi şeyleri de içerisine alır. Bütün bu özelliklere sahip, kuvvetli, mükemmel ve kusursuz bir terbiye edici demektir.

Rab, ıslah eden, düzenleyen ve düzelten, şekil veren ve terbiye eden kimsedir. Bu anlamda mutlak terbiyeci, mutlak şekil verici âlemlerin Rabbi Allah’tır. (Ece, H. K. İ. Temel Kavramları, s: 509)

Allah (cc) Terbiye, bir şeyi basamak basamak, yavaş yavaş olgunluğa  ulaştırmaktır. (Elmalılı, Tefsir 1/77) Bu da eğitimden başka bir şey değildir.

Eğitim bir açıdan da insandaki kabiliyetlerin geliştirilmesi ve ondaki olumlu özellikleri nitelik açısından çoğaltmadır. Onları ortaya çıkarmak, daha ileriye götürmektir.

Herşeyi yaratıp onlara sahip olan, yarattıklarını terbiye edip eğiten, olgunlaştıran sadece Allah'tır. Yardım etmek, yol göstermek, yön vermek, değiştirmek, hükmetmek, korumak, sakındırmak, yasaklamak ve emretmek gibi eğitimle ilgili tüm alanlarda yetki ve gücü tümüyle elinde bulunduran yalnız Allah'tır. Bütün bunlar O’nun Rab isminin tasarrufudur.

Nasıl Allah’tan başka ilah ve rab edinme, o edinilen ilahlara tapınma, onlardan geldiği sanılan prensipleri benimseyip uygulama insan için ciddi bir hata ise, Rab’bin insan için uygun gördiği eğitim prensiplerini görmemezlik gelme de önemli bir hatadır.

 Mutlak eğitici Rab olduğuna göre, O’nun insanı ve toplumu her açıdan eğitmek üzere öğrettiği metodlar en mükemmelidir. Onlarla yapılacak bir eğitim insanın Rabbanîlerden olmasını sağlayacaktır.

Âlemlerin Rabbini hakkıyla tanımayan bir kimsenin kendini tanıması da mümkün değildir. İnsanı özünde doğru tanımayan, yaratılışı/fıtratı keşfedemeyen kimselerin eğitim görüşlerinin de eksik ve yanlışlarla dolu olacağı, yaratılışa zıd açıktır. Ancak doğru Rab/İlah anlayışı; insanı, kendi fıtratı ve kendi psikolojik yapısına göre eğitmeyi sağlayabilir. Kişinin haddini ve Rabbini bilmemesi; eksik ve yanlış tanıdığı insanı, yaratılışına ters eğitmeyi beraberinde getirecektir. Dolayısıyla böylelerinin eğittiği kişler sağlıksız, adaletsiz, sorunlu ve huzursuz olacaktır.  

Allah’ın güzel isimlerinden biri olan Rab isminden iman ve ahlâk olarak etkilenen, onun tecellilerine şahid olan bilinçli müslüman; yaptığı işin farkında olarak, eğitim verdiği kimseleri tedrici bir şekilde, sabırla, yavaş yavaş olgunluğa ulaştırmaya çalışır.

Bunu yaparken sevgiyi ve merhameti merkeze koyar. 

4- İhsan ve eğitim

İhsan kelimesinin pek çok anlamı olmakla beraber, bunlardan  üç tanesi ön plana çıkmaktadır. Birincisi, Allah’ı güzel bir bilgiyle bilip O’nu görüyor gibi ibadet etmek, ikincisi, başkalarına yardımda, iyilikte bulunmak, üçüncüsü de, bütün işlerini güzelce yapmak demektir.

Üçüncü mana eğitimle yakından ilgilidir.

Eğitim, kişinin işlerini en iyi, en güzel, en sağlam yapacak bir bilgiye, uzmanlığa ve ahlâka ulaşmasını sağlamaktır.

Kişi öncelikle bir şey hakkında bilgi elde eder. Yani bir konuyla ilgili bilgileri güzellikle öğrenir, sonra öğrendiklerini güzel bir biçimde uygular, işinde güzelliğe, ustalığa, uzmanlığa, dürüstlüğe riayet eder. İhsan bir anlamda güzel yapmak, güzellik üretmek, her şeyde en hoşa gideni ortaya koyabilmektir.

Bir şeyin uzmanı olan o şeyi güzel ve istenilen bir şekilde yapar. Hele bu insan yetiştirmek gibi dünyanın en önemli işi ise, eğitimcilerin işlerini en hoş biçimde yapmaları beklenir.

İhsan sahiplerine ‘muhsin’ denir. Muhsinler, ortaya koydukları güzelliklerden dolayı takdir toplayan, örnek gösterilen insanlardır.

“Bir de Allah yolunda harcayın ve kendiniz kendi elinizle tehliye atmayın. Hep iyilik (ihsan) edin: Allah iyilik edenleri sever.” (2 Bakara/195) 

Âyette "ihsan" kelimesi işi en güzel şekilde yapmak anla­mında kullanılmıştır. Şüphesiz bir işin en güzel şekilde yapılması, o işin uzmanlığı demektir. Bu uzmanlığın da eğitimle kazanılacağı açıktır.

Kur’an hem iyilik yapmaya, güzel davranmaya, hem de ibadetleri en güzel şekilde yerine getirmeye teşvik ediyor. Bunun için de insanlara güzeli gösteriyor, iyi davranışların faydasını, kötü davranışların zararlarını haber veriyor.

Eğitim şahsiyetin inşası, ahlâkın güçlendirilmesi, insandaki yeteneklerin kuvveden fiile çıkarılması, zihnin hayata hazırlanması ise; Kur’an bunun sağlam bir bilgi ve etkileyici bir metodla olmasını istiyor.

Bu metodta eğitilen kişilere rıfk ile (yumuşaklıkla) muamele etmek, insana güzellikle yaklaşmak esastır.

5- Kavlün leyyinün (Yumuşak söz)

İnsan, kendisine iyilik edeni sevmek üzere yaratılmıştır. Yumuşak ve tatlı sözün etkili olduğu da bilinen bir gerçektir. Katılık ve kabalık insanı değerli kılmaz. Kabalık insanı bazen kibir, inat ve nefrete sürükleyebilir. O zaman günah işlemeyi dahi normal bir şey zanneder, yaptığı hatayı savunmaya kalkışır.

Eğitimde yumuşak davranmak; gönülleri etkileyecek bir tarzda muamele etmek, söylenmek ve öğretilmek istenenleri tatlı bir üslupla, ısındırıcı bir tarzda muhataba ulaştırmaktır. Eğitim çalışmalarında, hakka yapılan davette, katı ve kaba olmak,  muhatapları azarlamak ve onlara katı davranmak doğru değildir.

Söyelenilen veya öğretilen şey ne kadar önemli olursa olsun kaba bir tarzda sunuluyorsa, muhatap onu almakta, ikna olmakta, benimsemekte zorluk yaşayacaktır.

Kur’an yumuşak davranma metodunu şu kelimelerle ifade ediyor:

Kavlen leyyinen (yumuşak söz) (20 Tâhâ/44)

mev’ızetün hasenetün (güzel öğüt) (16 Nahl/125)

kavlün ma’rufun (yerinde söz) (2 Bakara/263. 47 muhammed/21)

kavlen sedida (doğru/güzel söz) (4 Nisa/9. 33 Ahzab/70)

Leyyinün; yumuşaklık, zariflik demektir. Katılığın ve kabalığın tersidir. (İbni Manzur, a.g.e. 13/268)

Kur'an, daima yumuşak huylu olmayı, kabalık ve katılıktan kaçınmayı emrediyor.

Bu kökten gelen "lîne" taze hurma fidanı demektir. (Heyet, Mu’cemu’l-Vasîd, s: 850) Allah (cc) sevgisiyle yumuşamış, olgunlaşmış mü'min, taze fidan gibi zarif, yumuşak ve tatlıdır. Katı/kaba adam kuru odun gibidir. Yeşermediği  gibi düzeltmeye kalksan kendisi de kırılır.

Bilincini Vahyin inşa ettiği müslümanın gönlü gibi, işleri, muameleleri ve eğitimi de yumuşak ve tatlı olur.

Allah (cc) Hz. Mûsâ ve Hârûn'a azgın Firavun'a bile tebliğ yaparken tatlı dil kulanmalarını tavsiye ediyor.

"(Gidin de) ona yumuşak söz (kavlen leyyinen) söyleyin. Olur ki nasihat dinler, yahut (Allah'tan) korkar." (20/Tâhâ, 44).

Benzer bir tavsiye de Peygamberimize yapılıyor:

"(İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle dâvet et. Onlarla mücâdeleni en güzel (yol) hangisiyse onunla yap. Şüphesiz ki Rabbin; O, yolundan sapan kimseyi en çok bilendir. O, hidâyete ermiş olanları da en iyi bilendir." (16/Nahl, 125)

Peygamberimizin muhataplarına yumuşak ve nazik davranmasını aynı kelime ile ifade ediyor:

“Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın (linte lehüm). Şayet kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. (3 Âl-i İmrân/159)

Hikmet bir açıdan bir işi yerinde ve zamanında, gereği kadar, gerektiği gibi yapmak demektir. Allah yoluna davet eden kimse, güzel metod kullanması gerektiği gibi, uygun zamanı kollayacak, uygun olan dili kullanacak, gerektiği kadar söz sarfedecek. Bütün bunları yaparken de güzel öğüt metodundan yararlancak, mücadelesini yalnızca karşısındakini hidayete kazandırma amacıyla en güzel biçimde yapacak.

Kur’an, insanların gönlünü kazanmada yumuşak davranmanın, tatlı dil kullanmanın önemine işaret ediyor. Zira Kur’an’ın bu eğitim metodu yardımcı ve taraftar kazandırır, dâvetin yaygınlaşmasını sağlar, kalplerin İslâma ısındırılmasını, muhatapların ikna olmasını temin eder. (3/Âl-i İmrân, 159).

Bu âyetin tefsirinde Abdullah bin Amr (şöyle demiş: "Ben Rasûlullah (s.a.s.)'ın sıfatını eski kitaplarda gördüm. Orada yazdığına göre O, ne kaba ve ne de katı yüreklidir. Çarşılarda bağırıp çağıran biri de değildir. Kötülüğü kötülükle cezâlandırmaz. O, affedici ve bağışlayıcıdır.” (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 1/331)

Şüphesiz ki bu hem Kur’an’ın kullandığı bir metodtur, hem de örnek olarak sunduğu eğitimcinin özellikleridir.

‘Mev’ızetün hasenetün’ yani güzel ve etkileyici öğüt, ‘kavlün ma’rufun’ yani İslâm’a ve akla uygun yararlı ve yerinde söz, ‘kavlen sedidâ’ yani doğru/güzel söz; tıpkı ‘tatlı ve yumuşak’ söz gibi, Kur’an’ın kullandığı ve bütün eğitimcilerin kullanmasını istediği hitabet ve davranış dilidir.

Hüseyin K. Ece

8.2.2009

Zaandam/Hollanda

 

Kur'ani Hayat Dergisi, Mart-Nisan 2009 Sayı: 5