Login Form

Istatistikler

Gebruikers
209
Artikelen
1651
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
878689

BERAT GECESİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM

Berat Gecesi (Nısf-ı Şa'ban) hakkında bir seminer

Hüseyin K. Ece

14 Şa’ban 1437 - 21 Mayıs 2016

Zaandam Ayasofya Camii/Hollanda

 

 

-Berat kelimesi

Berat Arapça berâe-berâet kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Bunun aslı da “tiksinti veren şeyden kurtulmak, bir şeyin yakınında bulunmaktan hoşlanmama, beri olmak” manasına gelen ‘berie’ fiilidir. Mesela Araplar; “bera’tü’l-mariza-hastalıktan kurtuldum” derler. (el-Cevherî, İsmail b. H. es-Sıhah, 1/41. İsfehânî, R. el-Müfredât, s:59)

‘Berie’ aynı zamanda bir borç veya ayıptan kurtulma, temize çıkarma demektir. Kur’an’da “Allah Musa’yı onların (düşmanlarınınkendisiyle ilgili) dediklerinden beri etti, temize çıkardı” (Ahzab 33/) deniliyor. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 2/47)

Berâet, “iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir.

 

-Berat Gecesi

Berat gecesi için Arapça eserlerde “şâbanın ortasındaki gece-nısf-ı Şa’ban”, “mübarek gece”, “rahmet gecesi” mânalarına gelen terkipler kullanılmaktadır.

Şâbanın on beşinci gecesinde müslümanların Allah’ın affı ve bağışlaması ile günah yükünden kurtulacağı umularak bu geceye Berat gecesi denmiştir.  Berat gecesi tarihten beri bazı müslümanlarca kutsal sayılmış, bu gecenin diğer gecelerden farklı bir şekilde geçirilmesi, bu gecede daha fazla ibadet edilmesi âdet halini almıştır. (Ünal, H. TDV İslâm Ansiklopedisi, 5/476)

Bu geceye ‘berat’ denilmesi  tıpkı Türkçe’deki bir zanlının mehkemeden kendisine isnat edilen suçtan berat almasına benzetilmiştir. Bir davadan berat etmek, iddia edilen suçtan uzaklaşmayı, beri olmayı, ilgili suçla ilişiğinin kalmaması, hoşlanılmayan sonuçtan uzaklaşması, ya da isnad edilen suçla ilgili bir yükümlülüğünün kalmaması demektir.

Bazıları Duhan sûresinde geçen: Hâ. Mîm. Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir emirle her hikmetli işe o gecede hükmedilir.” (Duhân 44/1-4) âyetlerine bakarak Kur’an’ın indirildiği gecenin Şaban ayının on beşinci gecesi olduğunu ileri sürerler. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyan, 11/223) Bu yorumdan hareket ederek Allah'ın o gecede kulların rızıklarını taksim ettiğini, ecellerini tayin ettiğini, bir sonraki Şaban ayının on beşine kadar olacak tüm olayları takdir ettiğini, dolayısıyla bu gece yapılacak olan dua ve ibadetlerin mutlaka kabul edileceği kanaatindedirler. Ancak tefsirci Ebu Bekir İbnu’l-Arabî’ye göre böyle bir iddia batıldır (gerçersizdir).  (Bakınız: Ahkâmu’l-Kur’an, 4/117)

Âyette, işlerin taksim edildiği gecenin Kur'an'ın indirildiği gece olduğunu bildirmektedir. Kur'an'ın da Şaban ayının on beşinde değil; Ramazan ayında ve Kadir gecesinde nazil olduğunu diğer âyetlerden öğreniyoruz. “Ramazan ayı ki o ayda insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an indirilmiştir..." (Bekara 2/185)

“Muhakkak ki biz Kur'an'ı Kadir gecesinde indirdik.” (Kadir 97/1)

İslâm âlimlerinin büyük bir çoğunluğuna göre Duhân suresinde geçen “mübarek gece” Kadir gecesidir. (Taberî, Câmiu’l-Beyan, 11/223) Müfessir Ebu Bekir İbnu'l-Arabî bu konuda şöyle demektedir: “Bu âyette geçen mübarek gecenin Kadir gecesi değil de başka bir gece olduğunu iddia edenler, Allah'a iftira etmiş olurlar.” (Ebu Bekir İbnu’l-Arabî, Ahkâmu’l-Kur’an, 4/117)

Bu takdirde Kur’an’ın tamamının Berat gecesi Levh-i Mahfûz’dan dünya semasına indiği, Kadir gecesinde de âyetlerin peyderpey inmeye başladığı şeklinde bir yorum ortaya çıkmaktadır. Nitekim bazı müfessirler bu görüşü benimsemişlerdir . (Bakınız: Elmalılı, H. Yazır, Hak Dini Kur’an Dili (sad.) 7/69. Ünal, H. TDV İslâm Ansiklopedisi, 5/476)

 

-Velâ ve Berâ kavramları ve Berat Gecesiyle ilgisi

Bu geceye niçin berat gecesi denmiş?

Berat, bir kelime benzerliği mi, yoksa bu geceyi değerlendirenler, günahlardan ya da ilahi mahkemeden berat mı alacaklar?

Öncelikle berat kelimesinin nereden geldiğini bakalım.

İslâmda ‘velâ ve berâ (el-velâu ve’l-berâu)’ diye iki kavram var.

Buna ‘tevellâ ve teberrî’ de denir. Yani veli edinmek ve uzaklaşmak.

‘Tevellâ ve velâu’ kelimelerinin aslı ‘veli’ kelimesidir. Bu da sözlükte arada bir şey bulunmaksızın bitişiklik, yanyana olmak, yaklaşmak manasındadır. Bir kimse diğerine yakın olursa veya onu severse “ona veli oldu” denilir.

Bunun masdarı ‘velâyet’tir. Velâyet (veli olmak); arkadaşlık, niyet, yer ve zaman, din ve nisbette, inançta yakınlık; yardım etme ve onun işini üzerine alma, destek olma demektir.

Istılah (terim) olarak ‘Vela veya tevellâ’; velayettir, yani yardım, sevgi, ikram ve hürmet açısından açıkta ve gizlide sevdikleri ile beraber olmaktır. (Bakınız: Bekara 2/257) (Kahtânî, S. b. Salim. el-Velâu ve’l-Berâu fi’l-İslâm, s: 87)

Tevella, mü’minleri veli edinmek, onları dost, müttefik, sırdaş ve dinde kardeş bilip, ona göre davranmak. Onlara yakın olduğunu, onların dostu ve yardımcısı olduğunu, azılı düşmanlara karşı onlarla müttefik olduğunu bilmek, onlara maddi ve manevi yardım etmesi, ilgilenmesi, desteklemesi gerektiğinin bilincinde olmaktır.

Şu âyette ‘tevellâ’ dost (veli) edinme manasında kullanılıyor:

“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost (veli) edinirse (tevellâ), kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” (Maide 5/51)

Tevellâ bir açıdan yüz çevirme, bir açıdan da tabi olmaktır. Kur’an, İslâm’dan yüz çevirenleri, İslâmî daveti işittiği zaman arkasını dönüp gidenleri bu kelime ile anlatıyor. (Muhammed 4/38)  

Bütün varlıkların üzerinde hükmü olan, onların çekip çeviren, onların ihtiyaç duydukları şeyleri veren, onları görüp gözeten anlamında Allah (cc) el-Velidir (veya aynı kökten gelen el-Mevlâ’dır). O, mü’minlerin velsi olarak onlara hidayet verir, onları karanlıklardan aydınlığa (Nûr’a) çıkarır, elçiler gönderir, kitap indirir, destekler, gözetir, affeder ve rahmetiyle onları kuşatır.  Çocuk ile ilgilenen, bakıp yetiştiren, onu seven ve ona en yakın olan, çocuk üzerinde hak ve yetki sahibi olan anne babaya da veli denir. 

Kur’an, mü’minlerin kardeş olduğunu söylediği gibi (Hucurât 49/8), onların birbirlerinin velisi olduğunu da söylüyor. Müslüman dinde kardeşlerini ‘veli’ bilmek zorundadır. Kur’an; Allah’ı, Peygamber’i ve müslümanları veli bilip gereğini yapanları ‘hizbullah’ diyerek övüyor.

Gerçek veli Allah’ı bilen mü’minler, buradan hareketle kimi veli edineceklerini de bilirler. Müslümanlara tevallâ ederler, İslam düşmanlarından teberrî ederler. (Böyle yapmaya el-velâ ve el-berâu denir.)

“Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resûlüdür, iman edenlerdir. Onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.” (Mâide 5/55)

Mü’minleri veli bilmek, her şeyden önce bir iman beraberliğidir. Dinde kardeşlik, yakınlık ve müttefik olmaktır.

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/71)

Tevella’nın tam tersi ‘el-berâu veya teberri’ kelimesi sözlükte; uzak olmak, yanyana olmamak, beri olmak demektir. ‘Berâu ve berî’ aynı anlamdadır. Bu kökten gelen ‘beraet’ hem beri olmayı, hem ihtar (uyarmayı) etmeyi ifade eder. (Kahtânî, S. b. Salim. el-Velâu ve’l-Berâu fi’l-İslâm, s: 89)

‘el-berâu veya teberri’, ıstılahta (kavram olarak) uzak olmak, bağı koparmak, uyarı yaptıktan ve gerekçesini açıkladıktan sonra dostluğu sona erdirmek demektir. Velayet düşmalığın zıddıdır. Velâyetin (verâu’nun) aslı da yakınlık ve muhabbettir. (Kahtânî, S. b. Salim. el-Velâu ve’l-Berâu fi’l-İslâm, s: 87)

el-Berau; gayr-i müslimlerden uzaklaşmayı, onlarla ilişiği kesmeyi anlatan bir kavramdır.

Ancak bu uzaklaşma onlardan fiziki bir uzaklaşma, bütün bağları koparma değil; dinde, ahlâkta ve dünya görüşünde, anlayış ve hayatı değerlendirmede, zihniyet ve tasavvurda onlardan ayrı olduğunun bilincinde olmaktır. Bu gibi konularda Vahy’e tabi olup, gayr-i müslimlere benzememektir.

Müslümanlar bir ümmet, diğerleri bir ümmettir. (Enbiya 21/92. Mü’minûn 23/52) İslâm ümmetinin özellikleri, İslâma düşamn olanlar gibi değildir. Müslümanlar gayr-i müslimlerle birlikte yaşasalar bile, asla onlar gibi inanmazlar, ahlâkları ve hayatı algılamaları onlar gibi olmaz. Onları değer yargılarının kaynağı vahiydir; insan aklı, gelenek veya modern gelişmeler değildir.

Gayr-i müslimlerden teberri elmek onlardan beri olmak, uzaklaşmak (el-verâu), asla onlarla sürekli sürtüşme, kavga, savaş halinde olmak, onları aşağılamak, her konumda onlara sert ve haşin davranmak değildir. Teberri, Vahye teslim olup, onların Vahye uymayan inançlarından, kanaatlerinden, hüküm ve değerlerinde uzak olmaktır.

Kur’an müslümanların gayr-i müslimleri veli edinmelerini yasaklıyor. Bu bir anlamda onlardan teberri etmektir.

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz...” (Âli İmran 3/28)

“Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa 4/144)

“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Mâide 5/57. Ayrıca bakınız: Mâide 5/51)

Bu yasağın müslümanlara ve İslâma saldıran ve düşmanlık besleyen kafirlerle ilgili olduğu unutulmamalı. Yoksa böyle olmayan gayr-i müslimlerle insanî ve normal hayat ilişkileri devam eder.

Ancak, onlarla insanî ilişkiler onlara sîreten; akaid ve ibadette, ahlâk ve davranışlarda, hayata ve olaylara bakmakta, onlara benzemeye, onlar gibi düşünmeye; kısaca onlar gibi olmaya varmamalı.

Bu konuyla ilgili olarak hz. İbrahim’in ve ona iman eden mü’minlerin kendi zamanında, İslâmî davete icabet etmeyen, hatta ona düşmanlık eden iktidar sahiplerine ve onlara tabi olanlara verdiği uyarı da akla gelmeli.

“İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız (beriyiz). Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi...” (Mümtahane 60/ 4)

Acaba ‘Nısf-ı Şa’ban’a (Şa’ban’ın yarısına)’ bu yüzden mi Berat Gecesi ismi verildi. Zira ‘berat’ ‘berâet’ kelimesinin Türkçeleşmiş halidir. Bunun da yukarıda anlattığımız berâu-teberrî ile yakın manası vardır.

-Beraet kavramı ve Berat Gecesiyle ilgisi

‘Berâet’, Kur’an’da bir âyette geçiyor. Bu aynı zamanda Tevbe Sûresini diğer adıdır. Tevbe Sûresi bu kelime ile başladığı için bu ismi almıştır.

“Allah’tan ve O'nun Elçisi'nden, kendileriyle andlaşma yapmış bulunduğunuz, Allah'tan başkasına ilahlık yakıştıran kimselere (müşriklere) bir berâet (bir  bildiridir) bu.” (Tevbe 9/1)

“Zımnen, “ki bu andlaşmayı onlar (o inkarcılar) bile bile ihlal etmiş bulunuyorlar” (Taberî, Beğavî, Zemahşerî, Râzî). Keza mü’minlere karşı andlaşmalarına sadık kalan kafirlerden söz eden 4. âyet Enfâl 56-58. ayetleriyle bağlantılıdır. Berâeh ismi (ki, “(bir şeyden) sıyrıldı, serbest kaldı” yahut “(bir şeyde) dahli olmaktan (bir şeye) katılmaktan vazgeçti” anlamına gelen ‘berie’ fiilinden türemiştir) ilgili kişi ya da kişilere karşı gözetilen, ahlakî ya da andlaşmalarla belirlenmiş bağ ya da yükümlülüklerden muaf olunduğunun, yahut onlardan sıyrılmış bulunduğunun bildirilmesi, duyurulması anlamını ifade eder.” (Esed, M. Kur’an Mesajı, )

“Duyur onlara): “Yeryüzünde dört ay daha [serbestçe] dolaşın, fakat bilin ki, asla Allah'ın gözetiminden kaçamazsınız; ve (yine bilin ki,) Allah hakkı tanımaya yanaşmayan kimseleri, er geç utanç içinde bırakacaktır.

Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde, Allah ve Rasûlü’nden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Rasûlü, Allah’a ortak koşanlardan (müşriklerden) uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele!” (Tevbe 9/2-3)

Bu, hz. Peygamber ile anlaşma yapıp, anlaşmalarını ihlal eden, o günkü azgın müşriklere bir ihtardır, bir duyurudur. Onlar anlaşmalarını bozdukları için, Peygamber’e ve sahabelere önce yaptıkları anlaşmadan dolayı bir yükümlülük yoktur.

Âyet hem o zaman hem de günümüzde geçerli olan şu ilkeyi de ortaya koyuyor: Allah ve Elçisi, İslâm’a (Vahye) düşmanlık yapanlardan beridir. Ancak böyleleri, düşmanlığa son verirlerse veya tevbe edip müslüman olurlarsa; bu hem kendileri için hayırlı olur, hem de müslümanlarla ilişkileri insanî ölçülere döner.

Sûrenin başındaki ‘berâet’ kelimesi Türkçe’ye; ihtar, uyarı, ültimatom, bildiri, yükümsüzlük bildirisi, beri olmak, münasebetlerin kesiliş bildirisi şeklinde aktarılıyor.

Bu anlamlar birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlıyorlar. Ortada İslâma hainlik yapanlara bir uyarı olduğu gibi, onlardan beri olma duyurusu gerçeği de var.

Müslümanlar; bütün çabalara karşın hidâyete gelmeyenlere, üstelik “İslâm hak değil, bizim dinimiz hak” diyenlere; “Siz benim taptığıma tapmazsınız, ben de sizin taptıklarınıza tapmam. Sizin dininiz size benim dinim bana” (Kâfirûn 109/6), “sizin kazandığınız size, bizim kazandığımız bize” (Bekara 2/134, 141), “... siz bizim yapacağımızdan, biz de sizin yapacağınızdan beriyiz” (Yûnus 10/41), “Biz sizlerden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız” (Mümtehane 60/4) derler. Bu onların yolundan teberri etmektir (uzaklaşmaktır).   

 

-Berat kelimesi, Tevbe Sûresinin bu ilk kelimesinden alınmış ise, o zaman şöyle dememiz mümkün olur:

Berat Gecesi müslümanlara gayri- müslimlere ait her türlü şirk, küfür, ilhad, sapıklık, alçaklık, şen’i suçlar, günah ve isyanlardan uzaklaşmayı, onların bu hallerinden teberri etmeyi, bu konudaki azim ve kararlılıklarını hatırlatıcı, kuvvetlendirici bir zamandır.

Bu açıdan denilebilir ki Berat Gecesi, müslümanlara gayr-i müslimlere, İslâma uymayan konularda benzememeyi ihtar eden, onların yanlışlarından ve dalâletlerinden beri olmayı hatırlatan önemli bir andır.

 

-Berat Gecesi mahkeme beratı mıdır?

Berat Gecesinin manasını ve hikmetini, mahkemeden alınan berat gibi, bütün günahlardan sıyrılmak, pîrupak olmak diye düşünürsek akla şu sorular gelir:

Bu gece bütün günahlar affolur mu?

Günahların af edildiğine dair bir garanti verilebilir mi?

Günahlardan af talebi, yani tevbe ve istiğfar bu geceye mi mahsustur?

Diğer gün ve gecelerde günah işleyip, bu gece özel ibadetlerle, özel tevbe ve istiğfar ile bu günahlara berat alındığı düşünülebilir mi? 

Berat Gecesi deyince kimileri, hani bu gece fazladan (nafile) ibadet edilirse, şu kadar tesbih çekilir, şöyle dua edilirse, şu kadar rek’at namaz kılınırsa günahlardan berat olunur. Yani sanki mahkemenin verdiği berat kararı gibi bir şey manevi olarak alınır.

Halbuki mesele böyle değil. 

Günah işlemek insana mahsus. Günahlara tevbe ve istiğfar da edilebilir. Allah (cc) da tevbe edilen günahlardan istediğini bağışlayabilir. Ama kimsenin garantisi yok. Biz, tevbemizin kabul edilip edilmediğini, günahlarımızın affedilip edilmediğini bilmiyoruz. Sadece ümit ediyoruz.

O halde Berat Gecesinde hiç kimse günahlarınının bağışlandığı garantisi alamaz. Hiç kimsenin eline gökten “işte bu ilâhi mahkemenin verdiği günahlardan berat kararıdır” diye bir belge gelmiyor.

Ancak Berat Gecesinde söz konusu edilen berat günahlardan kurtulma ümidi olmalıdır. Bunun yanında şirkten, küfürden, sapıklıktan ve her türlü günahtan beri olmaya, uzak durmaya söz verme olmalıdır. Bu konudaki kararlılığı güçlendirme, daha bir bilinç kazanma arzusu olmalıdır.

Yani ‘berat’; geçmiş günahlarımızın silindiği garantisi sanmak değil (ümit etmeyi ayrı tutuyorum); günahlardan ve İslâm’a, bir anlamda Allah rızasına uymayan, ya da müslümana dünya ve âhirette zarar verecek şeylerden uzaklaşmaya (teberrî etmeye) söz vermektir.

‘Berat’; azgın kafirlerden ve onların özelliklerinden, küfre delalet eden bütün inanç ve ibadetlerden, hal ve tavırlardan, müslümanların veya İslâmın aleyhine olacak şekilde onlara müttefik ve yardımcı olmaktan teberrî etmeye (uzaklaşmaya); mü’minlere ve onların İslâmî özelliklerine tevellâ etmeye (candan yakın olmaya) söz verme olmalıdır.  

Berat Gecesi, bu açıdan değerlidir ve bir fırsattır.

 

-Berat Gecesinin bir özelliği de Ramazanın yaklaştığını haber vermesidir.

Bilindiği gibi Ramazan Kur’an ayıdır ve değerini Kadir Gecesinden alır. Kadir gecesi de bu değeri Kur’an’ın o gece insanlığa inmeye (inzal olmaya) başlamasından alır. Ramazan’ın bereketini, değerini, hikmetlerini, müslüamnalra kazandırdıklarını, İslâm toplumundaki yapıcı rolünü anlatmaya kelimeler yetmez.

Üç aylar denilen zaman dilimi de aslında Ramazanın önemine vurgu yapmaktır. Recep ayı Ramazan için uzak bir müjde, Şa’ban ayı ve onun yarısı Berat Gecesi ise daha yakın bir müjdedir. Nısf-ı Şa’ban Ramazan’ın yaklaştığını, uyanık olunması, ona hazırlık yapılması gerektiğini bir ihtardır. Ramazanı karşılamaya bir işarettir.

Bu Peygamberimizin bir duasıyla birlikte düşünebiliriz:

“Ey Allah’ım Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a kavuştur.” (Ahmed b. Hanbel, 1/259)

 

-Berat gecesi bir değerini ve önemini de Şa’ban ayından alır. Zira Peygamber (sav) Ramazan’dan sonra en fazla dikkat ettiği ay Şa’ban ayıdır.

Şa’ban ayı onun Ramazan’dan sonra en fazla oruç tuttuğu aydır. (Bakınız: İbni Mâce, Sıyam/4 no: 1649)

Bir rivâyete göre aynı durumu hz. Aişe de haber veriyor. “... Peygamber (sav) Şa’ban ayındaki kadar oruçlu olduğu bir ay görmedim.” (Müslim, Sıyam/175 (34) no:2721 ) 

Ebu Hurayra diyor ki: “Peygamber (sav) Şa’ban’ın yarısı olunca, artık Ramazan gelinceye kadar oruç tutmazdı.” (İbni Mâce, Siyam/5 no: 1651)

Bu rivâyetlerden Şaban ayına özel bir önemin verildiği anlaşılmaktadır.

 

-Şa’ban’ın yarı gecesi hakkında kaynaklarda bir kaç rivayet yer almaktadır.

Abdullah b. Amr’ın naklettiğine göre Şaban’ın yarısındaki gecede; “Allah (cc) bütün Müslümanları bağışlar. Yalnız kâhin, büyücü, çok kin tutan, içkiye düşkün olan, anne ve babasıyla ilişkisini kesen ve zina düşkünü kimseler hariç.” (Ahmed b. Hanbel, 2/176. Munzirî, et-Terğîbu’t-Terhîb 2/119, 3/460) 

“Âişe (r.anha) şöyle demiş:  “Bir gece Peygamber’in (sav) yanımda olmadığını görerek çıktım ve onu Bakî’ (mezarlığında) buldum.  “Allah ve Rasûlunün sana haksızlık etmelerinden mi korktun?” diye sordu.  Ben de dedim ki: “Ey Allah’ın Rasûlü, hanımlarından birisinin yanına gittiğinizi zannetmiştim.” Bunun üzerine; “Allah, Şaban ayının yarısında dünya göğüne iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok günahları veya günah işleyenleri bağışlar” buyurdu.” (Tirmizî, Savm/39 no: 739. Tirmizî aynı yerde bu hadisin zayıf olduğunu söylüyor. Ayrıca bak.: İbn Mâce, İkâme/191 no: 1389)

Ali b. Ebî Tâlib’ten (ra) rivâyet edildiğine göre; Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, o gece ibâdete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü (on beşinci günü) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah (cc) dünyaya en yakın göğe rahmeti ile tecelli eder, (o andan) fecir oluncaya kadar: “Benden mağfiret dileyen yok mu? Ona mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu? Onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) mubtela olan yok mu? Ona afiyet vereyim (Belâdan kurtarayım.) Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu? (Onlara da istediğini vereyim”) buyurur.” (İbn Mâce, İkâmetu's Salat/191 no: 1388. Beyhaki, Şua’bu’l-İman, 3/359)

 Ebu Musa el-Eş’ârî (ra), Peygamber’in (sav) şöyle dediğini rivâyet ediyor: “Şüphesiz Allah Teâlâ Şa'ban ayının on beşinci gecesi (kullarına rahmetle) bakar ve herkese mağfiret eder. Yalnız Ona şirk koşana veya kindarlara mağfiret etmez.” (İbn Mâce, İkame/191 no:1390)

Ancak kaynaklar İbni Mâce’de yer alan bu iki hadisin de zayıf olduğunu söylerler. (Bakınız:  http://www.islam-tr.net/forum/konu/kandil-geceleri-bidatci-niceleri-kitap.8101/,

http://ummetinsesi.blogcu.com/kandil-geceleri-bid-at-tir/3769201

http://www.suleymaniyevakfi.org/tarih-arastirmalari/kandil-geceleri.html)

 

-Kaynaklarda Berat Gecesi

Peygamber (sav) ve sahabeler mescidlerde bu geceyi (Şab’an’ın yarısını) ihya etmek için toplandığı, özel dualar ettikleri, bugün özellikle Türkiye'de olduğu gibi bu geceye has namaz kıldıkları şeklinde haberler yok.

Halk arasında “Beraat gecesi namazı” veya “Salâtu'l-Hayr” olarak bilinen bir namaz vardır. 100 rekât olduğu iddia edilen bu namazın her rekâtında Fatiha ve on defa İhlâs suresinin okunması gerektiği söylenir. (Gazzâli, Ebu Hamid. İhyâu U’lumi’-din, 1/203. Bilmen, Ö. N. Büyük İslâm İlmihali, s: 188) Ancak bu konuları araştıran uzman âlimler bunun aslının olmadığını, muhtemelen hicri 4. yüzyıldan sonra ortaya çıktığını söylemekteler. (Ünal, H. TDV İslâm Ansiklopedisi, 5/476)

Müfessir Ebu Bekir İbnu'l-Arabî, Beraat gecesinin fazileti hakkında bir tek sağlam hadisin bile gelmediğini, dolayısı ile bu konu ile ilgili olarak hadis diye dolaşan sözlere itibar edilmemesi gerektiğini söylemektedir. (Bakınız: Ahkâmu’l-Kur’ân, 4/117)

Bu rivâyetlerle, Hz. Peygamber’in şâban ayına ve özellikle bu ayın on beşinci gecesine ayrı bir önem verdiği hakkındaki diğer rivâyetleri göz önüne alan bazı âlimler bu geceyi namaz kılarak, Kur’an okuyarak ve dua ederek geçirmenin sevaba vesile olacağını, bu geceye mahsus olmak üzere belli bazı ibadet ve kutlama şekilleri ihdas edip âdet haline getirmenin ise dinde yeri bulunmadığını söylemişlerdir. (Ünal, H. TDV İslâm Ansiklopedisi, 5/476)

 

- Sonuç

            Şa’ban ayının yarısındaki gece (Berat Gecesi) hakkında bazı kaynaklarda yer alan hadisler işin ehli tarafından zayıf sayılsa bile, uydurma (mevzu) damgası vurulmadığına göre sonuçta bunlar hadistir. Zayıf da olsa Peygambere ait bir haber, tavsiye, emirler muhteremdir. Mü’minler bunu alırlar ve ellerinden geldiği kadar uygulamaya koyarlar. Aşırıya kaçmamak, yeni bir ibadet türü icat etmemek, Peygamberin ve sahabelerinin yapmadığı bir ibadeti onlara nisbet ederek yapmamak şartıyla, müslümanların bir vesile ile camilerde veya başka yerlerde, sair günlerde veya mübarek dedikleri günlerde biraraya gelmelerinde, birlikte ibadet edip dua etmelerinde, birbirlerine ikramda bulunmalarında bir sakınca olmasa gerektir. Kaldı ki bu tür bir araya gelmeler müslümanlara cemaat şuuru kazandırır, vahdetlerini güçlendirir, mescitleri ihya ve imar eder. Mescitler ancak içlerindeki cemaatla, yapılan ibadetlerle imar edilirler.  

Her ne kadar bu geceye ait özel bir ibadet olmasa da, esasen mübarek olarak adlandırılan geceler, Ramaza ayı, Kurban bayramı gibi zamanlar müslümanlar için tevbe ve istiğfar, yeniden toparlanma, bilinçlenme ve tezkiye (arınma) için güzel fırsatlardır. Elbette bu ibadetler senenin her gününde yapılabilir. Ancak bu gecelerde artırılması tavsiye edilir.

Şu bir gerçek ki tarihte pek çok toplumda, mübarek gecelerle ve diğer ibadetlerle ilgili Peygamber’in ve sahabelerin yapmadığı pek çok adetler ve ibadetler çıkmıştır. Ya da adetlerden bir kısmı zaman içerisinde ibadete dönüşmüştür.

Bu geceleri değerlendirirken bu inceliği dikkat etmek gerekir. Ki sevap umarken din adına yanlış yapılmamalı.

 

Hüseyin K. Ece