Login Form

Istatistikler

Gebruikers
101
Artikelen
1569
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
564696

SÜZME ÇAMUR ve İNSAN

İslâm inancına göre ilk insan topraktan ve toğrağın da çeşitli aşamalardan geçirilmesiyle yaratıldı. Yine bütün insanlar topraktan veya topraktan sızan elementlerden/maddelerden meydana gelmektedirler.

 

Kur’an bu şamalara şu şekilde işaret ediyor:

1-Türab (toprak) aşaması,

2-Tin (çamur) aşaması,

3-Tın-i lâzib (yapışkan cıvık çamur) aşaması,

4- Hame-i mesnun (değişken balçık, şekil verilmiş çamur) aşaması,

5- Sülâletin min tîn (süzme çamur) aşaması,

6-Sâlsâlin kel-fahhar (işlenmiş ve pişirilmiş toprak) aşaması,

7-Ruh verilme aşaması.

Yeryüzünün efendisi olması için var edilen insanın hammaddesi belki de  kendisiyle uyum sağlasın diye yerden alınan topraktır. Bir hadiste geçtiği gibi, hammadde olarak alınan toprağın farklı oluşu insan karakterlerinin da farklı oluşuna zemin hazırladı.

*'Tîn', toprağın su ile karışımıdır ki buna çamur veya balçık denir

*'Tın-i lazib- yapışkan çamur'dur. Toprak, su, hava ve ateş (sıcaklık) birbirine karıştırılırsa buna 'tın-i lazib -yapışkan cıvık çamur' adı verilir.

*’Hame-i mesnun’; cıvık çamurun yoğrulduktan sonra biçim verilmeye uygun duruma geldiği balçğa verilen isimdir. 'Mesnun'; şekil verilmiş, kalıba dökülmüş, belli bir sûrete sokulmuş demektir. 

Bu demektir ki toprak unsuru süzüle süzüle, ya da yoğrula yoğrula;

kendisinden eşya (desti, çömlek, heykel gibi şeyler) yapılan lüleci çamuru

haline geliyor.

*’Sâlsâl’; kurumuş balçık demektir. Çamura belli bir şekil verildikten  sonra kurumaya bırakılır, iyice sertleşir ve vurulunca ses çıkarmaya başlar. Kur'an insanın yaratıldığı çamurun bu aşamasına 'sâlsâlin kel-fehhar-pişmiş kuru çamur gibi' demektir.

'Fehhar'; da çömlek ve porselen gibi toprağın ateşte pişmiş haline denir.  

*Kur'an'ı Kerim, insanın yaratılış aşamalarını onun bir 'sülâletin min-tîn-süzme çamur’dan yaratıldığını söyleyerek başlıyor. Bazılarına göre burada 'süzme çamurdan' yaratılan insandan maksat; Hz. Adem', bazılarına göre bizzat insan cinsidir.

Kasdedilen ister ilk insan, isterse insan cinsi olsun, onun aslının topraktan süzülmüş, sıyrılıp çıkartılmış bir cevherden olması hatırlatılıyor. Her halükârda insan topraktan süzülen özlerden, toprağın içinden gelen şeylerden oluşmaktadır.

'Sülâle', bir şeyden sıyrılıp çıkan sonuç demektir. (Türkçede, çoluk çocuğa, torunlara, soya sülâle denmesi bundan dolayıdır.)

'Sülâletin min-tın' ifadesi insanın bütün yaratılış aşamalarını kapsayan ilginç bir benzetmedir. Çünkü çamurun süzülerek belli bir şekle sokulması, ayrı bir işlem değil; onun bazı aşamalardan geçirilerek bir sonuç elde edilmesidir.

Bu ifade aynı zamanda insanların bedenlerinde ete kemiğe dönüşen gıdalara işaret etmektedir. Çümkü insanların yaşamasını sağlayan bütün gıdalar topraktan gelmektedir. 'Sülâle' kelimesi, ayrıca erkeklik suyu veya bu suyu meydana getiren gıdalar olarak ta açıklanmıştır.

Burada çok üstün bir söz harikası ile karşı karşıyız.

‘Sülâle’ kelimesi bir taraftan Hz. Adem'in yaratılış aşamalarını, bir taraftan insan bedenini oluşturan gıdaların topraktan süzülüp gelişini ve bir insan halinde ortaya çıkışını, bir taraftan topraktan süzülüp-sıyrılıp çıkan ve insanlar için hayat kaynağı olan gıdaları, diğer taraftan da bu gıdaların süzülerek insanın başlangıcını oluşturan bir damla erkeklik suyunu, ayrıca insanların nesilden nesile anne-babalarının soylarından süzülüp, çıkıp geldiklerini olağanüstü bir ifade ile ortaya koymaktadır.

Başlangıçta değersiz, cıvık, rengi değişmiş, zayıf ve kokuşmuş bir çamur, ya da adi, basit ve sıradan bir şey olan bu varlık; şekillendi, en güzel bir biçim aldı. Her birinin ayrı görevi olan organlara sahip oldu.

Ancak insanın kalıbı/cesedi bu haliyle henüz beşer olmamıştı. Şekli tamamlanmıştı ama, onu değerli kılacak bir canlılığı yoktu. İşte bu cesede ilâhî ruh üflendi ve o bir insan/beşer oldu. Hayat buldu ve yaşamaya başladı.  

İnsanı değerli kılan da aslı topraktan gelen cesedi/kalıbı değil, özünde taşıdığı ilâhî nefestir, ya da ruhdur.

Ana rahminde yeni yeni oluşmaya başlayan cenine de belli bir zaman sonra ruh üflenir, yani can verilir. Tıpkı ilk insan verildiği gibi. O zaman cenin canlı olur, ruh sahibi olur. Ölen kimseler için de 'ruhu alındı, ruhu çıktı' denildiğini hepimiz biliriz.

Demek ki insana üflenen 'ruh', ona can veren şey'dir. Ne olduğunu, nasıl üflendiğini bilmediğimiz bu gerçek, hayat devam ettikçe her an olmaktadır.

Topraktan süzülüp gelen, bünyesinde topraktan cevherler taşıyan, toprakla aynı öze sahip olan insan ölünce ait olduğu yere geri dönüyor. Toprak onu bağrına alıyor, onu kendi bünyesine katıyor, sanki verdiklerini geri alıyor.

Süzme çamurdan meydana gelen insan, bu aslını unutursa şımarabilir, kibirlenebilir. Süzme çamurdan şekillenen bir cesede/kalıba/cenine ilâhi nefesin hayat ve ruh verdiğini unutan, kendi değerini de bilemez. Halbuki insanın değeri ona üflenen nefha’dadır.

İnsan nereden-nasıl geldiğini hatırlamalı, kendini neyin değerli, üstün ve keremli kıldığını idrak etme durumundadır. Biyolojik varlığının aslında diğer hayvanlardan faklı olmadğının, ama insan olarak çok farklı bir makamda olduğunu unutmamalı.

Bunu anlayan hem diğer insanlara hem de aslı olan toprağa değer verir. 

Hüseyin K. Ece

5.8.2006

Zaandam/Hollanda