Login Form

Istatistikler

Gebruikers
101
Artikelen
1569
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
564606

DERT ODUR Kİ KENDİNİ SEVDİRE-

Birisi çıksa ve dese ki, ‘derdin yok ise asıl o zaman dertlisin demektir’ doğru söylemiş olur.

Hiç dertsiz insan olur mu? Olmaz herhalde. Öyle duyduk, öyle okuduk.

Şair;

“Dağ odur ki tepesinde kar ola,

Bülbül odur ötüşünde zâr ola” demiş. 

Evet öyledir; dağa kar bülbüle zâr yakışır. Zemherinin ortasında karı olmayan dağ yetim gibidir. Bülbül dertli dertli ötmez ise, hayrola ne oldu diye sorulur. Yüce bir dağ kış aylarında kardan yoksun ise, bu hayra alamet sayılmaz. Sesi kısılan bülbülün ömrü nihayete erdi demektir.

“Dağına göre kış olur.” diyen atalar doğru söylediler. Dağına göre kış, cürmüne göre vebal, cesametine göre sorumluluk, çekebileceği kadar sıkıntı, kaldırabileceği kadar yük, hak edeceği kadar ödül, suçuna göre ceza.

Ya bir kimsenin gamı, tasası, kederi yoksa...

Ya bir kimsenin başı, dişi, dışı ve içi ağırmıyorsa.

Ya hiç bir şeyi kendine dert edinmiyorsa...

Ya hiç düşünmüyorsa, ya hiç bir şey onu ırgalamıyorsa...

Aldırmaz, vurdum duymaz, hissiz, sessiz, dertsiz, gamsiz tasasız ise...

Öflenmeyan, kızmayan, ürpermeyen, korkmayan, hissiz bir kimse ise...

Böylesine acımak lazım.

Böylesine rahmet dilemek lazım.

Böylesine ‘Allah sana dert versin derman aratmasın’ demek lazım. (Yoksa bu duayı kendimiz için mi yapmalıydık.)

“Dert adamı söyletir.”

Ne güzel demişler.

Derdi olan söyler. Derdi olan derdini şiire, yazıya, türküye, ağıda döker.

Derdi olan onu paylaşacak dost arar.

Derdi olanın yüreğinde kıpırtı vardır. Böyleleri yerinde durmazlar,  ayağa kalkarlar, aktif olurlar, canlı olurlar.

Derdi olanın uykusu az, endişesi fazla, çabası çok olur.

Derdi olan, vurdum duymaz olamaz, hissiz ve sessiz olamaz. Duygusuz, merhametsiz, boş vermiş olamaz. Sorumsuz, gamsız, tasasız, “ohhhh, gel keyfim gel” diyemez.

Derdin varsa, derdini kendine dert edinmelisin. Dertlilerin halini anlamalısın. Anlayan ise hem yüreği ile, hem bedeni ile, hem de imkanları ile  harekete geçer.

Aslında dert denilen şey, kişinin eksiğini algılamasıdır. Dert denilen şey kişinin çevresinde olup bitenleri algılamaya başlamasıdır.

Kişi çevresindeki şeyleri nasıl algılıyorsa, ona göre o şeyler ya dert kaynağıdır, ya mutluluk kaynağıdır.

“Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabip

Kılma derman kim helâkın zehr-i dermanındadır”

diyen Fuzulî’nin belli ki büyük ve soylu bir derdi vardı.

O soylu derde bakınız ki, şair diyor ki: ‘asıl helâkım bu derdin iyi olmasına bağlı.’ "Asil bu dertten kurtulursam felaketim baslayacak'. Bu dert onu ayakta tutuyor. Bu dert ona hayat veriyor. Bu dert onun ekmeği, suyu, gıdası, ilacı.

Eğer herhangi bir doktor onun bu haline acır da “ vah zavallı ne kadar da hasta” der ve ilaç vermeye kalkışırsa, işte asıl o zaman hastalık başlar. Asıl o zaman helâk başlar. Asıl o zaman saadet kaybedilir.

Bu nasıl bir derttir ki kişiyi mest ediyor, başını hoş ediyor, yüreğine huzur veriyor, onu rahatlatıyor?

Bu nasıl bir derttir ki maddi ilaçlar onu mahvediyor, dert sahibinin umutlarını tüketiyor, gerçekten hasta ediyor?

Nasıl bir derttir ki, sahibine “Yarabbi daha da arttır” dedirttiriyor?

Bu nasıl bir soylu derttir ki, hoş sefa ile karşılanıyor, yüreğin en üst katına buyur ediliyor, gelişi bayram sevincine, gidişi hüzne dönüşüyor?

Hani aşk derdiyle mecnun/meczup olan Mecnun’u babası Kâbe’ye götürür. Orada dualar kabul edilir ya. Mecnun orada dua etsin, yalvarsın, yakarsın. Belki Allah onu bu dertten halas eder. Belki iyileşir umuduyla. Zira babaya göre Mecnun hastadır. Tedavi edilmesi gerekir. Ama Mecnun’un derdi başka.

Mecnun Kâbe’nin yanında olmayı fırsat bilir ve şöyle der:

“Ya râb belây-ı aşk ile kıl âşinâ beni
bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

az eyleme inâyetini ehl-i derdden
yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni

oldukça ben götürme belâdan iradetim
ben isterim belâyı çü ister belâ beni

gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
geldikçe derdine beter et müptelâ beni...”  

İşte bu... gerçek aşık böyledir. Çünkü onun aşk derdiyle başı hoştur. Halinden memnundur, derdi onun dermanıdır, derdi onun yürek gıdasıdır. Onu asıl hasta edecek olan ise bu dertten uzak kalmaktır.

Böyle aşıklara ‘aşk olsun’ demekten başka çare yok.

Mecnun’u memnun eden derde bakmak lazım. Herkes derdinden şikayetçi iken, o derdinin artmasını diliyor. Herkes dertten illallah derken, o “derdim dermanımdır” diyor. Herkes tedaviye koşarken o “derdimi seviyorum” diyor.

Ama hangi dert, hangi belâ?

O dert ki insanı ‘mecnun’ eder, 'meczup'eder, ‘memnun’ eder, ‘zin-nûn’ eder.

O dert  ki insanı asıl sevilmesi gereken şeye yöneltir.

Öyle bir dert olsun ki, kişiyi olgunlaştırsın, düşündürsün, hassas ve merhametli kılsın.

Öyle bir dert olsun ki ‘firak/ayrılığın’ın ne olduğunu duyursun.

Öyle bir dert olsun ki şu göz açıp kapayıncaya kadar süren ömür için ‘âh, eyvâh, eyvallah’ dedirtsin.

Öyle bir dert olsun ki, bütün lüzumsuz dertleri, takıntıları, çırpıntıları, pılı ve pırtıları, gamları, endişeleri hayatta ikinci plana itsin.

Öyle bir dert olsun ki ölüm karşısında insanı dehşete düşürsün, aklını alsın ve götürsün. Yerine ibreti, hayreti ve hasreti getirsin.

Bir dert olsun, diğer başı ağrıtan dertlere derman olsun. Kişiyi terbiye etsin, kemâlat versin, tefekkür kazandırsın, gönendirsin. Kişiyi gayrete getirsin. Asıl sevilmesi gerekenleri sevdirsin, asıl kaçılması gereken şeylerden kaçınabilmeyi sağlasın.

Öyle bir dert olsun ki, başkasının derdiyle dertlenme ahlâkını kazandırsın. Paylaşmayı, fedakârlıyı, vermeyi, bölüşmeyi, diğerlerini kendi nefsine tercih etmeyi, sevgiyi ve saygıyı öğretsin. Faniliği hatırlatsın, baki olana hazırlık yapmayı telkin etsin.

Öyle bir dert olsun, günün birinde “halim ne olacak” diye her gün cımbızla beyni didikler gibi sorsun, sorgulasın. Herkesin kimsesiz kaldığı bir günde benim “kimsem kim olacak?” diye dövündürsün, düşündürsün.

Öyle bir dert olsun ki, başa gelen bütün musibetlere sabretmeyi öğretsin, çilede huzur versin, zorlukta gönle inşirah pompalasın, zulüm ve işkencede ah ettirmesin, felakette ders ve ibret sahneleri göstersin.

 Öyle bir dert olsun ki, kimseye dert olmamayı, cömert olmayı, yiğit ve mert olmayı, başkalarıyla hemdert olmayı, kötü olana karşı sert olmayı öğretsin.

Öyle bir dert olsun ki kişiye sorumluluk, merhamet ve şefkat öğretsin.

Öyle bir dert olsun ki ölümden sonra gelebilecek dertlere şimdiden çare, derman, keffaret olsun, umudun önünü açsın...

Diğer dertler mi?

Önemli değil...

İnsan nasıl olsa günün birinde hepsinden azâde olacak. O zaman onları dert edinmeye değmez.

Onlar fani dertler...

Onlar hayatın cilvesi...

Öyle bir derdimiz olsun ki kendisini sevdirsin.

Hüseyin K. Ece

24.10.2009

Zaandam/Hollanda