Login Form

Istatistikler

Gebruikers
102
Artikelen
1569
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
565870

İYİLİKLERE KİM ENGEL OLUYOR Kİ?

Kimilerinin kafasında kendine göre bir entegrasyon fikri var. Kendi aklına göre ölçüp biçiyor, sonra da feryadı basıyor: “İslâm Avrupa’daki entegrasyon çalışmalarına engeldir.”

Gerçekte İslâm entegrasyona engel midir? 

Ya da İslâm hangi entegrasyona evet demez?

 

İslâm ile entegrasyon illa karşı karşıya mı gelmeli? Niçin bu ikisi birbirine zıt düşünülüyor?

Kavramlar herkes veya her kesim tarafından farklı anlaşılıyor. Dinde, felsefede, sosyal ilimlerde; herkes kavramlara kendine göre bir anlam veriyor. Sonra da görüşleri, olayları veya değerlendirmeleri kendi terazisinde ölçüyor. 

Entegrasyon’ kavramı da böyle? Avrupa ülkelerinin göç almasından sonra daha çok gündeme gelen bu kavram neyi ifade ediyor? Yani demektir ‘entegrasyon’?

Eğer bunu insanın kendi kalarak ötekisiyle birarada yaşaması şeklinde anlıyorsak mesele yok. Müslümanlar buna evet derler.

Onların inandığı İslâm da insanların barış içinde birarada yaşamalarını sağlamak için gönderilmiştir.  Kim ne derse desin, bu böyledir. Birileri İslâmı kavganın, çekişmenin, hır gür çıkarmanın, baskının, tahammülsüzlüğün, zorbalığın yanında göstermeye çalışsa da gerçek değişmez.

Buraya misafir işçi olarak davet ettikleri insanları daha sonra yabancılar diye yaftalayıp, şimdilerde ‘entegrasyon’, ‘asimilasyon’ misali lastik gibi lafların arkasına sığınarak dışlayan, aşağılayan, ötekisi sayan, hatta hollandadan kovmaya niyetlenen, onlara tahammül edemediklerini dile getiren yetkililere soralım:

Ne demek istiyorsunuz bu kavramla, yani entegrasyon kelimesiyle?

Derlerse; “tabii canım biz herkesin kimliğine, din ve siyasi görüş tercihine, kültürel kazanımlarına saygılıyız. Herkes kendi kimliğine sahip olarak bu topluma entegre olsun. İçinde yaşadığınız ülkeyi tanıyın, dilini öğrenin, toplumsal düzenini bozmayın”; o zaman sorun yok arkadaş. Zaten biz de onu diyoruz.

Elbette kimse kimsenin inancına, tecihlerine, kültürel ve dinî kimliğine karışmasın. Herkes temel yasaların verdiği haklar çerçevesinde yaşasın ve yuttaşlık görevini yerine getirsin. Kimseyi de rahatsız etmesin.

Yok eğer entegrasyon adı altında “yahu arkadaş buraya geleli otuz sene oldu, hâlâ niye değişmedin? Hâlâ niye bana uymadın? Niye erimedin, niye dönmedin, niye benim gibi tipik hollandalı olmadın? Niye benim değerlerimi benimsemiyorsun?” Niye camiiye gidiyorsun? Niye türkü dinliyorsun? Niye ajax’ı değil de Türkiyenin takımlarını tutuyorsun? Niye Türkçe televizyonlarını seyrediyorsun? Niye benim gibi içmiyorsun? Neden cömertsin arkadaş, benim gibi cimri değilsin? Neden düğününde davul çalıyorsun? Niçin tesettür elbisesi giyiyorsun da benim gibi açıklığı savunmuyorsun? Niye Türkiyeden evleniyorsun da benim gibi nikâhsız yaşamayı yasallaştırmıyorsun? Niye senin saçların sarı değil arkadaş? Niçin yemek zevkini değiştirmiyorsun? Neden size çok misafir geliyor? Niçin koyunları kurban diye kesiyorsunuz? Neden ülkenizdeki fakirlere bizim ülkemizde kazandığınız paraları gönderiyorsunuz? Neden birden fazla çocuğunuz var?  (sorular uzatılabilir)” diyorlarsa; burada duralım.

O zaman bu entegrasyon lakırdısı ne menem şeymiş bir daha bakalım... 

Bu kavramla kasıt uyum ise, barış ise, başkasına hoşgörü ise; cevabımız hazır : İslâm doğru ve güzel olan şeye niçin karşı olsun ki ? Müslüman niçin hikmet olan, inancına aykırı olmayan, insan ve toplum için faydalı olanı benimsemesin ki ? 

Bakınız, İslâm kelimesinin kökü ‘selime-silm’ fiilidir. ‘selime’; sulh (barış) yapmak anlamına da gelir. Aynı kökten türeyen, ‘selm, silm’ de barış demektir.

Aynı kökten türeyen ‘selâm’, emin olmak, güvenlik içinde olmak, barış ve esenlik içerisinde olmak demektir.

Şimdi bakınız, bir din ki adını bile barışı ve kurtuluşu ifade eden bir fiilden alıyor. Barışı, esenliği ve insanlar arasındaki güvenliğ yaygınlaştırmayı, yani selamlaşmayı ibadet haline getiriyor.

Bir din ki, ona inanan ve onu yaşayana mü’min demiş. Yani inandığı şeyden emin olan ve kendisinden emin olunan insan diye öngörmüş. Mü’min öyle kimse olmalı ki herkese güven vermeli, hiç kimse, hatta hiç bir yaratık onun elinden ve dilinden zarar görmemeli.   (Bakınız: Müslim, İman/14, Hadis no: 40, 1/65. Ebu Davud, Cihad/Hadis no: 2481, 3 /4. İbni Mace, Fiten/2, Hadis no: 3934, 2/1298 ) (Tirmizí, Birr/27, Hadis no: 1941,4/332)

Ama siz kalkısıyorsunuz İslâmı hasım, birarada yaşamanın problemi sayıyorsunuz... Bu nasıl bir mantık?

Bazıları İslâmın bu özelliğini bilmezler. Anlatsan da anlamazlar. Kafalarında bir şablon vardır, ona uyarlar. Bu şablon gelenekseldir, bu şablon siyasidir, bu şablon medyatiktir desen de aldırmazlar.

İşte İslâm kendisini böyle tanımlıyor. Başka örnekler de var :

İslâm kısaca; Allah’a ibadet (O’na itaat), yaratılmışlara merhamet etmektir.

Müslüman, İslâma uyarak önce kendi huzura kavuşmaya çalışır. Sonra da çevresini selâm yurdu (daru’s selâm), yani barış ortamı, saadet ülkesi ve huzur beldesi yapmaya çalışır.

Bunu da ancak Allah’ın ölçülerine uyarak ve O’nun yarattıklarına şefkat ve merhamet ederek, iyi davranarak, onlara iyilik yaparak gerçekleştirebilir.

Bütün varlıklara iyi davranmanın, her varlığın hakkını tanımanın kaynağı şefkat ve merhamet duygularıdır. 

            Peygamber (sav) şöyle diyor:

“Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, siz yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, gökte olanlar da size merhamet etsinler...  ” (Tirmizí, Birr/16, Hadis no: 1924, 4/323. Ebu Davud, Edeb/66, Hadis no: 4941, 4/285)

İşte size birarada barış içinde yaşamanın bir başka formülü. Zulüm ve haksızlıktan sakınmak... Bunların her çeşidi İslâmda yasaktır.

“Zulümden sakının. Çünkü zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de sakının. Çünkü cimrilik sizden öncekileri helâk etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramları helâl saymaya sürüklemiştir.” (Müslim, Birr/56, Hadis no: 2578,  4/1996)

İslâmın ‘ihsan’ diye bir kavramı var. İhsan; bütün güzellikleri ve rağbet edilen şeyleri ifade eder. İhsan güzel olan şeyi en güzel şekilde yapmak, güzel davranmak, güzellik üretmek ve iyilik etmek demektir.

Bir başka manası da, Allah seni her an görüyor bilinciyle hareket etmendir.

Allah, ihsan sahiplerine hem dünya ve hem de ahirette bol bol karşılık  verir. Dünya da verilen iyiliklerden biri de huzur ve güven içinde yaşamaktır. (Bakınız: 2 Bekara/195. 3 Âli İmran/134, 147. 5 Maide/13, 93.  7 A’raf/57. 9 Tevbe/120. 29 Ankebût/69)

Şimdi İslâm bunları öngörüyorken siz böyle bir dini barışın ve huzurun engeli bileceksiniz... Bu olmayacak şeydir.

İslâm mü’minlere adaletli davranmayı ve ihsanda bulunmayı emrediyor. Adalet, herkesin hakkını vermek, dengeli davranmak ve kimseye haksızlık etmemektir. İhsan ise başkalarına adaletten daha fazlasını vermek, onlara daha güzeli ile karşılık vermek, daha fazla iyilikte bulunmak demektir.

İslâm ayrıca yakın olsun, uzak olsun diğer insanlara da ihsanda bulunmayı emrediyor.

“Gerçek şu ki, Allah adaleti ve iyilik yapmayı (ihsanı), yakınlara karşı cömert olmayı emredip, utanç verici ve arsızca olanı, akıl ve sağduyuya aykırı olanı ve azgınlığı, taşkınlığı yasaklıyor. Ve size böyle (tekrar tekrar) öğüt veriyor ki; böylece (bütün bunları) belki düşünüp öğüt alırsınız.” (16 Nahl/90)

Ahlâkın en yüceliklerini insandan isteyen bir din, nasıl olur da insanî değerlerin karşıtı gibi gösterilir!!!

Daha ötesi de var.

Gerçek müslüman kendisi için isteyip arzu ettiği şeyi diğer kardeşleri için de isteyip arzu eder. (Müslim, İman/71-72, Hadis no:45, 1/67) 

Yine o kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkalarına yapmaz.

Müslüman hayırlı insan olmalıdır. Kendisi için hep hayırlı işler yaptığı gibi başkasına da hayrı dokunmalıdır. O çevresinde bulunan hiç bir şeye ve hiç bir kimseye zarar vermemelidir. İnsanlara ikramda bulunmalı, iyilik etmelidir. O, insanı küçülten davranışlardan uzak durmalıdır. Çünkü İslâm böyle emrediyor.

Bu ve benzeri prensipler birarada yaşamanın (eğer entegrasyon bu ise) en güzel formülleridir. Gerçek barış ve hakkaniyetten yana olanlar buna dikkat ederler.

Eğer entegrasyon, başkasının dünya görüşüne saygı, inancına karışmama ise; İslâm zorla kimseye bir şey dayatmaz. (Bakınız 2 Bekara/256) (Ama ne yazık ki liberal ve insan haklarından yana olduklarını söyleyenler azınlıklara kendi norm ve değerlerini dayatıyorlar. Üstelik işin şaşırtıcı tarafı bunu demokrasi adına yapıyorlar!!!) Hiç yürek işi olan bir inanç başkasına süngü ucuyla benimsetilebilir mi?

Ama ne yazık ki bazı müslümanların yanlışlarına bakarak, İslâmı onların şahsında değerlendirenler eksik görüyorlar.

Entegrasyonu asimilasyon, yani içinde bulunduğunuz toplumunda erime, kendi kimliğini kaybetme, İslâmın batıl dediği dinleri benimseme, ya da birilerinin görüşlerini kabul etme, Avrupanın İslâma göre yanlış anlayışlarını benimseme, gayri müslimler gibi yaşama diye tarif ediyorlarsa; EVET İslâm buna engeldir.

Zira İslâm, batıla, yanlışa, sapıklığa, zulme, haksızlıklara, çirkin hayasızlıklara, kötü huylara, haddi aşmaya, sınırsız azgınlığa, başkasını sömürmeye, insana yakışmayacak davranışlara karşıdır, engeldir...

Ümit ediyorum ki insanlar ‘entegrasyon/uyum’ lafıyla bunları değil, barışı, huzuru, kardeşce yaşamayı, hoşgörüyü, başkasının haklarına riayet etmeyi kasdetsinler.

O zaman deriz ki İslâm buna engel değil, bilakis taraftardır.

Bakınız Kur’an ölçüyü nasıl koyuyor:

“...Birr (iyilik) ve takva konusunda yardımlaşın, günâh ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” (5 Maide/2)

Sözün sonunda, geçtiğimiz yüzyılda İslâmı kalkınmanın önünde engel görenlere Ziya Paşa’nın dediklerini hatırlayalım: 

“İslâm imiş Devlete pâ-bend-i terâkki

Evvel yoğidi işbu rivâyet yeni çıktı.”

 

Hüseyin K. Ece

27.11.2003 Zaandam