Login Form

Istatistikler

Gebruikers
102
Artikelen
1570
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
566045

AİLEDE TEMEL EĞİTİM 6

(Ailedeki temel eğitime dikkat çekmeye devam ediyoruz.)

c- Bilgi: Çocuğu iyi tanımak

Çocuk eğitiminde en önemli metodlardan biri de çocuğu yakından tanımaktır. Becerikli bir ebeveyn çocuklarını iyi tanır. Belki her anne baba, “ben çocuğumu tanıyorum.

 

Çocuğumu ben tanıyamıyorsam, kim onu benden iyi tanır” diyebilir.

  Ancak gerçek hayatta bunun böyle olmadığını, pek çok anne-babanın, pek çok eğitimcinin çocukları/talebeleri yeterince tanımadıkları, ya da tanımak istemediklerini biliyoruz. Böyleleri bu yüzden eğitimde başarısız oluyorlar. Ya da yanlış eğitime sebep olunuyor.

Çocuğun kapasitesini,  hoşlandığı şeyleri, beğenmediklerini, yapabileceklerini, yapamayacaklarını, hangi dilden ve tavırdan  anladığını, heyecanlarını, kabiliyetini, eğilimlerini, zaaflarını, ihtiyaçlarını; kısaca çocuğun karakterini ve psikolojisini iyi tanımak gerekir. Bu çocuk eğitiminde son derece avantajlı bir yoldur.

Bunun bir kaç yönü vardır.

1-     Çocuğun karakterini iyi tanımak ve ona göre davranmak

Her çocuk ayrı bir kişiliktir. Bundan dolayı anne-babalar çocuklarını gelişmesini iyi gözlemlemek zorundadırlar. Hangi yaşta hangi davranışları sergilediğini takip edip ve ona göre davranmalılar.

Çocuğun anlayacağı dili yakalamak (bir önceki yazıda geçtiği gibi, yüz, göz, beden, yürek dili) eğitimcinin işini kolaylaştıracaktır. Bir olay olduğu zaman buna çözüm üretebilmek, bir şey öğretebilmek, onu yönetilmek, yanlışları düzeltmek  çocuğun yapısını tanımaya bağlıdır.

Çocuğun yaşına ve kapasitesine göre davranmak eğitimde esastır. Küçük yaştaki çocuktan olgun kişi hareketi beklemek yanlış olduğu gibi, delikanlılara çocuk muamelesi yapmak da yanlıştır. Hitap ve yaklaşım tarzımız, yükleyeceğimiz sorumluluklar, beklentilerimiz, hatta vereceğimiz mükafat veya ceza çocuğun yaşına uygun olmalıdır.

Evde veya başkalarının yanında “eller yapıyor, sen niye yapamıyorsun” diye başına kakmak işe yaramaz. Önemli olan yaşına göre yapması gerekeni severek zamanında yapmasını sağlamaktır.

2-     Çocuğu ciddiye almak

Çocuklar küçümsendiklerini, alay ve ihmal edildiklerini, adam yerine

konulmadıklarını çok iyi anlarlar. Çocuk değil mi deyip geçmemek gerekir. Onların, da kendilerine göre kişiliği, kendilerine göre onuru vardır. Anne baba çocuğu ciddiye alırsa, adam yerine koyup dinlerse, sorunlarına, fikirlerine, isteklerine değer verirse; çocuk da onları ciddiye alır. Adam yerine konulan kimselere doğru olan şeyleri ulaştırmak, öğretmek, benimsetmek daha kolaydır.

Onları ciddiye almanın bir yönü de onlarla münasebetlerde nazik, anlayışlı ve

hoşgörülü olmaktır. Odalarına girerken kapılarını çalmak, emir verir gibi

konuşmak yerine “yapar mısın?” demek, bir hata olmuşsa özür dilemek, söz dinledikleri zaman teşekkür etmek, aferin demek, sorularına makul cevaplar vermek, onlarla ilgili kararlarda onların fikrini sormak nezaket örnekleridir.

3-     Çocuğa güven vermek

Anne-babalar çocuklara koruma, sevme, ihtiyaçlarını görme, konuşma ve sözünde durma açısından güven vermeliler. Çocuğa yalan söyleyen ya da onları aldatan anne-babanın eğitimde işi çok zordur. Böyle anne-babalar biraz sonra yalanla veya aldatma ile karşılaştıklarında şaşırmasınlar. Çocuk aldığını geri vermektedir. 

Çocukların dünyasına girmeye çalışan, onların yanında olduğunu gösteren anne-babalar onlara güven duygusu verirler.

4-     İyi taraflarını öne çıkarmak, suçlayıcı ithamlardan kaçınmak gerekir.

Kendisine sürekli ‘kötü, tembel, hayırsız, geri kafalı, yaramaz, haylaz’ denilen çocuk bunun olumsuz etkisinde kalacaktır. ‘Aferin, iyi yaptın, daha iyisini yaparsın, akıllı çocuklar senin gibi yapar, sana iyisi yakışır, iyi yapmanın sonucunu görüyorsun’ gibi sözleri çok duyan çocuklar da bunun olumlu etkisini görürler.

Onun için eğitimciler suçlama, karalama, yargılama, eksikliklerini/ kabahatlarını başına kakma tavrını terketmeli, onure edici, teçvik edici, sevindirici, gönül alıcı tavırlara ağırlık vermeliler.

(Bir baba çocuğuna sürekli “senden bana hayır yok, senden bana hayır yok” derdi. Çocuk büyüdü delikanlı oldu. Bir gün baba oğlundan kendisine hayır gelmediğini ileri sürünce çocuk; “ama baba sen küçükken bana sürekli ‘senden bana hayır yok’ derdin. Bana; “yalan mı, senden bana ne hayır oldu?” deyince çocuk şöyle cevap vermiş: “Hayırlı olup da seni yalancı çıkaraydım”.  Bu cevaba baba ister istemez gülmüş ve verecek cevap bulmamış.)

Hüseyin K. Ece

22.12.2013

Zaandam