Login Form

Istatistikler

Gebruikers
102
Artikelen
1570
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
566039

AİLEDE TEMEL EĞİTİM 8

(Ailedeki temel eğitime dikkat çekmeye devam ediyoruz.)

-Çocuk eğitiminde kısa vadede sonuç aldıracak bir kaç metod:

İstenmeyen davranışların önlenmesi için;

a-Çocuğu bilgilendirilmesi gerekir. Ebeveyn çocuklardan neler beklediklerini, neler istediklerini, hatalı ve doğru davranışları onların yaşına göre açık, anlaşılır ve basit bir şekilde açıklamalılar.

 

Çocuk evde ve dışarıda sınırını bilmeli. Kendisine söylenileni anlamalı. Onun bir görev olduğunu, görevi yerine getirmesi gerektiği anne-baba bir şekilde çocuğa öğretmeli.

Unutmamak gerekir ki özellikle küçük yaştaki çocuklar bir şeyi yaramazlık olsun diye yapmazlar. Onlar kendilerince oynarlar. Eğer ebeveyn kesin çizgilerle hatalı olanı ve oyun olanı çocuklara iletmezlerse, çocuklar oyuna devam ederler.

Kesin çizgilerin çizilmesi elbette zordur. Pek çok çocuk kendisi için çizilen sınırları anlamakta zorlanır, bazı ebeveynler de çocuğa sınır koymayı, nerede durması gerektiğini becerip anlatamazlar. Kimilerine göre yaramazlık olan bir davranış, başkalarına göre sevimlilik olarak algılanbilir.

b-Çocuğa verilen görev anlaşılır olmalı. Çocuğa “şunu yap, bunu yapma” denilebilir. Ancak bunu boyutu, zamanı ve söyleniş biçimi iyi ayarlanmalı. Yanlış zamanda, anlaşılmayan, karma karışık söylenilen bir söz dinlenmez, verilen görev yapılmaz, konulmak istenen kural işlemez. Her insanın bir şeyi bir şekilde anlama biçi vardır. Her çocuğun da öyle. Yani her çocuk bir dilden anlar. Önemli olan o dili, yani çocuğun bir şeyi anlama yönünü keşfedilmektir. Nitekim  çocuk eitimde ‘bilgi metodu’ derken, çocuğun karakterini, psikolojisini, artılarını ve eksilerini iyi tanımayı kadediyoruz.

Verilen ödevler çocuğun yaşına ve kapasitesine uygun olmalı. Yedi yaşındaki bir çocuktan on yaşındaki çocuğun yapabileceği iş beklenmez. Görev açık ve anlaşılır olmalı. Anne-baba bir anda ‘onu yap, bunu yap, bunu götür, şunu getir,  otur, kalk’ gibi sınırları belli olmayan, birden fazla ödevi/işi verirlerse, emir buyurularsa; çocuklar onları yerine getiremezler. Görevin veriliş zamanı ve biçimi de önemli. Çocuk öyle bir pozisyonda olur ki, ne denilirse, duymaz, ne anlatılırsa anlamaz. Mesela; çocuk tv.de heyecanlı bir şeye bakarken, arkadaşı ile görüşürken, çok sevdiği bir oyunu oynarken, canı dışarı çıkmak isterken, bir ev ödevi yaparken, kitap okurken. v.b.

 Görev verilirken veya çocuğa bir şey derken, eğitimcinin/ebeveynin duruş yeri, söyleyiş biçimi durumu belirleyicidir.  Mesela; ‘kalk lan, ulan gelsene, kaç defa dedim, duymadın mı, sana ver diyorum, versene, yapsana, of yapsana yav, kafanı kırarım ha, kızdırma beni, bak kaldırma beni ayağa, ama yerimden kalkarsam’ sözler neye yarar? Çocuklardan bir şey böyle mi istenir?

Bunların yerine “Yapar mısın yavrucuğum, yapmak ister misin? Bir şey desem yerine getirir misin? Bu konuda ne düşünürsün? Yapmak hoşuna gider mi? Aslında ben yapmak istiyorum ama, sen de dener misin? İstersen bir de böyle yapalım, böyle deneyelim. Senin yapman beni sevindiriyor, biliyor musun? Beni mutlu etmek ister misinz? Şunu yaparsan çok sevineceğim, seni çok seveceğim” gibi pek çok altarnatif dil kullanılabilir. Böylece çocuk hem onure edilir, hem bir şeyi kendi isteği ile yapma zemini hazırlanır. Bir şeyin sevilerek yapılması, zoraki veya korkarak yapılmasından sonuç bakımından elbette daha güzeldir.

“Bütün bunları ben çocuğuma mı karşı kullanacağım? Hadi be, o benim çocuğum, onu ben yönlendiriyorum, her istediğimi yapmak zorunda, bir de önünde diz çöküp yalvarayım, öyle mi?” denilebilir. Ancak böyle bir anlayışın çocuk eğitimine katkısını, içinde yaşadığımız ortama ne kadar uyduğunu sorgulamak gerekir. Unutmamak gerekir anne babalar çocukları için diktatör, âmir, ağa değil; ebeveyn, emanetçi ve birer eğitimcidirler.

c-Hatadan önce tedbir alınmalı. Becerikli anne-babalar çockların suç işlemelerine, hata/yaramazlık yapmalarına ortam hazırlamazlar.

Anne-babalar çocukların yaramazlık yapmalarına, suç işlemelerine zemin mi hazırlarlar? Elbette. Hem de nasıl? Üzülerek söyleyelim ki çocukların işlediği suçların, yaptıkları yaramazlıkların büyük bir bölümü büyüklerin yüzündendir.

Bu yüzden anne-babalar, çocuklara kızmadan, köpürmeden, suçlamadan, ceza vermeden önce önleyici tadbir almak zorundadırlar. Söz gelimi kendisine sürekli bağrılan bir çocuk bir zaman sonra bağırmaya başlar. Kendisiyle az meşgul olunan çocuk bir müddet sonra mızlanmaya, kırıp dökmeye, ilgi istemeye başlar. En makûl istekleri karşılanmayan çocuk, bir müddet sonra agrasif davranmaya başlar. Kendi başına bırakılan çocuk, nerede duracağını bilemez. Bilemediği için de zararlı işler yapmaya başlar. Bir şeylerle meşgul eilmeyen bir çocuk, ya bağırıp çağırmaya, ya ortalığı dağıtmaya, ya can  sıkıcı işler yapmaya başlar. Her yaptığına göz yumulan, izin verilen, engel olunmayan çocuk, bir müddet sonra her şeyin kendisi için ve her şeyin mübah olduğunu sanmaya başlar. Böyle yetişen bir çocuk büyüdüğü zaman başka kurallara uymakla zorluk yaşayacaktır. Zira bir sınırın olması gerektiği bilmeyenler, diğer sınırları da tanımazlar. Halbuki insan hiç bir yerde sınırsız, ölçüsüz, prensipsiz, başı boş, sorumsuz olamaz.

Aynı zamanda bir eğitimci olması gereken her anne-baba, hata yapan çocuğa ceza vermeden önce acaba bu suça benim bir ihmalim mi, benim bir hatam mı, yanlış bir hareketim mi yol açtı, sebep oldu diye aynaya bakmalı. Çocuğu suçlamak, ceza vermek, üzerine yürümek, ona hükmetmek kolay. Ama bu sonuç verici bir şey mi? Böyle yapmanın çocuk eğitimine katkısı ne, iyi düşünmek gerekir.

Nice anne-baba vardır ki, kendi sözü ve çocuğa karşı davranışı sebebiyle çocuğu kendi kışkırtırlar, çocuğun kaba davranmasına sebep olurlar. Çocuklarına yerli yersiz bağıran anne-babalar bir müddet sonra kendilerine bağıran bir çocukla karşılaşırlar. Yerli yersiz, olur olmaz emir verielen çocukların bir müddet sonra ane-babanın sözüne değer vermediği görülür. Haklı haksız her şeyine karışılan, hiç bir seçimine/tercihine değer verilmeyen bir çocuk, bir zaman sonra anne-babasının görüşlerini kaale almamaya başlar.

Aşırı tenkit edilen, yerilen, aşağılanan çocukların daha sonradan içine kapanık, umutsuz, huysuz, geçimsiz ve hatta acımasız oldukları, büyüdükleri zaman başkalarını ezmeye kalkıştıkları bilinmektedir. Sürekli emir alarak büyüyen çocuklar ileride ya çok emir vermekten, ya da emir almaktan hoşlandıkları tecrübe edilmiştir. Zira kişiliğin şekillendiği dönemlerde böyle görmüş, böyle alışmıştır.

Demek ki anne-babalar tutumlarıyla çocukların yaramazlıklarına, hata yapmalarına, hatta suç işlemelerine meydan verebilirler.

Hüseyin K. Ece

18.02.2013

Zaandam