Login Form

Istatistikler

Gebruikers
209
Artikelen
1651
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
879369

AİLEDE İLETİŞİM ve MUTLULUK

Aile Ahlakı üzerine dersler:

Hüseyin K. Ece

Eylul-Aralık 2011

Zaandam Ayasofya Camii

 

BİRİNCİ DERS

25.9.2011

A-İslamda Erkek-Kadın

1-İnsan eşref-i mahlukattır

Tin

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ {4}

Isra

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً {70}

 

2-İnsan ünsiyet edendir

İnsan ötekiyle unsiyet krabilirse insan denilmeyi hak eder. ‘Teennüs’ ettiği zaman ‘vahşi’ olana mensup olmaktan kurtulup ‘insi’’  olana mensup olur.

İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları vardır. Aile ilk ve küçük bir sosyla yapıdır.

 

3-Her şey çift yaratılmıştır

Zariyat

وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ {49}

Suara

أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ {7}

Ra’d

وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الأَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنْهَاراً وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ {3}

Hacc

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِن مُّضْغَةٍ مُّخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِّنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاء إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّى وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِن بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئاً وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاء اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنبَتَتْ مِن كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ {5}

Lukman

خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ {10}

 

4-İnsan tek bir nefisten yaratılmıştır

Nisa

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيراً وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيباً {1}

Ayette çekirdeğini erkek ve kadının oluşturduğu aileyi ortya çıkaran biyolojik süreç yer alıyor.

 

A’raf

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلاً خَفِيفاً فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا أَثْقَلَت دَّعَوَا اللّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحاً لَّنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ {189}

 

Zumer

خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنزَلَ لَكُم مِّنْ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقاً مِن بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ {6}

 

5-İnsan bir kadın ve erkekten yaratılıyor

Necm

وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى {45}

 

Kıyame

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى {36} أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى {37} ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى {38} فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى {39} أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَى {40}‏

 

Hucurat

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ {13}

Bu ayette kavim ve kabileleri ortaya çıkaran sosyolojik süreç yer alıyor.

Nisa 1 ve bu ayette ‘ailenin çekirdeği olan erkek ve kadın çiftleri ve takva vurgusu ortak. Birisi insanın biyolojik ve sosyal varlığını, takva ise manevi varlığını ayakta tutar.

 

6- Üreme ihtiyacı aileyi zorunlu kılıyor

Üreme ve karşı cinse ihtiyaç fıtridir. Bunu helal yoldan karşılamak (evlenme ve nikah/birlikte olmak) da ibadettir.

Bunun sağlayan mayası sevgidir.

Rum

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ {21}

 

İKİNCİ DERS

2.10.2011

 

7-Aile nedir?

Aile kelimesinin koku destek ve dayanak anlmına gelen “’avl/ayl’”dir. Biri diğerine dayalı olan şeyler hakkında bu kelime kullanılır.

Aile: Birbirinden destek alan, birbirine dayanıp yaslanan, birini çekince  diğeri ayakta kalamayan birden fazla unsura denir.

Bu tanım aileyi birbirine öatılmış çatı gibi gorur. Yanyana iki çizgi gibi değil, bir üçgenin çatısı gibi. Yani birbirine destek verecek şekilde.

Kadın ve erkek birbirine dayanmadıkları sürece aile olamazlar. Zira kişisel yaşarlar. Tek başlarına çatıyı ayakta tutmaya çalışırlar. Yorulunca çatı çöker.

Kafa kafaya veren eşler bir baş gibi olurlar. Bunu sonucu da evde daha fazla baş bereketidir. Bu bir başa bağlı iki ayak durumudur.

Böyle bir durumda bir ayak ‘ben ötekinden önemliyim, onun varlığı bana bağlı’ demez. Her iki taraf da bilir ki, biri düşünce çatı düşer.

Öyleyse kadın mı önemli erkek mi, kadın mı üstün erkek mi sorusu/tartışması anlamsızdır. Bu tartışma bizim kültürümüze ait değildir.

Kur’an karı-koca için ‘zevc’ kelimesini kullanır. Zevc; bir çift  ayakkabının teki demektir.

Sağ ayak mı sol ayak mı, sağ ayakkabı mı, sol ayakkabı mı üstün/önemli sorusu ne işe yarar?

Karı-koca eşit değil, eştirler. Tıpkı ayakkabı gibi. Eşit iseler, sağ ayakkabı sola, sol ayakkabı da sağa giyilebilmeli. Bu ise ayağa ve ayakkabıya zulümdür.

Eşleri eşitleme çabaları onları asla eşit kılmaz ama onları eş olmaktan çıkarabilir. Birbirlerine karşı yarışmacı, birbiriyle didişen iki hasım yapabilir.  Bu rekabet sonu eşler, eşit olamazlar ama eş olarak da kalmayabilirler.

Ailede mutlak üstünlük değil, bazı hususlardaki üstünlük söz konusudur. Bu da görev, sorumluluk ve kabiliyet açısındandır. 

Ailedeki erkek eleman hem dayanan, hem de ‘onun üzerine çardak (‘el-‘ale’) olup koruyup gözeten rolüne sahip. (Nisa 34) Kadın ise kendisine dayanan erkeğe dayanan (‘aile) ve sığınak olan, eşinin kendisine kavvam oluş görevini, kutsi bir akitle teslim eden,  iffetini ve ondan olan olan neslinin koruma sorumluluğuyla dengeleyen, aile çatısının diğer elemanıdır.

“Aile geometrisi birbirine paralel iki düzlem değil, birbirine dayanan üçgendir dedik. Aile üçgeninin dik iki kenarını eşler oluştururlar. Yatay kenarını ise “mekân”, yani “ev” oluşturur. Zira aile kün (ol) emrinin tecellilerinden olan bir kevn’dir (oluş). Her kevn’in bir mekân’a ihtiyacı vardır. Aile de mekânsız olmaz.

 İşte “ev” o mekândır. Kur’an’da “ev” için iki kelime kullanılır:

Beyt ve dâr.

Birincisi kök olarak “gecelenen mekân” için kullanılır. İkincisi ise “sürekli insanların deveran ettiği, sağlam bir dîvar’ı (duvar) olan, girilip çıkılan, bazen sosyal işlevi de olan mekân” için kullanılır. Bu ikisi zamanla  birbirinin yerine kullanılır oldu.

وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً {33} وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفاً خَبِيراً {34}

Ahzab 33 ve 34. âyetlerin verdiği mesaj ışığında, vahyin kadını, “eve sahip olma” anlamında “evli” olmaya çağırdığı sonucuna varabiliriz.

Kur’an’ın tarifini yaptığı ev esasen bir “şahsiyet okulu” hükmündedir. Aile, bu okulun hem öğrencisi hem öğretmenidir.

Böylesi bir ev cennetin dünyadaki şubesi olmayı hak etmiş demektir. Cennetin dünyadaki şubesi olmayı hak etmemiş bir ev, cehennemin dünyadaki şubesi olmaya adaydır.

İman eden herkesi ailesini cehennemden korumaya çağıran şu âyet, aslında evi cehennemin dünyadaki şubesi olmaktan koruma çağrısıdır:

Tahrim

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ {6}

“Siz ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan tarifsiz bir ateşten koruyunuz!” (Tahrim, 66/6)

Allah Rasulü, şu hadisiyle bu âyeti şerh eder gibidir: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz.” (Buhari ve Müslim).” (M. İslamoğlu)

 

6-Ailenin önemi : Dünyada Esenlik Yurdu

Rasülüllah (sav) vahyi aldığı zaman sokağa değil eve sığındı. Allah (cc) Hz. Musa’ya ve kavmine, Firavunuun zulmü karşısında evi tavsiye etti. Eve sığınmalarını ve evlerini kıble edinmelerini emretti. (Yunus, 10/87)

Bu, evin hem sığınılacak bir melce, hem bir mektep, hem bir mabet olduğunu gösterir. Zımnen evlerinizi böyle yapın demektir.

Aileye bir ‘daru’s-selam’, yani esenlik ve güven yeri, huzur ve mutluluk yuvası diyebilir miyiz?

Ya da müslüman evliler ailelerini ‘daru’s-selâm’ yapmak zorundalar mı?

Daru’s-selâm/esenlik ve güven yurdu

          Asıl ‘selâm yurdu’ Cennet’tir.

Allah (cc), bütün insanları bu ‘selâm yurduna’ davet ediyor.

وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ وَيَهْدِي مَن يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ {25}‏ لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلاَ يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلاَ ذِلَّةٌ أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ {26} وَالَّذِينَ كَسَبُواْ السَّيِّئَاتِ جَزَاء سَيِّئَةٍ بِمِثْلِهَا وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ مَّا لَهُم مِّنَ اللّهِ مِنْ عَاصِمٍ كَأَنَّمَا أُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعاً مِّنَ اللَّيْلِ مُظْلِماً أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ {27}

“[Bilin ki] Allah, [insanı] huzur ve güvenlik ortamına (daru’s-selâm’a) çağırmakta ve dileyeni dosdoğru bir yola yöneltmektedir.

İyi ve yararlı işler yapmakta sebatlı olanları (karşılık olarak) daha iyisi ve ondan da fazlası beklemektedir. [Kıyamet Günü'nde] onların yüzlerini ne bir kararma, ne de bir aşağılanma gölgelemeyecektir: İşte bunlardır cennetlikler; orada ebedî kalacak olanlar.” (Yunus, 10/25-26)

 

-Esenlik yurdu sadece cennet midir?

Burada geçen ‘daru’s-selâm’ genellikle ‘cennet’ olarak anlaşılmıştır. Nitekim bir başka ayette iman edip salih amel işleyenlere böyle bir makamın verileceği söyleniyor:

وَهَـذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيماً قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ {126} لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ {127}

“Rableri katında onlara esenlik yurdu (cennet) vardır. Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur.” (En’am, 6/127)

İnsan korkulardan, endişelerden, tehlikelerden emin olmak ister. Güvenlik ister, huzur ister, selamet ister. Bunu sağlayacak arayışlara yönelir. Kendisine huzur verecek hayat biçimine seçer.

Kendisine güven vereceğini tahmin ettiği güçlere sığınır. Hatta gerekirse güvende olabileceği beldelere göç eder.

Allah Teâla insanı bu manada mutlak huzura, mutlak esenliğe, mutlak güvene ve saadete davet ediyor.

 

ÜÇÜNCÜ DERS

9.10.2011

 

-Bu dünyada da olması mümkün müdür?

Bu esenliğin, güven ve huzurun olmasını sağlayacak olan yegane hayat biçimi de adı ‘selam’ ile aynı kökten gelen İslâmdır. Allah (cc) İslamı insanlar bu kurtuluşa, esenliğe ve güvene kavuşsunlar diye gönderdi.

“Açıktır ki, dâru's-selâm terimi sadece -cennet temsîlinde işaret edilen- öte dünyadaki nihaî esenlik ortamını değil, fakat aynı zamanda gerçek müminin bu dünyadaki ruh durumunu, yani onun Allah'la, tabii çevresiyle ve kendisiyle barış ve bağdaşım içindeki huzurlu, güvenli ruh durumunu da ifade etmektedir.” (M. Esed)

Denilebilir ki, ebedi ‘esenlik yurdunu’ kazanmak; insanın dünyada kurabileceği ‘daru’s-selâm’a bağlıdır. Yani bu dünyada cennet gibi bir hayatı yaşamayanlar, ölümden sonraki cenneti kazanamazlar. 

Zira İslâm hayatı minyatür bir cennete çevirmek için gönderilmiştir. Bu hayat ebedi hayata bir hazırlık, bir örnek, bir önsöz ise; orasını burada hazırlamak kaçınılmazdır. 

Dünya hayatı ahiretteki cennetin örneğinin inşa edileceği, işte ben böyle bir cennet istiyorum diyebileceği, kısmen tadılacağı bir yerdir.

Herkes ahirette nasıl bir hayat istiyorsa öyle yaşar. Sanki derler ki’ ben ölümden sonra da böyle bir hayata kavuşmak istiyorum’.

Ölümden sonraki sonsuz cenneti isteyenler, elbette dünyadaki hayatlarını cennete çevirmek zorundadırlar. Ya da Cennetin numûnesini burada da göstermek durumundadırlar.

Bunun müslümanın hayatında üç alanda gerçekleşmesi mümkündür:

Kişisel hayatında,

Aile hayatında,

Ümmet hayatında.

 

Aile hayatında selâm;

“Aile, insanın dünyadaki küçük cennetidir” diyenler doğru söylemişlerdir. Hoş bir temenni.

İslâmın kurmamızı istediği aile yuvası budur. Ailenin fonksiyonu bu olmalıdır.

Aile insana cennetten bir nefes, bir esinti, bir koku getirmelidir.

Hoş bir temenni diyorum; biliyoruz ki müslüman ailelerin hepsi böyle değil. Pek çok aile fertlerine cennet olacağı yerde, ızdırap yeri. Mutluluk yuvası olacağı yerde huzursuzluk mekanı.

Bu örneklerin olması İslâmın inşa edilmesi istediği ev-yuva modeli idealini değiştirmez. Kötü, iyi şey için örnek olmaz. İnsanlara ‘selâm’ı/barışı ve esenliği, selameti ve mutluluğu öğütleyen Vahiy, bunun nasıl sağlanacağını da göstermiştir. Bu model, bir hayal değil gösterilen somut bir hedeftir.

İnsan dünyaya azap çekmek için gelmediği gibi, hayattan hissesine düşen de ceza ve huzursuzluk değildir. Bilindiği gibi bu gibi şeyler insanın kişisel tercihiyle, çevre şartlarıyla ve kötülük odaklarının eylemleriyle bağlantılıdır.

Kötülük işleyen kimselerin huzur araması boştur.

Başkasına haksızlık edenlerin rahat uyku uyuması hakkı değildir.

 

İnsanın başına gelen şeylerin üç kaynağı vardır:

1-Kişinin karşılaştığı iyi veya kötü şey, kendi yaptığı yüzündendir. Yani geçmişte bir şey yapmıştır, ondan dolayı sıkıntı, ceza, huzursuzluk veya benzeri bir şey başına gelmiştir. O zaman o kişinin kimseyi suçlamamsı gerekir. Hata kendindedir. Yapılacak şey hatayı anlamak ve vazgeçmektir. Bir daha aynı hataya düşmemeye dikkat etmektir.

Adam, evini uçurum kenarına yapmıştır. Evi göçtüğü zaman bu felaketin

faturasını kimseye yüklememeli.

          2-Kişinin başına gelen Allah’tan olabilir. İnsan bazen kendi iradesi olmadan bazı işeylerle karşılaşır. Bazı şieylerden mahrum kalır, bazı sıkıntılara uğrayabilir. Allah (cc) kullarının nimetle denediği gibi zorluklarla da denebilir. Burada kişinin hiç bir dahli yoktur.

Burada yapılması gereken şey sabretmektir. Zira Allah sabredenlerle beraberdir. Sabredenlerin ödülü büyük olacaktır. Üstelik eğer Allah (cc) kuluna bir zorluk verirse ya onun bir hatasına keffaret sayar, ya sevabını artırır, ya da affeder. Ama mutlaka onu kuluna geri öder. Tabir caizse Allah (cc) kuluna asla borçlu kalmaz.

          Bu gerçeği bilen mü’min isyan etmez, esef etmez, ah vah etmez. Bilir ki Allah’ın kendisi için takdir ettiğinde mutlaka bir hayır vardır.

          3-İnsanın başına gelen şeyler üçüncü şahıslar tarafından olabilir. Diğer insanlardan bir iyilik gelirse teşekkür edilir. Kötülük gelirse; eğer imkan varsa mücadele edilir. Yoksa yine sabredilir, Allah’tan yardım istenilir.

Haksızlığa ve zulme uğrayan mü’min bilir ki, o böyle bir durumda alacaklıdır. Allah (cc) bir gün mutlaka hakkını ondan alıp kendisine verecektir. İster bu dünyada isterse öteki dünyada.

O böyle bir durumda da alacaklıdır. Onun için o zulmeden, hak yiyen, rahatsız eden, bizar eden, huzursuzluk çıkaran; kısaca o eşrar (şerli) ve eşkıya (bedbaht olan ve bedbahtlık veren) değildir. Tam tersine hayırhâhtır; yani insanların hayrını düşünür, insanların hayrına çalışır.

رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ {194}‏ فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ  (Ali Imran 195) diye müjde veriyor.

 

Bu açıklamalardan sonra şöyle sorulabilir:

Aile nasıl ‘daru’s-selâm’ olabilir?

 

-Genel prensipler

* Yapılan hiç bir amelin karşılıksız kalmayacağını bilmek gerekir. Aile hayatında bile iyilik eden iyilik, kötülük eden kötülük görür.

 

*  Kötülük veya haksızlık eden, eninde sonunda cezasını bulur. Tıpkı iyilik edenlerin bunun mükâfatını gördükleri gibi. 

Öyleyse kötülük eden değil, iyilik eden taraf olmalı.

 

* Borçlu olmaktan ise alacaklı olmak daha iyidir. Aile içinde görevini daha iyi yapan, daha çok iyilik eden, daha çok hizmet eden; daha çok alacaklı olur.

 

* Aile içinde herkesin görevleri ve hakları vardır. Herkes öncelikle görevini yapmalı ki, hak talep edebilsin.

 

* Kendi yaptıkların az görmeli, karşı tarafın yaptıklarını takdir etmeli. Bu tavrın gönülleri fethettiği yapanlar bilir. ‘Ben çok yapıyorum’, ‘yaptım yaptım değeri bilinmedi’ anlayışı aile hayatında yapıcı değil, yıkıcıdır.

Yaptıklarımızın diğerinin yaptıklarından daha fazla olduğunun ölçüsünü ne? Karşı taraf da aynı şeyi söyleyebilir. O zaman bu yarıştan bir sonuç çıkmaz.

 

* Herkes, karşı tarafın kendisine Rabbinden bir ‘emanet’ olduğunu bilmelidir. Emanete de ancak emîn insanlar sahip olabilir. Yalnızca emîn insanlar emaneti aldıkları gibi sahibine teslim ederler.

Mü’minin, imanın bir sonucu olarak emîn olması gerektiğini tekrar hatırlayalım.

 

* Görev bilincine sahip olunmalı. Bir kimse üzerine bir sorumluluk aldığı zaman onun gereğini yapmalı. İhmalin zarar ve huzursuzluk vereceği, ödevin yapılmasıyla kâr edileceği ve mutluluk duyulacağı unutulmamalı.

Bu genel prensiplerle yürütülen bir aile hayatının ‘daru’s-selâm’ olması mümkündür.

Aile/toplum hayatında başkalarına cehennemi yaşatanların öbür âlemde işleri kolay olmasa gerek.

          Biz buna ‘dünyadaki esenlik yurdu’ veya ‘mutluluk yuvası’ diyelim.

 ebedi selâm yurdunu kazanmak isteyenler; bunun provasının evlerinde, yani aile hayatlarında yapmaları gerekir.

 

DÖRDÜNCÜ DERS

16.10.2011

 

-      Aile nasıl ‘daru’s-selâm’ olabilir?

Kendi iç dünyasında İslâmla ‘selâm’a eren müslüman, kadın ve erkek, yani karı-koca veya çocuk, bunu aile hayatına taşır. Aile hayatında da ‘selamet’ üzere yaşamaya gayret eder.

Bunun formulü dört S ve dört B‘dir.

4 S: Sevgi, Saygı, Sadakat ve Sabır

4 B:  Bağlı olmak, Babacan olmak, Bağışlayıcı olmak, Barışcı olmak.

 

-      Dört S;

1-Sevgi

Allah isminin türediği kök fiilin anlamında sevgi vardır. Esmau’l-Hüsna’nın çoğu sevgi ve merhamet manaları etrafında döner.

Allah (cc) varlığı neden yarattı? Sevgiden yarattı diyebilirsiniz. Alem sevginin size görünen boyutlarıdır.

Alemin yaratılmasındaki amaç nedir? Allah’ın sevgi ve merhameti ete kemiğe bürünsün, akıl sahiplerine cisim olarak görünsün, nefret ve gaddarlık sürünsün diye.

‘Hubb’ kökünden gelen bu kelime genellikle ‘buğz’un zıddıdır. (İbni Manzur, Lisanü’l-Arab, 4/6) ‘Meveddeh ve vûdd’ gibi ‘sevgi’ anlamında kullanılmaktadır.

Muhabbet, seveni kendinden geçirecek ölçüde ileri seviyede sevgidir. Kişinin iyi ve güzel bildiği şeye karşı olan meylidir.

Muhabbetin gerek insanlar arasında, gerek Allah’a karşı, gerekse dinî emir ve yasaklardın yerine getirilmesinde önemli bir rolü vardır.

Bundan dolayı Kur’an’da üzerinde durulan bir konudur.

Sevgi olmazsa, ilgi olmaz. Sevgi olmazsa sorumluluk olmaz. Sevgi olmazsa hurmet (saygı) ihtiyacı duyulmaz.

Sevgi olmazsa; fedakârlık,

bağlılık ve vefa,

iyilik (ihsan) etme,

şefkat ve merhamet,

yardım ve destek,

affetme ve bağışlama,

eksikliği görmeme,

diğergâmlık (kendine tercih etme),

itibar etme ve değer verme olmaz.

Yine aynı kökten gelen ‘habbe’ tohum, tane demektir. Kur’an’da beş yerde geçmektedir. (Bakara 2/261)

Muhabbet kelimesinin ‘habbe’ tohum ile aynı kökten gelmesi de sevginin tohum gibi üretilebilir, çoğaltılabilir, ürüne dönüştürülebilir olduğuna işaret olabilir. Tohumlardan sonsuz bitkiler, meyveler ve yeniden tohumlar üretilebilir.

Tohumlara ve onların sonuçlarına sınır konulamaycağı gibi, sevgiye de sınır çizilemez.

Eşlerin arasındaki sevgi Allah’ın ayetlerindendir.  (    )  Eğer sevgi olmasa insan hiç bir yükü taşıyamaz. Ne anne çocuğunun yükünü, ne baba evin sorumluluğunu, ne iş veren işinin ceremesini, ne en ağır işte çalışan bir işçi o ağır yükün ızdırabını, ne öğrenci derslerin sıkıcılığı çekemez. Kabenin sevgisi olmasa kimse Hicaz’a gitmez. Allah sevgisi olmasa kimse yazın sıcak günde oruç tutmaz. Para sevgisi olmasa kimse zengin olmaya çalışmaz.

Sevgi; itaati beraberinde getirir. Seven sevdiğine itaat eder.

Sevgi itibar ve değer vermeyi gerektirir

Kur’an diyor ki, duanız olmasa Allah sizi ne yapsın. Bunu şöyle bir cümleye aktaralım. Sevginiz olmasa siz neye yararsınız.

Bir üstada mürid olmak isteyen kimseye ilk tavsiye; “Hayatında birini seviyor musun?” sorusu olmuş.

Sevgi olmasaydı türküler, şarkılar, müzikler, şiirler olmazdı.

Aile üç geninimn tepe noktasının bağı nikah tutkalı sevgidir. O üçgende önce tutkal zayıflarsa bağ gevşer, üçgen tepe noktasından çatlamaya başlar.

 

2-Saygı

Karşıdakine değer vermek ve onun hakkını tanımaktır. Başkasının hakkını tanıyan o hakkı çiğnemez. Saygı ihtiramdan gelir. Onun aslı da haram kelimesidir. İhtiram sınırı tanımayı ifade eder. Bunu hacdaki ihramda ne görürüz. İhram, mahlukata saygıyı ve haddini bilmeyi sembolize eder. İhram giyenler, değil haramlara bulaşmayı bazı mübahlardan bile uzak kalırlar. Bu da insana ötekilere değer vermeyi va haddini bilmeyi öğretir.

Başkasına değer veren, kendisi değerlenir. Başkasını küçümseyen, aşağılayan, farkında olmadan kendisini küçümsez, kendisini aşağılamış olur.

Sınırını bilen, hakları korur, nerede duracağını bilir, hakkı olmayan şeyi istemez ve yapmaz.

Müslüman bir eşine dört sebepten dolayı saygı duyar:

-Öncelikle o Allah’ın eşrefi mahlukat olarak yarattığı, halife adayı insandır. Saygıya değer.

-İkinci olarak o dinde kardeştir. Allah mü’minleri kardeş ilan etti. Kardeş kardeşe iyi davranır, iyilik eder.

-Üçüncü olarak, onun eşidir. Onun en yakınıdır. Onun anne veya baba olmasını sağlamıştır. Eş üzerinde iyiliği çoktur, ya olacaktır. İyilik edene teşekkür edildiği gibi, saygı da duyulur.

-Ondan saygı kazanmak için önce bunu kendisi göstermelidir. Zaten bu gibi şeyler kendiliğinden gelir. Allah (cc) iyilik edenlerin ücretini daha bu dünyada vermeye başlar.

Ya da fiizk kanunları da böyledir. Ateşe atılan şey yanar, zehir zarar verir, sular aşağı doğru akar gibi. Eken biçer, eden bulur, kötü söz kişiye geri döner, veren almayı bekleyebilir  gibi.  

 

BEŞİNCİ DERS

23.10.2011

Aileyi ‘daru’s-selam’ yapacak formüllere devam ediyoruz:

3-Sadakat

Eşlere karşı pozisyonumuz –hikayede olduğu gibi- sütü damlatmadan taşıyabilmek, muhafaza edebilmek olmalıdır.

“Ömrümün bahtı yarim,

Gönlümün tahtı yarim,

Yüzünde göz izi var

Sana kim bahtı yarim” diyen halk arifi gibi olmalı.

Eşinin yüzündeki göz izini sezen hassas ve sadık eş kendini aldatan kocasını/hanımı da sezer, hisseder. Zaten müslüman kılıklı bu gibi hainler hem yüzlerinden, hem sözlerinden, hem izlerinden belli olur. Hainler arkalarında kendilerini ele verecek izler bırakırlar.

Dışarıda halt işleyen eşlerin evdeki davranışları mutlaka kötüye doğru değişir. Eşiyle olan ilişkileri bozulmaya başlar. Çocuklarına karşı daha kötü davranır. Suçunu bastırmak için, ölçü dışı davranışlara girer. Yarası olduğu için gocunur durur.

Kimi eşler onun bir halt işlediğini genelde anlarlar, ama  çoğu zaman yutarlar. Sonra  mesele anlaşılınca veya konu bu gibi şeylerden açılınca: “Biliyordum. Çünkü o günah işlediğin gün tavırların değişmişti” derler.

Hanımının güzel huylu olmasını istiyen, önce kendisi güzel huylu olmalıdır! 

Fudayl bin İyad diyor ki: "Dine uygun olmıyan bir iş yaptığımı, hanımımın huysuzluğundan anlardım. Hemen o işime tevbe ettiğim zaman, hanımımın huysuzluğu da giderdi. Böylece tevbemin kabul edildiğini de anlardım."

Kur'an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildirilmektedir.

O halde, dinimizin emir ve yasaklarına riayet eden, hanımı ile iyi geçinir.

Bir hikayede okumuştum. Genç yaşta karısını kaybeden bir adam, birlikte öektirdikleri resm duvardan indirip arkasına bakınca karısının şöyle yazdığını görünce dehşete kapılıp, pişmanlık duymuş: “Kocam bu gün galiba günah işledi. Çünkü bize karşı tavırları değişti.” Yazının altında bir tarih vardı. Adam tarihe bakınca karısın ilk defa aldattığı tarih olduğunu hatırladı.

Kur’an sadıklardan bahsediyor. Sadıklarla birlikte olun diyor

  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ {119} (Tevbe, 9/119), sadıkların sadakatlerinin ödüllendirileceğini

 لِيَجْزِيَ اللَّهُ الصَّادِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ إِن شَاء أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُوراً رَّحِيماً {24} (Ahzab, 34/24)  söylüyor, sadıkları övüyor. إِنَّ الْمُسْلِمِينَ

وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ (Ahzab, 34/34)

  الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالأَسْحَارِ {17} (Ali İmran, 3/17.  )

Sadıklar öncelikle imanlarında dürüsttürler, sonra işlerinde, sonra sözlerinde.

أُولَـئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ {177} Bekara, 2/177.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ {15}  (Hucurat, 49/15)

Genelde her mü’min bir aile üyesi olduğuna göre, onun aile içerisindeki bütün davranışları sadıklara yaraşır şekilde, yani sadakat üzere olmalıdır.

Sadakat, dürüstlüğün isbatıdır. Eşlerin imanın gereği olarak karşıdakine gösterdiği her sadakat onun için salih ameldir.

Sadakat, imanın pratiğe aktarılmış şeklidir. Güçlü iman, ailede eşler arasındaki bağlılık olarak ortaya çıkar.

 

4-Sabır

Allah sabredenlerle beraberdir. Aile hayatı sabır ve tahammül üzerine üzerine kurulur. 

Elin kızı, elin oğlu, huyu nasıl suyu nasıl? İn midir, cin midir? Adam mıdır, yobaz mıdır? Zalim midir, adaletli midir? Zorba mıdır, efendi midir? Bağlı mıdır, serkeş mididr? Çalıkan mıdıdr, tembel mididr, Cömert midir, cimri midir? Titiz mididr, dağınık mıdır?

Daha bir yığın soru. Bir araya gelmesi, bakımı, geçindirilmesi, yemesi içmesi, temnizliği, bakımı, döküntülerinin toplanması, dırdırı, dedi kodusu, soğukluğu, bağırması, pintiliği, temiz olmaması, tenkitleri, öfkesi, kabadayılığı, hatta kokusu, acaip zevkleri, daha neler neler...

Hepsine sabredilir mi?

Sabredenler kazanır. Aileyi kurtarır. (Bekara, 2/253)

وَاصْبِرْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ {115} (Hud)

يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ {17} (Lukman)

Ailenin kurtulması bir kaç insanın değil, müslüman toplumun kurtulmasıdır.

Ailede sabır özellikle dört yerde çok önemlidir:

a-Eşin henüz alışılmayan, diğerine garip ve ters gelen huylarına.

b-Bize göre yanlış, yersiz ve isabetsiz yaptıkları hakkında hüküm vermede, Eşimizin görevlerini ihmal ettiğini düşündüğümüz konularda.

c-Eşimizin eksik gördüğümüz taraflarına.

d-Gerilim, hastalık, stres, depresyon, üzüntü, heyecanlı  gibi hallerinde.

 

-      Dört B

1-Bağlılık

Bu, iffet ve evlilik ahdine vefadır. 

Eşler evlenirken bazen bazı sözlü veya yazılı anlaşmalar yaparlar. Ya da kağıda ve söze dökmeseler bile zımnen bazı anlaşmalar imzalarlar. Birbirlerine söz verirler. Bunlar evlililğin ahdidir. Ya da evliliğin gereğidir. İsterse madde madde yazılmasın, söylenmesin.

Her iki tarafa düşen ahdine sadık olmaktır.

Peygamber (sav) buyuruyor ki: “Siz kadınlarınıza karşı iffetli olun ki, onlar da size karşı iffetli olsunlar.”

Buradaki iffeti edep, saygı, ar, namus, dürüstlük ve ahdine bağlılık olarak   olarak anlamak gerekir.

Eve, çocuklara, eşe, evin şerefine, sorumluluğa sahip olmak, zamanı, geçim kaynaklarını, potansiyel enerjiyi, evin imkanlarını dışarıda, lüzumsuz yerlerde, haram yollarında harcamamak diye anlamak gerekir.

Eşini hayat arkadaşı, yoldaşı, canı ciğeri, dostu ve ahbabı, sırdaşı ve sabır taşı, cennete veya cehenneme götürecek sebep bilmek.

Müslümanların güzel ahlaklarından biri de vefadır. Vefalı davranmaya en layık kimselerden biri de eşlerdir. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varsa, uzun yıllar eşinin zorluğuna katlanan karı-koca kaç yıl hatır saymalılar varın hesap edin.

Mü’min, iyilik gördüğü insana minnettardır. Eşine, öyle ve böyle iyilik gördüğünden dolayı ömür boyu bağlıdır. Hatta ölümden sonra bile:

Bir örnek: Almanya Bretten şehrindeki Türkiyeli işçinin alman komşusu ile hikayesi.

Alman komşusu ile muhabbet kuran Türkiyeli vatandaş, kocasının ölümünden sonra kadına rezil bir teklifte bulunmuş. Kadın; “hata benim, zira bir yabancı erkekle bu kadar içli dışlı olmamalıydım. Kusura bakma, ben hayatımda kocama ihanet etmedim, öldükten sonra da ihanet etmem“ demiş.

 

2-Babacan olmak

İyilik etmek ve iyiliğin kıymetini bilmek.

İyiliği başa kakmamak.

Kocanın iyiliği: Geçim, sahip olma, anne olmaya sebep

Hanımın iyiliği; Ev işleri, nefsin ihtiyaçları,  sevgi ve şefkat, baba olmaya sebep.

Babacan cömert, bakış açısı geniş olan, küçük hesaplardan ve çıkarlardan uzak, şefkatli, eli bol, gözü tok kişidir.

Babacan, eşine harcadığının hesabını sormaz, babacan kadın eşinin emeğine saygı duyar, onu sömürmez ve israf etmez.

Babacan kişi, evinde sığınılacak kucak, yardımı istenecek yardım sever, sözü sohbeti dinlenebilecek bir arif, sırları saklayan bir sırdaş, etrafını görüp gözeten bir akrabadır.

 

3-Bağışlayıcı olmak

İyi niyetli ve iyimser olmak, hataları büyütmemek, hata ve kusur aramamak, küçümsememek,

Sahabenin biri Hz. Ömere hanımını şikayet için geldiğinde karısının ona bağırdığını duyunca derdini söylemeden geri dönmüş. Onu gören Hz.Ömer niçin geldiğini sormuş. O da durumu anlatınca;  “Bak demiş ben özellikle üç sebeptenden dolayı onu hoş görürüm. Çocuklarımın anasıdır. Ben olmadığım zaman evimin bekçisidir. Onunla birlikte sükuna bulurum.”

İnsanlar, istemeseler de kusur işleyebilirler. Kusurları affedebilmek olgunluğun göstergesidir.

Allah (cc), Ali imran 133. ayette cennetin muttakiler icin hazırlandığını bildirdikten sonra 134-135. ayetlerde muttakilerin niteliklerini saymıştır.
bu niteliklerden biri  de "...öfkelerini yenenler ve insanları affedenler" olmalarıdır. Allah (cc), bu kimseleri "muhsinler" olarak niteleyip onları sevdiğini ve onları bağışlayacağını ve cennete koyacağını bildirmektedir.

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ {133} الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ {134} وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُواْ أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُواْ اللّهَ فَاسْتَغْفَرُواْ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ وَلَمْ يُصِرُّواْ عَلَى مَا فَعَلُواْ وَهُمْ يَعْلَمُونَ {135} أُوْلَـئِكَ جَزَآؤُهُم مَّغْفِرَةٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ {136}

 “Onlarla güzel geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin. Hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.”

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ النِّسَاء كَرْهاً وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلاَّ أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئاً وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْراً كَثِيراً {19} (Nisa/19)

 

4-Barışcı olmak

Kavgacı olmamak,  olayları büyütmemek, yortu sürmemek, eşini olduğu gibi kabul etmek, iyi tanımak ve karakterine uygun davranmak.

Geçim ehli olmak. İyi bir idareci olmak.

Bunun için; eşi iyi tanımak, hatalı olabileceğini, yanılabileceğini   düşünmek, barışın tatlılık kavganın acı getirdiğini akletmek, yumruğu ve çenesiyle değil aklıyla, islami ölçülerle hareket etmek çözümdür.

Kur’an karı-kocanın anlaşmazlık halinde barışmalarını önerir. Sulh daha hayırlıdır der.

وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِن بَعْلِهَا نُشُوزاً أَوْ إِعْرَاضاً فَلاَ جُنَاْحَ عَلَيْهِمَا أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحاً وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ الأَنفُسُ الشُّحَّ وَإِن تُحْسِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً {128} (Nisa)

Hayra öncülük eden daha fazla ecri hak eder. "Bir iyiliğe öncülük eden kimseye o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır."  (Müslim, İmâre/133. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb/115; Tirmizî, İlim/14)

Müslüman; seven, sevilen, merhamet eden, herkesle hoş geçinen ve kendisi ile hoş geçinilen; ailesiyle, içinde yaşadığı toplumla ve bütün insanlıkla barış içinde olan insandır.

 

          Aile içi iletişimde can alıcı sorular

-      Görevimi ne kadar yapıyorum ki karşıdakinden hizmet bekleyeyim?

-      Ailede çok yetkili olmak istiyorum ama sorumluluklarımı yerine getiriyor muyum?

-      Ailedeki otoriteme, yetkime ortak kabul ediyor muyum/paylaşıyor muyum?

-      Ailede yaptığımız iş bölümü hakkaniyetli mi, adil mi, kapasiteye uygun mu?

-      Amir mi olmayılım, iyi bir yönetici mi?

-      Daha çok hizmet eden mi, hizmet bekleyen mi olmalıyım?

-      Ailedeki külfeti paylaşıyor muyum, yoksa hazır yeyici miyim?

-      Karşı taraf için cennet miyim, yoksa cehennem miyim?

-      Eğer cehennem isem bunu yapmaya hakkım var mı?

-      Zaman zaman aynaya bakıyor muyum, yaptıklarımı ve söylediklerimi gözden geçiriyor muyum?

-      Bir olay olduğu zaman hareket noktam nefsim mi, gelenek mi, yoksa inandığım dinin ölçüleri mi?

-      Hatalı olduğum anlaşıldığı zaman hatamı kabul ediyor muyum, özür dilemeyi biliyor muyum?

 

ALTINCI DERS

30.10.2011

 

KARI-KOCA HAKLARI/GÖREVLERİ

Hak bir görev karşılığıdır. Önce görev yerine getirilir, sonra da hak beklenir. Tersi anlaşmazlık doğurur.

Öyleyse eşlerin öncelikle görevlerini bilmeleri ve onları yerine getirmeleri gerekir.

 

  • Ailede Erkeğin Temel Görevleri (Hanımın erkek üzerindeki hakları)

"Kadınlarınız konusunda Allah'tan korkun. Çünkü siz onları Allah'tan emânet olarak aldınız." (Ebû Dâvud, Menâsik 56; İbn Mâce, Menâsik 84)

     "Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır." (2/Bakara, 228).

Hanımını, Rabbinin emâneti olarak alan ve iffetini Allah adına söz vererek helâl edinen koca da, karısına karşı sevgi ve şefkat göstermek, yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek, ona ve yaptığı işlere çirkin dememek, fena söz söylememek, hoş görülü olmak gibi görevlerle mükelleftir.          

Bununla birlikte hanımların beyleri üzerinde şu gibi hakları vardır:

 

1- Mehir vermek;

وَإِنْ أَرَدتُّمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ وَآتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنطَاراً فَلاَ تَأْخُذُواْ مِنْهُ شَيْئاً أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً {20}

2-Nafaka.

Evin geçim görevi erkeğindir. Evlenen her müslüman erkek, hanımına mutfağı, uvelet ve banyosu olan bir oda vermek zorundadır. Onun yiyeceğini ve giyeceğini, günün şartlarına göre (ma’ruf vechile) temin etmek görevi kocanındır.

"Annelerin yiyeceği, giyeceği örfe uygun olarak babaya aittir.." (Bekara, 2/233)

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لاَ تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلاَّ وُسْعَهَا لاَ تُضَآرَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلاَ مَوْلُودٌ لَّهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالاً عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُواْ أَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّا آتَيْتُم بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ {233} (Bekara)

 

"Bir kimsenin harcadığı paraların en değerlisi (birinci sırada olan) aile fertlerine harcadığı paradır." (Müslim, Zekat/38)

"Kişinin hayır yolunda harcadıklarının en sevaplısı, ailesinin ihtiyacına sarf ettiğidir." (Müslim, Zekat/39)

"Bir kimse sevabını Allah`tan umarak aile fertleri icin harcama yaptigi zaman bu kendisi icin sadaka olur."  (Buhari, İman/41)

"Allah rızasını gözeterek ailenin ihtiyacını harcadığın nafakadan, hatta yemek yerken eşinin ağzına verdiğin lokmadan bile mükafat göreceksin.." (Müslim, Vasiyet, 5/II no: 1253)

"Malından eşinin yemesi, senin icin bir sadakadır."  (Müslim,Vasiyet/8)

"Kişiye günah olarak sorumluluğunda olan aile fertlerini ihmal etmesi yeter." (Ebu Davut, Zekat/45)

"Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz...
devlet başkanı yöneticidir. Erkek, aile fertlerinin yöneticisidir. Kadin, eşinin evinin ve çocuklarının yöneticisidir. Hepiniz yöneticisiniz ve yönettiklerinizden sorumlusunuz.."
(Müslim, İmare/20, Tirmizi, Cihad/27)

Buna göre erkek evinin bakımını yerine getirmekle  üç türlü sevaba nail oluyor.

-Görevini yerine getiriyor ve ibadet sevabı alıyor.

-Malının hayır yollarına infak ediyor ve sadaka veriyor.

-Malının ve evinin bereketlenmesini sağlıyor. Hele bu işli helal yoldan yapıyorsa çocuklarının iyi yetişmesine bu açıdan da katkı sağlıyor demektir.

        Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor: “Ebû Süfyan’ın karısı Hind, (bir gün gelerek) “Ey Allah’ın Rasûlü dedi. Ebû Süfyan cimri bir adamdır. Bana ve çocuğuma yetecek miktarda (nafaka) vermiyor. Durumu idare için, onun bilmez tarafından, almam gerekiyor. (Ne yapayım?)” Rasûlullah (s.a.s.): “Örfe göre sana ve çocuğuna kifâyet edecek miktarda al!” buyurdular.” (Buhârî, Büyû’ 95, Mezâlim 1, Nafakat 5, 9, 14, Eymân 3, Ahkâm 14, 180; Müslim, Akdiye 7, hadis no: 1714; Ebû Dâvud, Büyû’ 81, hadis no: 3532; Nesâî, Kudât 30)

 

3-Yöneticilik/sorumluluk

Kur’an’ evin sorumluluğunu ve korunmasını (kavvam) öncelikle erkeklere veriyor. (Nisa, 4/34)

الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُواْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُواْ عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيّاً كَبِيراً {34} Nisa

     "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler, kadınlar üzerinde kavvâmdırlar. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır."  (4/Nisâ, 34).

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيّاً أَوْ فَقَيراً فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن تَعْدِلُواْ وَإِن تَلْوُواْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً {135} (Nisa bir benzeri, Maide/8)

            Aynı gerçeği hadislerde de görüyoruz: "Erkek aile fertlerinin yöneticisidir." (Buhari, Nikah/81)

"... Erkek, âilede yöneticidir ve yönetiminden sorumludur. Kadın da kocasının evinde yöneticidir ve elinin altındakilerden sorumludur." (Buhârî, Cum'a 11; Müslim, İmâret 20)

"Hanımının ve çocuklarının haklarını ifa etmiyenin namazları, orucları kabul olmaz."

Âyette geçen "kavvâm" kelimesini 'hâkim' diye tercüme etmek yanlıştır.

Eğer Allah'ın muradı bu olsaydı, yine Arapça olan "hâkim" kelimesini kullanırdı; ama  "kavvâm"  kelimesini kullanmış.

          Bu kelime, Türkçedeki kayyim kelimesiyle aynı köktendir. Kayyim, tayin edildiği kurumu keyfine göre yönetmez. Hakimin gösterdiği doğrultuda yönetir.

          İşte evi üzerinde "kavvâm"  olan erkek de aileyi kendi keyfine göre yönetemez; Allah'ın koyduğu kuralları yürürlükte kılar. Erkekler, kadınların kavvâmı, yani Allah'ın hükümleri çerçevesinde onların yöneticisi  ve koruyucusudur. 

İslâm'ın aile düzenini yaşatmak üzere kocaya tanımış olduğu otorite hakkı, ona kadın üzerinde haksız bir baskı ve zorbalık imkânı vermez.

Zira, bu konuda vârid olan âyet ve hadisler, bir anlamda kadının müdâfiisi/avukatı olmak suretiyle İlâhî kaynaklı bir dengeyi temin etmektedir.

Yüce Rabbimiz, aile reisliğinin mutlak bir hâkimiyet demek olmadığını açıklayarak şöyle emreder:

"Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmazsanız, olabilir ki, bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş olur." (4/Nisâ, 19).

 

4- Aile fertlerini dünyevi ve uhrevi zararlardan korumak

Kur’an şöyle diyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ {6}

“Ey Mü`minler! kendinizi ve ailenizi, yakiti insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrim, 66/6) 

 

5- Eşi ve çocukları ile iyi geçinmek, onlara iyi davranmak

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ النِّسَاء كَرْهاً وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلاَّ أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئاً وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْراً كَثِيراً {19}

“Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur." (Nisa, 4/19)

“Bir mü’min erkek, bir mü’min kadına buğzetmesin. Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ’ 61, hadis no: 1469; Müsned II, 329)

"Mü'minlerin iman bakımından en kâmil/olgun olanı; ahlâkı güzel olan ve âilesine nâzik davranandır." (Nesâî, Işretu'n-Nisâ, 229; Tirmizî, İman hadis no: 2612)

"Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!"

İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değildir. Onun verdiği sıkıntılara da katlanmak demektir.

İyi Müslüman olmak için hanım ile iyi geçinmek şarttır.

 “Sizin hayırlınız, kadınlarına hayırlı olan (iyi davranan)dır. Sizin aranızda hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim. (Müslim, Birr 149)

 “Kadınlara ancak kerîm olanlar ikrâm ederler (değerli olanlar değer verirler); onlara kötülük edenler ise leîm (kötü) kişilerdir.” (İbn Mâce, Edeb 3; Ebû Dâvud, Edeb 6, Rikak 22, İ’tisâm 3; Müslim, Akdiye 11)

"Kadınlarınıza karşı hayırlı olmayı birbirinize tavsiye edin." (Müslim, Radâ 62; Tirmizî, Radâ 11)

“Kadınlara hayırhah olun, onlara karşı hayır tavsiye ediyorum... Onlara hayırlı şekilde davranın.” (Buhârî, Nikâh 79, Enbiyâ 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Radâ 65, hadis no: 1468; Tirmizî, Talâk 12)

“Kadınlara karşı hayır tavsiye ediyorum. Çünkü onlar sizin yanınızda avândır/esirler gibidir. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir fâhişe/çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz ki, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir. İstemediklerinizi evlerinize almamalarıdır. Bilesiniz ki, onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır.” (Tirmizî, Tefsîr Tevbe, hadis no: 3087)

 

YEDİNCİ DERS

13.11.2011

 

6-Örnek olmak

Baba/erkek aile fertlerini için bir model, bir örnek olmalı, onları ibadete teşvik etmeli

Allah (cc) Hz. Musa’ya;

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقاً نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى  {132}

"Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et.” (Taha, 20/132)

 

7- İş konusunda aile fertleriyle istişare etmek

Zaten her işde istişare Allah’ın emridir. Bunu aile içinde olması daha gözel ve ve daah verimlidir.

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ {159}

"(Ey Peygamber), iş konusunda onlarla (mü’minlerle) müşavere et..." (Al-i İmran, 3/159)  

Şura 36-43. ayetlerinde  "işleri aralarında danışarak yapanlar”  övülüyor.

وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ {38}

Kur’an eşlere şöyle tavsiye ediyor:

أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُم مِّن وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ وَإِن كُنَّ أُولَاتِ حَمْلٍ فَأَنفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتَّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُم بِمَعْرُوفٍ وَإِن تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى {6} (Talak)

[O halde, iddetlerinin içinde bulunan] kadınların, sizinle aynı yerde, aynı imkanları kullanarak geçinmelerini sağlayın; ve onları rahatsız edip hayatlarını çekilmez hale getirmeyin. Eğer hamile kalırlarsa, doğumlarını yapıncaya kadar onlar için her türlü harcamayı yapın; [boşanma kesinleştikten sonra] çocuğunuzu emzirirlerse onlara [hak ettikleri] karşılığı verin; ve kendi aranızda [çocuğun geleceğini] uygun bir şekilde konuşun. Eğer ikiniz de [annenin çocuğu emzirmesi ihtimalini] zor görürseniz onu [babasının] adına başka bir kadın emzirsin.”

 

8-Irzlarını ve iffetlerini korumak

Erkek, gözünü harama bakmaktan, ırzını ve namusunu zina yapmaktan koruyacaktır. (Bkz. 24/Nûr, 30; 70/Meâric, 29-30).

Erkeğin bu hareketi, kendini haram işlemekten koruduğu gibi; karısının hukukuna da riâyetin bir gereği olmaktadır.    

 

  • Erkeklerin Tamamlayıcı Görevleri

Aileyi, içinde Allah'a ibâdet edilen bir mâbed olarak tanıtır. Öyle mâbed ki, orada yapılan her müsbet iş, ibâdettir.

Erkeğin, ailesinin nafakasını temin etmesi, hanımına ve çocuklarına şefkat göstermesi büyük bir ibâdet olarak vasıflandırıldığı gibi; kadının itaati, sevgi dolu bir bakışı da bir ibâdet olarak takdim edilmiştir.

 

1-Ev halkını selamlamak...

Yüce Allah evlere selamla girmeyi emrediyor.

....  فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون {61}

"... evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak selam verin..." (Nur, 24/61)

Peygamber (sav) Hz. Enes’e şöyle tavsiye etmişti: “Ey oğulcuğum! Ailenin yanına girdiğin zaman selam ver, sana ve evdekilerine bereket olur.” (Tirmizî)

 

2- Ev halkına nazik ve kibar davranmak

Kibar davranmaktan maksat, güzel söz söylemek, yalancı, aldatıcı ve kırıcı ve kaba olmamak,  doğru ve gönül alıcı söz söylemektir. Hakaret edici, aiağılayıcı, buyurgan olmamak.

Allah (cc) müminlerin doğru sözlü olmalarını istemekte ve kötü sözlerin açıktan söylenmesini sevmediğini bildirmektedir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً {70} Ahzab

لاَّ يُحِبُّ اللّهُ الْجَهْرَ بِالسُّوَءِ مِنَ الْقَوْلِ إِلاَّ مَن ظُلِمَ وَكَانَ اللّهُ سَمِيعاً عَلِيماً {148}  Nisa

"Allah zulme uğrayanın dile getirmesin dışında çirkin sözün açıktan söylenmesini sevmez.." (Nisa/148)

Peygamber (sas) erkeklere şu tavsiyede bulunuyor:

“Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onlara vurmayın ve onları kötülemeyin..."

"İman açısından mü’minlerin en olgunu ve en üstünü ahlâkı en güzel olanıdır. Sizin hayırlınız da kadınlara karşı hayırlı olanınızdır." (Tirmizî)

 

3-Hanımının akrabalarına iyi davranmak

Hanımının kendi akrabalarına iyi davranmasını isteyen öncelikle onun akrabalarına iyi davranmalıdır.

Akrabalarına kötü söz söylememek, sövmemek, kusurlarını araştırmamak. Kendisini akrabalarıyla yargılamamak.

Hanımların yakın akrabalarını ziyaret hakkı vardır. Bu haklarına saygı göstermeli.

 

4-İyilikleri başa kakmamak, cömert ve babacan olmak.

Veda hutbesinde konu ile ilgili olarak şöyle buyurmustur:

"Ey insanlar! kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah`tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz, kadınları Allah`ın emaneti olarak aldınız ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz...." (Müslim, Hac/14)

 

5-Hanımına ve çocuklarına asla kaba kuvvet kullanmamak

Kaba kuvvet,  ancak aklı kıt olanların veya öfkesinin esiri olanların işidir. Sözün gücüne inananlar işlerini konuşarak hallederler.

Peygamberimiz hayatı boyunca hiçbir zaman kadına el kaldırmamıştır. "(kadınlarınızı) dövenleriniz hayırlınız değildir." (İbn Mâce, Nikâh 51; Ebû Dâvud; Nesâî; Ahmed bin Hanbel)

 “Sizden biri, hangi düşünceyle hanımını köle döver gibi dövmeye tevessül eder? Akşam olunca aynı yatakta beraber yatmayacaklar mı?” (Buhârî, Tefsîr Şems 1, Enbiyâ 17, Nikâh 93, Edeb 43; Müslim, Cennet 49, hadis no: 2855; İbn Mâce, Nikâh 512; Tirmizî, Tefsîr 3340. Ahmed bin Hanbel, 4/17)

 "Haksız olarak hanımını dövenin, Kıyamette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resulüne asi olur."

 

6-Anlayışlı olmak;

Eşine karşı anlayışlı ve akıllı olmak, onun eksiğini tamamlamak. Eşini iyi tanıyıp, onu olduğu gibi kabullenmek ve iyi idare etmek.

Hanımları daha iyi anlamak için sekiz aylık bebekle 24 saat meşgul olmanızı, ya da evdeki rollerin bir gün değişmesini tavsiye ederim. Erkek kadına nasıl davranıyorsa bu sefer kadın aynen, kadın nasıl davranıyorsa erkek aynen davransın.

Anlayışlı ve şefkatli bir eş olmanın en güzel örneklerini sunan Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Bir mü'min, mü'mine hanıma buğz etmesin. Onun bir huyunu beğenmezse, başka bir huyunu beğenir." (Müslim, Radâ 61; Müsned II, 329)

 

7-- Sorunları büyütmemek ve dargın durmamak.

Aile fertleri arasinda zaman zaman bir takim sorunlar ve tartismalar cikabilir... bunu olagan karsilayip büyütmemek...isi kavgaya götürmemek ve dargin durmamak, dinimizin istedigi bir davranistir...

Peygamberimizin (a.s),  "Müslümanın, mümin kardeşi ile üç günden fazla dargın durmasi helal olmaz" (Tirmizi, Birr/24)

Erkek, hep kendini kusurlu görmeli, "Ben iyi olsaydım, o böyle olmazdı" Ya da “olaya şöyle de bakabilirdim, sorunu şöyle de çözebilirdim”  diye düşünmelidir.  

Anlaşmazlıkların büyümemesinde veya azalmasında en önemli etken eşlerin kendi kusurunu görmesididr. Bu, karşılıklı anlaşmayı ve saygıyı artırır. Sürekli karşıdakini suçlu gören, problemleri artırmaktan başka bir şey yapmaz.

Hanımının iyiliğini, iffetini Allah’ın (cc) büyük nimeti bilmelidir. Onun huysuzluklarına iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona dua etmeli ve Allahü teâlâya şükretmelidir.

Çünkü, saliha bir kadın büyük bir ni'mettir.

“Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın ve gözümün bebeği/nûru kılınan namaz.” (Müslim, Talâk 31, 34; Nesâî, İşretu’n-Nisâ 1)  

“Dünya bir metâ’dır/geçimdir. Dünya metâının en hayırlısı sâliha bir kadındır.” (Müslim, Radâ 64, hadis no: 1467; Nesâî, Nikâh 15)

“En güzel dünya nimeti, insanın sahip olabileceği nimetlerin en hayırlısı: Zikreden dil, şükreden kalp ve insanın iman doğrultusunda (müslümanca) yaşamasına yardımcı olan kadındır.” (Tirmizî, Birr 13)

 

8-Mümkün olduğu kadar takdir ve teşekkür etmek

Karşıdakini takdir gönül alır, daha fazla iyilik görmesine kapı açar

 

9-Hizmetlerinde kusur aramamak

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

"Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!"

 

10-Eve güleryüzle gelmek, dışarıdaki sorunları eve getirmemek

-Eve gelince hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalıdır. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendini neş'elendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir.

"Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle azad etmiş sevabı yazılır."

 

11-Hediye almak

Erkeklerin sık sık yapmaları gereken bir güzelliktir. Zira hediye her ne kadar az pahalı da olsa, yaptığı iş çok değerlidir.

 

12-Azarlamamak, alay etmemek, yansılamamak, kötü lakap takmamak

Hakîm İbn Mu'âviye babasından naklediyor: "Ey Allah'ın Resûlü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?" Şöyle buyurdu: "Kendin yiyince ona da yedirmen, giydiğin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hâriç onu terketmemen." (Ebû Dâvud, Nikâh 42, h. no: 2142, 2143, 2144)

 

SEKİZİNCİ DERS

20.11.2011

 

  • Hanımların Temel Görevleri (Erkeklerin hanımlar üzerindeki hakları)

"Kocasını  memnun  bırakmış olarak ölen kadın, cennete girer." (Tirmizi, Radâ 10; İbn Mâce, Nikâh 4)

 

1-İyi/ saliha kadınlar itaatkardırlar.

"Sâliha (iyi) kadınlar, itaatkârdır. Allah, kendilerini (haklarını) nasıl koruduysa, onlar da öylece gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyanlardır." (4/Nisâ, 34).

 “Allah`ın (kendilerini) koruması sayesinde onlarda gaybi (namusunun, eşinin mali-mülkünü ve haklarını) korurlar..." (Ebu Davud, nikah/41)

"Kadın, eşinin Allah`a isyan olan isteklerine uymaz..." (Buhari, nikah/4)

"Allah'a isyanı emreden kişiye itaat olunmaz." (Buhari, Ahkâm 4; Müslim, Cihad 40)

"İtaat ancak dine ve akla uygun olan (ma`ruf) seylerde olur.." (Buhari, Ahkam/4)

“Kadın, beş vakit namazını kılar, bir aylık orucunu tutar, nâmusunu korur ve kocasına itaat ederse ona: ‘Hangi kapıdan dilersen oradan cennete gir’ denilir.” (Ahmed bin Hanbel, I/191)

Hz. Peygamber, Vedâ Hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Kadınlar hakkında Allah’tan korkunuz. Çünkü siz onları Allah’ın emâneti diye aldınız. Allah’ın sözü uyarınca ırzlarını kendinize helâl kıldınız. Onların, sizin yataklarınıza bir adamı almamaları ve iffetlerini korumaları, sizin onlar üzerindeki haklarınızdandır. Eğer böyle bir şey yaparlarsa hafifçe onları dövünüz. Sizin de onların geçimlerini ve giyimlerini sağlamanız, onların sizin üzerinizdeki haklarındandır.” (Müslim, Hac 147, 194; Tirmizî, Fiten 2, Tefsir 2; Ebû Dâvud, Menâsik 56; İbn Mâce, Menâsik 84)

     Kadın, yöneticilik ve sorumluluk bakımından aile reisliğine getirilen kocasının meşrû arzularına saygı göstermekle mükelleftir.  

Kayıtsız şartsız hâkimiyet, ancak Allah'ındır (12/Yûsuf, 40). Ailede uyulması gereken İlâhî kurallara muhatap olmada kadınla erkek eşit statüye sahiptir.

Ailede Allah'ın koyduğu kuralları yürürlükte kılma yetkisi kocaya verilmiştir. Evin reisi, Allah'ın koyduğu kurallara göre aileyi yönetecek ve Allah'ın hükmüne zıt bir emir ve yasak koymayacaktır. Eğer İlâhî emir ve yasakları çiğneyen bir istekte bulunursa, hanım bu isteğe itaat etmeyecektir.

"Allah'a isyanı emreden kişiye itaat olunmaz." (Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, Cihad 40).

Kadının kocasına itaati, mutlak değil; helal ve meşrû konularda, Allah'ın hükmü doğrultusundadır ve itaat, daha çok kocanın cinsî konulardaki istekleriyle ve temel dinî hususlarla ilgili olarak değerlendirilmelidir.

"Kadın, kocasının hakkına riâyet etmedikçe, Rabbinin hakkını (emrini) yerine getirmiş olmaz." (İbn Mâce, Nikâh 4)

"... Erkek, ailede yöneticidir ve yönetiminden sorumludur. Kadın da kocasının evinde yöneticidir ve elinin altındakilerden sorumludur." (Buhârî, Cum'a 11; Müslim, İmaret 20).

Çocuklarını güzelce yetiştirmek ve yabancılara karşı tesettürüyle, davranışlarıyla namusunu muhafaza etmek: Müslüman hanımın ailedeki en önemli üç vazifesi bunlardır.

Peygamberimiz'in müjdesi de şöyledir: "Kadın, namazını kıldığı, orucunu tuttuğu, namusunu koruduğu ve kocasına itaat ettiği zaman, cennet kapılarının dilediğinden girsin." (Ahmed bin Hanbel, I/191)

 

 

2-İhtiyaçları karşılamak

İş bölümüne göre kadın daha çok ev içinden sormlu ise, yemek, temizlik, çocukların bakımı, kocanın şahsi ihtiyaçları gibi şeyleri zamanında yapmaya dikkat etmeli. Kocasını meşrû yollarla tatmin/memnun etmeye çalışmak Bunlar yapıldığı zman hem iyilik sayısı artar, hem de erkeğin üzülmesine, strese girmesine, öfkelenmesine engel olunur.

İslamda en doğal bir davranış olan cinsî ilişkiler dahi, hayırlı bir amel, yani bir sevap olarak kabul edilmiştir. Hele çocuk dünyaya getirmek ve o çocukları İslâm'ın istediği gibi güzel terbiye ile yetiştirmek, çok büyük ecir ve mükâfatla karşılık verilecek olan büyük bir ibâdettir.

3-Kocanın malını ve iffeti korunmak

     Kadının en başta gelen görevi, iffet ve namusunu korumasıdır. Kadın, gözünü haramdan sakınarak, ırzını koruyarak, görülmesine müsaade edilen yerlerin dışında, örtülmesi gerekli yerlerini örterek bu görevini yerine getirir (Bkz. 24/Nûr, 31; 4/Nisâ, 34; 33/Ahzâb, 59).

Evdeki işlerle ve çocukların yetiştirilip büyütülmesiyle daha çok ilgilenme durumunda olan kadın, dışarı çıkarken câhiliyye çıkışı ile çıkmayacaktır (Bkz. Ahzab suresi, 33). Câhiliyye çıkışı, yabancı erkekler için süslenme, ince veya dar elbiseler giyme, açılıp saçılarak sokağa çıkmayı içermektedir.  Kadınlar, cinselliklerini sadece kocalarına karşı kullanmalı, kocasının yanında dişi; diğer insanların yanında kişi olarak yer almalıdır. Kocasına karşı süslenmeyi ibâdet bilmeli, onu doyurabilmelidir.

Kadin kocasının malını ve çocuklarını da korumak mecburiyetindedir.

Hadise göre kadınlar da evlerinin çobanıdır. Buna göre evli kadınlar her açıdan babalkrının evinden kocalarının evine, yani yeni evlerine göç etmek zorundadırlar.

"... Erkek, âilede yöneticidir ve yönetiminden sorumludur. Kadın da kocasının evinde yöneticidir ve elinin altındakilerden sorumludur." (Buhârî, Cum'a 11; Müslim, İmâret 20)

Kocanın mal ve eşyasını korumak, çünkü mal ve eşyayı korumak iş bilmekten geçer.

"İyi kadınlar, Allaha ita'at eder ve kocalarının haklarını gözetir. Kocaları yokken, onların namuslarını ve mallarını, Allahın yardımı ile korurlar." (Nisa 34)

Müslüman hanımlar edepli, namuslu, ar ve haya sahibi, yabancılarla ilişkilerinde belli mesafeyi koruyan kimseler olmalı.

Kocayı ve aile fertlerini şüpheye düşüren davranışlardan kaçınmalı.

Ailenin şerefinin korunması da iffete dahildir.

 

4-Çocuklarına  iyi bir mürşid/öğretmen olmak

Kendisine bir yuva, bir nesil ve toplum emanet edildiğini şuurunda olmak

Anneler öncelikle bir evin annesi, giderek bir neslin annesi, ve sonra da bir toplumun annesi olurlar. Yani sırasıyla bunlardan sorumludurlar. Zira anneler bir kaç çocuk değil, bir toplum doğururlar.

Kadın, iyiliği emir ve kötülükten yasaklama görevini, sadece fıtrî öğretmenleri olduğu çocuklarına karşı değil; eşinde gördüğü yanlışları düzeltmek ve doğrularını arttırmak için kocasına karşı da uygulayabilmelidir.  

Çocuk, dünya nimetleri içinde çok önemli bir yer tuttuğu, evin neşe ve huzurunu temin ettiği gibi, âhiret saadetine de sebep olabilir. Yuvanın temelini sağlamlaştırdığı gibi, özellikle anneleri evine bağlar. Ev kadınının ulu orta çarşı-pazarı sıkça dolaşıp, başkalarını fitneye düşürmesine engel olur.

Batılı  ve Batıya özenen hanımlar, eğlenceye engel olduğu, gönüllerince gezip tozmaya, lüzumsuz işlerle veya televizyon karşısında vakit öldürmeye, nefislerini azgınlaştıran başı boşluğa engel olduğu için çocuk istememektedir.

Yine Batılılar, kendi ülkelerinde vatandaşlarına çocuk başına extra para verip çocukların artmasını teşvik ederken; özellikle müslümanların yaşadığı ülkelere doğum kontrolünü ve az çocuğu teşvik etmektedir. Azıcık aklı olanlar, bunun emperyalizmin bir oyunu olduğunu hemen anlarlar ve oyuna gelmezler.

Boşanmanın ve geçimsizliğin önüne geçmede çocuğun rolünü dikkate alırlar. Hanımların eve bağlanıp hayırlı işlerin en önemlilerinden olan insan yetiştirmeye çalışmalarının kıymetini ve ecrini bilirler.

 

DOKUZUNCU DERS

4.12.2011

 

  • Hanımların tamamlayıcı görevleri

 

1-Güler yüzlü davranmak, iyilik ve hizmetlerine teşekkür etmek

 “Mümin, Allah korkusundan ve O'na itaatten sonra, iyi bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü ona emretse sözünü dinler, yüzüne baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse, yeminini doğru çıkarır, başka tarafa gitse, kendisinin bulunmadığı sırada nâmusunu ve malını korur.” (İbn Mâce, Nikâh, 5)

"İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah`a da şükretmez." (Tirmizi, Birr/35)

"Eşi kendisinden razı olarak ölen mü`min kadın cennete girer..." (Tirmizi, Rada`/10)

 

2-İsraf etmemek

Kocasının kazancını har vurup harman savurmamak.

"Yiyin, için fakat israf etmeyin.. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (A’raf, 7/31. Ayrıca bak. İsra, 17/26-27)

Maddi imkanları, dinen yasak olan yerlere harcamak haramdır.

Peygamberimiz, malı-mülkü zayi etmeyi, hoş olmayan davranışlar arasında  saymıştır.

İsraf kadın için de, erkek için de söz konusudur.

Kadın olsun erkek olsun müslüman harcama ve tutumlu olma konusunda orta bir yol izlerler.

Furkan

وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَاماً {67}

İsra

وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيراً {26} إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُوراً {27}

“Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.

Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”

 

وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَّحْسُوراً {29} إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيراً بَصِيراً {30}

“Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.

Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür.”

 

3-Kanaat olmak

Çünkü kanaatkâr olmak kalp rahatlığının sebebidir. Bir kadın arsızlık ve açgözlülük ederek efendisini, kendisinden ve evinden soğutmaktan sakınmalıdır.

Kanaat; kâfi gelecek miktar ile yetinmek tamahkârlık etmemek demektir.  Ya Allah’ın taksimine razı olmaktır.  Az ile yetinme duygusu zenginlik, aç gözlülük ise fakirliktir.

Hz. Ömer (ra) şöyle hitap etmiştir:  "Ey insanlar! Bilin ki tamahkârlık fakirliktir, yeis (tamahkâr olmamak) zenginliktir. Kişi bir şeye tamah göstermezse ondan müstağni olur." (Rezin tahric etmiştir.)

Niceleri vardır ki, dünyalık her şeyleri vardır ama asla yetinmezler. Kimileri de çok düşük gelire sahip oldukları halde hem para birktirirler, hem Allah yolunda infak ederler.

Ebu Saidi'l-Hudrî (ra) anlatıyor: "Ensar 'dan bazı kimseler, Resûlullah 'dan (sav)  bir şeyler talep ettiler. O da istediklerini verdi. Sonra tekrar istediler, o yine istediklerini verdi. Sonra yine istediler, o istediklerini yine verdi. Yanında mevcut olan şey bitmişti; şöyle buyurdu:

"Yanımda bir mal olsa, bunu sizden ayrı olarak (kendim için) biriktirecek değilim. Kim iffetli davranır (istemezse), Allah onu iffetli kılar. Kim istiğna gösterirse Allah da onu gani kılar. Kim sabırlı davranırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır." (Buhâri, Zekât 50, Rikâk 20. Müslim, Zekat 124, (1053). Muvatta, Sadaka 7. Ebu Dâvud, Zekât 28, (1644). Tirmizi, Birr 77, (2025). Nesâi, Zekat 85)

Peygamber (sav) buyurdu ki: “Kanaat bitmeyecek bir hazinedir.” (

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sav) buyurdu ki:  "Zenginlik mal çokluğuyla değildir. Bilakis zenginlik göz tokluğuyladır." (Buhari, Rikak 15. Müslim, Zekât 120, (1051). Tirmizi, Zühd 40, (2374).)

Kanaat sahibi kimse mutlu olur.

Ubeydullah İbnu Mihsan el-Hutami (ra) anlatıyor:  "Resûlullah (sav) buyurdu ki:  "Sizden kim nefsinden emin, bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise sanki dünyalar onun olmuştur." (Tirmizi, Zühd 34, (2347). İbnu Mâce, Zühd 9, (4141).)

İnsanın elindeki ihtiyacını görüyorsa ve bunun için de Allah’a şükrediyorsa, Allah o kuluna bu şükründen ve kanaatinden dolayı daha iyilerini dilediği zaman verir.

Allah (cc) bunun sözünü zaten veriyor.

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ {7} (İbrahim)

Önemli olan çok şeye sahip olmak değil, sahip olunanların şükrünü yerine getirebilmektir. Şükrü yerine getirilen geçim kaynakları mikdar olarak az da olsa mutlaka aileye yetecektir.

Fudâle İbnu Ubeyd (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sav) buyurdu ki:  “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!" (Tirmizi, Zühd 35, (2350).)

 

4-Temiz olmak

Temiz olmak hem ibadettir, hem mutluluktur hem göz aydınlığıdır. Temiz olmak herkese yakışır ama müslüman hanımlara daha çok yakışır. Çünkü İslam temizlik dinidir. İslam hem meddi hem demanevi temizliği emreder.

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُواْ النِّسَاء فِي الْمَحِيضِ وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىَ يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ {222}

Pek çok ayet şirkin ve günahın kirlerinden temizlenmekten, peygamberlerin ümmetlerini arındırmalarından, Allah’ın bazı kimseleri temize çıkarmayacağından  bahseder. (Bekara /129, 179. Ali İmran/77, 164. Cumua/2)

Hanımlar, evlerini, çevrelerini, işlerini, eşyalarını temiz tutarlarsa bunda mutluluk ve bereket vardır. Temiz bir evde yaşayan,  temiz eşya kullanaılan bir evde yaşayan herkes mutlu olur.

Elbette erkekler ve çocuklar da bu konuda hanımlara yardım ederlerse bu güzelliği artırı ve hanımların yükünğü hafifletir.

Yalnız bunu yaparken aşırı titiz olmanın, ev temizliğini her şeyin üstüne çıkarmanın faydası yoktur. Temiz olacağım diye evdekiler rahatsız ediliyorsa, kalpler kırılıyorsa bu temizlik hiç bir işe yaramaz.

 

5-Kocanın akrabalarına  iyi davranmak

Kocanın akrabasına ve yakınlarına hürmet etmek. Gerekirse yardımcı olmak. Zaman zaman ziyaretlerine gitmek, arayıp sormak.

Çünkü kadının kocanın akrabasına ve yakınlarına hürmet etmesi, güzel idare ve tedbirden ileri gelmektedir. Bu güzel davranışlar kocasıyla ilişkisine olumlu yansır.

Madem ki hısımlık ve akrabalık geçici değil süreklidir, madem ki hayatı çevremizle paylaşıyoruz, öyleyse onlarla iyi ilişki içinde olmalıyız. Kocalarının kendi akrabalarına ilgi göstermesini isteyenler, bunu ancak kocalarının akrabalarına iyi davranarak sağlarlar.

 

6-Dargın durmamak ve eşini kötülememek

Yukarıda erkekler için söylenenler aynen hanımlar için de geçerlidir.

 

7-Sır saklamak

Kadın kocasından edindiği sırrını veya aile sırlarını hiç kimseye duyurmaması gerekir. Eğer duyuracak olursa kocasının itimadını kaybeder. Kadın da ondan emin olamaz. Birbirnden şüphe edenlerin aynı çatı altında, aynı odada bir arada olmaları zordur.

 

8-Saygılı ve nazik davranmak

Kocanın emrini yerine getirmek. ona karşı çıkmama ve asi olmamak. Eğer ona karşı gelecek olunursa onu kendine kinlendirip düşman yapma ihtimali yüksektir.

Ayrıca bir koca hanımını istediği şeye zorlaması da caiz değildir ve kadın bu gibi şeyleri dinen yapmak zorunda değildir. Mesela, bir kadın yemek yapmak veya kendi çocuğuna bakmak zorunda değildir. Ama ailenin huzuru ve selameti için, aile fertleri arasında karşılıklı hürmetin tesisi için kadının meşru ve müspet olan ( kendi hoşuna gitmese de ) yapması elbette güzeldir.

         

9-Çok şüpheci ve güvensiz olmamak

Kocasının her davranışından şüphe den, onun bir takım dolaplar çevirdiğini sanan, onun her hareketinden bir mana çıkarmaya kalkan sonunda evhama düşer. Bu da stres demektir. 

Böyle yapan erkekler olabilir. Ama her erkek böyle değildir. Hele müslüman erkeler asla böyle olmamalıdır.

Eşlerine sürekli suçlayıcı bir tavırla yaklaşan bayanlar, mutluluğu, tatlı geçimi unutsunlar. Onun yerine stresi, bunalımı, gerilimi, geçimsizliği beklesinler. Zira bu yanlışl tavrın sonucu/kazancı budur.

 

10-Kocalarını memnun edecek şekilde davranmak

Bu da elinden geldiği kadar iyilik etmek, kendi gücü dairesinde ihtiyaçlarını gidermek, söz ve davranışlarıyla onun kalbini daha çok kazanmak, onu kendisinden soğutmamak akıllı kadın işidir.

Ona hizmet etmek zorunda mıyım, nana ne hali varsa görsün, iyiliklerimin kıymeti bilinmiyor, herkes kendi başına, ben köle değilim gibi ifadeler işe yaramaz ve aile mutluluğuna yardım etmez.

Hanımlar, eşlerinin nelerden hoşlandıklarını, nelerden hoşlanmadıkları iyi bilip ona göre davranırlarsa, gönül alıcı hareketleri daha iyi yaparlar. Bazıları demişler ki, erkeklerin gönüllerini kazanmanın yolu onların midelerinden geçer. Bu yüzdeyüz doğru olmasa bile karı-koca ilişkilerine olumlu yansır.

 Hanımlar elbette ne aşçıdır, ne de hizmetçi. Ama evlerinin işlerini melekler mi yapacak. İş bölümünde ev işleri hanıma düşmüşse yine de mi yapmayacak. Ben çocuk emzirmek zoruda değilim diyen ana, çocuğun rızkını ne hakla kısabilir?

 

ONUNCU DERS

11.12.2011

 

Eşler arası ilişkilerin boyutları

Hayatımızda en fazla ilişki içinde olduğumuz kimse herhalde eşimizdir. Öyleyse bu ilişkinin sağlıklı olması, sağlam bir zemine oturması insana mutluluk kazandırır. “Pazara kadar değil mezara kadar, bir nikahla başa erişsin, bir yastıkta ömür boyu” gibi sözler eşler arası ilişikilerin önemine bir daha dikkat çekiyor.

Eşler arası ilişki, aşağıdaki 10 madde  ile değerlendirilir ve eksiklik varsa giderilir:

1. İnsan-insan ilişkisi,

2. Din kardeşliği ilişkisi,

3. Sevgili ilişkisi,

4. Bedenî-cinsî ilişki,

5. Akrabâ ilişkisi,

6. Dost ilişkisi,

7. Arkadaş ilişkisi,

8. Sırdaş ilişkisi,

9. Yoldaş ilişkisi,

10. Kader birliği ilişkisi.

 

İnsan-İnsan İlişkisi:

Bu ilişki türü, her insan için olduğu gibi eşler arasında da en temel ilişki türüdür. Evli çiftler her şeyden önce insandırlar.

Şu temel espri hiç unutulmamalıdır. Evlilik kurumu, insanı insanlığa yabancılaştıran bir kurum değildir. Yabancılara karşı gösterilen asgarî insanî tavır ve davranışı en başta eşler birbirine karşı göstermekle yükümlüdür.

 

Din Kardeşliği İlişkisi:

Evlilik din kardeşliğini iptal eden bir kurum değildir. Nikâh akdinin meşrû kıldığı alanlar dışında müslümanın müslümana yapması yasak olan şeyler iki din kardeşi olan eşler için de geçerlidir. Zulme engel olmak, iyiliği emretmek, alay etmemek, küçük görmemek, sevgi ve şefkat göstermek, iyilikle muâmele etmek gibi.

 

Sevgili İlişkisi:

Sevgi evlilik binâsının çimentosudur. Bu ilişkinin kurulamadığı evlilikler zorakî birlikteliklerdir. Âile kuran eşler, âdetâ bir müddet sonra birbirlerinin yüreğine yük olmaya "birbirimize mecbûruz" tavrı takınmaya başlarlar. Âile kurumuna savaş açan zevkperestlerin eline koz veren bu tür evlilikler, ahlâksızlığın avukatlarına "evlilik aşkı öldürüyor" yalanını söyletmektedir.

 

Bedenî-Cinsî İlişki:

Başka hiçbir ilişkiyi karı-koca ilişkisi kadar zenginleştiremeyecek olan ilişki türüdür. Bir evlilikteki sağlıklı cinsel hayat, eşler arası mutluluğun ödülüdür. Sağlıklı cinselliğin yaşanmadığı âilelerde çatışma ve huzursuzluklar kaçınılmazdır. Bu maddenin ihmalinden dolayı ortaya çıkan huzursuzluklar hep başka gerçekler altında servise sunulur ve gerçek ya gizlenir ya da çoğu zaman farkedilmez.

Yanlış bir din ve çarpık bir ahlâk anlayışı verilerek râhip ve râhibeleştirilen kimi erkek ve kadınlar, evlendikten sonra en doğal ve meşrû bir münâsebet türü olan bu ilişkiyi, kendi doğallığı içinde gerçekleştirmekte hayli zorlandıkları görülmüştür.

 

Akrabâ İlişkisi:

Bu, kan ve nesep yakınlığı ilişkisidir. Evliliğin ortak meyvesi olan çocuklar bu ilişki türünün imzasıdır. Eşler birbirleri için çocuklarının ana-babasıdır. Toprak tohumla birleşip sarmaş-dolaş olarak çocuk biciminde meyveye durmuştur. İki ayrı varlık, âdetâ çocukta tevhid olmuştur.

 

Dost İlişkisi:

Evliliği kanatlandıran ve zenginleştiren bir ilişki türüdür. Herkes karı-koca olur, fakat her karı-koca birbirinin dostu olamaz. Bunu becerebilen eşler, evliliği taçlandırmanın yolunu bulmuşlar demektir. Eşler arasında bu tarz ilişkinin kurulması, evliliğin standartlarının üzerinde oluşunun bir işâretidir.

Hz. Hatice ile Hz. Peygamber (s.a.s.) arasındaki ilişkide işte bu zenginliği görüyoruz.

 

Arkadaş İlişkisi:

Eşler birbirleri için arkadaşlık açısından üç halde değerlendirilebilir:

1. Birbirleri için ya "hastalık" gibidirler; ki bu durumda birbirleriyle arkadaşlıkları zorakîdir. "Başa geldi bir kere" mantığıyla sürüklenen evlilikler buna örnektir.

2. Ya "ilâç" gibidirler; bu arkadaşlık türünde eşler birbirine lâzım oldukça sığınır, arkadaşlık yaparlar.

3. Ya da "gıda" gibi arkadaşlık ilişkisi; bu ilişki türü arkadaşlık ilişkilerinin en gelişmişidir ve birbirlerini sürekli desteklerler. Gıda gibi arkadaşlık kuran eşler birbirlerinin yüreğine yük olmaz, yakıt olurlar.   

 

Sırdaş İlişkisi:

Bu ilişki insanı yalnızlıktan kurtarıp ona sırrını paylaşacak birini bulmuş olmanın iç huzurunu kazandırır. Her karı-koca birbirinin sırdaşı olmamakla, sırlarını açacak âile dışı bireyler aramaktadır. Bu da kimi zaman âile sırlarının ağızlarda sakız olmasına ve âilenin dağılmasına neden olmaktadır. Sırlarını birbiriyle paylaşamayan eşler daha başka neleri paylaşabilirler ki?

 

Yoldaş İlişkisi:

Bu, dâvâ arkadaşlığı ilişkisidir, ki aynı amaç uğruna mücâdele vermek, aynı gâyeye koşmak demektir. Bu, eşler arasında duygu, düşünce ve eylem birliğinin gerçekleştiğinin göstergesidir. Bu sâyede âile gâyesiz değil; gâyeli bir âile olur ve o âilede yetişen çocuklar da, ideal sahibi çocuklar olurlar.

 

Kader Birliği İlişkisi:

Aynı âkıbeti istemeleri, aynı istikbale yelken açmaları anlamına gelir. Kader birliği ilişkisi, dünya hayatıyla sınırlı olmayıp daha ötesine uzanan bir birlikteliği hedefler.

 

Ailede Sağlıklı İletişim

 

Bilinçli ve sağlıklı iletişim anlamlı hayata, anlamlı hayat da sâkin ve doyuma  ulaşmış ruh halinin gelişmesine yol açar. Bunun için de özgür ortam şarttır. Özgür ortam içerisinde yapılan iletişim toplumsal sorunların çözümüne olduğu kadar, kişiler arası, özellikle âile içi sorunların çözümüne de katkıda bulunur.

 

Âilede sağlıklı iletişimin temel şartı üçtür:

1.Muhâtaba Saygı:

Bu, insan-insan ilişkisinin olmazsa olmaz şartıdır. Saygı duymadığınız, varlığını kabullenmediğiniz, önem ve değer vermediğiniz hiç kimseye sağlıklı ve başarılı bir ilişki kuramazsınız.

Nedense eşler, kimi kritik zamanlarda, birbirlerine insanlıkta eş ve dinde kardeş olduklarını unuturlar ve dışarıdan, tanımadıkları birine karşı gösterdikleri asgarî saygıyı birbirlerine karşı göstermekte cimri davranırlar.

Eşler öncelikle birbirlerini muhatap almalı, karşı tarafın saygıyı hak ettiğii unutmamalılar.

 

2.Tabii Davranış:

Bu, yapmacık ve sentetik davranışlardan uzak durmaktan, muhâtabınıza samimi ve dürüst davranmaktan geçer. Samimiyetsiz ve yapmacık davrananların ilişkisi, gerçek bir ilişki değil, sentetik bir ilişki olacaktır. Sentetik ilişkilerse sağlıksız ve her iki tarafı da aldatan çürük ilişkilerdir. Böylesine çürük insanî bir ilişki üzerine, değil bir âile, sıradan bir dostluk bile binâ edilemez.

 

3.Empati:

Empatinin anlamı, kendimizi karşımızdakinin yerine koymaktır.

Olaylara ve eşyaya bir de onun durduğu yerden bakmayı denemek, muhâtabımızı anlamanın en kestirme ve kesin yoludur. Mümkündür ki onun penceresinden farklı göründüğü için öyle davranmakta ya da öyle algılamaktadır.

Eşler birbirlerini suçlayıp, yargılayıp, mahkûm edip, infâz etmeden önce mutlaka anlaşmazlık konusu olan şeye bir de karşı pencereden bakmayı denemeli ve kendisini muhâtabının yerine koyabilmelidir.

 

Âilede sağlıklı bir iletişim için kesinlikle şu dört soruya doğru cevap

vermeniz gerekir:

1.  Ne söyleyeceksiniz?

2.  Ne zaman söyleyeceksiniz?

3.  Nerede söyleyeceksiniz?

4.  Nasıl söyleyeceksiniz?

Bir doğrunun sadece doğru olması yetmez, o doğrunun doğru bir zamanda, doğru bir yerde, doğru bir kişiye ve doğru bir üslûpla söylenmesi gerekir. Eğer bunlardan biri yanlış olursa, söylediğiniz doğrunun doğru olması etkili olmasına yetmediği gibi, sizin muhâtabınızla ilişki kurmanıza da yetmeyecektir. 

Sağlıklı bir ilişki içine giren tarafların ilk uyması gereken kural, karşılıklı

birbirlerini değerli görmek ve kabullenmek, bununla birlikte iletişim ve etkileşim kanallarını sonuna kadar açık bulundurmaktır.

 

Bunda da dört noktayı gözden uzak tutmamak gerekir:

Bir

Uzun vâdeli ve kalıcı mutlulukları, kısa vâdeli ve geçici mutluluklara fedâ etmeyin.

İki

Âileyi oluşturan bireyler olarak, kendi tavır, davranış ve düşüncelerinizden kendinizi sorumlu tutun.

Üç

Âile içerisinde doğru bildiklerinizi doğru bir üslûpla ve doğru zamanı kollayarak söyleyin.

Dört

Âiledeki mânevî atmosferi zenginleştirmeyi bencilce istek ve arzulardan önde tutun. Bunun verdiği iç huzuru ve dinginliği çok geçmeden tüm âile fertlerinin fark ettiğini hayretle göreceksiniz.

 

ONBİRİNCİ DERS

18.12.2011

 

AİLEYE ETKİ EDEN HARİCİ  FAKTÖRLER

A-AİLE TÜRLERİ

1-Geleneksel Aile

-Ataerkil,

-Geniş ve kalabalık,

-İşbölümü var, kazanç ortak

-Korumacı ve savunmacı,

-Otoriter, küçüklere söz hakkı az

-Kadınlar bazı yörelerde ikinci planda.

2-Modern Aile

-Çekirdek aile

-Bireyselcilik ön planda

-Korumasız

-İş bölümü yok, kazanç herkesine kendisinin

-Herkesin söz hakkı var

-Bağımsızlık fazla

3-İslamî Aile

-Ne çekirdek aile, ne de geniş aile tipi,

-Nikâhı ibadet bilme anlayışı,

-Hak ve sorumluluklar karşılıklı

-Herkesin söz hakkı var

-Kadınlar daha çok ön plânda

-Aile kuralları şahsî tercihin önünde

-Geçimden baba sorumlu

-Allah’ın kullarına iyilik, ibadet inancı

-Aile bir emanettir anlayışı

 

B-EVLİLİĞE OLUMSUZ ETKİ EDEN ÇEVRE

1-Eş seçiminde anne-babaların müdahelesi

-Dini anlamadan kaynaklanan müdahele

-Gelenekten kaynaklanan müdahele

-Hakim olma (otorite) anlayışının etkisi

-Çocukların iyiliği isteme anlayışı

-Malın bölünme endişesi (Bazı yörelerde)

-Akraba kurtarma hamlesi (Özellike Avrupa ülkelerinde)

2-Tercihlere müdahele,

-Düğün aşamasında başlayanlar

-Evi dizme, eşya alma, hatta eşyayı  yerleştirme konusunda müdahele

-Evde iş bölümü noktasında karışmalar

-Giderek gelire ve harcamalar vaziyet etme isteği

3-Ceberrut kaynana tipi,

-Asık yüz

-Otoriter tavır

-Eleştirel tutum

-Kendine yakın olanı haklı görme

-Hiç bir şeyi beğenmeme

-Yuva bozma gücü. Bu da gelinin hasım veya hizmetçi görme anlayışından kaynaklanır.

-Körü körüne itaat bekleme anlayışı

-Geleneğin hep iyi olduğu saplantısı

4--Ceberrut gelin tipi

-Kibirli, dik kafalı, kendini beğenmiş ve geçimsiz

-Özenti, taklid ve yersiz eşya yarış, gösteriş meraklısı

-Hazır yeyici, anasının kuzusu rolü,

-“Ben bu eve hizmetçi gelmedim” deyip en tabii işleri aksatma ya iyilik yapmayı unutma

-“Ben kaynata- kaynana derdi çekemem” havaları

-Bir türlü kocasının evine göç edememe zaafı.

-Oturumu olanın bunu hükmetmek için kullanması. Avrupa ülkelerindeki bazı kadınlar bunu dışarıdan getirttikleri erkeklerine kullanıyorlar.

-İyiliklerin başa kakılması.

-Sorumluluklar yerine getirilmeden hak talepleri

5-Erkek kardeşlerin kendilerini sorumlu tutması

-Erkek kardeşler bacılarını korumakla yükümlü olduklarnı düşünürler

-Ağbiler, küçüklerin kendilerine itaat edilmesini beklerler

-Bacının iffeti onun iffetidir

-Kendi yapamadığını kardeşlerinden bekler

-Kardeşini korumak üzere müdahele eder

6-Akrabaların müdahelesi,

-İyi niyetle müdahele

-Cahilce müdahele

-İş olsun diye müdahele

7-Dedikodular ve yanlış anlamalar

-Çevrede her zaman dedi-kodu olur

-Haber getiren, haber götürebilir

-Duyulanlar amel edilmemeli, araştırılmalı

-Büyük kavgalar bazen küçük yanlış anlamalar yüzünden olabiliyor

8-Doyumsuzluk

-Aç gözlülük; insanın zaafı

-Modernizm doyumsuz insan tipi yetiştiriyor

-Doyumsuzluk geçimsizliği körükler

-Eldeki ile yetinmeyen hiç bir şeyle tatmin olmaz

9-Medyanın olumsuz etkisi

-Medya, yanlışları, kavgayı, yalanı, sadakatsizliği, aldatmayı, saygısızlığı, olumsuzluğu, iffetsizliği, kadını obje (meta’) olarak sunuyor.

10-Modernizmin amansız propagandası

-Çedirdek aile tipinin cazipleşmesi . Çünkü ailenin zayıflaması modernizmin hükmedebileceği fertleri çoğaltır.

-Ekonomik yeterliliğin yanlış değerlendirilmesi

-Sadakat anlayışının kaybolması

-Sınırsız serbestlik, ihtiyaç duymama

-Ahlaki ilkelerin, haram sınırlarının tanınmayışı, değerlerin altüst oluşu

-Sevap beklentisinin olmayışı, istismar ve menfeat duygularının artması

-Modern hayatın cazibesi

-Bütün kadınların çalışacak duruma dürüşülmesi

-Evlilik aleyhine yapılan olumsuz propangadalar; zorluğu, geçinme problemleri gibi.

-Tesettüre karşı açılan amansız savaş. Bu anlayış müslümanlar hanımların hasmıdır. Bunu iki grup ister.

*Nefislerinin esiri kişilerin kadını kullanma arzusu

*Müslüman oldukları halde yanlış tevillerle tesettürün olmadığını savunanlar

-Batı, kendi kaybettiği değerlerin başkasında olmasını istemiyor gibi

 

C-ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI

1-Hiç kimse sonuna kadar hür değildir.

-Evlenen hürriyetin yarısını kaybeder ama kimsenin esiri olmaz.

-Herkes sormluluğunu, görevinin esiridir. Buradaki sınırları zorlama evde huzursuzluk yaratır.

-Aşırı serbestlik görevi ihmal ettirir.

-Başkasının özgürlük sınırını belirlemeye kalkmak, anlaşmazlığa sebep olur.

2-Modernizm aşırı bireyselliği doğurdu.

-Modernizm dengeleri altüst etmiştir.

-Bireysellik anlayışını tercih edenler kendi ayakları üzerinde durmak isterler.

-Bireysellik bencillik-egoistlik, cimrilik, kıskançlığı beraberinde getirir.

-Müslüman aileler, her  ne kadar modern toplumalrda yaşıyor olsalar da onların davranışlarına imanları yön vermeil.

-Modernizm aileden ve aile bağlarından hoşlanmıyor. Ona yalnız, sahipsiz, güçsüz bireyler lazım.

-Bunlara karşı tedbirler?

Bunun için beş tesirli ilaç:

  • Helâl kazanç,
  • Zikir,
  • Ölümü/ahireti çok düşünme
  • Kuran okumak
  • Namaz kılmak

 

ONİKİNCİ DERS

25.12.2011

 

AİLEDE GEÇİNMEYİ SAĞLAYAN PRENSİPLER

-      Giriş

Eşler arasında anlaşmazlık, niza/çekişme, kavga olabilir. Ama bu şiddtlie kavgaya, şidddtli geçimsizliğe, yani savaşa dönüşmemeli. Yuvanın yıkılmasına sebep olacak noktaya varmamalı.

Belki bazıları “dikensiz bir gül bahçesi” düşleyerek hayal kırıklığına uğrayabilirler. Bazıları da evliliği sürekli kavga ortamı zannedebilirler. Böyleleri “böyle gelmiş böyle gider” havasına girip daha iyiyi bulmak, problemi çözmek için bir çabada bulunmazlar.

Halbuki dalgasız deniz ve dikensiz gül bahçesi olmaz. İnsanın olduğu yerde mutlaka sorun, anlaşmazlık, çekişme, kavga olur.

Öyleyse sorunlara hazırlıklı olmalı, her problemin çözümü olduğuna inanmalı. Sorunlar karşısında akıllı, kurnaz ve yapıcı olmalı.

 

1-Müslüman eşler evlerini ‘daru’s-selam-dünyada esenlik yurdu’ yapmak  zorundadırlar.

Kişi evlenmişse, hem aile hayatına alışmalı, hem de eşiyle hoş geçinmek zorunda olduğunu bilmeli. Bunu yapadığı için karşı tarafı suşlayanlar bir şey kazanamazlar. Ya da hemen ayrılmayı gündeme getirenler, kendilerine de ailelerine de iyilik etmezler.

Diyelim ki bir kimse birinci eşiyle geçinemediği için ayrılmayı düşündü. Peki böyle birinin ikinci eşiyle daha iyi geçineceğini, daha mutlu olacağını kim garanti edebilir ?

Bir bina yıkıldığı zaman geriye enkaz kalır. Ya  hatıralar, geride kalan çocuklar, duygular, hevesler aile binasının enkazı altında kalırsa… Bu sonraki evliliğe etki etmez mi ?

 

2-Geçimsizlik varsa sebepleri bulunmalı

Eşler arasındaki geçimsizliğin tek sebebi vardır: Geçinmeyi bilmemek dense yanlış olmaz. Bu da ya bilgisizlik, ya ahlaksızlık, ya diktatörlük, ya da akılsızlıktır.

Bilgisizlik ; kimileri evlik hakkında yeterli sahip değil. Herkes evleniyor, hadi biz de evlenelim. Halbuki bu konuda İslami ve insani prensipler öğrenilse karı-koca daha iyi geçinmeyi bilirler.

Ahlaksızlık ; böylelerinin imanı zayıf,  kırmızı çizgisi yok, ahiret bilinci  yok. Böyleleri hevalarına uyarlar. Onların olduğu evlerde geçimsizlik olur.

Dikatatörlük ; bu tipler hükmetmek isterler. Asar keserler, dışarı karşı kedi eve karşı aslandırlar. Merhametsiz ve sorumsuzdurlar.

Akılsızlık ; bazılarının aklı vardır ama işe yaramaz. Zararı ve karı bilemez.

Bir evde geçimsizlik varda eşler oturup bunu sebeplerini olgun iki insan gibi aramalılar.

Erken teşhis hastalığı önler.

Tedbir almak ilaç almaktan daha iyidir.

 

3-Eksikliklerde karşı tarafı suçlamak geçimsizliği artırır

« Hep onun yüzünden oluyor » iddiası, kibirli veya kendini beğenmişlerin tavrıdır.

Böylelerinin acaba geçinmeye niyetleri var mı ?

Ne yapmak istiyorlar ?

Eşini suçlayarak ne elde etmek istiyorlar ?

Eşin dırdırından şikayet eden « acaba eşim niçin dırdır  ediyor ? » diye   kendine sormalı. « Acaba ben mi sebep oluyorum » diyebilmeli.

Bunun bir kusur , bir eksiklik olarak görenler, eşlerinin iyi taraflarına bakabilirler.

Aile hayatında eşler öncelikle kusuru kendilerinde ararlarsa çözüme daha kolay yaklaşılır.

Nefis ve şeytan hatayı hep başkalarında görmemizi öğütler.

Ya hata bizde ise ???

 

4-Empatiyi kullanmak her zaman faydalıdır

Karı-koca eşine kendi bakış açısından değil, objektif bakmalılar. Yoksa karşıdakini duygusal davranıp yanlış değerlendirmek mümkün. Böyle bir bakış açısında bencillik, tarafgirlik, haksızlık olabilir.  Siz değil, eşiniz haklı olabilir.

 Böyle durumda son derece etkili empati metodunu kullanmak en isabetlisisidir. Her ne kadar zor olsa da kendimizi eşimizin yerine koyup öyle düşünmek, bize çözümün kapılarını açacak, anlaşmazlıkları en aza indirecek, bizde değişikliğe yol açacaktır.

Siz kendiniz, « ben böyleyim, ben şöyleyim, ben iyiyim, ben her şeyi doğru yapıyorum » diyebilirsiniz. Ama bir bakalım siz eşiniz tarafından nasıl görülüyorsunuz ? Acaba o sizi nasıl algılıyor ?

Fedakârlık tek taraflı olmaz.

« Ben her şeye rağmen katlanıyorum » diyorsanız, unutmayın ailede diğerleri de katlanıyor.

Ama konu kimin çok katlandığı değil, ailenin saadetidir. Eşin çekilmez bir kimse ise, sen de çekilmez bir kimsesin. Öyleyse bu gibi yargılardan uzak durmak gerekir.

 

5-Eşi tanımak

Eğitimde, insanlarla işbirliği yapmada, bir yola gitmede en önemli unsurlardan biri de insanları iyi tanımaktır.

Aile de böyledir. Eşler birbirlerini iyi tanımalılar. Mükemmel tarafları, eksik tarafları, kabiliyetleri, zaafları, duyguları, psikolojik yapısı, hevesleri, tutkuları ve zevkleri, davranışları vs.nasıl ?

Neden hoşlanıyor, neden hoşlanmıyor ?

Neye kızıyor, neye seviniyor ?

Ne ile huzur buluyor, neden huzusuz oluyor ?

Eşinin kişilik yapısını iyi tanıyan ona nerede ve nasıl davranacağını iyi bilir. Bir sorun olduğu zaman da o sorunu nasıl ele almasını gerektiğini iyi kestirir.

Eşi tanımak bir avantaj ve iyi bir metodtur. Yerli yerince kullanmak gerekir.

Şu kuralı unutmamak gerekir:

Eşinin kendisine nasıl davranmasını isteyenler, onlara ona öyle davranmalılar.

 

6-Seviyeli muhavere

Kaliteli kimselerin konuşması da, fikir teatisi de, tartışması da seviyeli ve yapıcı olur.

Müslümana da kalite yakışır.

Ailedeki sorunlarla ilgili bazen konuşmak /istişare etmek, bazen fikir alış verişinde bulunmak, bazen de tartışmak gerekir.

Ailenin mutluluğu ve selameti için tartışmaktan korkmamak gerekir. Ancak tartışma mahalle kavgasına benzememeli, sonuşta kavgaya dönüşmemeli, olgun ve yapıcı olmalı.

Seviyeli bir diyaloğ ve tartışma ailedeki iyi geçim anahtarlarından biridir.

Üstelik seviyeli diyaloğ eşlerin birbirlerini iyi tanımnalarına sebep olur.

Hele hele sorunu bağırma, çığrtkanlık, afra tafra numaraları ile çözmeye kalkanlar yanılırlar.

 

7-Geçimsizliği azaltmak için şiddet kullanılmaz

Eşler Allah’ın bir emanetididr. Eğer Rabbimiz bizi adam yerien koyp da bir şey emanet etti ise buna şükretmek gerekir. İman ile emin olan mü’min emaneti korur. Ona haksızlık etmez, ona zulmetmez, ona gözü gibi bakar.

 Eşlerin birbirlerini korumaları gerekir. Buna rağmen eşine zarar vermeye kalkanlar emaneti korumayanlardır.  Yabancı birisi eşine kötü söz söylese veya vursa, canını ortaya koyarcasına ona karşı koyar. Öyleyse başkasına yasak olan bir şey diğer eşe de yasaktır.

Unutmamak gerekir akıllı insanlar dilleriyle,  akılsızlar da yumruklarıyla ve boynuzlarıyla konuşurlar.

 

8-İş ve meşguliyet geçimsizliğe sebep olabilir

Bazı ailevî problemler, eşlerin işiyle aşırı ilgilenerek ailesine fazla zaman ayırmamasından kaynaklandığı bir gerçektir. Böyleleri o kadar çok meşgul olurlar ki evde bir eşleri olduğunu unuturlar.

 Eşlerin görüşememesi, diyalogsuzluğa yol açıyor. Birbiriyle konuşamayanlar, duygu, düşünce ve beklentilerini ifade edemzler. İletişim kanalları kapalı olduğu zaman da, sûizanlar, şüpheler, tahminler ortaya çıkabilir.

Buna göre eşlerin birbirine yeterli zaman ayırmaları, birbirleriyle yeterince ilgilenmeleri az probleme yol açar. Poblemden sonra da bu ilgiler ilişkiyi tamir edebilir.

 
9-Eş için arkadaş, dert ortağı, hatta doktor olunabilir

Herkesin kendine göre bir derdi, sıkıntısı olabilir. Herhangi bir sebepten dolayı strese girebilir. Hatta bazı eşlerin psikolojik sorunları olabilir.

Böyle durumlarda eşler birbirine sabredecek, verdiği yorgunluklra tahammül etmeli, bazı sıkıntıları anlayış karşılamalı. Stresini azaltma, psikolojik sıkıntısı giderme konusunda ilk dokturu olmalı. Hastanın ilk doktoru elbette kendisidir. Kimileri bu rolünü iyi yapamadığı için ona eşi yardımcı olmalıdır. Aile arabasının kullanan eşilerdir. Onların soförrlüğünün kalitesi aile arabaysını hedefine kazasız belasız götürür.

Unutmamak gerekir ki her sıkıntınıyı giderecek bir sebep, her hastalığı iyi edecek bir ilaç mutlaka bulunur. Allah her derdin dermanını yaratmıştır.

Kaldı ki bize göre musibet olan bir çok şey belki de bizim için hayırdır. 

 

10-Eş olmanın sorumluluğu taşınmalı

Eşlerin birbirine karşı sorumlu olduğunu unutmamak gerekir. Evlilik bir eşya almaya benzemez ki hemen değiştirmeyi düşünelim.

Eşlerden biri diğerine kızdığı zaman onun  değerini unutmamalı.Hemen onu yerin dibine batırmamalı, bütün kusurlarını sayıp dökmemeli. birbirlerinin toplum içindeki yerini ve yarınını da düşünmeliler. Herkes eşinin toplum içinde alnı ak ve sevinçli olmasından mutluluk duyar.

Eşler öncelikle verici olmalı. Ondan sonra  karşı taraftan bir şey bekleme hakkı olsun.

 

11-Teenni ile hareket etmeli

Peygamberimizi (sav) ; « Acele etmek şeytandan, teenni ile hareket etmek Rahman’dandır » buyurmuştur.

İslam hukukuna göre bir kimsenin suçlu oluşu isbat edilinceye kadar o masumdur.

Bu ilkeler eşler arasındaki ilişkilerde de geçerlidir. Eşler, hoşlarına gitmeyen bir şey olduğu zaman, ya da bir şey istedikleri zaman olmadığında hemen karar vermemeli, karşı tarafı suçlamamalı. Sorup öğrendikten sonra karar vermeli. Bu gibi acele etmeler insanı her zaman yanıltır.

 

12-Geçimsizlik halinde kime başvurmalı

Sorun olduğu zaman Kur’an, Sünnete ve sizden olanlara danışmalı. Oralarda mutlaka cevap bulunur.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً {59}

« Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ulü’l-emre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resul'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. »  (Nisa, 4/59)

وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُواْ حَكَماً مِّنْ أَهْلِهِ وَحَكَماً مِّنْ أَهْلِهَا إِن يُرِيدَا إِصْلاَحاً يُوَفِّقِ اللّهُ بَيْنَهُمَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيماً خَبِيراً {35}

“Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” (Nisa, 4/59)

13-Ev hayatı ile ilgili bilgilenmek

Geç kaldım demeden mümkün olduğu kadar aile hayatıyla ilgili ders takip etmek, kitap okumak faydalıdır. Zira insan her şeyi bilemez. Bildiklerini unutabilir. Ya da bildiklerini yerinde uygulayamaz. Bilgileri tazelemekte fayda var.

 

ONÜÇÜNCÜ  DERS

01.01.2012

 

AİLENİN DİĞER FERTLERİYLE İLETİŞİM

A-Çocuklarla

a-EBEVEYN ile EVLATLAR ARASINDA DİYALOĞ KOPUKLUĞU ve SEBEPLERi

-Müslüman ailelerin sorunlarından biri de aile bireyleri arasındaki iletişim azlığıdır. 

Aile bağlarımız kuvvetli oluşuyla seviniyoruz ama bu bağlar gerçekten  kuvvetini koruyor mu?

Aile içinde herkes yerini ve sorumluluklarını yeterince biliyor mu?

Bu görevin gerektirdiği ölçüde bir iletişim var mı?

Onlarla diyaloğ nasıl kurulmalı ve nasıl sürdürülmeli?

Modern hayat anlayışı bu iletişimi nasıl etkiliyor?

Ailede gençlerle-cocuklarla diyaloğsuzluğun bir kaç sebebi:

 

1-Yeterli terbinenin verilmeyişi,

Yeterli terbiye derken, gençlere  sağlam bir karakter kazandıran eğitimi kasdediyoruz.  

Kaliteli bir eğitim alan kişilerin -kim olursa olsun- diğer insanlarla ilişkilerinin iyi olacağı açıktır.

 

2-Geleneğin etkisi,

Gelenekten kasdımız, ebeveynlerin geldikleri çevreden aldıkları kültür, anlayış ve davranışlardır.  

Veliler, çocuklarına hâlâ kendi yöresinde alıştığı gibi yaklaşırsa, yerli kültürün etkisinde kalan çocuğu ile iletişim problemi yaşayacaktır. 

 

3-Şartların değiştiğini farketmeme,

Hemen hemen dünyanın her yerinde şartlar, alışkanlıklar, adetler  sürekli değişiyor. Değişim olumlu da oluyor, olumsuz da. Şartların, metodların, anlayışların, insana hitap eden araçların değiştiğini farkedemeyenler, çocuklara yaklaşımda hata edebilirler.

 

4-Dış hayatın cazibesi,

Evin dışındaki hayat bazı gençler için çekici geliyor. Dışarıda nefse hoş gelen, gençlik duyularını tatmin eden, şeytanın allayıp pulladığı pek çok şey var.

Ancak gençler çoğu zaman bunların bir tuzak, bir yem, hayata hazırlanma döneminde ciddi engel olduğunu anlayamıyorlar. Ya da peşlerine gittikleri kimseler bunları söylemiyorlar.

 

5-Baskı altında tutulduğunun zannedilmesi,

Bazı gençler anne-babalarının  haklarını kıstıklarını, uyguladıkları disiplini, koydukları kuralları yanlış bulabilir, üzerlerinde haksız bir otorite kurduklarını düşünerek, ebeveynlerine karşı olumsuz davranabilirler.

Onların haklı olduğu söylenemez.

 

6-İhtiyaçlarının karşılanmaması,

Bazı veliler çocukların en tabii ihtiyaçlarını karşılamada bile cimri davranıyorlar. Çevresindeki bolluğun kendi şahsında yokluğa dönüştüğüne şahit olmak, elbette çocuğun üzerinde olumlu iz bırakmaz. Anne-babasına karşı tavır alan bazı gençlerde böyle bir saplantı olabilir.

Bu konudaki dengesizlik iletişimi zora sokar.

 

7-Kendisine güvenilmediği zannı,

Taraflar birbirini aldatmaya başlayınca güven bozulur, iletişim kopukluğu başlar. Bazen çocukların şüpheli davranışları, bazen bilerek ve bilmeyerek yapılan hatalar,  iyi niyeti istismar etmeler, karşı tarafın kendisine yalan söylediğinden şüphelenmeler buna sebep olabilir.  

Ya da anne-babalar çocuklarının kendilerini aldattığını sanabilirler.

Maalesef günümüz insanı karşı tarafı hep idare ediyor. Taraflar birbirlerini idare etmeye kalktıkları an şüphe başlar, bu da güvensizliğe götürür. 

 

8-İçinde yaşanılan kültürün baskısı,

Avrupa kültürü özünde baskıcı, dışlayıcı, tek tipçi, başka kültürlere karşı tahammülsüzdür.  Öyle olunca buraya gelen yabancıların kendi kültürlerini benimsemelerini beklerler, yani asimile olmalarını.  

Ebeveynler çocuklarını ‘eti senin kemiği benim’ diyerek okullara temamen teslim ederlerse, çatışma, iki kültür arasında bocalama, olumsuz kişilikler, ya da kimliği kaybetme kaçınılmazdır.

 

9-Ebeveynin metodlarını yenilememesi,

 Emredici, baskıcı, ben bilirimci eğitim metodları artık işe yaramıyor. Onun yerine pedegojiye uygun metodlar uygulanmalı.

Ya da ‘çocuk kısmına fazla yüz verilmemeli’ diyerek ona karşı sürekli ciddi olmak, sürekli buyurgan davranmak, onunla az konuşmak, onun görüşlerine hiç değer vermemek; çocukla olan diyaloğu azaltır.

Bu şekilde yapan anne ve babalar bu metodlarını yenilemezseler, çocuğun etkilendiği dış şartlarla başa çıkamazlar.

 

10- Bazılarının ebeynini gelişmemiş zannetmeleri,

Bazı gençler, anne-babaların geldiği yere, aldığı eğitime, hatta giyimine bakarak onlara küçümseyici gözle bakabilirler. Kimileri de kendi tahsilini, diplomasını, kariyerini gözünde büyüterek, onları beğenmeyebilir.

Böyleleri anne-babayı beğenmedikleri için de onların verdikleri eğitime alıcı olmazlar. Sözlerini dinlemezler, tavsiyelerini ve nasihatlarını kaale almazlar.

Böyle bir tutum ebeveyn ile iletişimde tehlikelidir.

 

11-Özenti, taklid, inatçılık, tehlikeyi görmeme vb.

Kimileri, kendinden önde olanlara, idol haline getirdiklerine, meşhurlara özenir, onları takild etmeye çalışır.  

Bu iş veya iletişimsizlik öyle bir noktaya ulaşır ki, anne-baba ne dese tersini yapmak ister, ya da bundan  zevk alır. 

Okunan nesneler, seyredilen kanallar, kullanılan bilgisayar/internet, ilişki içinde olunan arkadaş çevresi bu duruma etki etmektedir..

 

b-ÇOCUKLARLA İLETİŞİM

1-Müslüman için çocuklar bir imtihan sebebidir

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَخُونُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُواْ أَمَانَاتِكُمْ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ {27} وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ {28}

“Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e karşı hâinlik etmeyin, size emanet edilen şeylere bile bile ihanet etmiş olursunuz. Mallarınızın ve çocuklarınızın aslında bir imtihan sebebi olduğunu ve büyük sevabın Allah katında bulunduğunu bilin.” (Enfal, 8/27-28)

وَمَا أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُم بِالَّتِي تُقَرِّبُكُمْ عِندَنَا زُلْفَى إِلَّا مَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَأُوْلَئِكَ لَهُمْ جَزَاء الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ آمِنُونَ {37}

“Ey iman edenler! Sizi Bana yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de çocuklarınızdır. Yalnız iman edip salih amelde bulunanlar yaptıklarına karşılık mükâfatları kat kat artırılır.” (Sebe’, 34/37)

 

2-Görev ve sorumluluk bilincine sahip olmak

Çocuk insana verilen en önemli emanetlerden biridir. Emanete hıyanet edenler dünyda hayırsız evlet sıkıntısı cezasına çarptırılır. Ahirette ise hainlerin cezası farklıdır.

Cocuklarin anne babanin eseri oldugunu unutmamak gerekir. Iyi eser birakmak isteyen eserine onem vermeli, ozen gostermeli, isini ciddiye almali. Bilinen bir gerçektir ki çocuklukta verilmeyen eğitimin sonuçları  sonradan alınıyor.

 

3-İyi bir eğitim iletişimi sağlıklı yapar.

Bunun için;

Helâl rızık yedirmek gerekir. Haram lokmanın çocuk karakteri üzerinde kötü etki yaptığı biliniyor.

Çocuk eğitiminin doğumdan önce basladığını, dokuz ile on yaş arasında tamamlandığını unutmamak gerekir. Hamilelikte yaşananlar, doğumdaki emek, kulaklarına ezan ve kaamet okunması, güzel bir isim, birden fazla çocuk sahibi olmak eğitime olumlu katkı sağlar.

Her çocuk başlı başına bir kişiliktir ve hepsinin eğitimi ayrıdır.

Eşlerin cocuk karşısında durumu çocuk egitimde önemlidir. Uyumlu bir evlilik, beraber eğitim, farklı davranmama, cocuğun önünde tartışmamak gibi.

 

4-Çocuk eğitiminde bir kaç önemli nokta:

Çocuk eğitiminde dört anahtar kelime:

sevgi,

bilgi,

ilgi,

örneklik.

Sevgi: Bu işin mayası ve temeli. Çocukla yapılabilecek her şey bu temele dayanır. Sevgide dengeolmalı, sevgi başa kakılmamali, ikide bir söylenmemeli, disiplini bozmamalı.

Bilgi: Çocuğun karakterini iyi tanımak ve ona göre davranmak gerekir. Çocuk eğitiminde en önemli avantaj budur.

Her çocuk ayrı bir kişiliktir. Becerikli bir ebeveyn öocuğunu iyi tanır. Gelişmesini iyi gözlemler. Hangi yaşta hangi davranışları sergilediğini takip eder ve ona göre davranır.

Her çocuğa yaşına ve kapasitesine göre muamele etmek gerekir.

Elimizde her yaşa göre iletişim dilleri vardır.

Bunlar: Söz dili,

yürek dili,

beden dili,

göz dili,

yüz dili.

Çocuk eğitiminde en önemli araç ‘söz dili’ zannedilir. Yani öğretmek, nasihat etmek, uyarmak, kızmak, yol göstermek vb. Ancak eğitimde sadece ‘söz dili’ni kullanmak yeterli değildir. 

Çocuğun anlayacağı dili yakalamak, olaya göre çözüm üretebilmek, çocuğun kendisi ile işleri, çalışmaları, temizlikleri vs. kendisinin yapmasını sağlamak, sorumluluğunu öğretebilmek en akıllı iştir.

Çocuğun yaşına ve kapasitesine göre davranmak esastır. Küçük yaştaki öocuktan büyük cocuk hareketi beklemek yanlış olduğu gibi, delikanlı olmuş çocuklara çocuk muamelesi yapmak da yanlıştır.

Hitap tarzımız, yükleyeceğimiz sorumluluklar, beklentilerimiz çocuğun yaşına uygun olmalı. Önemli olan yaşına göre yapması gerekeni severek zamanında yapmasını sağlamaktır.

İlgi: Çocuklara karşı en önemli sorumluluğumuz onlara ilgi göstermektir. Çocuklar ihmale gelmedigini unutmamak gerek.

İlgi aynı zamandan onlarin maddi ve manevi ihtiyaclarını karşılamaktır.

Çocuğa ilgiye;

-onu ciddiye almak, baştan savmamak (Mesela; Anne- babasına 5-6 kez seslendiği halde cevap alamayan veya “şimdi sus meşgulüm” cevabına muhatap olan kendisine değer verilmediğini inanır.)

-münasebetlerimizde kibar olmak (Odalarına girerken kapılarını çalmak. Onlarla emir verir gibi konuşmak yerine “ Yapar mısın, getirir misin” diyelim ve mutlaka teşekkür edelim. Bir hatamız olursa onlardan içtenlikle özür dileyelim.. Bu bizi küçültmez, aksine büyütür. Zamanla onlar da buna alisacaklardir.)

-ona bir şey alırken veya odasında değişiklik yapacağınız zaman mutlaka onun fikrini almak

-çocuklara guven aşılamak,

-aldatmamak, yalan söyelememek  (Mesela; böyle yapan ebeveynler biraz sonra çocukları tarafından aldatıldıklarını görürler. Bir kabahat işlediğinde, doğruyu söylediği zaman “Doğru söylediğin için seni affediyorum” diyebilelim. Söz ile öğüt ile verilemeyen çok şeyler, tatbikatla anında kavranır, silinmez yer eder kafada, yürekte.. 

-onun da konuşmasına da fırsat vermek görüşünü almak,

-onu sabır ve ilgiyle dinlemek (onun dünyasına giremebilmek için şarttır)

-iyi taraflarını öne çıkarmak, suçlayıcı ithamlardan kaçınmak  (Kendisine sürekli ‘kötü, tembel, hayırsız, geri kafalı, yaramaz, haylaz’ denilen çocuk bunun etkisinde kalacaktır) gibi

 -maddi ve manevi ihtiyaçlarını imkanlar ölçüsünde karşılamak de girer.

 

Örneklik; Örnek olmak anne-babanin en onemli gorevidir.

Çocuklar büyükleri izlerler. Çocukların örnekleri ve öğretmenleri anne-babalar ve büyüklerdir.

O zaman bunu iyi yapmalı.

 

5-Çocuk karşısındaki duruşumuz:

Çocuğu ilginizi şu sorularla test edebilirsiniz:

  1-Emir veren ve yöneten,

  2-Uyaran ve tehdit eden,

  3-Öğüt veren, çözüm öneren,

  4-Yargılayan, karşı çıkan,

  5-Öven, takdir eden,

  6-Alay eden, küçümseyen,

  7-Ciddiye almayan, değer vermeyen,

  8-Anlamaya çalışan, sorunları dinleyen

  9-Yapıcı ve daha iyi olmasını isteyen

10-İlgisiz ve vurdumduymaz

11-Aşırı ilgi gösteren ve her işini kendisi yapan

12-Aşırı sevip şımartan ve yüz veren

13-Somurtkan ve mesafe koyan

14-Babacan ve arkadaş gibi davranan

15-Ne halleri varsa görsünler diyen ebeveynler misiniz?

 

6-Yaşa göre iletişim

Çocuk eğitiminde ta baştan beri yapılması gerekenleri yapan bir ebeveyn dokuz on yaşlarına kadar çocuk kişiliğinin temeleini atmış olurlar.

Bundan sonra yapılacaklar kişilik binasının gelişimi ve süslenmesidir.

Bunun için yapılacakları şöyle sıralamak gerek

-Çocuğun kabiliyetlerini ve isteklerini keşfedip olumlu yönlendirmek

-İletişim kanallarını sürekli açık tutup ne yaptığını, nasıl yaptığını, niçin yaptığını, yapamadıklarını birlikte gözden geçirmek

-Özellikle ergenlşik döneminde daha dikkkatli olmak, onu anlamaya çalışmak, desteği esirgememek, sıkıntılarını anlayışla karşılamak, agresif davranışlarını yapıcı bir tarzda savuşturmaya çalışmak

-Kapasitesinin üzerinde yük yüklememek, beklenti içine girmemek

-Sorun olduğu zaman uygun bir dil ile, uygun bir zamanda konuşmak, sorunu kendisinin anlayıp çözümünü kendisinin bulmasını sağlamak

-Başarısızlık, hata ve eksiklik zamanlarında suçlamadan, yargılamak, başkalarını örnek vermeden kaçınmak gerek.

-Mükafat ve ceza dengesini gözetmek, olumlu davranışlara çok vurgu yapmak, hataları gündeme getirmemek.

-Ebeveynler çocuklar için iyi bir partner olmak durumundadırlar. Amir tavrı iletişimde yapıcı değil.

-Disiplini elden bırakmamak gerek. Bunun da dengeli olması lazım. Disiplin baskıya dönğşğrse sonuç alınamaz.

-Değer verme, takdir etme, suçlamama, aşağılamama  çocukları kazanmada etkin metodlardır.

-Çocuk akil-baliğ olduktan sonra artık o bir şehsiyettir. Her davranışından kendisi sorumludur. Bu yaştan sonra  yapılacak sadece rehberlik yapmak, kararlarına yardımcı olmak, örnek olmak ve dua etmektir.