Login Form

Istatistikler

Gebruikers
139
Artikelen
1588
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
598675

EŞEĞİN SESİ ve BİR FETVA

Hikâye bu ya;

Hatibin biri kürsüden teyemmüm abdestini anlatıyormuş. Cemaat daha iyi anlasın diye bir örnek vermek istemiş ve şöyle anlatmış. “Adamın biri eşeğine erzakını, su tulumlarını yüklemiş çölde bir yerden bir yere gidiyormuş.

Epey yol aldıktan sonra bir yerde dinlemek şistemiş. Dinlenirken uyuyakalmış. Uyandığında eşeğinin ortalıkta olmadığını görmüş. Eyvah bu çöl ortasında. nevâlesiz, susuz ne yapsın. Her şeyi eşeğin sırtında idi. Telaşla öteye beriye bakmış. Yok, eşek kaybolmuş. İzlerini bile bulamamış. Çaresiz ilk istirahat ettiği yere gelmiş ve oturup beklemeye başlamış.

Biraz sonra öğle namazını kılayım bari diye düşünmüş. İyi de su kırbacı eşeğin üstünde idi. Eşek de kayboldu. Ne yapacak? Tabii ki teyemmüm yapacak. Ve yapmış ve namazını kılmaya başlamış. Tam öğlenin farzını kılyordu ki birden eşeğin anırmasını duymuş. Evet bu kendi eşeğinin sesi. Eşeğin sesini duıyunca da kendi kendine; madem ki eşeğim anırdı, sesini duydum, demek ki yakında. O yakında olunca su da yakında demektir. Yani su bulununca teyemmüm bozulacağına göre abdestim bozuldu diye düşünmüş ve namazını bozdu.

Hatip bunu anlatırken tam bu sırada hocanın adamın sözü olarak naklettiği “demeki eşek anırınca su bulundu, su bulununca da teyemmüm abdesti bozuldu” cümlesini duymuş. Dışarı çıkınca veya eve gelince demiş ki bugün hocadan dinledim. “eşek anırınca abdest bozulur”.

Lâfın hepsini duymayanlar, duyduğunun öncesini sonrasını hesab katmayanlar böyle ilginç fetva verirler.

Ellerinde kesin bilgi, belge delil olmayanlar, tahminlerine, zanlarına, ya da hayallerine göre hüküm (karar) verirlerse yanılırlar. Bununla günlük hayatımızda, insanlarla ve akrabalarla ilişkilerimizde, başkaları ile ilgili anlatım ve değerlendirmelerimizde sık sık , hele şimdilerde sosyal medyada çok karşılaşıyoruz.

İşte buna benzer bir örnek.  “Ebu Dâvud et-Teyâlisî (öl. 204) Müsned’inde şu haberi rivâyet ediyor. Hz. Aişe’ye  Ebu Hurayra’nın “Rasûlüllah’ın (sav): “Uğursuzluk şu üç şeydedir; evde, kadında ve atta” buyurdu dediği sorulunca o şöyle cevap verdi: “Ebu Hurayra iyi ezberliyememiş, o geldiğinde Peygamber (sav); “Allah yahudileri kahretsin, şöyle derler: Uğursuzluk şu üç şeydedir: Evde, kadında ve atta” buyurmuştu ama o, başını işitmemiş, sadece sonunu işitmiştir.” (Ebu Dâvud Teyâlisî, Müsned s: 215 no: 1537. et-Taberânî (öl.360), Müsnedu’ş-Şamiyyîn,  4/342 no: 3505. Zerkeşî, hz. Aişe’nin Sahabelere Yönelttiği Eleştiriler (ter.), s: 78. Tuksal, H. Ş. Kadın Karşıtı Söylemin İslâm Geleneğindeki İzdüşümleri, s: 207. Sağlam, İ. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/304456)

Benzer bir rivâyet de şöyle: “Benî Amir’den iki adam Hz. Aişe’nin yanına girip “Ebu Hurayra: “Tıyera (uğursuzluk) ancak kadında, binekte ve evdedir” hadisini rivâyet ediyor?” (Ne dersin?) diye sordular. O: “(Aklım başımdan gitti) aklımın yarısı göğe uçtu, yarısı yerde kaldı!” dedikten sonra şu cevabı verdi: “Kur’an’ı Ebu’l-Kasım’a indiren Allah’a yemin ederim ki, o böyle söylemiyordu. Fakat Resûlullah (s) şöyle buyurmuştu: “Cahiliye insanları şöyle derlerdi: Uğursuzluk (tıyera); kadında, evde ve binektedir.” Sonra hz. Aişe şu âyeti okudu:

“Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Hadid 57/22) (Ahmed İbn Hanbel, 6/150, 240. İshak b. Râhûye, Müsned, 3/751 no: 1365'den Sağlam, İ. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/304456). el-Hâkim, el-Müstedrek âle’s-Sahîhayn, 2/521 no: 3788)  

Bu üç şeyde “uğursuzluk” nitelemesi farklı bir şekilde en sağlam hadis kitaplarında da geçiyor. Bakınız:

Rasûlullah (sav) buyurdu ki: “Bir şeyde şu’m (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” (Buhârî, Cihad/47 no: 2099, Nikâh/17 no: 5090. Müslim, Selâm/33 (119) no: 5809. Muvattâ, İsti'zân 21)

Ancak bir başka hadis rivîyetinde bu üç şeyde uğursuzluk olduğu açık bir şekilde söyleniyor. (Bkz: Buhârî, Tıb/54 no: 5772)  

En güvenilir üç hadis kitabında geçen bu hadisleri nasıl anlayacağız?

Burada dört ihtimalden söz edilebilir. Birincisi; rivayeti lafzi (literal) manasıyla, olduğu gibi alıp bu nesnelere uğursuz –kızımız da olsa- muamelesi yapmak. Öyle ya rivayet Kütüb-ü Sitte'de geçiyor. Peygamber'e isnadı sağlamdır. O dediği için de bize düşen itiraz etmek değil, alıp kabul etmektir. Peygamber kimbilir neyi kesdetmiştir. Burada teslimiyet gerekir, akıl devre dışıdır.

İkincisi: Hadis her ne kadar sahih sayılan kaynaklarda geçse de zayıf veya uydurmadır.

Üçüncü; hadislerde geçen ve Türkçe’ye uğursuzluk diye aktarılan “tıyera ve şum’u-teşe’üm” ile kasdedilen ne? Acaba bu bizim bildiğimiz uğursuzluk mu?

Dördüncüsü; hz. Aişe’den gelen rivâyeti esas almak. Buna göre işin doğrusu Peygamber’in (sav) ya yahudilerin veya cahiliyye araplarının üç şeyde uğursuzluk olduğu iddialarını reddetmesidir.

Birisi hz. Aişe’nin Ebu Hurayra’yı düzelttiğini duymamış olsa, muhtemel ki hadis kaynaklarına güvenip “kadında, atta ve evde/meskende” uğursuzluk var diye düşünebilecek. (İslâmı bu yüzden tenkit eden gayr-i müslimler var.)

İşte böyle; sözün tamamını duymayıp sadece duyduğumuz son kısımla amel edersek –Allah korusun- bu üç şeyde, hatta –o da kadın olduğuna göre- annemizde bile uğursuzluk arardık.

Halbuki Peygamber (sav) başka hadislerde İslâmda uğursuzluk inancının olmadığını söylüyor.

“(İslâmda) teşe’üm-uğursuz sayma-kötüye yorma” yoktur.” (Buhârî, Tıb/54 no: 5773)

“Eşyada tıyera (uğursuzluk) yoktur Safer ayında uğursuzluk yoktur, baykuşun ötmesinde bir uğursuzluk yoktur.” (Buhârî, Tıb/19 no: 5707. Müslim, Selâm/33 (102) no: 5789. Bir benzeri: Buhârî, Tıb/25 no: 5717)

(Uğursuzluk hakkındaki hadislerin değerlendirmesi için bakınız: Sağlam, İ. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/304456)

Ebu Hurayra’nın kendisi kadınlarda, atta ve meskende uğursuzluk olduğuna inanıyor idiyse; sözün tamamını bilmeden, işitmeden bir sonuca vardı demektir.

Buradan hareketle; bir konuda veya bir kişi hakkında hüküm vermek durumunda kalırsak elimizde sağlam bilgi, belge ve delilin olması gerekir. Verdiğimiz hükümler, kararlar, fetvalar zanna veya hayale dayanmamalı. Aksi halde yanlış hüküm veririz. Bunun da bir mü’min için vebal olduğu unutulmamalı.

 

Hüseyin K. Ece

05.01.2018

Zaandam