Login Form

Istatistikler

Gebruikers
209
Artikelen
1694
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
935042

ABDEST ALMAK PEYGAMBER’E KARDEŞ OLMAKTIR

 ABDEST ALMAK PEYGAMBER’E KARDEŞ OLMAKTIR

Kur’an’da bir âyette abdestten bahsediliyor.

“Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsi birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin.

 

Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.” (Maide 5/6) 

Hadislerde abdestin faziletleri

Abdestin faziletiyle ve dindeki yerini ifade eden pek çok hadis var. İşte onlardan bir kaç örnek:

Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "Resûlüllah (sav) buyurdu ki:

“Allah'ın hataları silmeye ve dereceleri yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri size söylemiyeyim mi?”

“Evet ey Allah'ın Resülü, söyleyin!'” dediler. Bunun üzerine şöyle dedi: “Zahmetine rağmen abdesti tam almak. Mescide çok adım atmak. (Bir namazdan sonra diğer) Namazı beklemek. İşte bu ribâttır, işte bu ribâttır. İşte bu ribâttır.” (Müslim, Tahâret/41 no: 251. Muvatta, Sefer/55. Tirmizi, Tahâret/39 no: 52. Nesâi, Tahâret 106 no: 107)

Abdullah es-Sunâbihi (ra) anlatıyor: "Resûlüllah (sav) buyurdu ki: “Mü'min kul abdest aldıkça mazmaza yaptı mı (ağzını yıkadı mı) günahlar ağzından çıkar. (Burnunu sümkürdü mü) günahlar burnundan çıkar, yüzünü yıkadı mı günahlar göz kapaklarının altına varıncaya kadar yüzünden çıkar. Ellerini yıkadı mı günahlar tırnak diplerine varıncaya kadar ellerinden çıkar. Başını meshetti mi, günahlar kulaklarına varıncaya kadar başından çıkar. Ayaklarını yıkadı mı, günahlar ayak tırnaklarının altına varıncaya kadar ayaklarından çıkar. Sonra mescide kadar yürümesi ve kılacağı namaz nafile (bir ibâdet) olur.” (Muvatta, Tahâret/30. İbnu Mâce, Tahâret/6 no: 283) Burada abdest organları yıkandıkça dökülen günahların küçük günahlar olduğunu hatırlamak gerekir.

Ebu Mâlik el-Eş'ari (ra) anlatıyor: “Resûlüllah (sav) buyurdu ki:  “Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülilllah mizanı doldurur. Sübhanallah ve’l-hamdulillah; yer ve gök arasını doldurur. Namaz nurdur, sadaka bürhandır (belgedir), sabır ziyadır (ışıktır). Kur'ân ise lehine veya aleyhine bir hüccettir (delildir). Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır, kimisi de helâk eder." (Müslim, Taharet/1 no: 223. Tirmizi, Da'avat/91 no: 3512. Nesai, Zekat/1 no: 2439)

 

-Abdest nedir?

-Abdest bir iman tazelemedir.

Müslüman imanının gereği olarak ibadet etmek üzere kendisine abdest emredildiği için abdest alır. Her bir ibadet imanın isbatı, pekiştirilmesi, sağlamlaştırılmasıdır. Abdest alan mü’min adeta “işte imanım bunu gerektirir” demiş olur.

 

-Abdest fiili şehâdettir.

Abdest uzuvlarını yıkayarak fiilen şehâdet getiriyor, kelime-I şehadet söylüyor demektir. Abdestimi imanıma, imanımı da abdestime şahit tutuyorum demiş olur.

 

-Abdest aynı zamanda bir zikir halidir.

Allah adıyla, ibadet yapmak üzere, ya da Peygamberin tavsiyesine uyarak abdest alan mü’min, Allah’ı hatırlıyor demektir. Abdestli olduğu sürece Allah’ı unutmaz. Ya da günah olan bir şeyi yapmak istediği zaman abdestli olduğu aklına agelir. Allah için abdest almıştı. Bu durumda abdest sahibine Allah’ı ve O’nun yüce huzurunu hatırlatır.

O yüzden büyüklerimiz sürekli abdetli yaşamayı, evden çıkarken abdestli çıkmayı, tuvalet ihtiyacından sonra imkan varsa hemen abdest almayı tavsiye ederler.

 

-Abdest nûrdur. 

Peygamber (sav) abdestli iken tekrar abdest almayı nur üstüne nur diye niteliyor. Bu demektir ki abdest bu hayatta mü’mine manevi ışık saçar, kıyamette ise parıltıcı bir şekilde gelmesine sebep olur.

Nitekim, insan yaşlanınca yüzündeki buruşuklar artar. Yüzü kırış kırış olur. Bu hâle bazıları çirkinlik diyebilir. Ancak namaz kılan mü’minler ne kadar ihtiyarlarsa ihtiyarlaşsınlar, ne kadar yüzleri buruşursa buruşsun, yüzlerinde nûr vardır. Dikkatle ve basiretle bakan bunu görür, hisseder. Onların yüzlerinin derinliklerinde saklı olan bu güzellik elbette diğer ibadetlerin yanında abdesttir, abdestin izleridir.

 

-Abdest her açıdan tahârettir ve tahâret bilincidir.

Arapça’da tahâret her türlü temizliği anlatır. Türkçe’de hem tahâreti hem temizlenmek kelimelerini kullanırız. Türkçe konuşan müslümanlar abdest için yapılan temizliğe ‘tahâret’ demişler. Daha doğrusu ibadet olan temizliklere ‘tahâret’ diğerlerine normal temizlik derler. Tahâretlenmek aynı zamandan büyük ve küçük tuvaletten sonraki temizlenmeyi de ifade eder.

Abdest alan bir mü’min öncelikle bu tahâretini yapmalı. Tuvaletten sonra dinen geçerli sayılan tahâreti yapmayan veya cünüplükten temizlenmeyen müslümanın abdesti olmaz.

Abdestli olan kimse hem bu açıdan temizdir (tahâretlidir), hem de abdestini koruduğu sürece temizdir (tahâret üzeredir).

Abdestin, en azından abdest uzuvlarının yıkanması açısından maddi bir tâharet (temizlik) olduğunu tekrar hatırlayalım.

Suyun az olduğu ve az kullanıldığı çölün ortasında gelen İslâmın, ibadet için abdesti şart koşması, guslü emretmesi, her şeyin temiz tutulmasını istemesi ve suyu temizleyici olarak nitelemesi dikkat çekicidir. Bu kendi mensuplarına hem tahâret bilincini kazandırmak, hem da hayatın ortasına suyu koymalarını sağlamak  içindir. Allah da temiz olanları sever.

“… Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.” (Bekara 2/222)

 

-Abdest samimiyettir

Abdest mü’min ile Rabbi arasındadır. Bir kimsenin abdestli olup olmadığını kulun kendisi –eğer unutmadıya- bilir, bir de Allah (cc) bilir. Namaz kılmaya kalktığı zaman abdest almaya bizzat kendi karar verir. Hiç kimse onun abdestini kontrol edemez.

Şuurlu veya azıcık imanı olan bir müslüman asla abdestsiz namaz kılmaya kalkışmaz. Bir şekilde abdesti bozulursa, hemen yenisini almaya gider.

Bu da kulun Allah (cc) karşısındaki samimiyetidir/ihlasıdır.

 

-Abdest öfkeyi control altına alır

Rasûlüllah (sav) aşırı kızgın ve öfkeli insanlara abdest tavsiye ediyor. Öfke ateş gibidir, ateşi de ancak su söndürür.

“Öfke şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Su ateşi söndürür. Öfkelendiğiniz zaman abdest alınız.” (Camiü’s-Sağir, 3/2796)

 

-Abdest İslâm’ın sembollerindendir.

Kur’an, Allah’ın şiarlarına saygı gösterilmesini emreder. (Hac 22/32) Bunlar aynı zamanda İslâmın sembolleridir.

Dünyada hiç bir din mensubu müslümanlar gibi abdest almaz. Abdest müslümanlara mahsustur. Bir yerde abdest alan bir kimse gördüğümüz zaman onun müslüman olduğuna hükmederiz. Tıpkı ezan gibi, hac gibi, kurbanlık hayvanlar gibi, namaz gibi, tesettür ibadeti gibi.

Abdest almak bu açıdan bir kimlik kabulü ve o kimliği ortaya koyma şuurudur. 

-      Abdest, Peygamber’e (sav) kardeş olmak

Kur’an şöyle diyor: Kim Allah'a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah'ın

kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler,  şehîdler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (4 Nisa/69)

Peygamberlere, hakikete hayatıyla şâhitlik yapanlara, ya da canını Allah için verenlere,

her zaman erdemli davrananlar kimselere arkadaş olmak… Ki onlar ne güzel arkadaştırlar.

Ya da bir peygambere komşu olmak. Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. İbrahim’e… Ya da Hz.

Muhammed’e (sav) komşu olmak. Peygamberlere, son peygamber Hz. Muhammed’e arkadaş (rafîk) olmak…

Bunun da ötesinde Hz. Muhammed’e kardeş olmak. O’nun Havz’ının başında

onunla buluşmak. Ne kadar güzel…

Kim bu şerefe nail olacak? Abdest alanlar.

Abdesti niçin aldığının farkında olanlar.

Abdestle yapılabilecek ibadetleri hakkıyla yapanlar.

Bütün bir ömrü abdestliymiş gibi, Allah’ın murakebesinde altında, temiz, ağır başlı, tevazu ile ve istenen bir mü^min olarak yaşayanlar.

Yani hayatına abdest aldıranlar…

İşte onlar bu mükâfata, bu müstesna ödüle, bu hesapsız karşılığa, bu kalpleri

heyecanlandıran buluşmaya kavuşacaklar.

Çok hoş, çok güzel, çok heyecanlı, çok mükemmel bir müjde… Nasıl mı? İşte şu hadiste

geçtiği gibi.

Ebu Hureyra (ra) şöyle anlatıyor: Rasûlüllah (sav) mezarlığa geldi ve şöyle dedi:

“es-Selâmü aleyküm, ey bu diyarın müslüman sakinleri! İnşaallah biz de sizin arkanızdan geleceğiz. Ümit ediyoruz ki kardeşlerimizi görürüz.”

Orada olanlar sordular: “Bizler senin kardeşlerin değil miyiz ey Allah’ın Rasûlü?”

“Siz benim sahabelerimsiniz, kardeşlerimiz sonradan gelecek” diye cevap verdi. Onlar;

“Henüz görmediğiniz bu sonradan gelecek olan kardeşlerinizi nasıl tanıyacaksınız ey Allah’ın Rasûlü?” Peygamber;

“Sizden birinizin alnı aşkar, ayağı sekili cins bir atı olsa, onu diğer atlar arasında tanıyamaz mı?” Sahabeler;

“Elbette tanır” dediler. Peygamber (sav);

“İşte böyle, onlar alınlarında ve ayaklarında abdestin nişanı olduğu halde gelirler. Ben onlardan önce Havz’ımın başına gideceğim. Bazıları şaşkın develer gibi Havz’ın başından uzaklaşacaklar. Ben onlara, “Haydi gelin, haydi gelin” diye sesleneceğim. “Onlar senden sonra (tabliğ edileni) değiştirdiler” denilecek. Ben de o zaman; “uzak olun, uzak olun” diyeceğim.” (Müslim, Tahâret/39 no:249. Bir benzeri İbni Mace, Züd/36 no:4302. Nesâî, Tahâret/110 no:150)

Peygamber (sav), kendisinden sonra gelecek olan Peygamber’i görmedikleri halde ona ve onun getirdiklerine iman edip, iman ettikleri esasları samimiyetle yerine getiren müslümanlara kardeşlerimiz diyor. Onları tebcil ve iltifat ediyor.

Görüldüğü gibi Peygamber (sav) onları abdestin yüzlerinde bıraktığı izden tanıyacak. Onlar, Kıyamet Günü abdest organları ay gibi parıldayarak gelilrler. Karanlık bir gecede dolunayın parıltısı gibi.

Ağıza su verirken şöyle dua edilir: “Yarabbi! Bana Peygamberinin (sav) havzindan öyle bir su ihsan buyur ki, ondan sonra hiç susuzluk duymayayım. Allahümme eskınî min havdı nebiyyike ke’sen lâ ezmanu ba’dehu ebeda”

Peygamberi seven, hayatının onun sünnetiyle yaşamaya çalışan, Âhirette ona yakın olmayı isteyen müslüman, elbette onun Kevser Havuzundan, onun ellerinden su içmek isteyecektir.

Ne muhteşem olur... Onun mübarek ellerinden su içmek… Bir daha susuzluk duymamak üzere…

Yani ab-ı hayat içmek... Hani insanlar asırlardan beri ab-ı hayat’ı (can suyunu) arıyorlardı ya...

İşte onlara hayat suyu. Ab-ı hayatı bulmak isteyenler, abdestli yaşasınlar.

Yani abdestle birlikte, insanı her türlü kötülükten koruyan namazı hakkıyla kılsınlar, müslümanca yaşasınlar, inandıkları dini hayatlarına hakim kılsınlar. İmanlarını yüreklerinde iktidara getirsinler.

Gerisi kolay.

Hüseyin K. Ece

26.05.2014

Zaandam/Hollanda