Login Form

Istatistikler

Gebruikers
209
Artikelen
1617
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
704644

HİCRETİ GÜNÜMÜZE TAŞIMAK

Hicreti anlamak ve yaşamak konusunda bir konuşma

Hüseyin K. Ece

10.11.2013 Essen

VIDAM Hicreti Anma Proğramı

 

Konu başlıkları

a-Hicret

1-Kelime anlamıyla hicret

2-Kur’an’da hicret kelimesi

b-İnsanın hicreti

1-Hayat hicrettir, yolculuktur

2-Peygamberlerin hicreti

2a-Ademin hicreti

2b-Nuhun hicreti

2c-İbrahim’in ve Hacer’in hicreti

2d-Yusuf’un hicreti

2e-Musa’nın hicreti

c-Peygamberimizin hicreti

1-Kurumsal (ıstılah) anlamıyla hicret

2-Hicretin sebebi

3-Hicret: Nebevi direniş

4-Muhacirler

5-Hicret: Fethe giden yol

6-Hicretin sonuçları

d-Hicreti günümüze taşımak

1-Fetihten sonra hicret yoktur

2-Hicret bilinci

3-Günümüzde muhacirlere ensar olmak

4-Günümüzde muhacir olmak

 

a-Hicret

1-Kelime anlamıyla hicret

Hicret terketmek, hicret etmek, şirkten uzaklaşmak, emsalinden üstün olmak mânalarına gelen ‘he-ce-ra’ fiilinin masdarıdır. R. Isfehânî’ye göre hicret, kişi veya kişilerin bulundukları yerden göç yoluyla ayrılmaları demektir. (R. el-Isfehânî, Müfredât, s: 782)

 

2-Kur’an’da hicret kelimesi

Bir şeyden veya bir yerden ayrılma beden ile olabileceği gibi, dil ile veya kalb ile de olabilir. Nitekim bu anlamda Kur’an’da kullaniliyor.

 وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَمِيلاً {10}

“Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl.” (Müzemmil 73/10,

“… Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın…” (Nisa 4/34)

Bir âyette kalbi Allah’ın dışındaki şeylerden ayırıp yine O’na yönelmek anlamında kullanılmaktadır ki bu, Allah’a hicret (yönelme) ibadetidir. (Ankebût 29/26)

قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ آلِهَتِي يَا إِبْراهِيمُ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنِي مَلِيّاً {46}

“(Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!” (Meryem 19/46)

مُسْتَكْبِرِينَ بِهِ سَامِراً تَهْجُرُونَ {67}

“Çünkü ayetlerim size okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin (Kabe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz.” (Mü’minun 23/66-67)

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ {5}

“Kötü şeyleri terket.” (Müdessir 74/5)

Kur’an’dan yüz çevirmeyi Kur’an mehcur kelimesi ile anlatıyor.

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُوراً {30}

“Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler.” (Furkan 25/30)

 

b-İnsanın hicreti

1-Hayat hicrettir, yolculuktur

Genel manasıyla hicret

Hicret bir yerden başka bir yere göç ise, hareket ise bütün bir kâinat hicret halindedir.

İnsan da hicretle içiçedir. 

Önce Adem’le yeryüzüne hicret ettik.

“Ademle hicret ettim ata yurdundan

Şimdi asıl yurdumu arıyorum”

 “Ameller niyete göredir. Her kişiye niyet ettiği şey vardır. Kimin niyeti  Allah’a ve Rasûlüne hicret ise, onun hicreti Allah’a ve Rasûlüne olur. Kimin niyeti dünyalık ise ona isabet edecek odor. Bir kimsenin hedefi bir kadını nikâhlamak ise, onun hicreti de odur.” (Buharí, B. Vahy/1)

 

2-Peygamberlerin hicreti

Hicret bir açıdan ayağa kalkmak, çalışmaya başlamak, ciddi bir bir hedef için yola koyulmak ise tarihin bütün ak yüzlü ve ak yürekli erlerinde ve kadınlarında hicret olayını görüyoruz.

 

2a-Âdemin hicreti

Âdem dünya hayatını yaşamak için Cennet’ten dünyaya hicret etti. Bu hangi sebeple olursa olsun bize üç önemli şeyi hatırlatıyor.

1.Hayatı düzenlemek Allah’a aittir. Bu konuda insanın yersiz söz söylemesi işe yaramaz.

2.Kavuşmak için terketmek, kazanmak için sa’y u gayret gerekir. Allah (cc) Âdem’in şahsında insanlara bedel ödemeyi ve hak etmeyi öğretiyor.

3.Hayat bir yönüyla iman ve hicrettir. “Allah’tan geldik yine ona döneceğiz” âyetinin açılımı biraz da budur.

Hicret yolculuğu çağrıştırır. Öyleyse “ey insan sen yolcusun. Hedefe varmak icin doğru yolu seç, doğru yol arkadaşı seç, doğru kılavuz seç.”

 

2b-Yûnûs’un hicreti

Her sebeple olursa olsun Yûnûs (as), yenilenmek, umut tazelemek, toparlanabilmek icin hicret etti, görevli olduğu yerden. Ama bu henüz izin verilmemiş bir terk idi. O yüzden onun hicreti balığın karnından geri döndü. Ama o hicret onu davetinde başarıya ulaştırdı, kavminin hidâyet bulmasına vesile oldu.

 

2c-İbrahim’in ve Hâcer’in hicreti

İbrahim (as) doğduğu beldede gorevini yapamayınca Filistin’e göç etti. Orada insanları İslâm’a davet etti. Sonra da Kâbe’yi inşa etmek ve haccı başlatmak üzere hanımı ve henüz küçük bir çocuk olan İsmail (as) birlikte, ekin bitmez bir vadiye hicret etti.

Bu hicretin ne üstün ve bereketli meyveler verdiğini onların hatırasından, Beytullah’tan ve Hac ibadetinin menâsikinden anlıyoruz.

Onları niye Mekke’ye götürdü?

Sara ile Hacer’in anlaşmazlıkları sebebiyle mi?.

Bunun cevabi Hacer’in hz. İbrahim’e sorusunde gizli: “Bizi buraya kendi kararınla mı bırakıyorsun, yoksa Rabbin mi emretti.” İbrahim, “Allah emretti” deyince, “o zaman git, Allah bize yeter” demişti. Burada inanmış bir kadının taslimiyetini ve Allah’a olan güvenini hayranlıkla görüyoruz.

Bu hicretin bereketi büyüdü, yayıldı, kıtaları aştı ve günümüze ulaştı.

Mekke yerleşime açılacaktı

- Allah orada Hz. İbrahim (as) ve oğlu İsmail’in eliyle Kâbeyi inşa ettirmeyi istemesi, hac ibadetinin onunla tekrar baslamasi ve bu hikmete binaen onları oraya yerleştirmiştir. Zemzem suyunun çıkması için, İsmail’in öyle bir macera geçirmesini hikmetli bir sebep kılmıştır. 

- Hz. İbrahim (as) ve Hz. İsmail (as)’in torunu olan ahir zaman Peygamberi Hz. Muhammed’in (sav) namazda kıblesi, hacda menasiki olacak o yerlerde onların hatırasını bakileştirmek için, ilahî hikmet, böyle bir maceranın olmasını istemiştir.

Hz. Ibrahim (as) hayat yuruyusunun hedefini su guzel sozlerle ozetliyor:

فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {26} Ankebût

“… Ben Rabbime dogru giden bir muhacirim…” (Ankebût 29/26)

 

2d-Yûsuf’un hicreti

Peygamber torunu, peygamber oğlu peygamber hz. Yusuf, kuyudan köleliğe, kölelikten devlet yöneticiliğine hicret etti. O hicretin bereketiyle Tevhid o beldenin insanlarına ab-ı hayat taşıdı.

 

2e-Musa’nın hicreti

Kissası Kur’an’da defalarca anlatilan hz. Musa’nin hayati bastan basa hicret. Dogar dogmaz bir sepetin icinde Firavunu’un sarayina, delikanli olunca oradan Semud kavminin diyarina, onyil sonra ailesiyle tekrar Misir’a, oradan yillarca mucadeleden sonra onune yol olan denizden gecerek Kenan diyarina, oradan Allah’in vadettigi beldeye hicret. Onun bu hicreti o gunku Misir’dan Filistiné dogru bir ozgurluk hicreti idi.

Bir de Allah’in kendisine ilim verdigi bir bilge ile yaptigi ilginc yolculugu da sayarsak, butun bir omur hicret. O gercek bi muhacirdi. Muhacirligin nasil olmasini gerektigini gosteren mukemmel bir ornek.

 

c-Peygamberimizin hicreti

Tarihe iz birakan en buyuk Hicret hz. Muhammed’in hicreti ve en buyuk muhacir de Hz. Muhammed’dir. Zira onun gocu siradan bir goc degil, etkisini yuzyillara yayilan, gunumuze ulasan ve kiyamete kadar devam edecek olan bir hicretti. Bu nedenle Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye gidisine gec etme, tasinma, kacma, iltica etme demiyoruz. Hicret diyoruz. Zira baska hic bir kelime onun bu essiz gocunu asil manasi ve kapsamiyla ifade edemez.

Peygamber (sav) Isra suresinin basinda haber verildigi gibi manevi hicreti Isra ve Mirac ile yapmisti. O buyuk hicretten once zaman ve mekan disi bir hicreti yasamisti.

 

1-Kurumsal (ıstılah) anlamıyla hicret

‘Hicret’ tarihsel bir terim olarak Peygamberimizin ve Mekkeli müslümanların milâdî 622 yılında, peygamberliğin onüçüncü yılında Mekke’den Medine’ye göç etmeleridir.

Fıkhi bir terim olarak da, küfür diyarından dini maksat ve gayelerle İslam diyarına göç etmektir.

Miladi 22 temmuz 622. Bundan kameri takvimle tam 1435 sene once. Insanlik tarihini degistirecek bir olay gerceklesti: Hicret. Son Nebi’nin Hicreti.

Bu, siradan bir goc, yer degistirme, kacis veya bir baska ulkeye iltica degildi. Sonucu, semeresi, hikmeti, ibretligi, mesaji kiyamete kadar surecek olan bir yuruyustu.

 

2-Hicretin sebebi

Alemlerin Rabbi Allah (cc) alemlere rahmet pinari olan son elci Hz. Muhammed’i herkese gonderdi. Onun derdi bu gok sofrasina daha fazla insanin oturmasi. Daha fazla aci doyurup, sahici ve kalici ozgurlugun ve guvenligin adresini gostermek. Mutluluk irmaginin Mutlak’tan dogdunu ogretmek. Gerinin hos gorunse de bos oldugunu gostermek

Su ile serabi ayiracak akletme yetenegine sahip olanlar bu Merhamet Pinarina kostular. Kana kan ictiler, gok sofrasinin basina oturdular. Ruhlarini doyurdular. Gozlerine fer, ellerine guc, dizlerine derman geldi. Cunku yureklerine ferman gedli. Yureklerine ilahi ferman gelince imanin sinirsiz bir imkan oldugunu kesfettiler. Iclerindeki zindanlari yiktilar. Vahyin insa ettigi bir tasavvurla hayati yeniden insa etmeye koyuldular.

Su ile serabi ayiracak yetinde  yoksun olanlar, bir serap ugruna bu Merhamet Pinarina cep[he aldilar. Bunun anlami yalaninin hatirina gercege niasan almak, yok icin var’i feda etmek, karanligi savunmak adina gunesi mahkum etmek demekti. Insanlarin bu suya ulasmasini engellediler. Ulasanlarin icmesine mani oldular. Icenleri tahkir ettiler, tehdit ettiler, taciz ettiler. O da olmadi iskence ettiler. O da olmadi canlarina kasdettiler. Giden kurtuldu, gitmeyenlere dunya zindan edildi.

Merhamet Pinarini acimasizca tasladilar. Suyunu kitletmeye yeltendiler. Beceremeyince bu pinarin suyunu kesmenin yolunun onu ortadan kaldirmak olduguna karar verdiler.

Her kararin ustunde bir karar vardi. O karar geldi ve “Buyuk Islam Medeniyetine”giden yuruyus basladi. Hicret iste b u surecin adidir. (M. Islamoglu, Sozun Gucu mu Gucun Sozu mu s: 2002-203)

 

3-Hicret: Nebevi direniş

Mekke şehir devletinin ve onun zalim yöneticilerinin zulmünden ve baskısından dolayı Müslümanlar daha önce iki defa da Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalmışlardı. Onlar, Mekke’de adi suç işleyen, başkalarının malına veya ırzına tecavüz eden, başkasının canına kasdeden kimseler değillerdi. Kimse onlara en kötü, en şirret, zararlı, soyguncu, haydut diyemezdi. Tam aksine onlar, Hz. Peygamberin davetine uyup müslüman olduktan sonra ahlâkları düzeliyor, kötü huyları gidiyor, önceden yaptıkları fenalıklardan iz kalmıyordu.

Onlar, ‘Lâilâhe ilallah muhammedü’r Rasûlüllah-Allah’tan başka tanrı yoktur, Hz. Muhammed O’nun elçisidir’ diyorlardı.

Mekke yöneticileri, eğer bu sıradan bir söz olsaydı seslerini çıkarmazlardı. Bu sözü söyleyen, eski inancını, ahlâkını, hayata bakışını, anlayışını, daha doğrusu atalarının ve bilhassa Mekkelilerin sömürü aracı olan şirk dinini terkediyordu.

Bu sözü söyleyen değişiyor, bambaşka bir insan oluyor, Hz. Muhammed’e uyuyor, O’nun söylediklerini hayatına uyguluyordu. Mekke oligarşisinin çizdiği sınırın dışına çıkıyor, dahası kontrol dışı kalıyordu. Böylece sorun oluyordu.

Muhammed (as)’in getirip tebliğ ettiği vahyi kabul eden mü’minler, günün birinde Mekkelilerin baskısına dayanamayıp bir iman yolculuğuna çıkmak zorunda kalmışlardı. İmanın hayat olmasına imkan tanıyan bir başka beldeye gitmeye mecbur olmuşlardı.

Bu yolculuk (hicret) sıradan bir göç değildi. Bu göç ekonomik nedenlere dayanan yer değiştirme, daha rahat yaşama elde etmeye yöneliş, ya da başka diyarların altınlarını veya başka zenginliklerinin çekici daveti de değildi.

“Hicret, hepsi de ilahi kredi olan akil, fikir, zeka, tedbir, himmet ve insani gayretin yok sayildigi ici bos bir tevekkul degildir. Ince bir hesap, detayli bir plan, uzerinde iyi calisilmis bir projedir.

Hicretin korku ile umut, havf ile reca arasinda harekettir. Hicretin Mekkesi korkudur, Medinesi umut. Umudu olmayanin eli kolu dokulur, oturdugu yerde kalakalir. Umudun oldugu yerde hicret, hicretin oldugu yerde umut var demektir.

Hicret medeniyettir. Bedeviyetten medeniyete yuruyustur. Medine medeniyetin ana rahmidir. Tohumun kabugunu catlatip filiz vermesidir. Bire bin vercek basaga durmaktir.

Hicret, ilahi sifatlar arasinda bir seyr-i suluktur, gazaptan rahmete, kahirdan lutfa, Celal’den Cemal’e ve nihayet Allah’tan Allah’a.” (M. Islamoglu, Sozun Gucu mu Gucun Sozu mu? S: 203-204)

Bu hicret aydınlığa, kurtuluşa, İslâmın nuruna, İslâmí tebliği en uzak yerlere kadar götürebilme imkanına, Allah’a hakkıyla kulluk yapma fırsatına uzanan bir yolculuktu.

Hicret, nebeví bir direniş, cihada kapı açan bir taktik, örgütleşmeye uzanan güçlü bir siyasetti.

“Hicret, kavuşmak için terketmektir.”  (M. İslamoğlu)

 

4-Muhacirler

Kur’an Peygamberimizle birlikte hicret destanıni yazan güzel insanları 5 ayette çoğul olarak ‘muhacirler’ bir ayette de muhacirat –kadın muhacirler diyerek, 9 ayette de ‘hicret ettiler’ fiil şeklinde muhacireleri işaret ederek övüyor. İki ayette de muhacir şeklinde geçiyor. 

وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي اللّهِ مِن بَعْدِ مَا ظُلِمُواْ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَأَجْرُ الآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ {41} Nahl

Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür.” (Nahl 16/41)

وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ {100}

“Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (9 Tevbe/100)

لَقَد تَّابَ الله عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِن بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِّنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ إِنَّهُ بِهِمْ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ {117} Tevbe

“Andolsun ki Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, Peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan muhacirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.” (Tevbe 9/117)

İleri geçerek hakka uymada öncülük yapanlar ile onlara uyanlar ve onların izini takip edenler, o günkü İslam toplumunun temelini meydana getirdiler.

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ آوَواْ وَّنَصَرُواْ أُولَـئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقّاً لَّهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ {74} وَالَّذِينَ آمَنُواْ مِن بَعْدُ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ مَعَكُمْ فَأُوْلَـئِكَ مِنكُمْ وَأُوْلُواْ الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ {75} Enfal

“O kimseler ki iman edip, hicret ettiler ve Allah yolunda cihada gittiler ve o kimseler ki muhacirleri barındırdılar ve yardıma koştular. İşte bunlar gerçek mü’minlerdir ve bunlara bir mağfiret var ve kerim bir rızık vardır.”

“O kimseler ki sonradan iman ettiler ve hicret edip sizinle beraber mücahede yaptılar; bunlar da sizdendir. Bir de akrabalar Allah’ın kitabında birbirlerine daha yakındır. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir.” (8 Enfal/74-75

 

الَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ اللّهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ {20} Tevbe

“İman edip, hicret etmiş ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihadda bulunmuş kimseler, Allah katında derece yönünden daha büyüktür ve işte bunlar o murada eren kurtulanlardır.” (9 Tevbe/20

 

“Şüphe yok ki, imana ermiş olanlar, zulüm ve kötülük diyarından uzaklaşanlar ve Allah yolunda cihad edenler (üstün gayret gösterenler), işte (ancak) onlar Allah’ın rahmetini umabilirler: Allah çok affedicidir, rahmet kaynağıdır.” (2 Bekara/218)

Allah yolunda hicret edenler yeryuzunde kolaylik bulurlar:

وَمَن يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللّهِ يَجِدْ فِي الأَرْضِ مُرَاغَماً كَثِيراً وَسَعَةً وَمَن يَخْرُجْ مِن بَيْتِهِ مُهَاجِراً إِلَى اللّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلى اللّهِ وَكَانَ اللّهُ غَفُوراً رَّحِيماً {100}

“Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer ve bolluk (imkan) bulur. Kim Allah ve Resulü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”  (Nisa 4/100)

 

لِلْفُقَرَاء الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَاناً وَيَنصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ {8} Haşr

“(Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.” (Haşr 59/8)

Kadın muhacirler

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَآتُوهُم مَّا أَنفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسْأَلُوا مَا أَنفَقْتُمْ وَلْيَسْأَلُوا مَا أَنفَقُوا ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ {10}

“Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları, imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikahınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.”  (Mumtehane 60/10)

 

النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفاً كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً {6} Ahzab

“Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.“ (Ahzab 34/6)

Ensar’ın da muhacirleri vardı:

Unutulmamalıdır ki, şirk'in temsil ettiği yasaklardan her uzaklaşma bir hicret, böyle bir olayı gerçekleştiren herkes de, nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun bir muhacir'dir. Nitekim Nesaî'nin rivayet ettiği bir hadiste İbn Mes'ud'un açıkça ifade ettiği gibi aslında, "Ensar içinde de muhacirler vardı; zira Medine dar-i şirk iken Akabe'ye gelerek Hz. Peygambere bey'at etmişlerdi." (Nesaî, Bey'at/13)

 

5-Hicret: Fethe giden yol

Islam tarihinde Mekke’nin fethi onemli bir olaydir. Zira Mekke Tevhidin baskenti, sehirlerin anasi (Ummu’l-kura) ve hac mekani idi. Orayi sirk isgal etmisti. Sirkin isgali tevhide ve gercek hacca engeldi. Bundan daha da onemlisi, Kabenin verdigi ruha, mesaja, suura, etkiye ve diriltici soluga engeldi.

Fetih Kabe’yi ozgurlestirdi ve gorevini yapmasinin yolunu acti.

Bu onemli fethin kapisini hicret acti. Hudeybiye bu temin etti. Asil fetih Hudeybiye’deir Kur’an’in diliyle.

إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُّبِيناً {1} لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُّسْتَقِيماً {2} وَيَنصُرَكَ اللَّهُ نَصْراً عَزِيزاً {3}

“Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir. Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder.” (Fetih 48/1-3)

Yani Mekke’nin kapilarini, o gunku musriklerin ve daha sonradan gelecek milyarlarca muslumanin yurek kapilarini o acti. Hicret bu fethe hazirligin bir asamasi, Mekkedeki davet ve cile dolu yillar, Habesistan hicreti bir asamasi, uc savas bir baska asamasi idi.

 

6-Hicretin sonuçları

İslâm, Hicret’le toplumsal planda uygulanma imkanı buldu. Hicret’le devletleşti, kendi hakimiyetini kurdu, ayrı bir güç ve taraf olarak ortaya çıktı ve Medine’den diğer insanlara rahatlıkla ulaşabilme yolları açıldı. Bir başka deyişle diğer beldelerin insanları Hicret’ten sonra İslâm nimetiyle ve onun nuruyla tanışma imkanına kavuştular.

Müslümanlar Mekke’de iken, oradaki site devletinin vatandaşları idiler. Hukuk yönünden mevcut otoriteye bağlıydılar. Putperest olan otorite sahipleri ise, ataları adına uydurdukları din ve sistemle insanlara hükmediyorlar, saltanatlarını sürdürüyorlardı. Peygamberimizin daveti ise, onların izni, kontrolu dışında bir gelişmeydi. Üstelik O’nun davet ettiği Din, onların atalarının dinini ve ona dine ait hayat anlayışını, kurulu düzeni reddediyordu. Peygambere ve O’na inananlar Mekkelilerin kontrolünden çıkıyorlardı.

Bu açıdan müslümanlar dinlerini rahatlıkla yaşıyamıyorlar, İslamí tebliği başkalarına rahatlıkla ulaştıramıyorlardı. İslâmı sosyal ve hükümleri uygulama planında topluca yaşamak mümkün değildi. Çünkü düzenin başındakiler putperestti ve onlara her konuda karışıyorlardı. Mekkeli yetkililere göre müslümanlar kendilerinin bir parçasıydı, dolaysıyla onlardan izinsiz başka dine inanıp, başka hayat şekli seçemezlerdi.

Hicretle mü’minler barınacak bir yurda kavuştular. Orada kendi hakimiyetlerini ve hukukí varlıklarını kurdular. Mekkeliler karşısında bir taraf oldular. Toplumsal bir güç haline geldikten sonra düşmanlarıyla, daha doğrusu kendilerine saldıranlara karşı savaşma iznine kavuştular. Hicret öncesi varlıkları fiilí bir varlık iken Hicret sonrası hukukí bir varlık oldular.

Hicretin altıncı yılında Mekkeliler, müslümanlarla Hudeybiye anlaşmasını yaptılar ve onları hukukí bir taraf-varlık olarak tanıdılar. Bu diplomatik zafere Kur’an ‘en büyük fetih’ demektedir. 

Rasulullah’in ve muhacirlerin bu hicretinin pek cok sonuclari olmakla birlikte burada one cikanlardan bir kac tane sirayalim

1-Mu’minlerin imanlarini yasayacak, Kur’an’i hayata aktaracak bir yer ve imkan buldular.

2-Mekke’nin vatandasligindan, baglarinda, Mekke sitedevletinin kurallarindan ve geleneklerinden kurtuldualr. Yani ozgurluge kavustular. Zira Mekke’de kaldiklari surece onlari kendi vatansadlari goren Mekke site devletin in hakimleri onlara karisma hakkini kendilerinde goruyorlardi.

3-Hicretle Yesrib Medinetu’n-nebi, kisaca Medine oldu. Bu da oranin, ahalisinin, cevresinin dinle bulusmasi demektir. Bu giderek dinin getirdigi dunya gorusu ile medenilesmeye, medeniyet kurmaya dogru bir baslangicti. Hicretle birlikte muslumanlar Vahiy medeniyetinin temellerini attilar.

4-Ilahi davet cevreye acilma imkani buldu. Mekke’de hem Peygamberin hem de sahabelerin hareket alani dardi. Peygamber sahebeleri Darul- Erkam gibi yerlerde gizli egitiyor, baski ve iskencelerin siddetinden dolayi bir kismi Habesistan’a gitti. Bazilari Peygamberi takip ediyor, ne zaman birisini Islama davet etse, arkasindan onun yalanci ve hain oldugunu soyluyorlar. Kabe’de ibadet ederken rahatsiz ediyorlardi. Ebu leheb’in onun aleyhine calismalari tipik ornektir.

5-Hicretle muslumanlara savunma savasi (kital) izni verildi. Bu da Islami daveti korumada ve onunu acmada son derece onemli bir merhale idi.

6-Hicret imani muhalefetten iktidara tasidi. Bu gocten sonra oluturulan model toplum sonraki caglara etki etti.

7-Hicretle birlikte Islami ahkam gelmeye ve uygulanmaya baslandi. Bu bir yonuyla Vahyin toplumsal hayata mudahalesi idi.

8-Hicret, mu’minleri camiye kavusturdu. Yani merkeze, birlikteliye, organizeye, toplumsal olmaya.

9-Hicret mu’minler vatn bilincini ogretti. Bir ülkenin vatan olarak değeri orada İslâmın gereklerini yapabilmekle, kutsal değerleri yaşatabilmekle ortaya çıkar. İslâmın yaşanmasına izin verilmeyen, kutsal değerlerin ayaklar altına alındığı yerler mu’min icin kuru toprak parçası olmaktan öteye geçmezler.

10-Hicretle muslumanlar yavas yavas fransizca ifade ile “le jura” olmaktan “le facto” konumuna yukseldiler.

(Jura: Doğru, düz: doğrulu, dik: haklı, âdil, insaflı: uygun, münasip: doğru, gerçek, gerçeğe uygun, durüst) De facto, sıfat olarak "fiili, fiilen yapılan, gerçekten yapılan, uluslararasi iliskilerde bir devleti fiili olarak tanıma anlamına gelmektedir.) Nitekim bu Hudeybiye anlasmasiyla gerceklesti. Bu yuzden Kur’an bu anlasmaya Apacik bir Fetih diyor. Zira bu anlasma ile o gune kadar kacak, suclu, ayrilikci, isyanci sayilan, hatta ortadan kaldirmak uzere uc defa Medine’ye kadar gelmek zorunda kaldiklari muslumanlari bir taraf, bir muhatap, bir siyasi guc olarak tanindilar. Bu da Islami davetin onunu acti.

11- وَإِن كَادُواْ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الأَرْضِ لِيُخْرِجوكَ مِنْهَا وَإِذاً لاَّ يَلْبَثُونَ خِلافَكَ إِلاَّ قَلِيلاً {76} سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا وَلاَ تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلاً {77} İsra

Isra 76.-77. Ayetler Peygamberin yurdunda zorbalikla cikarilacagini soyler. Ardindan da mucizevi bir sekilde onlarin da orada fazla kalamayacaklarini soyluyor. Hicret  sirkin Hicazda inkiraz bulacagininn mujdesidir.

12-Hicret sunnetullahin bir hatirlatmasidir. Allah’in yasasinda bir degisme olmaz. Onceki peygamberlerin bir cogu davetlerini yasymak icin yerlerinden yurtlarindan edilmislerdi. Bugun de daralan, bunalan, Islami yasamada sikinti yasayan, daveti istedigi halde yapamayana Kur’an diyor ki: “Allah’in arzi genis degil miydi; hicret etseydiniz ya.”

 

d-Hicreti günümüze taşımak

1-Fetihten sonra hicret yoktur

Mekke’nin müslümanlar tarafından H. 8. yılda fethedilmesinden sonra Mekke’den Medine’ye  bu göç (hicret) bir diní vecibe olmaktan çıktı.

Ibni Abbas’tan (ra) rivâyet edildiğine göre  dedi ki: Mekke’nin fethedildiği fetih günü Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu:

“Fetihten sonra hicret yok, lakin cihad ve niyet var.” (Buharí, Cihad/27. Müslim, İmare/85. Ebu Davûd’da şu ilave yer var. “Eğer (Allah için) seferber olunmanız emrediliyorsa, hemen seferber olun.” Ebu Davûd, Cihad/2, Hadis no: 2480)

 

2- Hicret bilinci

İslâm tarihinde ve Peygamberimizin hayatında kuşkusuz en önemli olaylardan biri de Hicret’tir. Çünkü bu olay İslâmî tebliğde ve Peygamberin cihad faaliyetlerinde bir dönüm noktasıdır. İslâm toplumunun var olmasına açılan bir kapı, bir diriliş ve güçlü bir bina olarak ortaya çıkışıdır.

İslâmın ilk günlerinden beri hicret terimi, manevi bir muhteva taşımaktadır -yani, ‘kötülük ver zulüm diyarından uzaklaşmak’ ve Allah’a yönelmek. Ve bu maneví muhteva, hem İslâmın ilk yıllarındaki tarihí ‘muhacirûn’u (göç edenler), hem de her türlü kötülüğü terk ederek ‘Allah’a hicret eden’ sonraki zamanların bütün mü’minlerini kapsar. (M. Esed, Kur’an Mesajı, 1/63)

 ‘Hicret’, imanın, Allah’a ve Rasûlüne bağlılığın, Allah yolunda fedakârlık yapmanın, dünyalıklardan yüce bir amaç uğruna vazgeçmenin, yalnızca Allah’ın rızasını seçmenin bir göstergesi; küfre ve onların azgın temsilcilerinin hükmüne boyun eğmemenin, iman uğruna her zorluğu göze almanın destansı ifadesidir.

Hicret, imkanlarin tukendigi yerden imkanlarin uretildigi yere tasinmaktir.

Hicret bittim ya rabbi diye dua edene, yettim kulum diye gelen icabettir.

Hicret elde etmek icin feda etmek, sahip olmak icin kurban etmek, bulmak icin yitirmek, almak icin verm,ek, kalkmak icin (yola) dusmek, kalmak icin gitmek, kavusmak icin terketmektir.

Hicret dusmanla sinanmak, dostu sinamaktir.

Hicret dusmanla, hem de gucunun son noktasina kadar sinanmaktir. Sevr’in tepesine, en tepesine bittim noktasina cikmaktir. Tepede gelecek yardim, eteginde de gelir diye suklum puklum oturmamaktir. Ilahi yardimin ne zaman diye gogun kapilarini sarsacak, acilmasi icin Gayur’u gayrete getirecek bir caba ve gayret sergilemektir. O yardimin en tepeye cikmadan gelmeyeceginin Allah’in sunneti oldugunu bilmektir.

Sevr’in tepesinde ciktiktan sonra, yani ‘bittim noktasina’ vardiktan sonra artik telas etmemektir.

“La havle ve la kuvvete illa billah’in sirrina ermektir.

Telas eden olursa Ucuncusu Allah olan iki kisiye kim ne yapabilir ki? “diyerek, dunyaya meydan okumaktir.

Hicret sadece dusmanla sinanmak degil, dostu da sinamaktir. Gozu donmus yeminli katillerin saldiracagi yataga kimin yatacagini sinamaktir. “Bin canimi vermeye hazirim, yeter ki onun ayagina tek diken batmasin’ diyenlerin sadakatini simnamaktir.

“Canim, anam babam sana feda olsun Ya Rasulellah’ diyenleri sinamaktir. (M. Islamoglu. Sozun Gucu mu Gucun Sozu mu, s: 203)

 

3-Günümüzde muhacirlere ensar olmak

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ آوَواْ وَّنَصَرُواْ أُولَـئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقّاً لَّهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ {74} وَالَّذِينَ آمَنُواْ مِن بَعْدُ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ مَعَكُمْ فَأُوْلَـئِكَ مِنكُمْ وَأُوْلُواْ الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ {75} Enfal

“O kimseler ki iman edip, hicret ettiler ve Allah yolunda cihada gittiler ve o kimseler ki muhacirleri barındırdılar ve yardıma koştular. İşte bunlar gerçek mü’minlerdir ve bunlara bir mağfiret var ve kerim bir rızık vardır.”

“O kimseler ki sonradan iman ettiler ve hicret edip sizinle beraber mücahede yaptılar; bunlar da sizdendir. Bir de akrabalar Allah’ın kitabında birbirlerine daha yakındır. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir.” (8 Enfal/74-75

           

وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ {22} Nur

“İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Nur 24/22) 

Gunumuzde muhacir olmak mumkun. Ensar olmak da mumkun. Yeri gelir bir yerden bir yere, bir durumdan otekine goc etmek zorunda kalirsiniz,. Yeri gelir goc etmek zorunda kalanlara maddi veya manevi yardimci olmak imkanininz olur.

Gunumuzun ensar adaylarina selam olsun.

 

4- Günümüzde muhacir olmak

Hicretin espirisi, taşıdığı mana, onun gerekliliği ve faydaları kıyamete kadar devam edecektir.

Hicret yer degistirme, hareket etme, kotuluk diyarindan uzaklasma ise; muslumanlar kendi içlerinde seyyiattan hasenata, gunahtan sevaba, kötüden iyiye, eksiklikten tekâmüle,  doğru manevi hicreti sürekli yaşamalilar.

Zaten hayat da tekamule dogru bir yolculuk (hicret) degil midir?

Hac ibadeti de bir yonuyla hicret degil mi? Kisa bir zaman mubarek beldelere goc. Orada hac mekanlari arasinda hicret,  Medine’yi ziyaret... Hepsi Allah yolunda bir hicreti hatirlatiyor.

Daha da onemlisi hac ibadeti Ibrahim’in, Hacer’in, Muhammed’in (sav) ve Muhacirlerin hicretini hatirlatir. Hacerin Safa ile Merve arasindaki kostusmasi umuda dogru bir hicret degil mi?

Bir yerde hicret varsa orada umutlar tukenmemis demektir. Umut varsa hicret de olacaktir. Sa’y ibadetinde haci adayi tipki Ibrahim gibi Allah’a dogru bir muhacirdir.

Insan bilinmezlik yurdundan dunyaya hicret eder. Buradan da obur aleme. Bu mola yeri olan dunyada da surekli hicret halindedir. Halden hale, mekandan mekana. Bu uzun yuruyus mu’min icin suyu arama yuruyusudur. Imani ve aski umutla, umudu iman ve askla arayis Su burada umudu sembolize eder. Tipki saý’dan sonra zemzeme kavusan haci gibi,

Müslümanlar İslâmı yaşama konusunda baskıya, işkenceye, dayatmaya uğradıkları zaman, Allah’ın geniş yeryüzünde İslâmı yaşayabilecekleri bir yere göç edebilirler. Bu hicretle beraber güç toplayabilir, organize olabilir, hazırlık yapabilir ve kendi aleyhlerine olan şartlara karşı mücadele edebilirler.

Hadiselerde gectigine gore gercek muhacir Allah’in haramlarindan kacandir.

Abdullah b. Hubşí el-Haşamí’den (ra) şöyle rivâyet edilmiştir: Peygamberimize; “Amellerin en faziletlisi hangisidir?” diye soruldu. Rasûlüllah (sav):

-‘Kıyamı uzun olan (namaz) dır” buyurdu.

“Sadakaların hangisi en faziletlidir” denildi. Efendimiz (sav):

-“Azalacağındn korkarak (çoğaltılması ümidi beslendiği zaman) verilendir” dedi.

“Hicretin en faziletlisi hangisidir?” diye soruldu. Peygamberimiz:

-“Allah’ın ona haram kıldıklarından kaçanın hicretidir.” buyurdu.

“Cihadın en efdali hangisidir?” denildi. Buyurdu ki:

-“Mal ve canıyla müşriklerle savaşanın cihadıdır.”

“Hangi ölüm daha hayırlıdır?” soruldu. Rasûlüllah (sav):

-“Atı öldürülüp, kendi kanı da akıtılanın ölümü ölümlerin en güzelidir” buyurdu. (Ebu Davud, Salat/hadis no: 1449)

Abdullah İbni Amr İbni Âs’dan rivayet edildiğine göre, Nebî (sav) şöyle buyurdu:
“Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” (Buhârî, Îmân/4-5, Rikâk/26. Müslim, Îmân/64-65. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd/2. Tirmizî, Kıyâmet/52, Îmân/12. Nesâî, Îmân/8, 9, 11)

Peygamberimiz "Fitne ve bozgun içinde ibadet, bana hicret etmek demektir" buyurmaktadır (Müslim, Fiten/130. Tirmizî, Fiten/31. İbn Mace, Fiten/14. Ahmed b. Hanbel, 5/25, 27)

Bu hadiste de görüldüğü gibi, Allah'a kul olmaya çalışmak hicret sevabı kazandırmaktadır. Zira hicretteki temel amaç İslam'ın yaşamasıdır. Kulluğunu diri tutmaya çalışan da İslam'ın yaşamasına çalışıyor demektir.

Belki bir çok müslümana "haramları terketmenin gerçek hicret olması", tarihi hicret olayı karşısında biraz zor anlaşılır bir değerlendirme gibi gelebilir. Ama, haramları terketmenin, memleketi, çoluk-çocuğu, herşeyi terketmek kadar zor olduğuna da herkesin hayatında şu veya bu bahanelerle ve fakat yoğun şekilde yaşayan haramlar şahittir. Günümüzde giderek artan ve ağırlığını hissettiren haramlar, onları terkedebilmenin gerçekten bir hicret, bunu yapabilen babayiğitlerin de hakiki "muhacir" olduklarını göstermiyor mu? Özellikle müesseseleşmiş haramlardan uzak kalmak kaç müslümana nasib olan bahtiyarlıktır?

Haramlardan uzak yaşayabilenlerin toplum tarafından algılanış şekli de, muhacirlerin, müşrikler tarafından değerlendirilmesine ne kadar benzemektedir?

Bu sebeple hadisimizdeki tesbit, hakikatin ta kendisidir: "Gerçek muhacir, Allah'ın nehyettiklerini terkedebilendir."

Muaz b. Cebel (r.a.)’dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kim Ramazan’ı oruç tutar, namazı kılar ve Kâbe’yi Hacc ederse –zekâtı anıp anmadığını hatırlamıyorum– Allah yolunda hicret etmiş veya doğduğu ülkede kalmış olsa da Allah, onu muhakkak bağışlayacaktır."

Muaz:

— Müslümanlara bunu bildireyim mi? dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bırak, müslümanlar çalışsınlar. Çünkü cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasındaki mesafe, gökle yeryüzü arasındaki mesafe kadardır. Cennetin en yüksek ve en uygun yeri, Firdevs’dir. Arş-ı Rahman, bunun üstündedir. Cennetin bütün nehirleri, buradan fışkırır. Allah’dan cennet istediğiniz vakit, Firdevs’i isteyin." 

Büyüğü küçüğü, silahlısı silahsızı, sıcağı ve soğuğuyla her çeşit cihad haremeki, -farklı boyutlarda da olsa- seferi yani yolculuğu gerektirir ve yurttan, yuvadan ayrılığı gündeme getirir. Bunun adı tam anlamıyla hicrettir. Çünkü hicret, şirki ve müşrikleri terk etme anlamıyla mekânda, haramları terk manasıyla da zamanda gerçekleşen kutlu bir eylemdir. “Ben müşriklerin arasında ikamete devam eden Müslümanlardan uzağım.”

“Gerçek muhacir, Allah’ın yasakladıklarından uzak duran, haramları terk edendir.” (Ebû Davûd, Vitr 11; Nesaî, Zekat 49; Bey’at 12; Dârimî, Salât 135; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 160, 191, 192, 195,224, 391; III, 412; IV, 114, 385

Bu gibi hadisler bu iki tür hicreti anlatmaktadır. O halde bu haliyle hicreti, temel niteliği tevhid çağrısı olan tebliğden ayrı görmek ve düşünmek imkânı yoktur.

Hicret bitimsiz ibadettir. Bir kacis ve siginistir. Ama nereye siginmaktir? Kufurden imana, sirkten tevhide, seytandan Rahman’a, gunahlardan sevaba, benlikten ruha, sehvetten muhabbete, bilincaltindan bilinçustune.  (M. İslamoğlu, Sözün Gücü mü Gücünn Sözü mü? S: 204) 

Günümüzün mü’mini hicreti boyle anlamalı ve bu suurla hareket etmeli.

Hicreti suslu sozlerle, etkileyici torenlerle anmak, belki duygulari costurur, yurek tellerini titretir, gozumuzu islatabilir, ama asil yapilmasi gereken sey Buyuk Hicretten ilham ve ibret alip muhacir olmanin geregini yapmaktir.

Bu dunyada bir yolcu oldugunu unutmayarak.

Kotuluklerden iyiliklere,

Hatalardan dogrulara,

Tembellikten cehde yani caliskanliga,

cimrilikten cömertliğe,

Muteekkil olmaktan mutevekkillige,

Umutsuzluktan umuda

Bozgun diye nitelenecek ruh halindan hasbunallahu ve ni’mel-vekil”e,

Boş işlerle uğraşmaktan salih amel olabilecek meşguliyetlere,

Lafu güzaflarla dolu kitaplardan Kur’an’a,

Günah islemeye uygun mekanlardan salih amel islemeye uygun mekanlara,

Nefsi habire doyurma takintisindan kalbi doyurma akilliligina

 

-Sonuç

Sözün özü: Hayat hicrettir, mü’min ise muebbet muhacir. (M. İslamoğlu, Sözün Gücü mü Gücün Sözü mü? S: 203-204)