Login Form

Istatistikler

Gebruikers
102
Artikelen
1570
Weblinks
9
Artikelen bekeken hits
566040

AİLEDE DİYALOĞ KOPUKLUĞU ve SEBEPLERi

Avrupada yaşayan müslüman ailelerin sorunlarından biri de aile bireyleri arasındaki iletişim azlığıdır. 

Çevremizde şahit oluyoruz ki gençlerle ebeveyn arasında giderek artan bir iletişimsizlik söz konusu. Aynı sorun aardeşler arasında, akrabalar arasında da mevcut.

 

Aile bağlarımız kuvvetli oluşuyla seviniyoruz ama bu bağlar gerçekten  kuvvetini koruyor mu? Aile içinde herkes yerini ve sorumluluklarını yeterince biliyor mu? Bu görevin gerektirdiği ölçüde bir iletişim var mı?

Bir genç için bir anne-baba ne ifade ediyor? Bir anne-baba için oğlan-kız çocuğu nedir? Onlarla diyaloğ nasıl kurulmalı? Ya da nasıl sürdürülmeli? Modern zamanlarda hayat anlayışı bu iletişimi nasıl etkiliyor?

Mağripli bir babayla sohbet ediyoruz. Söz çocuklardan açılıyor. Acı acı çocuklarıyla görüşemediğini anlatıyor. Niçin diye soruyorum. ‘Onlar okula ben işyerine... Akşam yemeğinde bazen buluşuyoruz. Sonra oturuyorlar televizyonun başına. O da akşamlarımızı dolduruyor. İstedikleri kanal açık olmayınca, ya da ben müdahele edince herkes çekiliyor odasına. Artık büyüdüler, söz dinletmek zor. Galiba ayrı dünyalardayız. Herkes bir anlamda kendi hayatını yaşıyor.’

Sonra ilave ediyor: ‘Başka ailelerde durumun çok farklı olduğunu zannetmiyorum.’ 

Mağripli arkadaş haklı gibi. Bu durum o kadar tabii hale gelmiş ki, bunun bir eksiklik olduğunu duymak zorlaşıyor.

Ailede gençlerle diyaloğsuzluğun elbette farklı sebepleri olabilir. Önemli gördüğüm bir kaç sebebi sıralamaya çalışayım:

 

1-Yeterli eğitimin verilmeyişi,

Yeterli eğitim derken, zamana, kişiye, inanca, şartlara uygun, gençlere  sağlam bir karakter kazandıran eğitimi kasdediyoruz. Bu eğitim hem inançtan kaynaklanmalı, hem de günümüzdeki kazanımlardan.  Güzel gelenekten ve eğitim tekniklerinden beslenmeli. Kaliteli bir eğitim alan kişilerin -kim olursa olsun- diğer insanlarla ilişkilerinin iyi olacağı açıktır.

 

2-Geleneğin etkisi,

Gelenekten kasdımız, ebeveynlerin geldikleri çevreden aldıkları kültür, anlayış ve davranışlardır. Şüphesiz Anadolu kasabalarında, köylerinde yaygın olan pek çok örf ve adet yerinde güzeldir. Ancak Avrupa eğitimi,  kültürü, inancı ve anlayışı bunlardan çok farklı.

Veliler, çocuklarına hâlâ kendi yöresinde alıştığı gibi yaklaşırsa, yerli kültürün etkisinde kalan çocuğu ile iletişim problemi yaşayacaktır. Ebeveyn-evlat uyuşmazlığı ortya çıkacaktır.

 

3-Şartların değiştiğini farketmeme,

Hemen hemen dünyanın her yerinde şartlar,alışkanlıklar, değer ölçüleri  sürekli değişiyor. Değişim olumlu da oluyor, olumsuz da. Siz bu şartlara müdahele edemiyorsunuz. Şartların, metodların, anlayışların, insana hitap eden araçların değiştiğini farkedemeyenler, çocuklara yaklaşımda hata edebilirler.

Ebeveynlere  düşen, değişen şartlara dikkat ederek çocuklara akıllıca yaklaşmak, onları kazanıcı ve islamî kimlik kazandırıcı bir eğitim anlayışı yakalayabilmektir.

 

4-Dış hayatın cazibesi,

Gençlere etki eden bu değişik şartlardan biri de evin dışındaki hayattır. Bu hayat gençler için çekici geliyor. Dışarıda nefse hoş gelen, gençlik duyularını tatmin eden, şeytanın allayıp pulladığı pek çok şey var. Ancak gençler çoğu zaman bunların bir tuzak, bir yem, hayata hazırlanma döneminde ciddi engel olduğunu anlayamıyorlar. Ya da peşlerine gittikleri kimseler bunları söylemiyorlar.

Veliler çocukları bekleyen bu gibi tehlikeleri ve tuzakları bilip ona göre tedbir alamadıkları zaman çocuklarıyla iletişim sorunu doğduğu gibi, onları kaybetme tehlikesi de yaşayabilirler.

 

5-Baskı altında tutulduğunun zannedilmesi,

Bazı ebeveynlerin baskıcı olduğunu kabul edebiliriz. Ama bütün anne-babaların baskıcı olduğunu, çocuklarına rahat hareket etme imkanı vermediklerini iddia etmek doğru değildir. Bazı gençler anne-babalarının  haklarını kıstıklarını, üzerlerinde haksız bir otorite kurduklarını düşünerek, ebeveynlerine karşı olumsuz davranabilirler. Anne-babaların kendileri lehinde aldıkları tedbirleri, uyguladıkları disiplini, koydukları kuralları baskıcı kabul edebilirler.

Onların haklı olduğu söylenemez. Gençlerin, çevrelerinde olup bitenlere iyi bakmaları gerekir. Kimlerin hangi tuzakları kurduklarını, kimlerin onların aleyhine çalıştıklarını, şeytanın ve onun emrindeki askerlerin faaaliyette olduklarını unutmamaları önemlidir.

 

6-İhtiyaçlarının karşılanmaması,

Bazı gençlerimiz ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığından şikayet edebilirler. Bu kısmen doğrudur. Özellikle ilk neslin bazılarındaki tasarruf ve anavatana yatırım düşüncesi çocukları ihmal etmeyi beraberinde getirdi. Yine kimi veliler çocklara harcama yapmada oldukça cimri davranıyorlar. Bu da gencin ruh yapısında olumsuz etki bırakmaktadır. Deki bolluğun kendi şahsında yokluğa dönüştüğüne şahit olmak, elbette çocuğun üzerinde olumlu iz bırakmaz. Anne-babasına karşı tavır alan bazı gençlerde böyle bir saplantı olabilir.

Burada da elbette dengeyi gözetmek gerekir. Gençler asıl ihtiyacın ya da öncelikli ihtiyacın ne olduğunu iyi belirlemeli. Bazen ihitiyaç zannedilen şey, israf, lüks, lüzumsuz, zenginlerin propagandası olabilir. Anne-babalar da güç nisbetinde çocuklarını, onlara lüzüumlu olan şeylerden mahrum bırakmamalı.

Anne-babayı biraz anlayışla karşılamalı. Son yıllarda gelişen ekonomik sıkıntılar zaten dar gelirle yaşayan göçmenleri zorlukla karşı karşıya getirdi.

 

7-Kendisine güvenilmediği zannı,

Çocukla ebeveynin birbirlerine güveni ne zaman sarsılır? Sanıyorum yalan söyledikleri zaman. Her iki taraf karşı tarafı aldatmaya başlayınca güven bozulur, iletişim kopukluğu başlar.

Kimileri, ailede uygulanan prensipleri tam anlamadığı için ebeveynin kendisine güvenmediği zannına kapılabilir? Ya da anne-babalar çocuklarının kendilerini aldattığını sanabilirler.

Bazen çocukların şüpheli davranışları, bazen bilerek ve bilmeyerek yapılan hatalar, bazen iyi niyeti istismar belki buna sebep olmuştur. Belki de genç kafasına göre takılmış, kimseyi takmamaıştır. Böyle bir durumda güven kalmaz.

Yine vaziyeti idare etmek anlayışı, aldatmak, gözünü boyamak için şirin pozlara bürünmek güven duygusunu öldürür.

Maalesef günümüz insanı karşı tarafı hep idare ediyor. Güler yüzlerin arkasında hangi niyetlerin saklı olduğundan insan şüphe ediyor. İşte medya, baştan başa bu anlayışı pompalıyor. Gençlerin bundan etkilenmemesi zor. Bu etki giderek hem insanlar arasında, hem aile bireyleri arasındaki iletişimi yaralıyor.

 

8-İçinde yaşanılan kültürün amansız baskısı,

Avrupa kültürü özünde baskıcı, dışlayıcı, tek tipçi, başka kültürlere karşı tahammülsüzdür. Bu kültüre sahip olanlar başka kültürlere ve o kültürlere mensup insasnlara karşı kibirliler, onlara tepeden bakarlar. Yani kendilerine ait olanları üstün, diğerlerini geri ve aşağı sayarlar. Onlara göre kendileri ve ötekileri vardır. Ötekileri farklıdır ve kendilerinden değildir. 

Öyle olunca buraya gelen yabancıların kendi kültürlerini benimsemelerini beklerler, yani asimile olmalarını. (Avrupa son yıllarda yabancılara karşı başlayan hoşgörüsüzlüğün altında biraz da bu beklenetinin gerçekleşmemesi yatmaktadır.) Eğer yabancılar otuz yıl olduğu halde hala değişmemişlerse, tedbir alma hakkını kendilerinde görürler.

Eğitimde de amaç budur. Eğer ebeveynler çocuklarını ‘eti senin kemiği benim’ diyerek okullara temamen teslim ederlerse, çatışma, iki kültür arasında bocalama, olumsuz kişilikler, ya da kimliği kaybetme kaçınılmazdır.

Şimdilerde bütün Avrupa ülkeleri bas bas bağırıyorlar: Yabancılar entegre olsunlar diye. Adınız gibi bilin ki maksat asimilasyondur. İkiyüzlüler böyle ifade ediyorlar.

11 eylül saldırıları ırkçılara istedikeleri ortamı sağladı. Yabancılara verilen haklar kısıtlanıyor, ayrımcı yasalar uygulamalar artıyor, müslümanların aleyhine yasalar çıkarılmaya çalışılıyor. Bütün bunlar da gençleri olumsuz etkiliyor.

 

9-Ebeveynin metodlarını yenilememesi,

Çocuklara yaklaşımda daha tutarlı, çocuk ve genç psikolojisine uygun, onları anlayıcı yaklaşımlar olması gerekiyor. Emredici, baskıcı, ben bilirimci eğitim metodlarının artık işe yaramadığı anlaşılmalı. Ya da ‘çocuk kısmına fazla yüz verilmemeli’ diyerek ona karşı sürekli ciddi olmak, sürekli buyurgan davranmak, onunla az konuşmak, onun görüşlerine hiç değer vermemek; çocukla olan diyaloğu azaltır.

Bu şekilde yapan anne ve babalar bu metodlarını yenilemezseler, çocuğun etkilendiği dış şartlarla başa çıkamazlar. Çocukla daha iyi iletişim kuranların, yaptığı olumsuz etkilenmeyi azaltamazlar.

Anne-babalar, çocuklara dış etkenlerden daha etkili bir eğitim vermeleri gerekir.

 

10-Gençlerin, anne-babaların kendi iyilikleri için çalıştıklarını anlayamamaları.

Bazıları çocuk yetiştirmenin kolay ve sıradan bir iş olduğunu zannederler. Dünyanın en tabii, ama en zor işlerinden biri de çocuk, (veya) insan yetiştirmektir. Anne-baba bu zor işi yapmaktadırlar.

Çocuklar müslüman anne-babaların kendi iyilikleri için çaba gösterdiklerini bilmeleri gerekir. Belki metodları yeterli değildir, belki bu işin ilmini öğrenmemişlerdir, belki baskıcı gibidirler; ama sonuçta her biri çocuklarının iyi yetişmesini isterler. Her müslüman anne-baba çocuğun bir imtihan sebebi olduğunun farkındadır. Onlar bu imtihanı kazanma gayretindedirler. Gençlerimiz anne-baba olduğu zaman bu gerçeği daha iyi farkederler. Unutmamak gerekir ki aile dışında hiç bir ortam –ne kadar iyi olursa olsun- aile kadar çocuk için iyi olamaz.

 

11-Bazılarının ebeynini gelişmemiş düşünmeleri,

Bazı gençler, anne-babaların geldiği yere, aldığı eğitime, hatta giyimine bakarak onlara küçümseyici gözle bakabilirler. Kimileri de kendi tahsilini, diplomasını, kariyerini gözünde büyüterek, onları beğenmeyebilir. (Biz anne-babasıyla sırf onlardan utandıkları için çarşıya çıkmak isteyenlerin var olduğunu duyduk.)

Böyleleri anne-babayı beğenmedikleri için de onların verdikleri eğitime alıcı olmazlar. Sözlerini dinlemezler, tavsiyelerini ve nasihatlarını kaale almazlar, istediklerini yapmazlar.

Böyle bir tutum ebeveyn ile iletişimde tehlikelidir.

Unutmamak gerekir ki tahsilli olmak, diplomalı olmak, keriyer sahibi olmak her zaman adam olmak anlamına gelmez.

 

12-Özenti, taklid, inatçılık, tehlikeyi görmeme vb.

Kimileri, kendinden önde olanlara, idol haline getirdiklerine, meşhurlara özenir, onları taklit etmeye çalışır. Özendiği kimselerin bunu hak edip etmediklerine bakmaz. Onların hangi değeri taşıdıklarını düşünmez. Ya da onları taklit etmekle ne kazanacağını hesap etmez.

Kendi büyüklerine, kendi kültürünün değerlerine dönüp bakmaz, onları öğrenmeye ihtiyaç hissetmez. Bazen de gerçekten adama benzemeyenler gibi olmaya yeltenir, kötülere özenir. Sonuç, tabii ki berbat.

Bu iş veya iletişimsizlik öyle bir noktaya ulaşır ki, anne-baba ne dese tersini yapmak ister, ya da onların dediklerinin tersini inadına yapmaktan zevk alır. Burnunun doğrultusunda gider. Bunun için de önündeki tehlikeyi göremez.

Bazen de anne-babanın yaklaşımındaki yanlışlık genci bu noktaya sürükleyebilir. Anne-baba çocuklara iyi örnekler sunabilmeli, tarihte ve günümüzde iyi örneklerle çocukları yüzleştirebilmeli.

Bu anlamda okunan nesneler, seyredilen kanallar, kullanılan bilgisayar, ilişki içinde olunan arkadaş çevresi önem kazanıyor.

 

Hüseyin K. Ece

1/7/2004

Zaandam